Diplomasi
‘Trump-Putin görüşmesinden sonra, diyalog somut bir zemine taşındı’

Rusya Devlet Başkanı Putin ve ABD Başkanı Trump, 18 Mart akşamı bir saatten uzun süren bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede, Ukrayna’daki çatışmanın barışçıl çözümü, enerji altyapısına yönelik saldırıların durdurulması, esir takası ve Karadeniz’de ateşkes konuları ele alındı. İki lider, Ukrayna’da çözüm için Rus ve Amerikalı uzmanlardan oluşan iki ayrı grup kurulması konusunda anlaştı. Ayrıca, Orta Doğu’daki durum ve ikili ilişkilerin normalleştirilmesi konuları da görüşüldü.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye saatiyle 18 Mart akşamı bir saatten uzun süren bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
NBC televizyonu, haberinde görüşmenin detaylarını aktardı. Görüşmenin ardından Kremlin ve Beyaz Saray, sonuçlara ilişkin resmi açıklamalar yayımladı.
Rusya’nın açıklaması, ABD’nin açıklamasından iki kat daha uzun ve ayrıntılıydı.
Kremlin’in internet sitesinde yayınlanan açıklamaya göre, Moskova, Ukrayna’daki çatışmanın barışçıl çözümüne olan ilkesel bağlılığını ve ABD ile olası çözüm yollarının kapsamlı bir şekilde ele alınması için işbirliğine hazır olduğunu teyit etti.
Açıklamada, çatışmanın tırmanmasının önlenmesi ve siyasi-diplomatik yollarla (yani ABD tarafından önerilen 30 günlük ön ateşkes aşamasında değil) çözüme yönelik çalışmaların temel koşulunun, Kiev’e yönelik dış askeri yardımın ve istihbarat paylaşımının tamamen durdurulması gerektiği vurgulandı.
Trump’ın, Kursk oblastında kuşatılan Ukrayna askerlerinin hayatlarının bağışlanması talebine ilişkin olarak Putin, Moskova’nın insani kaygılarla hareket etmeye hazır olduğunu teyit etti.
Ukrayna ordusu askerlerinin teslim olmaları halinde, hayatlarının ve onurlu muamelenin garanti edileceğini belirtti.
Rusya Devlet Başkanı, yakın zamanda her iki taraftan 175 savaş esirinin takas edileceğini ve iyi niyet göstergesi olarak 34 ağır yaralı Ukraynalı esirin teslim edileceğini açıkladı.
Son olarak Putin, Trump’ın çatışmanın taraflarının enerji altyapılarına yönelik 30 gün boyunca saldırı düzenlememe girişimine olumlu yanıt verdi ve karşılıklı olarak bu tür saldırıları durdurma emri vermeye hazır olduğunu belirtti.
Liderler ayrıca, Ukrayna’da çözüme ulaşmak için ikili formatta çabaları sürdürme konusunda anlaştılar. Bu amaçla, Rus ve Amerikalı uzmanlardan oluşan iki ayrı grup kurulacak. ABD’nin açıklamasında, grupların yakın zamanda Orta Doğu’da çalışmaya başlayacağı belirtildi.
Kremlin’in açıklamasına göre, taraflar Orta Doğu’daki durumu ele aldı ve ikili ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik karşılıklı ilgilerini dile getirdi.
Trump ayrıca, Putin’in Rusya ve ABD’de KHL ve NHL arasında hokey maçları düzenleme fikrini destekledi.
Beyaz Saray’ın açıklamasına göre, Trump ve Putin, barışa doğru ilerlemenin “enerji ve altyapı sektörlerinde ateşkes ve Karadeniz’de deniz ateşkesinin uygulanmasına yönelik teknik görüşmelerle” başlayacağı konusunda anlaştı.
Liderler ayrıca, “gelecekteki çatışmaları önlemek için potansiyel bir işbirliği bölgesi olarak Orta Doğu’yu” görüştüler.
“ABD ve Rusya arasındaki gelişmiş ikili ilişkilerin, büyük ekonomik anlaşmalar ve barış sağlandıktan sonra jeopolitik istikrar da dahil olmak üzere önemli faydalar sağlayabileceği” konusunda mutabık kaldılar.
Görüşmenin gündeminde başka neler olması bekleniyordu?
Liderlerin görüşmesinden birkaç saat önce Bloomberg, Putin’in 30 günlük ateşkes karşılığında Ukrayna’ya silah sevkiyatının tamamen durdurulmasını talep etme niyetinde olduğunu bildirdi.
Bloomberg‘e konuşan Avrupalı bir kaynak, AB ülkelerinin yetkililerinin bu tür koşulları kabul etmeye hazır olmadığını belirtti.
Bu konuların, Beyaz Saray’ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steven Witkoff’un 14 Mart’ta Putin ile yaptığı görüşmede ele alındığı iddia edildi.
Liderlerin, Rusya’nın kontrolü altında bulunan Zaporojye Nükleer Santrali’nin olası kullanımını da görüşmeleri bekleniyordu.
17 Mart’ta Trump, Reuters muhabirinin görüşmenin konularına ilişkin sorusuna yanıt olarak “toprak” (bölgesel çözüm) ve “nükleer santraller”den söz etmişti. Ayrıca, Kiev ve Moskova ile “bazı varlıkların paylaşımı” hakkında daha önce konuştuğunu vurguladı.
Witkoff ise daha önce, “Rusların hedef aldığı” bölgeleri bildiğini söylemişti.
Witkoff, “Orada (Zaporojye Nükleer Santrali’nde) Ukrayna’ya oldukça fazla elektrik sağlayan bir nükleer reaktör var. Bununla ilgilenilmesi gerekiyor. Limanlara erişim. Karadeniz’de potansiyel bir anlaşma,” ifadelerini kullanmıştı.
Yine 17 Mart’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, müzakerelerin çatışmayı sona erdirmenin tek yolu olduğunu belirtti. Rubio’ya göre, ne Rusya ne de Ukrayna maksimalist askeri hedeflerine ulaşabilir.
Rubio, genel olarak müzakerelerin her iki taraftan da tavizler gerektirdiğini vurguladı. Fakat Rubio’ya göre, öncelikle ateşkes sağlanması gerekiyor.
Bundan önce, 11 Mart’ta Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde yapılan ABD-Ukrayna görüşmelerinin ardından Kiev, tarafların karşılıklı rızasıyla uzatılabilecek 30 günlük bir ateşkese hazır olduğunu açıklamıştı.
Amerikalılar, bu açıklamalar karşılığında, Mart ayı başında kısmen askıya alınan askeri yardım ve istihbarat sevkiyatlarını yeniden başlatma kararı aldı.
14 Mart’ta ise Putin, Rusya’nın çatışmaları durdurma önerisini kabul ettiğini, ancak bu önerinin uzun vadeli bir barışı öncelemsi gerektiğini belirtti.
Putin, ABD ve Ukrayna’nın bir aylık ateşkes ilan etme önerisi hakkında konuşurken, “Biz ‘evet’ diyoruz, ancak bazı nüanslar var,” ifadelerini kullandı.
Bu nüanslar arasında, Rus birliklerinin başarılı bir şekilde ilerlediği Kursk oblastı, ateşkes durumunda Kiev’e silah sevkiyatının ve Ukrayna’daki seferberliğin devam etmesi yer alıyordu.
Rusya lideri, çözülmesi gereken bir diğer önemli konunun, ateşkesin sürdürülmesi ve kontrolü için mekanizmaların varlığı olduğunu söyledi.
Trump: Putin ile görüşme ‘iyi ve verimli’ geçti, ateşkes süreci başladı
Görüşmeler neden önemli
Moskova merkezli Yüksek Ekonomi Okulu (VŞE) Öğretim Üyesi Dmitriy Novikov, Vedomosti gazetesine verdiği demeçte yapılan görüşmelerdeki en önemli noktanın, bakanlar ve yardımcılar düzeyine delege edilmeden, en üst düzeyde temasların sürdürülmesi olduğunu açıkladı.
Novikov’a göre bu, hem Moskova ve Washington’da Ukrayna konusunda pozisyonları yakınlaştırma hem de genel olarak ilişkileri normalleştirme yönünde siyasi iradenin korunduğunu gösteriyor.
Fakat Novikov, hem birkaç yıllık çatışma hem de mevcut durumla ilgili olarak yüksek beklentilerin olduğuna dikkat çekti.
Novikov, “Bu görüşmenin ana sonucunun, Amerikan tarafının Rus liderliğini Ukrayna’daki barış sürecinin geri döndürülemezliği ve Avrupa’ya yönelik yeni rotanın istikrarı konusunda ikna etme çabası olduğunu düşünüyorum,” dedi.
Novikov’a göre, çatışmanın “hemen şimdi” sona ermesi konusunda bir atılım beklenmemeli, ancak Washington, Ukrayna’ya silah sevkiyatı ve uzun vadeli barışçıl çözümün parametreleri konusunda net bir pozisyon sunmalı. Bu koşullar altında, bu görüşmeler ileriye doğru bir hareket olarak değerlendirilebilir.
Rusya Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Direktör Danışmanı İlya Kravçenko ise söz konusu görüşmenin Moskova ile Washington arasındaki diyaloğun tam anlamıyla yeniden başladığının bir teyidi olduğunu belirtti.
Kravçenko, Putin ile Trump arasındaki bu görüşmenin öneminin, sadece Ukrayna’nın değil, ikili ilişkilerin diğer konularının da ele alınmasıyla vurgulandığını belirtti.
Kravçenko, tarafların Ukrayna’daki çatışmanın diplomatik çözümüne yönelik kararlılığının, ABD ve Rusya’da olası anlaşmaların ayrıntılarını ele alacak uzman gruplarının kurulması açıklamasıyla ortaya konduğunu belirtti.
Bunun yanı sıra Vedomosti‘ye konuşan siyaset bilimci Malek Dudakov, neredeyse üç yıl sonra en üst düzeyde temasların olmasının her durumda olumlu bir gelişme olduğunu söyledi.
Dudakov, “Trump, Ukrayna’daki çatışmayı sona erdirmek ve ABD için daha önemli gördüğü diğer konularla ilgilenmek için acele ediyor,” diye konuştu.
Dudakov, bu konular arasında Orta Doğu’daki gelişmeler, İran ile yaşanan gerilim (Beyaz Saray açıklamasında, her iki liderin de İran’ın İsrail’i tehdit edecek bir konumda olmaması gerektiği konusunda hemfikir olduğu belirtiliyor; Kremlin açıklamasında İran’dan bahsedilmiyor) ve Çin ile olan rekabetin yer aldığını kaydetti.
Ayrıca Dudakov’a göre, Trump’ı motive eden bir diğer faktör de Amerikan toplumunun çatışmanın çözümüne vereceği olası olumlu tepki.
VŞE Avrupa ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi Müdür Yardımcısı Dmitriy Suslov da tarafların ilişkileri iyileştirme ve Ukrayna konusunda ikili formatta müzakere etme isteklerini teyit etmeleri nedeniyle görüşmeleri olumlu olarak değerlendirdi.
Suslov, Rusya’nın enerji altyapısına yönelik saldırıları 30 gün boyunca karşılıklı olarak durdurmaya ve Karadeniz’de ateşkesin uygulanmasına yönelik teknik görüşmelere başlama konusundaki istekliliğinin ciddi bir iyi niyet göstergesi olduğunu vurguladı.
Suslov, “Bu, Trump ile yapıcı etkileşime hazır olunduğunun bir göstergesi. Bu, önemli bir adım,” dedi.
Suslov ayrıca, uzman grupları kurma niyetine ilişkin açıklamaların önemini vurguladı, zira bu tür gruplar sorunlu konuların ele alınması konusunda somut çalışmalar yürütüyor.
Suslov, “Bu diyalogdan sonra, diyalog somut bir zemine taşındı,” dedi. Ancak Suslov, Kiev ve bazı Avrupa ülkelerinden kaynaklanabilecek ve müzakereleri baltalamak isteyen bazı risklerin devam ettiğini vurguladı.
Diplomasi
Singapur’da Filistin bayrağı açan Massive Attack üyelerine süresiz giriş yasağı verildi

Singapur yönetimi, 29 Temmuz’daki konserlerinde Filistin bayrağı açan ve slogan atan İngiliz müzik grubu Massive Attack üyeleri Robert Del Naja ile Grant Marshall’a ülkeye giriş ve sahne alma yasağı getirdi. Grup üyeleri, gözaltına alındıklarını, sorgulandıklarını ve pasaportlarına el konulduğunu açıklayarak karara tepki gösterdi.
İngiliz müzik grubu Massive Attack, Singapur’daki konserinde Filistin’e destek mesajları vermesinin ardından ülke makamlarının kendilerine yönelik tutumu karşısında şaşkınlığa uğradıklarını ve hayal kırıklığı yaşadıklarını açıkladı.
Grubun iki üyesi Robert Del Naja ile Grant Marshall, 29 Temmuz’daki konserde sahnede Filistin bayrağı açtı ve izleyicilerle birlikte “Özgür Filistin” sloganı attı.
Singapur polisi önce olay hakkında soruşturma başlattı, ardından Del Naja ve Marshall’ın ülkeye yeniden girişinin ve burada sahne almalarının süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.
Massive Attack, pazar günü Instagram’da yayımladığı açıklamada üyelerinin polis tarafından gözaltına alındığını, birbirlerinden ayrıldığını ve ayrı ayrı sorgulandığını bildirdi. Gruba göre bazı üyelerin otel odaları arandı ve pasaportlarına geçici olarak el konuldu. Massive Attack, yaşananları “gerçeküstü bir deneyim” olarak nitelendirerek Singapur makamlarının tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
Iconic British band Massive Attack is under police investigation in Singapore for displaying a Palestinian flag at their July 29 concert. Videos show members holding the flag on stage, prompting "Free Palestine" chants from the crowd. The band, known for their outspoken activism… pic.twitter.com/8vu7jRa3Ne
— Eye on Palestine (@EyeonPalestine) July 31, 2026
Singapur polisi, 31 Temmuz’da yayımladığı ilk açıklamada konser sırasında Filistin bayrağı açılmasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Polis ve yerel medya, soruşturmanın “lisans koşullarının ihlal edilmiş olabileceği” gerekçesiyle yürütüldüğünü bildirmişti.
Singapur yasalarına göre yabancı ülkelere ait bayrak ve diğer ulusal sembollerin izin veya muafiyet olmaksızın halka açık alanlarda sergilenmesi yasaklanıyor.
Polis sözcüsü, daha sonra BBC’ye yaptığı açıklamada Del Naja ve Marshall’ın Singapur’a yeniden girmelerine ve ülkede sahne almalarına izin verilmeyeceğini söyledi. İki müzisyene, yabancı bayrakların kamusal alanda sergilenmesini kısıtlayan ve halka açık etkinliklerde siyasi ifadeleri düzenleyen iki yasa kapsamındaki olası ihlaller nedeniyle “sert uyarı” verildi.
Massive Attack, konser başlamadan önce ve konserin sonunda salondaki izleyicilerin büyük bölümünün kendiliğinden “Özgür Filistin” sloganları attığını belirtti. Grubun açıklamasında, “Muhtemelen bu kendiliğinden ifadenin tek başına hükümetlerinin sansür yasalarını ihlal edebileceğinin farkındaydılar. Ancak bu onları caydırmadı” ifadelerine yer verildi.
Massive Attack, Singapur’un yasak kararına doğrudan değinmedi ancak “157 ülkenin tanıdığı egemen bir devletin bayrağını yalnızca havaya kaldırmanın herhangi bir yasayı ihlal edebileceğini düşünmediklerini” bildirdi. Grup üyeleri, Singapur’daki hayranlarıyla birlikte bu plansız dayanışma mesajını vermekten gurur duyduklarını söyledi. Açıklamada, izleyicilerin “Filistin halkıyla dayanışma göstermek için açıkça ahlaki bir sorumluluk hissettiği” kaydedildi.
Massive Attack’ın Instagram paylaşımı 146 bin kullanıcı tarafından beğenildi ve grubun hayranlarından çok sayıda destek mesajı aldı. Singapurlu bir Instagram kullanıcısı, “Singapur’da çoğumuz ne söylediğimize ne kadar yüksek sesle söylediğimize ve ne zaman susmanın daha güvenli olduğuna dikkat etmeyi öğrenerek büyüdük. Filistin’in yanında durduğunuz ve ahlaki tutarlılığın hâlâ sahnenin merkezinde yer alabileceğini gösterdiğiniz için teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.
Konseri izleyen Singapurlu içerik üreticisi Crystal Lim-Lange ise konunun “karmaşık” olduğunu belirtti. Lim-Lange, “Sanatçıların sahne aldıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermeleri gerektiğine inanıyorum” dedi. Bununla birlikte sanatın tarih boyunca düşüncelere meydan okuduğunu, toplumu yansıttığını ve zorlu tartışmaları tetiklediğini vurgulayan Lim-Lange, “Sanatı siyasetten ayırmaya çalışmak hiçbir zaman kolay olmadı” değerlendirmesinde bulundu.
Filistin bayrağı, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik saldırıları ve Singapur’daki kayda değer Müslüman nüfus nedeniyle ülkede hassas bir konu olarak değerlendiriliyor. Singapur yönetimi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla ilgili kitlesel açıklamalara ve sembollere karşı tutum izliyor. Çok kültürlü ülkenin yetkilileri, bu yaklaşımın etnik, dini ve toplumsal uyumun korunması için gerekli olduğunu savunuyor.
Singapur İçişleri Bakanlığı, 2023’te yayımladığı duyuruda yabancı ülkelere ait ulusal semboller de dâhil olmak üzere Filistin ve İsrail’deki gelişmelerle bağlantılı eşyaların sergilenmemesi veya giyilmemesi uyarısında bulunmuştu. Bakanlığın açıklamasında, “Devam eden İsrail-Hamas çatışması güçlü duygular uyandıran bir meseledir. Artan hassasiyetler göz önüne alındığında, çatışmayla bağlantılı unsurların kamuya açık alanlarda sergilenmemesini ve giyilmemesini tavsiye ediyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.
Singapur makamları, bu yılın başında Filistin’e destek amacıyla izinsiz yürüyüş düzenleyen bazı kişilere de para cezası verdi.
Massive Attack, Gazze savaşı dahil çeşitli konulardaki siyasi tutumunu açıkça dile getirmesiyle tanınıyor. Robert Del Naja, bu yılın başında Londra’daki bir protesto sırasında yasaklı Palestine Action örgütüne destek verdiği şüphesiyle gözaltına alınmıştı. 61 yaşındaki müzisyen, üzerinde “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazılı bir pankartla yüzlerce göstericinin katıldığı oturma eyleminde yer almıştı.
Massive Attack konseri, Filistin’le dayanışma gösterilmesi nedeniyle hukuki işlem başlatılan ilk olay niteliği taşımıyor. Gazze’deki saldırıların Ekim 2023’te başlamasından bu yana Filistin’e destek eylemleri geniş çaplı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.
ABD’de yetkililer ve üniversite yönetimleri, Gazze’yle dayanışma gösterilerine gözaltılar, uzaklaştırma kararları ve öğrencilerle öğretim üyelerine yönelik ceza davalarıyla karşılık verdi. Federal yetkililer ise Filistin yanlısı eylemleri hedef alan soruşturmalar açmak ve üniversitelere sağlanan fonları kesmekle tehdit etti.
İngiltere hükümeti, terörle mücadele yasaları ile kamu düzenine ilişkin yetkileri kullanarak bazı grupları yasakladı, gösterilere katı koşullar getirdi ve Filistin’e destek açıklamalarında bulunan binlerce protestocu, aktivist ve akademisyeni gözaltına aldı.
Fransa’da İçişleri Bakanlığının talimatları doğrultusunda Filistin yanlısı gösteriler ülke genelinde defalarca yasaklandı. Polis, toplanan grupları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı, çok sayıda kişiye para cezası verildi. Savcılıklar da eylemleri düzenleyenler ve katılımcılar hakkında ceza davaları açtı.
İsrail’in destekçilerinden Almanya’da ise eyalet makamları, yaygın Filistin yanlısı sloganları suç kapsamında değerlendirdi. Gösteriler yasaklandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı veya para cezasına çarptırıldı. Dayanışma eylemlerine katılan yabancı aktivistler hakkında sınır dışı ve diğer göçmenlik işlemleri de uygulandı.
Dünya turnesini sürdüren Massive Attack, Asya ayağının tamamlanmasının ardından gelecek hafta Avustralya’da konserler verecek.
Diplomasi
Infantino üzerindeki baskı artıyor

Avrupa ülkeleri, FIFA’nın Gianni Infantino liderliğinde bir dönemini daha destekleyen mektupları toplu olarak geri çekerek ona yönelik baskıyı artırmayı planlıyor.
Infantino’nun başkanlığı, Dünya Kupası’nın bazı bölümlerini satmaya yönelik özel sektör destekli planının çöküşünün ardından ciddi tehlike altında.
Bu plan, UEFA üye federasyonlarının gelecekteki FIFA müsabakalarını boykot etme tehdidinde bulunmasıyla büyük ölçüde suya düştü.
The Guardian’a göre ortam hâlâ gergin ve Avrupa genelinde onun görevinden bir an önce uzaklaştırılmasını isteyen yaygın bir istek var.
Şu anda çok sayıda ulusal futbol federasyonu, Infantino’nun istifasını hızlandırmak amacıyla ona verdikleri desteği resmen geri çekmeyi tartışıyor ve önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili açıklamalar yapılması bekleniyor.
Geçen haftaki krizin patlak vermesinden önce, Almanya, Romanya, Norveç, Danimarka ve İsveç hariç UEFA’nın 55 üyesinin tamamı, Mart 2027’de Infantino’nun adaylığını destekleyen mektuplar yazmıştı.
Hatta İsviçreli başkanın dördüncü dönemine başlaması ise kaçınılmaz bir gerçek olarak görülüyordu.
Eşzamanlı bir geri çekilme gündeme getirilmiş olsa da, üye federasyonların desteğini tek tek geri çekme olasılığı da bulunuyor.
Böyle bir hareket, fiilen bir güvensizlik oyu anlamına gelir ve Infantino’nun istifası yönündeki baskıyı artırır.
Örneğin İngiltere Futbol Federasyonu (FA), Gianni Infantino’nun FIFA başkanlığına yeniden seçilmesine verdiği desteği resmen geri çekecek.
FA, daha önce Infantino’ya destek vermiş olmasına rağmen, artık onun dördüncü dönem başkanlığı için destek vermediğini teyit eden bir mektubu FIFA’ya gönderecek.
FA, daha önce Infantino’nun arkasında saf tutmuştu. Infantino, kasım ayında Birleşik Krallık’ın 2035 Kadınlar Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacağını teyit edecek olağanüstü FIFA kongresine başkanlık edecek.
Cumartesi günü FA, “FIFA’nın liderlik ve yönetişim yapısının kapsamlı ve titiz bir şekilde gözden geçirilmesi” çağrısında bulunmuştu.
Bu hamle, Galler Futbol Federasyonu’nun Infantino’nun adaylığından desteğini çekmesinin ardından geldi.
Galler futbolu ve temsilcileri, Infantino’ya karşı çıkma çabalarında kilit bir rol oynadılar.
Geçen Perşembe günü üye federasyonların katıldığı bir toplantıda, UEFA başkan yardımcısı ve eski Galler milli futbolcusu Laura McAllister, Infantino’nun FFE planını rafa kaldırmaması halinde FIFA turnuvalarına Avrupa öncülüğünde bir boykot uygulanmasını savundu.
Bu, planı fiilen uygulanamaz hale getiren ortak bir mutabakata yol açtı.
Finlandiya Futbol Federasyonu, geçen hafta desteğini çeken ilk ülke olmuştu.
FIFA, mektubunu geri çekmek isteyen her ülke tarafından bilgilendirilmek zorunda. Diğer konfederasyonlardaki ülkelerle görüşmeler devam ediyor.
“FIFA Forward Enterprise” önerisinin başarısız olmasına rağmen, Asya Futbol Konfederasyonu’ndaki (AFC) bazı ülkeler hafta sonu Infantino’ya açıkça destek verdi.
Avrupa futbol camiasındaki kaynaklar, bu federasyonların Infantino’nun karşı karşıya olduğu muhalefetin boyutundan tam olarak haberdar olup olmadıklarını sorguluyor.
Cumartesi günü finansal açıdan güçlü Katar’ın Infantino’ya destek vermesinin ardından, pazar günü daha küçük Asya federasyonları olan Sri Lanka ve Kuveyt de kamuoyu önünde desteklerini açıkladı.
Fakat AFC nadiren toplu olarak oy kullanır ve Infantino’dan memnun olmayan bazı federasyonların Avrupalıların safına katılma ihtimali de bulunuyor.
FIFA’nın 211 üyesinden 200’den fazlası Infantino’ya destek mektupları sunmuştu. O dönemde görev süresinin tehlike altında görünmemesine rağmen, FIFA’nın tereddüt edenler üzerinde yoğun baskı uyguladığı anlaşılıyor.
Birçoğu, başkanlığı konusunda özel olarak endişelerini dile getirmesine rağmen onu desteklemişti.
Infantino’nun yerine geçecek bir aday belirleme çabaları hız kazanıyor. Seçim için öne sürülecek herhangi bir adayın, Avrupa dışında, özellikle Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Konfederasyonu (CONCACAF) tarafından önemli düzeyde destek alması gerekecek.
Uygun bir adayın etrafında hızla birleşmek, Infantino’yu konumunun savunulamaz olduğuna ikna etmenin anahtarı olabilir.
Infantino görevde kalmaya kararlı görünüyor ve desteğini sürdürmek için dünyanın dört bir yanındaki üye federasyonlara baskı uyguladığı düşünülüyor.
Bununla birlikte, hem Afrika Futbol Konfederasyonu hem de Güney Amerika Konfederasyonu (Conmebol) Infantino’ya tam destek veriyor.
Bu durum, UEFA üyeleri FIFA’da yeni bir liderlik arayışındayken Asya ve Kuzey Amerika’yı kritik mücadele alanları haline getiriyor.
Diplomasi
Alman Sanayi Federasyonu’nun ‘Çin Şoku 2.0’ uyarısına Çin’de yanıt: Kendi sorunlarınızı dışsallaştırmayın

Alman Sanayi Federasyonu (BDI), Çin’le ilişkilerde giderek büyüyen sorunların Alman sanayisini tüm sektörlerde ağır biçimde etkilediğini ve ülkenin bir “Çin Şoku 2.0” yaşadığını bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç yapısal sorunları dışsallaştırmanın gerçek bir çözüm sağlamayacağını ve Çin ile Almanya arasında kazan-kazan esasına dayalı işbirliğini de geliştirmeyeceğini söyledi.
Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi pazartesi günü yayımladığı haberde, BDI İcra Kurulu Başkanı Tanja Gönner’in Alman Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada, federasyonun rakip olarak Çin’le ilgili giderek artan sorunlar gördüğünü söylediğini aktardı.
Gönner, Çin’in “kritik ham maddelerde bağımlılık, önemli ölçüde düşük değerlenmiş para birimi ve devlet kaynaklı kapasite fazlası” gibi unsurlar üzerinden sanayi üzerinde büyük bir etki yarattığını ileri sürdü. Gönner’e göre bunlara, Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefi de ekleniyor.
Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü bünyesindeki Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin otomotiv ve makine gibi sektörlerdeki şirketleri, Çin’in açık pazarından, eksiksiz tedarik zincirlerinden ve nispeten düşük maliyetlerinden yararlanarak kâr elde etti,” dedi.
Jian, Çin’in sanayisini geliştirmesi ve elektrikli araçlar ile fotovoltaik gibi alanlarda rekabet gücü kazanmasının ardından Almanya dahil Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını kaydetti.
Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, “Çin, kritik ham maddeler alanında kesintisiz yatırım ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. Çin’in teknolojik avantajları ve kurallara uygun ihracat kontrolleri birer engel teşkil etmiyor. Bu konuyu abartarak Çin’e kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmesi için baskı yapmak makul değildir,” ifadelerini kullandı.
Zhou, döviz kurlarının esas olarak piyasa ve ekonomik temeller tarafından belirlendiğine işaret ederek, “para biriminin düşük değerlendiği” iddiasının daha da dayanaksız olduğunu savundu.
Zhou’ya göre Çin, “kapasite fazlası” meselesine ilişkin birçok kez açıklama yaptı ve konuyu sistematik biçimde izah eden bir beyaz kitap yayımladı: “Sözde kapasite fazlası hükümet tarafından yaratılmış değil. Belirli dönemlerde ve özel piyasa koşullarında arz ile talep arasında geçici bir dengesizlik ortaya çıkabilir. Ancak bu tür dengesizliklerle ticari engeller oluşturarak veya tehditlere başvurarak değil, bilgi paylaşımını güçlendirerek ve şeffaflığı artırarak birlikte mücadele edilmesi gerekiyor.”
BDI, 2019’un başında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasının yeniden yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Belgede, piyasa ekonomisinin “daha dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilmişti. Çin bir ortak olarak tanımlanmakla birlikte, giderek daha fazla sistemik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştı. FAZ’ın aktardığına göre Alman hükümetinin 2023 tarihli Çin Stratejisi’nde Çin, ortak, rakip ve sistemik hasım olarak tanımlandı.
Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Ancak uzmana göre Alman sanayisinin rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeni; yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmedeki düşük verimlilik gibi iç yapısal sorunlarda yatıyor.
Jian, “Bu iç yapısal sorunları dışsallaştırmak, sorunların gerçek anlamda çözülmesine yardımcı olmaz,” dedi.
FAZ’ın haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha iddialı olması gerektiğini, ancak kendisini Çin’den tamamen soyutlamaması gerektiğini söyledi.
Gönner, “Kendimizi nasıl savunabileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışmalıyız,” ifadelerini kullandı.
Bloomberg geçen hafta, Almanya’nın Çin’in tedarik zincirindeki kırılganlıkları tespit etmeye çalıştığını ve olası bir Almanya-Çin ticaret savaşında bu bilgileri baskı aracı olarak kullanmayı planladığını bildirmişti.
Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını savunduğunu iddia ederken tek taraflı ticaret araçlarına başvurmaya çalıştığını söyledi. Uzman, bunun uzun vadede yalnızca Alman sanayisinin içinin boşalmasını hızlandıracağını belirtti. Çünkü gerçekten rekabetçi şirketler, kaynakların dünya genelinde en uygun şekilde dağıtılabileceği yerleri aramaya devam edecek.
Çin’deki Alman Ticaret Odasının inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i, araştırma-geliştirme çalışmalarını Çin’de yerelleştirmelerinin son iki yıldaki gelişim hızlarını artırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’de yerelleştirilen araştırma-geliştirme faaliyetlerinin Almanya’ya kıyasla maliyetlerini azalttığını söylerken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet tasarrufu sağladığını ifade etti.
Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan esasına dayalı işbirliği üzerine kurulduğunu, iki ülke arasındaki rekabetin ise piyasa ekonomisinin olağan bir unsuru olduğunu belirtti.
Jian’a göre kilit nokta, ikili rekabeti bir tehdit olarak görmek ve sorunları daha da karmaşık hale getirecek tek taraflı, hedefe yönelik tedbirlere başvurmak yerine, rekabete akılcı ve nesnel bir tutumla yaklaşmak.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’










