Ortadoğu
Reuters: Iraklı Şii milisler silah bırakmaya hazır
Reuters’a konuşan 10 kıdemli komutan ve yetkiliye göre, Haşdi Şabi olarak bilinen Irak’taki İran’a yakın bazı milis grupları, ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle olası bir çatışmayı önlemek amacıyla ilk kez silah bırakmaya hazır.
Aralarında dört büyük milis örgütün altı yerel komutanının da bulunduğu kaynaklara göre gerilimi yatıştırmaya yönelik bu hamle, Trump’ın ocak ayında görevi devralmasından bu yana ABD’li yetkililer tarafından Irak hükümetine özel olarak yapılan uyarıların ardından gündeme geldi. ABD, Irak’taki bu grupların dağıtılmaması durumunda hava saldırılarına hedef olabileceklerini Bağdat’a iletti.
Irak hükümetine yakın Şii siyasetçi İzzet el-Şahbendar, Reuters’a yaptığı açıklamada Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ile milis liderleri arasında yapılan görüşmelerin “çok ileri düzeyde” olduğunu ve grupların ABD’nin silahsızlanma çağrısına olumlu baktığını söyledi. Şahbendar, “Bu gruplar inatçı davranmıyor. ABD saldırılarına hedef olabileceklerinin farkındalar” dedi.
Haberde Reuters’a konuşan ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen altı komutanın şu gruplardan olduğu belirtildi: Hizbullah Tugayları, Nuceba Hareketi, Seyyid el-Şüheda Tugayları ve Ensarullah el-Avfiya. En etkili örgütlerden Hizbullah Tugayları’nın bir komutanının “Trump bu savaşı daha kötü bir noktaya taşımaya hazır. Biz de bu felaketi önlemek istiyoruz” dediği öne sürüldü.
Habere göre, milis güçlerin komutanları İran Devrim Muhafızları’nın kendilerine, ABD ve İsrail’le yıkıcı bir çatışmadan kaçınmak için gerekli tüm adımları atma yetkisi verdiğini söyledi.
Irak İslami Direnişi’nin parçası olan bu örgütler yaklaşık 50 bin savaşçıya ve uzun menzilli füzelere sahip. Reuters iki güvenlik yetkilisine dayandırarak Irak İslami Direnişi’nin “İran’ın bölgesel vekil ağının temel dayanaklarından biri” olduğunu söylüyor.
Söz konusu örgütler, 7 Ekim’den sonra İsrail ve Suriye’deki ABD hedeflerine yönelik onlarca füze ve insansız hava aracı saldırısının sorumluluğunu üstlendi.
Başbakan Sudani’nin dış politika danışmanı Ferhad Alaeddin, Reuters’a yaptığı açıklamada, hükümetin tüm silahların devlet kontrolüne geçmesini hedeflediğini ve bunu “farklı ulusal aktörlerle yapıcı bir diyalog yoluyla” sağlamayı amaçladığını söyledi.
Sudani hükümetine yakın iki güvenlik yetkilisi, başbakanın, İran Devrim Muhafızları veya Kudüs Gücü’ne bağlılık bildiren tüm milislerin silahsızlandırılmasında ısrarcı olduğunu bildirdi.
Yetkililere ve komutanlara göre ocak ayının ortasından bu yana bazı gruplar hava saldırılarına maruz kalma korkusuyla karargâhlarını büyük ölçüde boşalttı ve Musul ve Anbar gibi büyük şehirlerdeki varlıklarını azalttı. Birçok komutanın da bu süre zarfında güvenlik önlemlerini artırdığı, cep telefonlarını, araçlarını ve kaldıkları yerleri daha sık değiştirdikleri belirtildi.
Adının açıklanmaması kaydıyla konuşan ABD’li bir yetkili, geçmişte milislerin ABD baskısı nedeniyle saldırılarını durdurduğu örnekler olduğunu ve herhangi bir silahsızlanmanın uzun vadeli olacağından kuşku duyduğunu belirtti.
Şahbendar, milis örgütlerin liderleriyle nihai bir anlaşmaya henüz varılmadığını ve silahsızlanma mekanizmasının hâlâ tartışıldığını belirtti. Bu kapsamda, milislerin siyasi partilere dönüştürülmesi ya da Irak ordusuna entegre edilmesi gibi seçeneklerin değerlendirildiğini söyledi.
Reuters haberde şu değerlendirmelere yer verdi:
Herhangi bir silahsızlanma sürecinin akıbeti belirsizliğini korurken, görüşmeler yine de milislerin uzun süredir devam eden Batı baskısına boyun eğmeye ilk kez hazırlandıklarına işaret ediyor.
Bu değişim, Tahran’ın onlarca yılda inşa ettiği “Direniş Ekseni” için kırılgan bir döneme denk geliyor. İran’ın bölgesel vekil güçleri, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırının ardından başlayan savaşla birlikte büyük darbe aldı. Hamas ve Lübnan’daki Hizbullah ağır İsrail saldırılarına maruz kaldı, Yemen’deki Husiler ABD hava operasyonlarıyla hedef alındı. Suriye lideri Beşar Esad’ın düşüşü de Tahran’ın nüfuzunu zayıflattı.
Irak, milislerle ilgili politikalarında hem Washington hem de Tahran’la denge kurmaya çalışıyor. Bu gruplar, 2003’te Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından İran’ın maddi ve askeri desteğiyle kuruldu ve zamanla ulusal orduyla yarışabilecek bir güce ulaştı.
İki hükümet yetkilisi ve iki güvenlik kaynağına göre ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Husilere yönelik Amerikan saldırılarının başlamasından kısa bir süre sonra 16 Mart’ta Başbakan Sudani ile yaptığı telefon görüşmesinde, milislerin müttefiklerini desteklemek amacıyla İsrail’e ve bölgedeki ABD üslerine intikam saldırıları düzenlemesini engellemesini istedi.
Irak merkezli milisler Gazze savaşının başlamasından bu yana Hamas’la dayanışma içinde İsrail’e karşı onlarca insansız hava aracı ve roket saldırısı düzenlemiş ve geçen yıl Ürdün’de Suriye sınırı yakınlarındaki bir insansız hava aracı operasyonunda üç ABD askerini öldürmüştü.
Sudani’nin eski danışmanı İbrahim es-Sumaydaî, devlet televizyonunda yaptığı açıklamada, “ABD uzun süredir bu milislerin dağıtılmasını istiyordu ama bu kez Washington ‘hayır’ yanıtını kabul etmeyebilir. Eğer gönüllü olarak uymazsak, bu bize dışarıdan ve zorla dayatılabilir” dedi.
Ortadoğu
Süveyş’teki petrol trafiğindeki toparlanma, gerçek sorunları gizliyor

Süveyş Kanalı trafiği Kızıldeniz krizi başladığından bu yana en yoğun seviyesine ulaştı ama artan tanker hareketleri, çatışmalar ve yaptırımların şekillendirdiği dengesiz bir toparlanmayı gölgeliyor.
AGBI’nin denizcilik haber kaynağı Lloyd’s List’ten aktardığına göre, ham petrol tanker tonajı Ekim ayında 2023 yılı aylık ortalamasını aştı.
Hürmüz Boğazı’ndaki saldırılardan kaçınmak için Yanbu üzerinden yön değiştiren Suudi ihracatı ile Hindistan’a giden Rus petrolü, ham petrol tanker tonajının üç yıl önce Ensarullah saldırılarının başlamasından önceki seviyelerin üzerine çıkmasına katkıda bulundu.
Lloyd’s List’in genel yayın yönetmeni Richard Meade, o ay kanal üzerinden geçen büyük ham petrol tankerlerinin yaklaşık onda dördünün yaptırım uygulanan gemiler olduğunu belirtti.
Tonaj rakamları, taşınan petrol miktarından ziyade gemilerin taşıma kapasitesini ölçer ve balastla seyreden gemileri de içerir.
Sektör kaynaklarına göre, yeniden faaliyete geçen konteyner seferleri de trafiği artırıyor. Fakat tüm gemi türlerine ait toplam tonaj, isyancıların saldırıları nedeniyle nakliye şirketlerinin rotalarını Güney Afrika’nın güneyinden geçecek şekilde değiştirmeye başlamasından önceki Ekim 2023 seviyelerinin yaklaşık üçte biri altında kaldı.
Lloyd’s List’in denizcilik istihbarat ve araştırma direktörü Bridget Diakun, brifingde “Süveyş Kanalı, Husi milislerinin Kızıldeniz’de gemilere saldırmaya başladığından bu yana en yoğun dönemini yaşıyor. Özellikle konteyner gemileri arasında bir toparlanma görüyoruz,” dedi.
Diakun, tonaj açısından tanker trafiğinin kriz öncesi seviyelerin bile üzerine çıktığını da sözlerine ekledi.
Kanal, Eylül ayındaki 1.228 ve bir yıl önceki 998 geçiş sayısından artış göstererek Ekim ayında 1.338 geçiş kaydetti.
Toplam gemi tonajı, bir önceki aya göre yüzde 18, bir önceki yıla göre ise yüzde 63 artışla 126 milyon detveyt ton seviyesine ulaştı.
Ekim ayında ham petrol tankerlerinin tonajı 47 milyon detveyt ton olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2023 yılının Ocak ile Kasım ayları arasındaki aylık ortalama 44 milyon detveyt ton ile karşılaştırıldığında daha yüksek.
Suudi Arabistan, Doğu-Batı boru hattını kullanarak ham petrolü Hürmüz Boğazı’nı atlayarak Kızıldeniz’deki Yanbu’ya yönlendiriyor.
1.200 km uzunluğundaki bu hat, o ayın başlarında meydana gelen bir drone saldırısının ardından Eylül ayında yeniden faaliyete geçti ve tanker yüklemeleri de kısa süre sonra yeniden başladı.
Suudi Arabistan’ın Yanbu’dan yaptığı ihracat, Süveyş Kanalı üzerinden kuzeye doğru ilerliyor.
Rus ham petrolü ise ters yönde, Hindistan’a doğru sevk ediliyor. Süveyş Kanalı, Rusya’nın Karadeniz ve Baltık limanlarından Güney Afrika’nın etrafından dolaşmaya kıyasla daha kısa bir rota sunuyor.
Hürmüz Boğazı ve çevresinde ticari gemilere yönelik saldırılar ise yoğunlaştı. Diakun, saldırılardaki artışın boğazdan geçen trafiği bir miktar yavaşlattığını ama tanker seferlerini durdurmadığını belirtti.
Lloyd’s List Intelligence’a göre, İran ile bağlantısı olmayan gemilerin boğazdan geçiş sayısı, 19-25 Ekim haftasında önceki haftaki 122’den 110’a düştü. Eylül ayındaki haftalık ortalama ise 115 idi.
Daha önce yaptırım uygulanan ticarete dahil olmuş 50’den fazla yaptırım dışı tanker ve gaz gemisi, Körfez’den kurallara uygun yük taşımaya yönelerek, bölgeden uzak duran ana akım gemi sahipleri ve işletmecilerinin bıraktığı boşluğu doldurdu.
Diakun, “Bu aslında normal bir durum değil. Bunun nedeni jeopolitik aksaklıklar,” dedi.
Meade, yaptırım uygulanan tankerlerin çoğunlukla Aframax ve Suezmax sınıfında (yani çok büyük ham petrol tankerlerinden daha küçük sınıfta) olduğunu belirtti.
Konuşmacıya göre, Kızıldeniz’in güney girişi olan Bab el-Mendeb’de büyümenin ana itici gücü, konteyner seferlerinin yeniden başlaması oldu.
Uluslararası Denizcilik Örgütü Genel Sekreteri Arsenio Domínguez bu hafta, Suudi Arabistan’a bağlı gemilerin bu boğazda hâlâ tek başına hedef alınmaya devam ettiğini söyledi.
Fakat Diakun, toparlanmanın ne kadar daha ilerleyebileceğini, bunun konteyner gemilerinin geri dönüşüne ve Süveyş Kanalı üzerinden ham petrol tankerlerinin hareketlerine bağlı olduğunu göz önünde bulundurarak sorguladı.
Asıl soru, trafiğin Husi saldırıları öncesindeki seviyelerini koruyup koruyamayacağı ya da toparlanmanın durup durmayacağıydı. “Şu anda Süveyş ve Bab el-Mendeb’e ne kadar geminin geri dönebileceğine dair bir sınır olmalı,” dedi.
Ortadoğu
İsrail basını ABD ara seçimlerini nasıl değerlendirdi?

ABD’deki Kongre ara seçimlerinde Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kazanması, İsrail basınında askeri yardımlar ve ikili işbirliğinin geleceğine dair derin endişelere yol açtı.
ABD’de 3 Kasım’da düzenlenen Kongre ara seçimlerinde Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu elde etmesi, İsrail basınında Washington ile ilişkilerin geleceğine yönelik endişelerle karşılandı.
İsrail basınındaki haber ve yorumlarda, sandıktan çıkan sonuçların yalnızca Donald Trump ve Cumhuriyetçiler açısından bir yenilgi olmadığı, aynı zamanda İsrail’e sağlanan Amerikan desteği bakımından da önemli sonuçlar doğurabileceği kaydedildi.
Maariv gazetesi, seçim sonuçlarının İsrail’de derin endişelere yol açtığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Trump tek kaybeden değil; seçim sonuçları İsrail’de de derin endişelere yol açıyor. Cumhuriyetçi Parti büyük bir darbe aldı. Bu sonuçlar Washington ile İsrail arasındaki ilişkiler üzerinde de önemli sonuçlar doğurabilir.”
Gazete, Maine eyaletinde Demokrat Troy Jackson’ın, 1997 yılından bu yana görev yapan ve İsrail’e desteğiyle tanınan Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’i mağlup etmesini öne çıkardı.
Jackson’ın İsrail’e yönelik ABD askeri yardımının sona erdirilmesini savunduğunu hatırlatan Maariv, Demokratların zaferini parti içinde İsrail konusundaki dengelerin değiştiğinin göstergesi olarak nitelendirdi.
Israel Hayom gazetesi, Cumhuriyetçilerin Trump’tan uzaklaşmaya başlamasıyla İsrail’in daha eleştirel bir Kongre ile karşılaşacağını aktararak, “Dostane olmayan bir Kongre, Trump’ın İsrail’e verdiği desteğin siyasi maliyetini artırabilir ve işbirliği gerektiren girişimleri engelleyebilir” ifadelerine yer verdi.
Gazetenin analizinde, Trump’ın İsrail’e yönelik desteği sürse dahi Kongrenin takınacağı tutumun ikili işbirliğini zorlaştırabileceği vurgulandı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen Kanal 14 televizyonu ise seçimleri “hem Trump’a hem İsrail’e büyük bir darbe” şeklinde tanımladı.
Kanal, dışişleri, savunma ve bütçe ödenek komitelerinin denetimini devralacak Demokratların, İsrail’e dönük silah satışlarını ve askeri sevkiyatları daha sıkı bir incelemeye tabi tutmasını beklediğini bildirdi.
Yedioth Ahronoth gazetesi, seçim tablosunu “tarihi bir mavi tsunami” ve Trump için küçük düşürücü bir yenilgi olarak yorumladı.
Gazete, Demokratların, Cumhuriyetçiler açısından güvenli kabul edilen seçim çevrelerinde de zafer kazandığına dikkati çekti.
Haaretz gazetesi, Michigan eyaletinde ilerici Demokrat Abdul El-Sayed’in, İsrail yanlısı Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’ı mağlup ederek ABD Senatosuna seçilen ilk Müslüman siyasetçi olmasını öne çıkardı.
Gazete değerlendirmesinde, “İlerici aday Abdul El-Sayed’in İsrail yanlısı aday Mike Rogers’a karşı kazandığı zafer, İsrail’e karşı sert muhalefetin bile başa baş federal yarışları kazanmasına engel olmadığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Jerusalem Post gazetesi, Cumhuriyetçilerin yaşadığı ağır yenilginin başlıca gerekçesi olarak ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşı işaret etti.
Seçimlerin İsrail açısından yaratacağı etkilerin Cumhuriyetçilerin Kongredeki denetimi kaybetmesinin ötesine geçebileceğini belirten gazete, şu analizi paylaştı:
“İsrail’i eleştiren kampın genişlemesi ve nüfuz sahibi konumlara erişiminin artması, İsrail’in görmezden gelemeyeceği bir değişimi temsil ediyor.”
Öte yandan, Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC), Michigan’daki Demokrat Parti Senato ön seçiminde 30 milyon dolardan fazla harcama yapmasına karşın Abdul El-Sayed’in adaylığını engelleyemedi. Bu harcama, AIPAC’ın tek bir seçim yarışı için kaydettiği en yüksek harcama tutarı oldu.
AIPAC daha sonraki süreçte ise Rogers’ı destekleyen bir bağımsız siyasi eylem komitesine (süper PAC) 9 milyon dolara kadar kaynak aktardı.
Sludge’ın aktardığı bilgilere göre kuruluşun siyasi eylem komitesi ve süper siyasi eylem komitesi kanalıyla ara seçimler boyunca yaptığı toplam harcama 100 milyon doları aştı.
Ortadoğu
Haredi müttefiklerinden Netanyahu’ya destek gelmedi

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog hükümeti kurma görevi için istişareleri sürdürürken, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un 56, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ise 46 milletvekilinin desteğini alması bekleniyor. Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği hiçbir adayı desteklememe kararı alırken, askerlik muafiyeti tartışması görüşmelerin ana gündem maddesi oldu.
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, yeni hükümeti kurma görevini tevdi edeceği ismi belirlemek amacıyla siyasi parti temsilcileriyle yürüttüğü istişareleri sürdürüyor.
Haredi müttefiklerinin desteğini sağlayamayan Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yerine, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un cumhurbaşkanına daha fazla milletvekili tarafından önerilmesi bekleniyor.
Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, 120 sandalyeli parlamentoda (Knesset) Eisenkot’un 56, Netanyahu’nun ise 46 milletvekilinin desteğini alacağı öngörülüyor.
Çarşamba günü başlayan ve perşembe akşamı tamamlanması beklenen görüşmeler sonucunda en çok öneriyi alan ismin doğrudan görevlendirilmesi gerekmiyor.
Herzog’un hükümeti kurmak için parlamentoda çoğunluğu sağlama ihtimali en yüksek gördüğü adayı belirleme yetkisi var.
İstişarelerin ilk gününde Dini Siyonizm, Zehut ve Şas partileri başbakanlık görevi için Netanyahu’yu önerirken, Avigdor Liberman liderliğindeki İsrail Evimiz partisi Eisenkot’tan yana tercih bildirdi.
Ra’am, Demokratlar, Birlikte ve Yashar partileri de Eisenkot’a destek vereceklerini duyurdu. İktidardaki Likud partisinin Netanyahu’yu önermesi beklenirken, aşırı sağcı Yahudi Gücü partisi başbakana desteğini bildirdi.
Beklenen bu dağılım Eisenkot’u öneri sayısında öne geçirse de 56 milletvekili desteği, hükümet kurmak için zorunlu olan 61 sandalye çoğunluğunun gerisinde kalıyor. Arap seçmenleri temsil eden Ortak Liste ise henüz tutumunu açıklamadı.
Netanyahu’nun milletvekillerini ikna etme çabalarına rağmen Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği hiçbir adayı önermeme kararını sürdürdü.
İttifakı meydana getiren Agudat Yisrael ve Degel HaTorah başlangıçtaki tavrını korurken, Netanyahu’nun temaslarının ardından Meir Porush ve Eliakim Stark’ın ortak kararın dışına çıkarak başbakanı destekleyebileceği yönündeki iddialar karşılık bulmadı.
Cumhurbaşkanı Herzog ile görüşen parti temsilcisi Yitzhak Goldknopf, “Hiçbir bloka karşı yükümlülüğümüz yok” dedi. Bu tutum, partinin olası bir hükümet seçeneğindeki tavrının dini ve diğer politika başlıklarındaki pazarlıklara bağlı olacağını gösterdi.
Birleşik Tevrat Yahudiliği heyetiyle yapılan temaslarda, Haredi erkeklerin zorunlu askerlik hizmetinden muafiyeti konusu öne çıktı.
Uzun süren çatışmaların ardından ordunun asker açığıyla karşı karşıya kalması tartışmanın boyutunu derinleştirdi.
Parti temsilcisi Yitzhak Pindrus, Haredi toplumuna yönelik kışkırtmalardan ve dini eğitim gören öğrencilerin durumundan şikayet ederek, kurulacak hükümetin “Tevrat öğrencilerinin baskı gördüğü” ortama çözüm üretmesi gerektiğini savundu.
Cumhurbaşkanı Herzog ise heyete dini eğitim almayan Haredi kesimin askere gitmesine ilişkin yaklaşımını sorarak, “Bir askerlik çerçeveniz var mı? Öğrenim görmeyenlerin askere gitmesi gerektiğini kabul ediyor musunuz?” ifadesini kullandı. Pindrus, partisinin geleneksel tutumunun Tevrat öğrenimini tam zamanlı olarak sürdürenlerin muafiyetine dayandığını belirtti.
Buna karşılık Herzog, geniş toplumsal uzlaşmayı sağlayacak yeni bir askerlik düzenlemesine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
Haredi askerlerin dini yaşantılarını muhafaza ederek orduya katılabilecekleri modellerin bulunduğuna işaret eden Herzog, bu kapsamda teşkil edilen Haşmonay Tugayı’nı örnek verdi.
Görüşmede Haredi okullarında matematik ve İngilizce gibi temel derslerin müfredata alınması başlığı da ele alınırken, Pindrus “toplumsal değişim” yerine “ekonomik değişim” beklediklerini kaydetti.
Aşırı sağcı Yahudi Gücü heyeti ise Herzog ile görüşmesinde hükümeti kurma görevi için Netanyahu’yu önerdi.
Parti temsilcisi Yitzhak Wasserlauf, istişare sürecine dahil olan bütün partilerden Hamas’ın terör örgütü olarak açıkça tanınmasının istenmesini talep etti.
Seçimlere yönelik yabancı müdahale soruşturmasına işaret eden Wasserlauf, Arap partilerinin satın alınan oylardan faydalandığını ileri sürdü.
Herhangi bir kanıt sunmayan Wasserlauf, bazı oyların Hamas’ı terör örgütü kabul etmeyen listeler lehine parayla temin edildiğini savundu.
İddialara itiraz eden Herzog, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bunların hepsi spekülasyon. Ortada delil veya kanıt yok. Hukuk sisteminde şüphelerin temellendirilmesi gerekir. Dikkatli olmalıyız; insanlar bazen sonunda hiçbir karşılığı çıkmayan iddialarda bulunuyor.”
Herzog, meselenin incelenmesi amacıyla önde gelen hukukçulardan bir heyet oluşturulduğunu ve soruşturmanın titizlikle yürütülmesi gerektiğini belirtti.
Yahudi Gücü Milletvekili Limor Son Har-Melech’in kamuoyunun seçim sonuçlarına inanmadığı yönündeki sözleri üzerine Herzog, parti mensuplarını Arap toplumunun geneline yönelik toptancı yaklaşımlardan kaçınmaları konusunda uyardı.
Herzog, Arap seçmenlerin sandığa yoğun katılım göstermesinin, parti lideri Itamar Ben-Gvir’in Ulusal Güvenlik Bakanlığı dönemindeki icraatlarına bir tepki olabileceğini dile getirerek, usulsüzlük iddialarının bu ihtimalin üzerini örtüp örtmediğini sordu.
Yahudi Gücü temsilcisi Yitzhak Kroizer ise katılım oranının Ben-Gvir’in icraatlarının etkinliğini kanıtladığını savunarak, “Bu, Bakan Ben-Gvir için bir onur nişanıdır” dedi ve bakanın geçmişte uygulanmayan mevzuatı hayata geçirdiğini öne sürdü.
Diplomasi2 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Asya2 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Dünya Basını2 hafta önceGünah keçisi olarak Netanyahu
Ortadoğu2 hafta önceYBŞ, Irak ordusuna katılacak
Avrupa2 hafta önceSırbistan seçimleri: Dört sütunlu illüzyonun dağılışı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Dr. Hudson: Trump aynı anda iki petrol cephesinde savaşamaz
Asya2 hafta önceÇin, ticari sırlarını ‘yabancı kuruluşlara’ karşı korumak için yeni kurallar hazırladı
Ortadoğu2 hafta önceRiyadh Air seferleri durdurdu: Uçaklar Riyad yerine El-Kasım’a inecek










