Bizi Takip Edin

Avrupa

Fico suikasti: Neler biliyoruz?

Yayınlanma

Dün Slovakya Başbakanı Robert Fico, ülkenin batısında bulunan Handlová kentindeki Kültür Evi’nin önünde yurttaşları ile selamlaşırken silahlı saldırıya uğradı.

Bölgede bulunan Denník N muhabiri Daniel Vražda olayı görmediğini, fakat yakınlarda olup birkaç el silah sesi duyduğunu söyledi. Vražda, daha sonra başbakanın güvenlik görevlileri tarafından yerden kaldırıldığını, bir arabaya bindirildiğini ve götürüldüğünü gördü.

Olay yerinde bulunan tanıklara göre, Fico kendisini karşılamak için orada bulunan insanlara doğru yürüdü ve bu sırada birkaç el ateş edildi. Mevcut bilgiler toplamda dört ila beş el ateş edildiğini ve ardından Fico’nun yere düştüğünü gösteriyor.

Başbakanın durumu hâlâ kritik

Ateş ettiği iddia edilen kişi olay yerinde derhal gözaltına alındı. 

Olay hakkında açıklama yapan İçişleri Bakanı Matúš Šutaj Eštok, “Fail beş el ateş etti ve başbakanın durumu hâlâ kritik. Elde ettiğimiz ilk bilgiler saldırganın açık bir siyasi motivasyonu olduğunu ve (Başbakana saldırma) kararının cumhurbaşkanlığı seçimlerinden kısa bir süre sonra alındığını gösteriyor,” dedi.

Bakan, “anayasal temsilcilerin ve bazı medya kuruluşlarının yanı sıra hem koalisyon hem de muhalefetin siyasi temsilcilerinin korunmasının önümüzdeki birkaç gün içinde güçlendirileceğini” de sözlerine ekledi.

Fico yaklaşık 3,5 saat süren büyük bir ameliyat geçirdi. Savunma Bakanı Robert Kaliňák başbakanın durumunun “çok karmaşık” olduğunu söyledi.

Dennik N’de yer alan habere göre Kaliňák, “Bu travmayla başa çıkabilecek kadar güçlü olacağına inanıyoruz,” dedi.

Başbakan Yardımcısı Tomas Taraba ise perşembe sabahı BBC’ye yaptığı açıklamada “sanırım sonunda hayatta kalacak” dedi ve başbakanın “şu anda hayati tehlike altında olmadığını” sözlerine ekledi.

Tetikçi hakkındaki çelişkili iddialar

Slovak TV kanalı JOJ 24’ün ilk haberlerinde, saldırganın DÚHA (Gökkuşağı) Edebiyat Kulübü’nün kurucularından 71 yaşındaki Juraj Cintula olduğu iddia edildi.

Cintula 2016 yılına kadar edebiyat kulübünün başkanlığını yürüttü ve üç şiir kitabı yazdı. 2016 yılına kadar Levice’deki bir alışveriş merkezinde güvenlik görevlisi olarak çalışan Cintula, görev başındayken saldırıya uğradıktan sonra işten ayrıldı.

Aynı zamanda Slovak Yazarlar Birliği üyesi olan suikatçi, bir iddiaya göre 8 sene önce “Şiddete Karşı Hareket” isimli bir siyasi parti kurmak istemişti.

Bratislava’da Macarca yayınlanan bir gazetenin portalına göre Juraj Cintula, “Rusya yanlısı paramiliter grup” Slovenskí Branci’nin (SB) sampatizanıydı. Cintula’nın 2016 yılında düzenli olarak örgütün toplantılarına katıldığı fotoğraflar servis edildi. Suikastçinin paramiliter grubun Facebook sayfasında “yazar ve yayıncı” olarak listelendiği ve bazı yazılarının yayınlandığı, Macarca sitenin iddiaları arasında.

Fakat işler burada biraz karmaşıklaşıyor. Yazılanlara göre, Cintula yazılarında mültecileri ve Slovak devletini eleştiriyor gibi görünüyor. Grubun, 1938-1945 yılları arasında Birinci Slovak Cumhuriyeti olarak adlandırılan faşist kukla devletin başkanı Jozef Tiso’nun mezarı başında üniformalı anma törenleri düzenlemesi ise ciddi bir çelişki olarak göze çarpıyor, zira SB, kendisini nazizme ve faşizme karşı bir örgüt olarak konumlandırıyor.

Új Szó haber portalı ise Markíza televizyon kanalına atıfta bulunarak, Cintula’nın gözaltına alındıktan kısa bir süre sonra, “hükümetin politikasına katılmadığı için suikastı bir aydır planladığını” söylediğini bildirdi.

Markíza’nın yayınladığı videoda zanlı, “Hükümetin politikalarına katılmıyorum. Medya neden hedef alınıyor? RTVS [Slovak devlet televizyonu] neden saldırı altında? [Yüksek Mahkeme Başkanı Ján] Mazák neden görevinden alındı?” diyor.

Fico suikast mi bekliyordu?

Öte yandan Fico bir ay önce sosyal medyada, “ilerici medyanın” kendisini ve hükümetini nasıl vuracağından bahsettiği bir video yayınladı. Video Avusturya gazetesi Der Standard tarafından sızdırıldı.

O dönemdeki siyasi mücadelenin bir parçası olan videoda başbakan, hükümet yetkililerine karşı şiddete yol açabileceğine inandığı “ilerici medyanın” metinlerini eleştiriyordu.

Fico, “Denník N. Smečko veya Aktualita tarafından bu kadar yoğun bir şekilde derinleştirilen bu hayal kırıklığının, hükümetin önde gelen siyasetçilerinden birinin suikastına kadar tırmanmasını bekliyorum ve bir milimetre bile abartmıyorum,” diyordu.

İçişleri Bakanı Eštok’un cumhurbaşkanlığı seçimlerine işaret etmiş olması da önemli. Geçen mart ve nisan aylarında, Slovakya’nın Batı yanlısı eski dışişleri bakanı Ivan Korčok ile iktidardaki Hlas partisinin lideri Peter Pellegrini cumhurbaşkanlığı için yarışmıştı. Son turdaki yarışı Pellegrini kazanmıştı. Pellegrini, başka bir NATO üyesi ülkenin Rusya tarafından saldırıya uğraması halinde, Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. Maddesi gereğince Slovak Silahlı Kuvvetlerinin bu üye ülkeye yardım için gönderilmesine karşı çıkacağını belirterek dikkatleri üzerine çekmişti.

Bazı yorumcular ise Slovakya’daki siyasi atmosferin son yıllarda özellikle sert olduğuna işaret etti. 2018 yılında araştırmacı gazeteci Ján Kuciak ve nişanlısı Martina Kušnírová’nın öldürülmesi Slovakya’nın modern tarihindeki en büyük protestolardan birine yol açmış ve o dönem de başbakan olan Fico’yu istifaya zorlamıştı.

Kuciak, üst düzey Slovak siyasetçilerle bağlantıları olan bazı işadamlarının vergi yolsuzluklarını soruşturuyordu.

Slovakya Meclis Başkan Yardımcısı ve Fico’nun partisi Smer’in Başkan Yardımcısı Lubos Blaha ise “liberal medya”yı suçlayarak, “Smer adına bugün Handlová’da yaşananları şiddetle kınıyor ve aynı zamanda geçmiş yıllarda burada yaptıklarınızdan dolayı büyük bir tiksinti duyduğumu ifade etmek istiyorum. Siz, liberal medya ve siyasi muhalefet. Robert Fico’ya karşı ne kadar nefret yaydınız,” dedi.

Fico’nun Ukrayna savaşı konusundaki tutumu Batıyı mutsuz ediyordu

Pellegrini’nin sözleri, Başbakan Fico’nun ve partisinin görüşleri ile yakın ilişkili.

Pellegrini, Slovakya’nın AB ve NATO’ya bağlı kalmasının önemli olduğunu iddia ediyor fakat tıpkı Fico gibi, Ukrayna’ya askeri yardım göndermeyi reddediyor.

Geçen ocak ayında verdiği bir demeçte Fico, komşu Ukrayna’nın ‘egemen bir ulus’ olmadığını, ABD’nin ‘mutlak kontrolü altında’ olduğunu söylemişti.

Ukrayna’ya askeri yardıma karşı olan ve Rusya’ya yönelik yaptırımlara karşı çıkan lider, Ukrayna’nın NATO’ya katılmasını istemediğini de yinelemişti.

Fico ayrıca Ukrayna’yı ‘dünyanın en yozlaşmış ülkelerinden biri’ olmakla suçlamış ve “Size gönderilen yardımın ne kadarının bir yerlerde kaybolduğunu yalnızca Tanrı bilir,” diye eklemişti.

Mevcut çatışmaya askeri bir çözüm olmadığını savunan Fico, Ukrayna’nın topraklarının bir kısmından vazgeçmek zorunda kalacağını savunmuştu.

Her iki taraf için de ‘çok acı verici’ olacak bir tür uzlaşmayı destekleyen Slovak lider, “Peki ne bekliyorlar? Rusların ayrılacağını mı? Bu gerçekçi değil,” iddiasında bulunmuştu.

Seçim zaferinden hemen sonra Kiev’e askeri yardımı kesen Fico, bununla birlikte AB zirvesinde Brüksel’in Kiev’e yardımının önüne taş koymamış ve uzlaşma sağlanmıştı.

Son olarak Fico, Slovakya’nın Kiev’e sadece insani yardım sağlayacağını ve mayın temizleme makineleri tedarik etme olasılığını da değerlendirdiğini açıklamıştı.

Başbakan, ülkesinin Ukraynalı askerlerin eğitimi konusunda Ukrayna’ya yardımcı olacağını da bildirmişti.

Fico, Macar lider Viktor Orban ile birlikte Orta Avrupa’da AB ve ABD yanlısı politikalara karşı bir ‘çıkıntı’ olarak görülüyordu.

Suikast, Avrupa’yı “şok etti”

Eylül 2023’te dördüncü kez Slovakya Başbakanlığı görevine gelen Fico, “Rusya yanlısı tutumu”nun yanı sıra, medya ve STK’lara yönelik düzenlemeleri ve hükümetinin geçirmeye çalıştığı yasalar nedeniyle Avrupa Komisyonu başta olmak üzere Batılı ülkelerin eleştirilerine maruz kalıyordu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen suikastin ardından saldırıyı kınadı ve “Bu tür şiddet eylemlerinin toplumumuzda yeri yoktur ve en değerli ortak varlığımız olan demokrasiye zarar vermektedir,” dedi.

Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel de X’te yaptığı açıklamada “haberler karşısında şoke olduğunu” söyledi ve “Hiçbir şey şiddeti ya da bu tür saldırıları haklı gösteremez. Düşüncelerim başbakan ve ailesiyle birlikte,” dedi.

Komşu Çekya’nın Batı yanlısı Başbakanı Petr Fiala olaydan kısa bir süre sonra X internet sitesinde bir açıklama yayınladı ve haberi “şok edici” olarak nitelendirdi.

Aralarında Fico’nun Macar mevkidaşı Viktor Orban’ın da bulunduğu diğer Avrupalı liderler de silahlı saldırı karşısında “şok olduklarını” ifade ederek siyasi şiddeti kınayıp Fico’ya acil şifalar dilerken, Romanya Cumhurbaşkanı Klaus Iohannis “temel AB değerlerimizi tehdit eden” bu “aşırılıkçı eylemi” kınadı.

Almanya Şansölyesi Olaf Scholz “korkakça” bir suikast girişimini kınadı ve şiddetin Avrupa siyasetinde yeri olmaması gerektiğini vurguladı.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni de “korkakça” olarak nitelendirdiği saldırı haberini öğrendiğinde “şoke olduğunu” açıkladı ve her türlü şiddeti demokrasi ve özgürlüğün temel ilkelerine yapılan saldırılar olarak kınadı.

İspanya Başbakanı ve Sosyal Demokrat Pedro Sánchez de öfkesini dile getirerek hiçbir şeyin şiddeti haklı gösteremeyeceğini söyledi.

Bulgaristan’da Cumhurbaşkanı Rumen Radev ve eski başbakan ve ülkenin en büyük partisi GERB’in lideri Boyko Borissov şiddeti şiddetle kınarken, “Rusya yanlısı” olarak lanse edilen Vazrajdane partisinin lideri Kostadin Kostadinov, Fico’yu kimin öldürmek isteyeceği sorusunu gündeme getirdi ve “Bu durumda her normal Avrupalı kendisine iki soru sormalıdır: Slovak siyasetçinin ölümünde kimin çıkarı var? Sıradaki kim olacak?” diye sordu.

Kostadinov ayrıca Fico’nun Ukrayna’ya askeri yardım sağlanmasına, Ukrayna’nın NATO’ya katılmasına ve Ukrayna’daki askeri çatışmanın tırmanmasına karşı olduğunu defalarca dile getirdiğini hatırlattı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy saldırıyı kınayarak “şiddetin hiçbir ülkede, biçimde ya da alanda norm haline gelmemesi” için çaba gösterilmesi çağrısında bulundu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise, “Slovak Cumhuriyeti Başbakanı Robert Fico’nun hayatına kast edilmesini öfkeyle öğrendim. Bu iğrenç suçun hiçbir haklı gerekçesi olamaz,” açıklamasını yaptı ve Fico’ya en içten desteklerini acil şifa dileklerini iletti.

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

Yayınlanma

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.

Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.

Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.

Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.

AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.

Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.

Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.

Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.

Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.

World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.

Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.

AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Yayınlanma

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.

Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.

Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.

Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.

Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.

Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.

Morawiecki bu hafta şunları söyledi:

“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”

Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.

Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.

Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.

PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.

Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.

Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.

En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.

Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.

Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.

Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.

Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.

Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.

Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.

PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.

Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.

PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.

Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”

Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English