Ortadoğu
İsrail’de sivil itaatsizlik tartışması: “İntifada arifesinde ordu parçalanmak üzere”

“Değerlendirmelerin tümü, Mart ayı sonlarında Batı Şeria’da bir isyan, şiddet ve terör saldırıları dalgasının patlak verebileceğine işaret ediyor. Böyle bir durum, kara kuvvetlerinden, hava kuvvetlerinden ve istihbarat birliklerinden on binlerce yedek askerin çağrılmasını gerektirecektir. Ancak hükümetin yargıyı ve hükümet denetimini zayıflatma girişimi devam eder ve buna yönelik protestolar yoğunlaşarak sivil itaatsizliğe dönüşürse, orduda görev almama, IDF’yi çökmekle tehdit edecek boyutlara ulaşacaktır.”
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun aşırı sağcılarla ittifak yaparak kurduğu koalisyon hükümetinin attığı adımlar Filistinlileri endişelendirdiği kadar Yahudi vatandaşlarda da kırılma yaratmış durumda. Batı Şeria’da yasadışı Yahudi yerleşimlerinin genişletilmesi ve yasalaştırılması için atılan saldırgan adımlar, hem Arap vatandaşlara hem de muhalif İsraillilere yönelik ötekileştirici dil ve merkez ve sol partilerin “demokrasiye tehdit” gördükleri yargı reformu… İsrail tarihinin en sağcı hükümeti göreve geldiğinden bu yana geçen iki ayda, ülkede temelde Filistin-İsrail sorununa odaklı politik ayrışmaya ek olarak İsrail toplumu laik-aşırı dindar ile diktatörlük- “demokrasi” temelinde bir ayrımın da eşiğinde. İsrail toplumundaki bu kutuplaşma, koalisyon ortaklarına paylaştırılan yetkiler nedeniyle yetki karmaşasının yaşandığı güvenlik birimlerinde de tartışma yaratmış durumda. İsrail basınında hemen her gün eski ya da mevcut güvenlik görevlilerinin İsrail hükümetinden duyduğu rahatsızlık dile getiriliyor.

İsrail güçleri ve yerleşimcilerin, Zatera beldesinde düzenledikleri kundaklamalarda Filistinlilere ait çok sayıda araç kullanılmaz hale geldi. Foto: Issam Rimawi / AA
“Ben-Gvir ve Smotrich saldırganları destekledi”
Batı Şeria’nın kuzeyindeki Huvvara beldesinde ise 26 Şubat’ta iki Yahudi yerleşimcinin silahlı saldırıda öldürülmesi ve aynı günün akşam saatlerinde yüzlerce Yahudi yerleşimcinin İsrail ordusunun gözetiminde Huvvara beldesine gelerek Filistinlilere karşı “toplu intikam” saldırıları düzenlemesi ülkede gerilimi iyice tırmandırdı. İsrail Kamu Yayın Kuruluşunun (KAN) haberinde, İsrail kabinesinin aşırı sağcı üyelerinden Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Nablus’a bağlı Huvvara beldesinde Filistinlilere karşı organize saldırılara girişen Yahudi yerleşimcileri desteklemekle itham edildi. Haberde, “(Adı paylaşılmayan) Üst düzey güvenlik kaynakları, bakanlardan Bezalel Smotrich ve Itamar Ben Gvir ile bunların partilerinden (Dini Siyonizm ve Yahudi Gücü) milletvekillerini, Huvvara’daki Yahudi isyancıları desteklemek ve Batı Şeria’da gerilimi daha da artırmaya çalışmakla suçladı” ifadelerine yer verildi. Huvvara’daki hadisenin “iyi organize edildiğine” işaret edilen haberde, “Yahudi gençlerin önceden hazırlanmış molotof kokteylleriyle beldeye girdikleri” vurgulandı.
Aynı bağlamda, “Israel Hayom” gazetesi de, güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, “Huvvara olaylarına karışanların siyasi düzeyde desteklendiğini” aktararak, “saldırılara karıştıkları tespit edilen ve gözaltına alınan 7 Yahudi şüpheliden 6’sının serbest bırakıldığını” yazdı.
“Teröristlerin iktidar koalisyonunda temsilcileri var”
Haaretz‘den Yossi Verter ise Huvvara’dakine benzer olayların daha önce de yaşandığını ancak bu yaşanan son olayın farklı olduğunu yazdı. Verter’e göre “artık Yahudi teröristlerin iktidar koalisyonunda temcilcileri var.” Verter, Yahudi terörünü öven iktidar milletvekilleri olduğunu bazılarının da sessiz kalarak şiddeti desteklediklerini belirtti. “Netanyahu düşerken İsrail’i de dibe batırıyor” başlıklı yazında Verter, şu çarpıcı tespitte bulundu: “İki ay önce Netanyahu ülkeyi makul mekanik bir durumda teslim aldı. O zamandan beri elli dokuz gün geçti ve ülke sadece çökmüş, hırpalanmış değil, paramparça olmuş durumda. Hayatımızın her köşesinde kaos hüküm sürüyor; şiddet, artan suç, vahim durumdaki güvenlik ve daha da kötüye giden ekonomi… Ve emin olabileceğimiz bir şey varsa, o da her şeyin çok daha kötüye gideceği ve bunun çok yakında olacağıdır.”
‘Sivil itaatsizlik çağrıları spekülasyon değil’
New York Times‘tan Thomas L. Friedman’ın kaleme aldığı “Netanyahu İsrail toplumunu parçalıyor” başlıklı makalede de Yahudi yerleşimciler ve Filistinliler arasındaki şiddetin yeni olmadığı, yeni olan durumun buradaki şiddeti kontrol altına alma görevinin İsrail tarihindeki en aşırı sağ, ultra Ortodoks ve tüm Batı Şeria’yı ilhak etmek isteyen hükümette olduğu hatırlatıldı. Öte yandan makalede, İsrail demokrasisini gerçekten parçalayabilecek yeni faktörün, Netanyahu’nun ‘yargı reformu’ adı altında İsrail Yüksek Mahkemesi’nin bağımsızlığını sona erdirme planı olduğuna dikkat çekildi: “Halkın çoğunluğunun yargının devrilmesine karşı olduğunu gösteren anketleri görmezden gelen – ve İsrail Cumhurbaşkanı ile Amerikan Başkanının bu konuda ulusal bir diyalog sağlanana kadar değişiklikleri erteleme çağrılarına rağmen – Netanyahu ve aşırılık yanlısı müttefikleri, meseleyi önümüzdeki bir kaç hafta içinde Meclis’ten geçirmek için acele ediyorlar.”
Makalede, eski MOSSAD Şefi Danny Yatom’un Kanal 13’e yaptığı yargı reformu yasasının Meclis’ten geçmesi durumunda hükümetten gelen emirlere itaatsizliğin meşru olacağına ilişkin açıklamaya atıf yapıldı. “Bu boş bir spekülasyon değil” diyen Friedman, The Times of Israel’in Askeri İstihbarat Özel Harekat Birimi’nden yaklaşık 250 subayın istifa mektubu hazırladığına ilişkin haberini de hatırlattıktan sonra şunları yazdı: “İsrail hiçbir zaman bir Filistin intifadası, bir Yahudi yerleşimci intifadası ya da bir yargı intifadası yaşamadı. Ancak bu, Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümeti göreve geldiğinden beri gün yüzüne çıkmaya başladı.”

İsrail Savunma Bakanı, Huvvara ziyareti sonrası “Bizi zor günler bekliyor” açıklaması yaptı. Foto: İsrail Savunma Bakanlığı
‘En büyük endişe: Ordunun dağılacağı korkusu’
Haaretz‘den Yossi Melman da yargı reformuna karşı sivil itaatsizlik çağrılarının İsrail ordusu üzerindeki etkilerini anlatan bir makale kaleme aldı. “Yeni bir intifada arifesinde İsrail ordusu parçalanmak üzere” başlıklı bir makalede, “İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’nin bugünlerde en büyük ve en acil endişesi, ne İran ne de herkesin yakında patlak vermesini beklediği Filistin ayaklanması. Aksine, ordunun dağılacağı korkusu” diyen Melman, nüfusun giderek artan bir bölümünün askerlik hizmetini yapmayı reddettiğini söylüyor. Melman’a göre bunun iki sebebi var: Birincisi yargı reformu ikincisi mevcut hükümetin koalisyon anlaşmalarının ultra-Ortodoksları bugün olduğu gibi sadece fiilen değil, hukuken de askerlik hizmetinden muaf tutacak hükümleri.
“Her geçen gün, Genelkurmay Başkanı, subaylar ve sahadaki komutanlar, göreve gelmeyeceklerini veya en azından bu seçeneği düşündüklerini açıklayan daha fazla yedek asker görüyor. Diğerleri, yasayı çiğnemekten kaçınmak için çağrı emirlerine uyarlarsa, arka tarafta önemsiz işler verilmesini isteyeceklerini söylüyor” diyen Melman, Halevi’yi daha da endişelendirecek gelişmenin görevdeki genç subayların sözleşmelerinin yenilenmesini reddetmesi olduğunu belirtti:
“Şu anda kaç yedek askerin hizmet vermeye isteksiz olduğu bilinmiyor. Ancak temkinli tahminlere ve hem kıdemli hem de kıdemsiz eski komutanlarıyla yapılan konuşmalara dayanarak, binlerce kişi ya tereddüt ediyor ya da göreve gelmeyi açıkça reddediyor. Sayı kesinlikle medyada bildirilenden çok daha fazla.”
‘IDF çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir’
500 eski Şin Bet (yurt içi gizli servis) ajanının yargı reformuna karşı imza toplandığını ve eski Mossad çalışanlarının da benzer bir kampanyaya hazırlandığını anlatan Melman, MOSSAD Direktörü David Barnea’nın, rütbesi departman başkanı seviyesinin altında olan mevcut çalışanların yargı reformuna karşı yapılan gösterilere katılmasına izin verdiğine dikkat çekti. Melman, basına da yansıyan IDF’nin en seçkin ve gizli birimlerinden Askeri İstihbarat’a bağlı özel harekat birimindeki 200 kadar yedek askerin yargı reformu Meclis’ten geçtiği taktirde görev yapmayı reddedeceklerine ilişkin mektuba da dikkat çekti: “Artan askerlik reddi, IDF (İsrail Savunma Kuvvetleri) için özellikle zor bir zamanda geliyor. Filistinlileri normal zamanlarda bile daha fazla huzursuzluğa sürükleme eğiliminde olan Müslümanların kutsal ayı Ramazan bir ay sonra başlayacak. İsrail’de tutuklu bulunan Filistinliler, bayram arifesinde açlık grevine başlayacaklarını açıkladı. Askeri İstihbarat ve Şin Bet değerlendirmelerinin tümü, Mart ayı sonlarında Batı Şeria’da bir isyan, şiddet ve terör saldırıları dalgasının patlak verebileceğine işaret ediyor. Bu yeni bir intifadaya yol açabilir. (…) Böyle bir durum, kara kuvvetlerinden, hava kuvvetlerinden ve istihbarat birliklerinden on binlerce yedek askerin çağrılmasını gerektirecektir. Ancak hükümetin yargıyı ve hükümet denetimini zayıflatma girişimi devam ederse ve buna yönelik protestolar yoğunlaşarak sivil itaatsizliğe dönüşürse, orduda görev almama, IDF’yi çökmekle tehdit edecek boyutlara ulaşacaktır.”
Ortadoğu
Netanyahu, bin Zayed’den gelen “7 Ekim” uyarısını görmezden gelmiş

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, BAE lideri Muhammed bin Zayed’in 7 Ekim 2023’e giden süreçte muhatabını uyardığı ama İsrailli siyasetçinin bunu görmezden geldiği iddia edildi.
İsrailli Haaretz gazetesinin araştırmasına göre, “MBZ” olarak bilinen BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed, Eylül 2023’te özellikle Batı Şeria’da yükselen gerilimi göz önüne alarak bölgede bir patlama yaşanacağını biliyordu.
Bin Zayed ile dostane ilişkiler sürdüren İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, “Savaştan önceki aylarda bu konuyu benimle sık sık konuştu. Durumun yatıştırılması gerektiği mesajını sürekli iletti. Hatta İsrail’e başbakanla görüşen özel bir elçi bile gönderdi. Emir, bölgenin patlamaya hazır olduğunu sezmiş gibiydi,” diye anlatıyor.
MBZ, Netanyahu ile de doğrudan görüşüyordu. Bu görüşmeler standart bir prosedüre göre gerçekleşiyordu: Birleşik Arap Emirlikleri büyükelçiliğinden bir temsilci, görüşmenin gizliliğini sağlayan özel bir telefon cihazıyla birlikte başbakanın ofisine geliyordu.
Öte yandan gazeteye göre bu sefer, bin Zayed’in başlattığı görüşme alışılmadık bir nitelikteydi.
2023 yılının 7 Ekim tarihinden bir buçuk hafta önce, Birleşik Arap Emirlikleri hükümdarı Abu Dabi’deki Başkanlık Sarayı’ndan Netanyahu’yu aradı ve onunla 45 dakika boyunca görüştü.
Bu görüşmede bin Zayed, Gazze’deki Hamas lideri Yahya Sinvar’ın İsrail’e karşı büyük bir operasyon planladığını söyledi.
Bin Zayed, söz konusu olayın sadece kan dökülmesine yol açmakla kalmayıp, tüm bölgenin istikrarını bozacağı ve İbrahim Anlaşmalarını zayıflatacağı endişesini dile getirdi.
Haaretz’e göre bu görüşmenin içeriğini bilen üç üst düzey yabancı kaynak var ve bu görüşmenin varlığı ilk kez ortaya çıkıyor.
Görüşmede, yıllar önce Gazze’den Abu Dabi’ye göç etmiş ve Gazze Şeridi’nde güçlü bağlarını sürdüren bin Zayed’in yakın bir Filistinli danışmanı da hazır bulunuyordu.
Danışmana göre, Birleşik Arap Emirlikleri hükümdarı Netanyahu’ya bu tehdide karşı hazırlık yapılması gerektiğini vurguladı.
Danışman şunları söyledi:
“Emir, kendi değerlendirmesine göre Sinvar’ın büyük bir olaya hazırlandığını açıkladı. Netanyahu’ya İsrail’in hazır olması gerektiğini söyledi. Aynı zamanda, gerginliğin tırmanmasını önlemek için Gazze Şeridi’ne yönelik iktisadi bir çözüm bulunmaya çalışılmasını ve Batı Şeria’da ortamı yatıştırmayı önerdi.”
Bin Zayed, Netanyahu’dan durumu ciddiye almasını istedi. Fakat başbakan, onun sürprizine rağmen nispeten sakin bir tepki gösterdi.
Netanyahu, kendi değerlendirmesine göre Hamas’ın Batı Şeria bölgesinde faaliyet göstermeyi planladığını söyledi ve İsrail’in her türlü senaryoya hazır olduğunu belirterek bin Zayed’i teskin etti.
BAE lideri, daha sonra Netanyahu ile yaptığı görüşmeyi ve CIA Direktörü William J. Burns’e ilettiği uyarıyı anlatacaktı.
Bin Zayed, Burns’e Netanyahu’ya aktarmaya çalıştığı “orada bir şey patlamak üzere” hissini paylaştı ve İsrail başbakanının bu istikrarsız bölgenin aslında Batı Şeria olduğuna inandığını söyledi.
Danışman, “Emir, Netanyahu’nun çekingen tepkisine rağmen mesajı ciddiye alıp harekete geçeceğini umuyordu,” dedi.
Ama hiçbiri, başbakanın mesajı dinleyip de savunma kurumlarının başkanlarına bilgi vermeyeceğini tahmin etmemişti: Yani Şin Bet Başkanı, Mossad Başkanı, İsrail Savunma Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı da dahil, hiçbiri MBZ’nin uyarısından haberdar değildi.
Haaretz 2023 yılının başında İsrail ile Hamas arasında yürütülen Gazze müzakerelerinin iyi gittiğini ve BAE şeyhinin uyarılarının bu zemin üzerinde yükseldiğini yazıyor.
Habere İsrail muhalefetinden de destek geldi. Eski başbakan ve B’Yachad partisi lideri Naftali Bennett, Birleşik Arap Emirlikleri lideri Muhammed bin Zayed’in, 7 Ekim öncesinde Hamas’ın planları hakkında Netanyahu’ya yaptığı uyarının gerçek olduğunu bildiğini söyledi.
103FM’e konuşan Bennett, “Size şunu söylüyorum: Bunun doğru olduğunu biliyorum,” dedi.
Bennett şöyle devam etti:
“BAE’den Muhammed bin Zayed, Netanyahu’yu Sinvar’ın bir operasyon planladığı konusunda uyarmıştı. Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Abbas Kamel de katliamdan birkaç gün önce Netanyahu’ya büyük bir operasyonun planlandığını bildirmişti. İlişkilerim hakkında kimseyle konuşmak istemiyorum. Size şunu söylüyorum: Bu gerçeğin doğru olduğunu biliyorum.”
Netanyahu’nun İsrail’i “körü körüne bu korkunç felakete sürüklediğini” ileri süren muhalif siyasetçi, “Hamas’ın bir kıymet [asset] olduğu düşüncesine o kadar derinlemesine kapılmıştı ki, açık uyarılar almasına rağmen hiçbir şey yapmadı,” diye iddia etti.
Netanyahu’nun 7 Ekim’in doğrudan sorumlusu olduğunu savunan Bennett, sadece başbakan olması nedeniyle değil, “15 yıl boyunca Hamas’ı güçlendirip hiçbir şey yapmadığı için” de sorumluluğu bulunduğunu kaydetti.
Ortadoğu
Netanyahu, Batı Şeria’daki izinsiz yerleşimci karakollarının dağıtılmasını emretti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahun Batı Şeria’daki izinsiz İsrail yerleşimci ileri karakollarının sökülmesini emretti.
Reuters’a konuşan kaynaklar, Netanyahu’nun bu emri, Filistinlilere yönelik yerleşimci şiddetine karşı sert önlem alınması yönündeki ABD baskısına yanıt olarak verdiğini belirtti.
Söküm işlemlerinin ne zaman başlayacağı ise hemen belli olmadı.
Haber, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin, yerleşimciler tarafından defalarca hedef alınan Batı Şeria’daki Turmus Ayya kasabasında Filistin kökenli Amerikalılarla bir araya gelmesinden bir gün sonra yayınlandı.
Huckabee, Filistinlilere yönelik yasa dışı Yahudi yerleşimcilerinin düzenlediği saldırıları “terör eylemleri” olarak nitelendirmişti.
İsrail yerleşimlerinin uzun süredir destekçisi olan Huckabee, son haftalarda yerleşimcilerin şiddet eylemlerini defalarca kınadı.
Ağustos ayında, Batı Şeria’nın Kusra köyünde Filistinlilere ait evleri kuşatan yerleşimcileri “İsrailli teröristler” olarak nitelendirdi ve daha sonra Filistinli Amerikalılara ait mülkleri ele geçiren yerleşimcilerin ABD’nin yaptırımlarına veya ülkeye giriş yasaklarına maruz kalabileceği uyarısında bulundu.
Huckabee, suçu kimin işlediğine bağlı olarak “farklı bir adalet standardı” olmaması gerektiğini belirterek, İsrail’i sorumluları soruşturmaya ve yargılamaya çağırdı.
İzinsiz yerleşim noktaları genellikle az sayıda yerleşimciyi barındıran prefabrik yapılardan oluşur. İsrail, bu tür yerleşim noktalarını zaman zaman söküp kaldırırken, diğerlerine geriye dönük olarak izin veriyor ve bunların devlet fonlarından yararlanmasını sağlıyor.
Son yıllarda Batı Şeria’da yerleşimcilerin şiddet eylemleri keskin bir artış gösterdi. Filistinliler ve insan hakları örgütleri, İsrail makamlarını saldırıları yeterince soruşturmamak veya faillerini adalete teslim etmemekle suçluyor.
Birleşmiş Milletler ve çoğu ülke, Batı Şeria’daki tüm İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuk kapsamında yasadışı kabul ediyor ve bu bölgeyi “işgal altındaki topraklar” olarak değerlendiriyor.
İsrail ise bu tanımlamaya itiraz ediyor ve bölgenin işgal altında değil, “ihtilaflı bir bölge” olduğunu savunuyor.
Ortadoğu
İran, Hürmüz için yeni harita açıklayacak

İran, önümüzdeki günlerde Körfez’de yeni bir kısıtlı bölge ilan edeceğini ve Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için oluşturulacak yeni denizcilik koridorunun haritalarını açıklayacağını duyurdu. Hafta sonu gemilere yönelik karşılıklı saldırılar, pazartesi günü petrol fiyatlarının yükselmesine yol açtı.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, pazar günü devlet televizyonuna verdiği röportajda, yeni kısıtlı bölgenin ABD’nin İran’a yönelik ablukasının başladığı noktadan başlayacağını ve Körfez’deki bazı alanlara kadar uzanacağını söyledi.
Plana ilişkin ayrıntılı bilgi verilmezken Rızai, yeni bölgeye giren herhangi bir geminin yaptırım listesine alınacağını belirtti.
Rızai ayrıca, tanker trafiğine büyük ölçüde kapalı olan ve küresel enerji taşımacılığı açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş güzergâhlarını ayrıntılı şekilde gösteren haritaların da yakında onaylanacağını söyledi.
Rızai, “İran ve Umman karasularında yer alan ve yönetiminde İran’ın söz sahibi olacağı yeni uluslararası koridorun haritaları üzerinde anlaşmaya varıldı. Bunların önümüzdeki günlerde imzalanması gerekiyor” dedi.
Rızai, “Hürmüz Boğazı’nın açık tutulmasını ancak onlar [Amerikalılar] İran’a yönelik sabotaj, tehdit ve saldırıları durdurduğunda taahhüt edeceğiz” diye ekledi.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının savaşı tetiklemesinin üzerinden altı ay geçerken çatışma çıkmaza girmiş görünüyor. Haziran ayında varılan ön ateşkes anlaşması çökerken, barış sürecini yeniden rayına oturtmayı amaçlayan diplomatik girişimlerde de çok az ilerleme sağlandı.
Ağustos ayının büyük bölümünde askeri faaliyetlere ara verilmesinin ardından karşılıklı saldırılar yeniden başladı. ABD Merkez Komutanlığına (CENTCOM) göre ABD güçleri, İran Devrim Muhafızları Ordusunun bölgedeki ABD savaş gemilerine düzenlediği saldırıların ardından cumartesi günü üç İran petrol tankerini vurdu. Vurulan tankerlerden biri, İran’ın başlıca petrol ihracat merkezi olan Hark Adası açıklarındaydı. İran da ABD saldırılarına bölgedeki üsleri hedef alarak yanıt verdi. ABD ordusunun çok sayıda kayıp verdiği basına yansıdı.
Tahran, bölgedeki ABD çıkarlarını vurma ve çatışma öncesinde küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki petrol akışını durdurma kapasitesini koruduğunu gösterdi.
Pazartesi günü yayımlanan deniz taşımacılığı verilerine göre, son 10 günde Hürmüz Boğazı’ndan günde ortalama 10 ticari yük gemisi geçti. Bu, mayıs ayından bu yana görülen en düşük seviye oldu. Söz konusu gelişme, petrol fiyatlarının geçen haftaki sert yükselişini sürdürmesine katkıda bulunurken Brent petrol yüzde 0,8 artışla varil başına 97 doların üzerine çıktı.
Yaptırımlar ve petrol ablukası ekonomiyi sıkıştırıyor
İran, ekonomisini ağır biçimde etkileyen ABD yaptırımlarının yol açtığı sorunlarla mücadele çabalarını artıracağını açıkladı.
Ancak Reuters’a konuşan üç üst düzey İranlı kaynak, İran’ın petrol ihracatını abluka altına alarak ve yaptırımların delinmesini engelleyerek ülke ekonomisini boğmayı amaçlayan ABD kampanyasına direnmenin giderek zorlaştığını söyledi.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, pazar günü yaptığı açıklamada ABD’nin “çok geç olmadan” oyunun kurallarının değiştiğini anlaması gerektiğini söyledi.
Kalibaf, Telegram kanalında yayımlanan konuşmasında, “Bundan böyle İran’ın çıkarlarına ve güvenliğine yönelik her saldırıya daha hızlı, daha ağır ve daha acı verici bir karşılık verilecek” dedi.
Kalibaf, askeri cephenin yanı sıra İran’ın temel mücadelesinin artık üretim ve halkın geçim koşulları alanında olduğunu söyledi.
Döviz kurundaki sert dalgalanmaları, enflasyonu, işsizliği ve piyasa yönetimini başlıca sorunlar arasında gösteren Kalibaf, İranlıların zorluklara katlanabileceğini ancak kötü yönetime veya eylemsizliğe tahammül edemeyeceğini ve hükümetten hızlı hareket etmesini beklediğini ifade etti.
İran devlet medyasının pazar günü aktardığına göre Ekonomi Bakanı Ali Medenizade, Tahran’ın ABD’nin ekonomik baskısına reformlarla karşılık vermeyi planladığını söyledi ve yaptırımların İran’ın izlediği politikayı değiştirmesine yol açacağı düşüncesini reddetti.
Medenizade, “Ekonomik baskıdan ve tecritten, finansal bağların koparılmasından söz ediyorlar ve bir ülkenin ekonomisine baskı uygulayarak o ülkenin halkının kararlarını değiştirebileceklerini düşünüyorlar” dedi.
“Bir noktayı açıklığa kavuşturmam gerekiyor: İran ekonomisini reforme etme sorumluluğu ABD Hazinesine değil, İran hükümetine ve halkına aittir” diye ekledi.
İran: Hark Adası önceki aylarda 550 kez vuruldu
İran, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC) üçüncü büyük üreticisi konumunda bulunuyor ve savaş öncesinde ham petrolünün yüzde 90’ını Hark Adası’ndaki ihracat merkezi üzerinden ihraç ediyordu. ABD’nin İran petrol ihracatına yönelik ablukasının nisan ortasında başlamasından bu yana petrol akışı kesintiye uğradı.
ABD Merkez Komutanlığı, X üzerinden yaptığı açıklamada, pazar günü itibarıyla ablukaya sıkı şekilde uyulmasını sağlamak amacıyla 92 ticari geminin rotasını değiştirdiğini, üç gemiyi devre dışı bıraktığını ve iki gemiye çıkarak denetim gerçekleştirdiğini bildirdi.
ABD Başkanı Donald Trump, 31 Ağustos’ta Hark Adası’nın “paramparça edildiğini” tasvir eden yapay zekâyla oluşturulmuş bir videonun eşlik ettiği tek cümlelik bir sosyal medya paylaşımı yaptı. İranlı yetkililer, Hark Adası’nın saldırıya uğraması halinde güçlü bir karşılık verileceğini açıkladı.
İran Petrol Bakanı Muhsin Paknejad, pazar günü devlet televizyonunda yayımlanan röportajında adanın önceki aylarda yaklaşık 550 kez vurulduğunu ancak faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi.
İran’ın Hürmüz Boğazı’na uyguladığı abluka, akaryakıt fiyatlarını yükselterek Trump’ın kamuoyu desteği üzerinde baskı oluşturuyor. Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi, Kongre’nin kontrolünün belirleneceği kasım seçimlerine hazırlanıyor.
Bununla birlikte ABD Enerji Bakanı Chris Wright, petrolün Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye devam ettiğini söyledi.
Wright, CNN’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerimiz şu anda günde ortalama 9 milyon varilin üzerinde. Boğazı bypass eden boru hatlarını da hesaba kattığımızda muhtemelen çatışma öncesindeki akışın üçte ikisine veya daha fazlasına ulaşmış durumdayız. Dolayısıyla İranlılar hâlâ sorun çıkarmaya devam ediyor ancak ABD Donanması bu mücadeleyi kazanıyor.”
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa2 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek
Rusya2 hafta önceRusya’da İHA üreticisi TulaDron’un yöneticisi Grigoryev tutuklandı












