Bizi Takip Edin

Asya

Küresel su krizinin aşılmasında Duşanbe Su Konferansı kritik rol oynayabilir mi?

Yayınlanma

Firdavs Jalily, Gazeteci, Duşanbe

Dünyamızdaki yaşam için sudan ve su kıtlığının üstesinden gelmek için ise birlikte çalışma becerisinden daha önemli bir şey yok. Asya’dan Güney ve Orta Asya’ya, Avrupa’dan ABD’ye ve Avustralya’dan Sahra altı Afrika’ya kadar tüm dünyada su kıtlığı yaşanırken, insanlar temiz suya erişmek için mücadele ediyorlar.

Küresel olarak yaklaşık 2.2 milyar insanın içilebilir sudan yoksun olduğu tahmin edilmektedir. Her gün 800’den fazla çocuk kirli su içmekten, yetersiz su, sanitasyon ve hijyenden kaynaklanan ishal nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu, dünyanın dört bir yanındaki farklı toplumlar arasında yaşanan bir sorundur. Gerçekten de su kıtlığının etkileri aileleri ve toplulukları etkilemekte ve onları yoksulluğa daha fazla itmektedir. Bunlar arasında kadınlar ve çocuklar, kirli sudan kaynaklanan hastalıklara karşı daha savunmasız oldukları için bu kötü koşullara en çok maruz kalanlardır.

Bu arada Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de küresel su kıtlığı dikkate alınarak suyla ilgili konularda önemli bir konferans düzenlendi. Aralarında Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) üyesi ülkelerin de bulunduğu dünya liderleri 3. Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferans için Duşanbe’de bir araya geldi. “Sürdürülebilir Kalkınma için Su” 2018-2028 teması altında düzenlenen üç günlük konferans, Birleşmiş Milletler işbirliğiyle Duşanbe Su Süreci çerçevesinde 10 yıllık bir eylem planının parçası.

Dünyada ve bölgede su sorunları

Dünya Su Günü, milyarlarca insanın güvenli suya erişimden yoksun yaşadığı ve buna bir son verilmesi gerektiği konusunda farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 22 Mart tarihinde kutlanmaktadır. Temiz suyun temel bir insan hakkı olduğuna dair yaygın bir inanış olmasına rağmen, bunun sağlanması için yeterli çalışma yapılmamaktadır. Su yaşam için kritik öneme sahiptir ve insan su olmadan sadece üç gün hayatta kalabilir, ancak yine de birçok paydaş bu değerli kaynağa büyük önem vermemekte. Suya sahip ülkeler başka bir bölgedeki su kıtlığını ele alma konusunda isteksiz görünmekte ve dünya liderleri bile bu konuyla ilgilenmemektedir. Örneğin, Duşanbe Su Konferansı su ile ilgili sorunların sona erdirilmesi için çok önemli görülmüştür, ancak bu konferansın neden küresel çapta ilgi görmediği sorusu sorulmalıdır. Bu durum, milyarlarca insanın susuz olduğu gerçeğine rağmen dünya liderlerinin bu konuda ciddi olmadıklarını göstermektedir.

BM-Su Programı’nın Dünya Su Kalkınma Raporu’na göre 2050 yılına gelindiğinde, dokuz milyar insanın 4,8 milyarı ile 5,7 milyarı her yıl en az bir ay su kıtlığı çeken bölgelerde yaşayacak ve sel riski altındaki insan sayısı bugün 1,2 milyardan 1,6 milyara yükselecek. Ayrıca kişi başına düşen tatlı su miktarının azaldığı ve son kırk yılda üçte bir oranında düştüğü bildirilmektedir.

Beş Orta Asya ülkesinde yaşayan 79 milyon kişi arasında 22 milyon kişinin güvenli suya erişimi olmadığı tahmin ediliyor. Yani, her 10 Orta Asyalıdan üçü, içmek için bir bardak temiz su bulabileceklerinden emin olmadan yaşamaktadır. Ve bu durum önlem alınmazsa çok daha kötüleşebilir.

Dünya Bankası, bölge nüfusunun 2050 yılına kadar 90-110 milyona ulaşacağını tahmin etmekte ve kitlelere temiz su sağlamak ve suyun israf edilmesini kontrol altına almak için somut bir çözüm bulmak amacıyla hızlı bir şekilde harekete geçilmesi gerektiğinin altını çizmektedir.

Bölge toplu olarak yaklaşık 127 milyar metreküp su tüketmekte ve bunun yaklaşık %80’i yani 100 milyar metreküpü tarım için kullanılmaktadır. Ancak, tarım için ortaya çıkan suyun sadece %50’si kullanılmakta, geri kalanı ise sulama sisteminin kötü durumu nedeniyle yolda kaybolmaktadır.

Neden Duşanbe seçildi?

Bol su kaynakları Tacikistan’ı bir bolluk ülkesi haline getirmektedir. Tacikistan’ın yaklaşık 947 nehri ve Karakul, İskandarkul, Sarez, Kulikalon, Bahri Tojik rezervuarı, Nurek rezervuarı ve Sari Khosor Şelalesi gibi 13.000’den fazla doğal gölü olduğu ve ülkedeki su kaynaklarının şaşırtıcı manzaralar yarattığı bilinmektedir.

Ayrıca Tacikistan, Orta Asya ülkelerindeki nehirlerin (Aral Denizi Havzası) su kaynaklarının %60’ının Tacikistan’da oluşması nedeniyle bölgesel düzeyde su sorunlarının çözümünde de önemli bir oyuncu olmuştur.

Aralık 2016’da Tacikistan Devlet Başkanı Emomali Rahmon’un girişimiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, suyla ilgili uluslararası kabul görmüş hedeflere ulaşmak amacıyla 2018-2028 dönemini “Sürdürülebilir Kalkınma için Su” Uluslararası Eylem On Yılı olarak ilan etmiştir.

Rahmon tarafından başlatılan bu süreçte Tacikistan, küresel, bölgesel ve ulusal düzeyde politika diyaloğu, ortaklık ve eylem için bir platform sağlamaya devam etmeye kararlıdır.

AB, Rusya ve Çin ile iyi ilişkilere sahip olan Tacikistan, aynı zamanda Aral Denizi’ni Kurtarma Uluslararası Fonu’nun ve bölgedeki acil sınıraşan su sorunlarının tartışılması için platform sağlayan tek kuruluş olan iki komisyonun, Devletlerarası Su Koordinasyon Komisyonu ve Devletlerarası Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu’nun kurucularından biridir.

Küresel Stratejik Araştırmalar Merkezi, Tacikistan’ın etkili su yönetişimi ve yönetimi stratejileri için büyük finansman, yatırım ve mevcut altyapının modernizasyonu, yeşil büyümeye geçiş, tüm paydaşların aktif katılımı, yeni barajların inşası, su kaynakları kapasitesinin rehabilitasyonu ve sınır aşan su anlaşmazlıklarının çözümü gibi konular üzerinde çalıştığını bildirdi.

Bu arada, su kaynakları bakımından zengin olan Tacikistan, 2032 yılına kadar elektriğinin yüzde 100’ünü hidroelektrikten üreterek sürdürülebilir enerji alanındaki lider konumunu pekiştirmeyi planlamaktadır.

Bu şekilde Tacikistan, sürdürülebilir kalkınmanın suyla ilgili amaç ve hedeflerine ulaşmanın yolunu açacaktır.

Duşanbe Su Konferansı’nın amacı nedir?

Farklı ülkelerden liderler, bakanlar, devletlerin üst düzey temsilcileri, uzmanlar, büyükelçiler, SADC üyesi devletler ve politika yapıcılar Uluslararası Eylem On Yılı Üçüncü Üst Düzey Uluslararası Konferansı’nda su sorunlarının ele alınması için acil eylem çağrısında bulundu ve Duşanbe Konferansı, Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nin suyla ilgili hedeflerine yönelik eylemin hızlandırılmasında kritik bir bileşen olarak kabul edildi.

Katılımcıları selamlayan Rahmon, iklim değişikliğinin yol açtığı su sorunları konusunda küresel işbirliği çağrısında bulundu ve uluslararası toplumu su eylemi etrafında birleştirmek için ülkesinin suyu küresel kalkınma müzakerelerinin merkezine koyma girişimlerinin altını çizdi.

Rahmon, Duşanbe Su Süreci’nin 2026 ve 2028’deki Birleşmiş Milletler Su Konferansı’na kapsamlı hazırlık için hayati bir platform sağladığını belirterek Tacikistan’ın 2037 yılına kadar “yeşil ekonomi” geliştirerek “yeşil ülke” olma yönündeki iddialı hedefini özetledi.

Konferans, beş kritik eylem alanının altını çizen bir deklarasyonla sona erdi; 1. insan sağlığı için su yönetiminin iyileştirilmesi, 2. evrensel su ve sanitasyon erişimi için politikalar oluşturulması, 3. ulusal iklim uyum planlarının hazırlanması, 4ç entegre su kaynakları yönetiminin güçlendirilmesi, 5. kamu ve özel finansmanın artırılması.

Suyun tüm SDG’lerin gerçekleştirilmesi için kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan katılımcılar, su, ekosistemler, enerji, sağlık, gıda güvenliği ve gelişmiş beslenmenin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve su ve sanitasyonun insani kalkınma için bir ön koşul olduğunun altını çizdiler.

Sonuç bildirgesine göre, kadınların ve kız çocuklarının güçlendirilmesi ile yoksulluk ve açlığın ortadan kaldırılması, birbiriyle bağlantılı olan iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kirlilik sorunlarının ele alınması için vazgeçilmezdir.

Ayrıca, konferansın 2026 Su Konferansı’na hazırlık konusunda uluslararası topluma yardımcı olacağını ve 2026 ve 2028 yıllarında Duşanbe’de yapılacak konferansların Su Eylem On Yılı ve Gündemi’ni desteklemeye devam edeceğini vurguladılar.

Katılımcıları bilgilendiren Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Başkanı Alvaro Lario, herkes için güvenli su sağlamak üzere bütüncül ve işbirliğine dayalı çözümlere duyulan ihtiyacı vurguladı. “BM-Su Başkanı olarak, SDG6’ya ilişkin süreci hızlandırmak üzere BM çapında ilk Su ve Sanitasyon Stratejisini yakında başlatacak olmaktan heyecan duyuyorum” dedi.

Buzulların erimesi büyük bir endişe kaynağı

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Tacikistan bol miktarda nehir ve doğal gölle kutsanmıştır, ancak aynı zamanda iklim değişikliği büyük tehditler oluşturmaktadır. En büyük tehditlerden biri, sıcak hava nedeniyle Tacikistan’daki buzulların erimesi ve aynı zamanda iklim değişikliğinin buz göllerinin patlamasından kaynaklanan ani sel riskini artırmasıdır.

Rahmon konuşmasında Tacikistan’daki buzulların hızla erimesinin yol açtığı riskleri ve artan tehditleri görerek çabaların artırılması gerektiğini vurguladı.

Rahmon, “Geçtiğimiz birkaç on yıl içinde, Orta Asya’nın su kaynaklarının yüzde 60’ına kadarının ana oluşum kaynağı olan ülkemizdeki 13.000 buzuldan 1.000’i tamamen eridi” dedi.

UNESCO’ya göre, bölgenin ana nehir sistemleri mevsimsel kar ve buz erimesine bağlı olduğundan, daralan kriyosfer Orta Asya için özellikle endişe vericidir. İklim değişikliğiyle birlikte buzullar bir yıldan diğerine küçülüyor. Eriyen bu buzullar başlangıçta daha büyük miktarlarda su sağlayacak, ancak hacimleri azaldıkça akış kademeli olarak düşecektir.

UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay, nehirlerin etkin kullanımı ve barışçıl yönetimi için bölgesel diyalog, işbirliği ve güvenin şart olduğunu belirterek, iklim değişikliğinden kaynaklanan ortak risklerin algılanmasına dayalı olarak su, enerji ve çevresel kaynaklara yönelik ortak ve uzun vadeli yanıtlar bulmak üzere yeni açılımlar ve fırsatlar için ortak girişimler üzerinde durdu.

Tacikistan’ın su sektörüne beşinci katılımı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından özel bir karar kabul edilerek tanındı. Bu karara göre, 2025 yılı Uluslararası Buzulların Korunması Yılı olarak ilan edildi ve 2025 yılının başından itibaren her yıl 21 Mart Uluslararası Buzullar Günü olarak kutlanacak.

Tacikistan’ın sanayileşmiş bir ülke olmadığı için toplam sera atığı miktarındaki payının önemsiz olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Rahmon, Tacikistan’ın 2025 yılını Uluslararası Buzul Koruma Yılı ilan etme girişiminin temel nedeninin de bu olduğunu söyledi.

 

Asya

Japonya, Palantir’den yararlanmayı değerlendiriyor

Yayınlanma

Japonya, Palantir’in Maven sistemi ve Anduril’in Lattice’i de dahil olmak üzere ABD yapımı yapay zeka (AI) platformlarını, ordu birimlerinin komuta ve kontrol yapısı içine entegre etmeyi değerlendiriyor.

Nikkei Asia’nın haberine göre, Japonya’nın karar alma süreci, yapay zekayı komuta yapılarına daha erken entegre eden ABD ordusuna kıyasla hâlâ daha yavaş ilerliyor.

Haberde, bu farkın iki ordu arasındaki komuta ve kontrol mekanizmalarını aksatma riski taşıdığını bildirdi.

Japon öz savunma güçleri (SDF) şu anda komuta ve kontrol sistemlerinde herhangi bir yapay zeka kullanmıyor.

Fakat Tokyo, operasyonel kararları desteklemek üzere karşı saldırılar, füze savunması ve insansız hava aracı kontrolü için ayrı platformlar içeren çeşitli sistemleri devreye almayı planlıyor.

Bu platformlara SDF’ye ait gizli bilgiler aktarılmak zorunda kalınacak; bu durum, yabancı şirketlerin erişimi ve bu şirketlerin hizmetler ile işlevler üzerinde uygulayabileceği kısıtlamalar konusunda endişeleri artırıyor.

Tokyo, daha sonra yabancı teknolojiyi yerli yapay zeka ile değiştirme imkânı bırakarak ve veri merkezleri ile diğer altyapıyı Japonya içinde kurarak bu riski sınırlamayı umuyor.

Japon modelleriyle yapay zeka egemenliği konusunda güçlü bir çaba gösterilse de, hükümet, yeteneklerin hızla artırılması için ABD sistemlerine bağımlılığı kaçınılmaz olarak görüyor.

Maven Akıllı Sistemi, şubat ayında ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasında yoğun bir şekilde kullanıldı.

Sistem, 24 saatlik bir süre içinde 3.000’den fazla hedefleme seçeneği üretti ve sınıflandırma doğruluğu yaklaşık yüzde 60 olarak gerçekleşti; buna karşılık insan analistlerin doğruluk oranı yüzde 84 idi.

IRGC, 31 Mart’ta Palantir’i, Batı Asya’daki tesislerini meşru hedefler olarak ilan ettiği 18 ABD’li teknoloji şirketi arasında saymıştı.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin, ABD’ye insansız hava aracı ihracatında denetimi sıkılaştırdı

Yayınlanma

Çin Ticaret Bakanlığı, ABD’ye yönelik insansız hava aracı, kritik bileşen ve ilgili teknolojilerin ihracatında her başvurunun ayrı ayrı inceleneceğini açıkladı. Pekin ayrıca altı kuruluşa yaptırım uygularken bir ABD şirketiyle Çin’de her türlü işlem ve işbirliğini yasakladı. Adımlar, Washington’ın Çinli şirketlere yönelik son yaptırımlarının ardından geldi.

Çin Ticaret Bakanlığı, ABD’ye yönelik insansız hava araçları, bunların kritik bileşenleri ve ilgili teknolojilerin ihracatına yönelik denetimleri sıkılaştırdığını açıkladı.

Bakanlığın açıklamasına göre, Çin’in çift kullanımlı ürünler listesinde yer alan insansız hava araçları, bunların temel parçaları ve ilgili teknolojilerin ABD’ye ihracatı, her başvuru özelinde sıkı incelemeye tabi tutulacak.

Açıklamada, “ABD’ye ihraç edilecek, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Çift Kullanımlı Ürünler Listesi’nde yer alan insansız hava araçları, bunların temel bileşenleri ve ilgili teknolojilerin ihracatı, her bir başvuru özelinde sıkı incelemeye tabi tutulacaktır” denildi.

Pekin ayrıca Applied DNA Sciences, Stratum Reservoir, Altana Technologies, Responsible Business Alliance, Verité Group ve Human Rights in China’a yaptırım uyguladığını duyurdu. Çin, bu kuruluşları ABD’nin Çinli şirketlere yönelik kısıtlamalarına destek vermekle suçladı.

Çin yönetimi, Compliance Testing LLC adlı bir başka şirketi ise ABD Federal İletişim Komisyonu’nun uyguladığı kısıtlamaları desteklemekle itham etti.

Bakanlığın açıklamasında, “Çin sınırları içinde bulunan kuruluşların ve vatandaşların bu şirketle herhangi bir işlem, işbirliği veya başka bir faaliyette bulunması yasaktır” ifadesi kullanıldı.

Financial Times’ın aktardığına göre Çin, küresel insansız hava aracı pazarında öncü konumunu koruyor. Çinli üreticiler DJI, Autel Robotics ve XAG de ABD pazarında önemli satış hacmine sahip olmayı sürdürüyor.

Habere göre Pekin’in yeni adımları, Washington’ın son dönemde uygulamaya koyduğu kısıtlamalara karşılık olarak atıldı.

ABD daha önce Çin’e yönelik yaptırımları genişletmiş ve 43 Çinli şirketin ürünlerinin ithalatını yasaklamıştı. Washington, bu şirketlerin Zorla Çalıştırmayı Önleme Yasası kapsamına girdiğini ve Sincan’da zorla çalıştırma uygulamalarıyla bağlantılı olduğunu savunuyor.

ABD makamlarının açıklamasında, “Listeye eklenen 43 yeni kuruluş arasında denetim önceliği taşıyan sektörlerde faaliyet gösteren şirketler bulunuyor. Bunlar alüminyum, hazır giyim, bakır, pamuk ile domates üretimi ve işleme sanayilerini kapsıyor” denildi.

Okumaya Devam Et

Asya

Amerikan zenginleri Yeni Zelanda’nın “altın vizelerine” hücum ediyor

Yayınlanma

Son 14 ayda 700’den fazla varlıklı yabancı, “altın vize” programı kapsamında Yeni Zelandalı olmak için başvuruda bulundu; bu rakam, önceki üç yılda 115 idi.

Başvuru sahipleri, üç yıl içinde yerel fonlara, şirketlere veya hayır kurumlarına en az 5 milyon Yeni Zelanda doları tutarında yatırım yapmak zorunda.

Ayrıca 127 kişi, tahviller gibi pasif varlıklara beş yıl boyunca 10 milyon Yeni Zelanda doları yatırılmasını gerektiren farklı bir programa başvurdu.

Bu hücum, ülkenin gayrimenkul alımları, yatırımlar ve başvuru sahiplerinin hak kazanabilmeleri için ülkede kalmaları gereken süreye ilişkin kuralları gevşetmesinin ardından başladı.

Financial Times’a (FT) göre Yeni Zelanda’da süresiz olarak yaşama, çalışma ve eğitim görme hakkı için başvuranların sayısındaki artış, ülkenin güvenliği ve uzak konumunu giderek daha çekici hale getiren jeopolitik belirsizlik dönemine denk geliyor.

Portekiz’den ABD’ye kadar dünyanın dört bir yanındaki onlarca ülke, yatırım karşılığında veya bazı durumlarda nakit ödeme karşılığında göçmenlik konusunda öncelikli muamele sunuyor.

Birçoğunun bu konudaki deneyimleri karışık. İrlanda, Malta ve Avustralya, programların yeterince ilgi görmemesi veya suistimal edilme endişeleri nedeniyle programlarını iptal etti.

Yeni Zelanda’nın durumunda ise Başbakan Christopher Luxon, bu vizelerin daha fazla yabancı yatırımı çekmesini ve ülkenin büyümesini tehlikeye atan “beyin göçü” eğilimini tersine çevirmesini umuyor.

Turistler Yeni Zelanda’yı sevip oraya taşınmayı hayal etseler de, pek çok genç iktisadi fırsat arayışıyla ülkeyi terk ediyor.

Luxon’a göre, Yeni Zelanda’daki startup’lar bu durumdan şimdiden faydalanmaya başladı:

“Dünyanın dört bir yanındaki herkes kısıtlamalarını sıkılaştırırken, biz bu kapıları açtık ve startup’larımıza gelen sermayeden büyük fayda sağladık; aynı zamanda bu startup’lara gelen bilgi ve teknik birikimden de büyük ölçüde yararlandık.”

Programın kapsamlı bir şekilde revize edildiği Nisan 2025’ten bu yana, Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’dan gelen başvuru sahipleri, her biri 5 milyon veya 10 milyon Yeni Zelanda doları tutarında olmak üzere toplam 4,8 milyar Yeni Zelanda doları (2,7 milyar ABD doları) taahhüt ettiler.

Bu rakam, bu yılın ilk çeyreğinde yapılan 14,8 milyar Yeni Zelanda doları tutarındaki yabancı yatırımla karşılaştırılabilir.

Risk sermayesi şirketi Motion Capital’in kurucu ortağı Lachlan Nixon, bunun “Silikon Vadisi’nde bir onur nişanesi” haline geldiğine dikkat çekiyor.

Verilere göre, başvuruların 277’si Amerikalılar tarafından yapılmış ve özellikle Kaliforniyalılar Yeni Zelanda pasaportuna büyük ilgi gösteriyor.

“Devasa bir sermaye akışı geliyor, fakat asıl önemli olan, şu anda Yeni Zelanda ekonomisine yatırım yapan bu kişilerin kalitesi,” diyen Nixon, yüksek büyüme potansiyeline sahip Yeni Zelanda şirketleri için yakın zamanda gerçekleştirilen 27 milyon Yeni Zelanda doları tutarındaki fon toplama işleminin yüzde 40’ını 30 “altın vize” sahibinden temin edebildiğini de sözlerine ekledi.

Luxon’a göre, bu programdan yararlananlar arasında, yönetim kuruluna Avrupa çelik sektörünün deneyimli ismi Francesc Rubiralta’yı atayan kritik mineraller şirketi Zethos da yer alıyor.

Nixon, program kapsamında destek alan diğer şirketler arasında tohum yağı proteini üreticisi Miruku ve magnezyum madenciliği şirketi Aspiring Materials’ın da bulunduğunu belirtti.

Birçok adayın tercih ettiği dağ kasabası Queenstown’da, yerli halk, Peter Thiel ve New York’taki Empire State Binası’nın sahibi olan vakfı yöneten Anthony Malkin gibi milyarderleri “tepelerdeki gizli sakinler” olarak adlandırıyor.

Çoğu, varlıklarını gizli tutmayı tercih ediyor. Thiel’in vatandaşlığı bir parlamento tartışmasında yanlışlıkla ortaya çıkmıştı. Malkin’in varlığı ise Yılbaşı gecesi attığı havai fişeklerin çimlerde yangınlara yol açmasıyla kamuoyuna duyuruldu.

Cotality’ye göre, bu kişilerin gelmesi Queenstown’u Yeni Zelanda’nın en pahalı emlak piyasası haline getirdi. Buradaki medyan fiyat 1,8 milyon Yeni Zelanda doları ve bu rakam ülke ortalamasının iki katı.

Vize programının şartları uyarınca, bu kişiler yalnızca 5 milyon Yeni Zelanda dolarından fazla değerde gayrimenkul satın alabilirler; bu hüküm, onların varlığının konut piyasasını bozmaması için tasarlanmış.

Bir emlak danışmanı, “Burada çok sayıda milyarder var. Sadece lastik çizme giyiyorlar,” diyor.

Öte yandan bu programın faydalarına ilişkin şüpheler var. Emeklilik fonu Simplicity’nin genel müdürü Sam Stubbs, insanların ülkeye “gerçek anlamda yatırım yapması” gerektiğini ve bir risk sermayesi fonundaki “cüzi bir miktar para” karşılığında özel muamele aramaması gerektiğini söyledi ve “Cennetin bir bedeli var; hepimizin ödediği bedel,” dedi.

Başvuru sahiplerinden bazıları da eleştirilerini dile getiriyor. Santa Barbara’da eşi Jim ile birlikte bir risk sermayesi fonu yöneten Courtney Andelman, geçen yıl vize başvurusunu başarıyla tamamladı ve düzenli olarak burayı ziyaret ediyor. Andelman, “Havada ve suda sihirli bir şey var. Burası gerçekten sağlıklı bir yer,” diyor.

Öte yandan Andelman, yatırımlarının daha büyük bir etki yaratabileceği Güney Adası’ndaki Nelson gibi daha küçük bir şehre yerleşmek istediğini söyledi ama orada değeri 5 milyon NZ$’dan fazla olan çok az gayrimenkul vardı.

Ayrıca Yeni Zelanda’daki kurallar gereği, ailesinin yılda 183 günden fazla süreyle ülkede kalması halinde küresel gelirlerinin tamamı üzerinden vergilendirilmesinden şikayet ediyor.

Andelman, Yeni Zelanda’yı sevdiğini ama endişelerini dile getirdiğini ve dolaylı olarak bir tehdit savurduğunu belirtti:

“Bir doların en yüksek ve en iyi şekilde nasıl kullanılacağı, kendimize sürekli sorduğumuz bir soru. Eğer Yeni Zelanda en iyi değeri sunmazsa, başka bir yere gideriz. O dolarların her biri seyyar.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English