Avrupa
Avrupa Barış Projesi 9 Mayıs’ta kıtayı barışa çağırıyor

Akademisyen, sanatçı ve iş insanlarından oluşan bir grup, Avrupa Barış Projesi’ni başlattı. Proje, 9 Mayıs 2025’te tüm Avrupa’da eş zamanlı olarak barış çağrısı yapmayı hedefliyor. Katılımcılar, pencerelerinden ve meydanlardan barış çağrısı yapacak.
Başta Almanya’nın önde gelen Avrupa uzmanlarından siyaset bilimci Prof. Dr. Ulrike Guérot, aktrist Isabelle Casel ve gazeteci Peter van Stigt olmak üzere akademisyen, sanatçı ve iş insanlarından oluşan bağımsız bir grup, Avrupa Barış Projesi adıyla yeni bir girişim başlattı.
Proje, Avrupa’nın geleceğini vatandaşların ellerine almayı ve kıtada sürdürülebilir barışı teşvik etmeyi amaçlıyor.
Guérot: Avrupa Barış Projesi 15 binden fazla katılımcıya ulaştı
Öte yandan Alman siyaset bilimci Ulrike Guérot, Harici’ye yaptığı açıklamada, başlattığı Avrupa Barış Projesi’nin büyük ilgi gördüğünü ve şu ana kadar 15 binden fazla katılımcıya ulaştığını belirtti.
Projenin internet sitesinin yoğunluk nedeniyle zaman zaman aşırı yüklendiğini ifade eden Guérot, kayıt olmak isteyenlerden sabırlı olmalarını rica etti.
Guérot, proje hakkında önemli haberler paylaştı. Dün proje için Birleşmiş Milletler (BM) fonuna başvurduklarını belirterek, “Projemiz, BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndan 16 numaralı ‘Barış’ hedefiyle uyumlu,” dedi.
Yaratıcılık ve sanatla ilerleyen projeler için bir fon bulunduğunu ve bu fona başvurduklarını söyleyen Guérot, “Avrupa Barış Projesi’ni 9 Mayıs sonrasında da BM fonuyla, Birleşmiş Milletler’den gelecek fonla devam ettirmeyi umuyoruz,” diye konuştu.
Proje kapsamında dijital bir galeri oluşturacaklarını duyuran Guérot, katılımcılardan destek talep etti ve “Projemizi desteklememize yardımcı olursanız, bulunduğunuz yerde manifestoyu okursanız, bize fotoğraf gönderirseniz, bize video materyallerinizi gönderirseniz, yakında dijital bir galerimiz olacak,” ifadelerini kullandı.
Guérot, projenin bir sonraki adımı olarak, kayıt yaptıran tüm kişilerin adreslerini topladıklarını ve yaklaşık 15 bin e-postaya sahip olduklarını belirtti.
Bu doğrultuda, 26 Eylül’de “Hertenstein 2.0” adıyla bir konferans düzenlemeyi düşündüklerini açıkladı. Hertenstein’ın önemine değinen Guérot, “İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1946’da Avrupalı vatandaşlar bir araya gelmiş ve federal, sosyal ve adil bir Avrupa yaratmak istemişlerdi,” anımsatmasını yaptı.
‘Şu anda Avrupa Birliği’nin başarısız olduğu bir zamandayız’
Eylül ayında düzenlenecek Hertenstein 2.0 konferansının güncel bir bağlamı olduğunu vurgulayan Guérot, “Şu anda Avrupa Birliği’nin başarısız olduğu bir zamandayız, 21. yüzyıl için yeni Avrupa’yı yeniden inşa ediyoruz,” diye konuştu.
Siyaset bilimci, Avrupa Barış Projesi’ne katılan tüm insanlarla birlikte 26 Eylül’de bir Avrupa halk konferansı, bir Avrupa vatandaş konferansı düzenleyebileceklerini söyledi.
Guérot, projenin şu ana kadar gösterdiği ilgiden dolayı minnettar olduğunu dile getirdi ve “Şu ana kadar katılan ve projemizi büyük bir etkinliğe dönüştürmemize yardımcı olan herkese çok minnettarım, çok memnunum,” dedi.
Projenin, İkinci Dünya Savaşı’ndan 80 yıl sonra Avrupalı vatandaşların barışı ilan ettiği bir zamanda gerçekleştiğini sözlerine ekledi.
Projenin ana etkinliği 9 Mayıs 2025 tarihinde saat 17.00’de gerçekleştirilecek. Bu tarihte, Avrupa kıtasındaki tüm ülkelerde ve tüm Avrupa dillerinde vatandaşlar pencerelerinden, balkonlarından ve meydanlardan eş zamanlı olarak barış sloganı atılacak.
Proje organizatörleri, Avrupa Birliği ve ulusal hükümetlerin Avrupa’yı Rusya’ya karşı savaşa sürükleme çabalarının barış, demokrasi, özgürlük ve halkların karşılıklı anlayışı gibi temel Avrupa ilkelerine ihanet anlamına geldiğini vurguluyor.
Proje, katılımcıların eylemlerini filme alıp fotoğraflamasını ve bunları proje web sitesinde oluşturulacak dijital bir galeride yayımlanmak üzere göndermesini istiyor. Bu şekilde, Avrupa vatandaşlarının savaşa değil, barışa taraf olduğu belgelenmiş olacak.
Projeye bireysel veya kuruluş olarak katılım mümkün. Katılan herkesin, önümüzdeki haftalarda interaktif bir Avrupa haritasında yer alacak bir barış güvercini simgesiyle temsil edileceği belirtildi.
Proje, Dublin’den Selanik’e, Lizbon’dan Helsinki’ye ve hatta Moskova’ya kadar tüm Avrupa’yı kapsayan geniş bir katılım hedefliyor.
Alman siyaset bilimci Guérot’tan 9 Mayıs çağrısı: Avrupa barış için ses versin
Projenin web sitesinde, katılımcıların kendi yerlerindeki etkinlikleri girebileceği ve yakındaki diğer katılımcıları bulabileceği bir özellik de bulunacak.
Ayrıca, proje tanıtımı için poster, tişört, çıkartma gibi materyaller için sanatsal şablonlar sunulacak. Proje, bu büyük etkinliğin gerçekleştirilmesi için coşku, bağlılık, yaratıcılık ve finansal desteğe ihtiyaç duyduğunu belirterek, kaydolan her katılımcıdan en az 1 avro bağış yapmasını rica ediyor.
Avrupa Barış Projesi’nin “Avrupa olarak barışa dair söyleyeceklerimiz var” başlıklı çağrı metninde şu ifadelere yer verildi:
“9 Mayıs saat 17.00’de: Avrupa’nın barışçıl geleceği için bir işaret verme zamanı!
Eğer AB ve ulusal hükümetleri bizi Rusya’ya karşı savaşa sürüklemek istiyorsa, barış, demokrasi, özgürlük ve halkların karşılıklı anlayışı gibi tüm temel Avrupa ilkelerine ihanet ediyorlar demektir! Bu nedenle biz, Avrupa vatandaşları olarak, bu harika kıtanın geleceğini kendi ellerimize alıyoruz! Avrupa Barış Projesi’ni başlatıyoruz. 9 Mayıs 2025 saat 17.00’de hep birlikte, Avrupa kıtasındaki tüm ülkelerde ve tüm Avrupa dillerinde, pencerelerimizden, balkonlarımızdan ve meydanlarımızdan performatif bir söz eylemiyle BARIŞI haykıralım! Sonrasında da kutlayalım!
Çağrı metnini pek çok dilde burada bulabilirsiniz. Eğer sizin ülkenizin dili veya yerel diliniz (Katalanca, Galce, Alsasça vb.) eksikse, lütfen çevirisini bize gönderin! Çağrı metnini dilediğiniz gibi değiştirebilirsiniz (bir şeyler çıkarabilir veya ekleyebilirsiniz). Bu durumda, lütfen metnin altına kendi künye (VisdP) bilgilerinizi ekleyin.
Barış eylemimize katılın ve iletişim formunu doldurun; böylece sizi tüm planlamalar ve etkinlikler hakkında bilgilendirebiliriz.
Lütfen bu projeyi büyük ve anlamlı hale getirmemize yardımcı olun!
Bunun için coşku, bağlılık ve yaratıcılığın yanı sıra biraz da paraya ihtiyaç var. Bu nedenle, buraya kaydolan ve katılan herkesten en az 1 avro bağış yapmasını rica ediyoruz.
Avrupa Barış Projesi’ne birey olarak katılabileceğiniz gibi kuruluş olarak da katılabilirsiniz. Kaydolan herkes, önümüzdeki haftalarda interaktif bir Avrupa haritasında, sizin, şehrinizin ve köyünüzün de bu eyleme katıldığını gösteren bir barış güvercini alacak; Dublin’den Selanik’e, Lizbon’dan Helsinki’ye, tüm Avrupa’yı ve kıtayı baştan başa katederek Moskova’ya ve daha da ötesine uzanan bir katılımla!
Ayrıca sitede, bulunduğunuz yerdeki planlanmış etkinlikleri girebileceğiniz veya yakınınızdaki diğer katılımcıları bulabileceğiniz bir özellik olacak; böylece bu eylem için bir araya gelebilirsiniz!
Web sitemizdeki Sanat Çalışmaları (Art Work) bölümümüzde, önümüzdeki haftalarda Avrupa Barış Projesi’ni tanıtmak için posterler, tişörtler, çıkartmalar, rozetler veya bayraklar için sanatsal şablonlar sunuyoruz. Bunları kendiniz bir fotokopicide veya çevrimiçi siparişle —otobüs duraklarında, ağaçlarda, ilan panolarında, duvarlarda veya iş yerinizde poster olarak— bastırabilirsiniz.
9 Mayıs saat 17.00’de pencereyi açıp barış manifestosunu okuma temel fikrini, yaratıcı bir şekilde eylemler, sanat, performanslar, happening’ler veya flashmob’larla genişletebilirsiniz: Avrupa Barış Projesi’nin aktörleri sizsiniz ve bu fikri kendi hayal gücünüze göre şekillendiriyorsunuz!
Lütfen çağrıyı yaparken, pencerede veya meydanınızda kendinizi filme alın ya da fotoğraflayın ve ardından bu resimleri/videoları bize gönderin. Avrupa vatandaşlarının savaşa değil, barışa taraf olduğunu belgelemek için bunları 9 Mayıs 2025’ten sonra bu web sitesinde dijital bir galeride yayınlayacağız!”
Avrupa
Litvanya, ABD ile nükleer silah müzakerelerine başladı

Litvanya Savunma Bakanı Robertas Kaunas, ABD nükleer silahlarının ülke topraklarında olası konuşlandırılmasına yönelik Washington ile müzakereler yürütüldüğünü açıkladı. Litvanya Anayasası kitle imha silahlarının konuşlandırılmasını yasaklasa da Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda güvenlik risklerini gerekçe göstererek bu engeli aşacak değişiklikler önerdi.
Litvanya, ABD’ye ait nükleer silahların kendi topraklarında olası konuşlandırılması konusunda Washington ile müzakereler yürütüyor.
Litvanya Savunma Bakanı Robertas Kaunas, konuya ilişkin yaptığı açıklamada ABD ile görüşmelerin sürdüğünü doğruladı.
Politico’nun aktardığı habere göre Kaunas, “Tartışmalar devam ediyor. Litvanya kesinlikle bu sürecin dışında kalmıyor” ifadelerini kullandı.
Litvanya Anayasası, ülke topraklarında kitle imha silahlarının konuşlandırılmasını açıkça yasaklıyor. Ancak Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda, bölgedeki güvenlik risklerini gerekçe göstererek bu yasal engelin etrafından dolaşılmasını sağlayacak anayasa değişiklikleri yapılmasını daha önce teklif etti.
Politico, söz konusu müzakerelerin ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltma eğiliminde olduğu ve bu durumun NATO müttefikleri arasında güvenlik endişelerini artırdığı bir dönemde yürütüldüğünü yazdı.
Financial Times tarafından aktarılan bilgilere göre ise ABD, ek nükleer savaş başlıkları ve bombardıman uçaklarının diğer Avrupa merkezli NATO ülkelerinde konuşlandırılması seçeneğini değerlendiriyor.
Mevcut durumda ABD’ye ait nükleer silahlar Avrupa coğrafyasında altı ülkede bulunuyor. Bu ülkeler Almanya, Belçika, İtalya, Türkiye, Hollanda ve Birleşik Krallık olarak sıralanıyor.
Avrupa
Britanya’da Henry Nowak cinayeti nedeniyle protestolar başladı

Brianya’da 18 yaşındaki öğrenci Henry Nowak’ın, 23 yaşındaki bir Vickrum Digwa tarafından öldürülmesi ile ilgili ortaya çıkan bilgiler çatışmaları protestolara neden oldu.
Polis denetim kurumu, geçen aralık ayında Digwa tarafından bıçaklanarak hayatını kaybeden 18 yaşındaki Nowak’ı kelepçeleyen polis memurlarının davranışlarını inceliyor.
Polis memurları, Digwa’nın Nowak tarafından ırkçı hakaretlere maruz kaldığını ve saldırıya uğradığını iddia etmesi üzerine olay yerine gitmişti.
Pazartesi günü Digwa’nın tutuklanmasının ardından Nowak’ın babası, mahkeme binası önünde yaptığı açıklamada, insanların bu olayı bölünmeye yol açmak için kullanmamaları gerektiğini vurguladı.
Nowak’ın ölümü ve polisin kendisine uyguladığı muameleyi protesto etmek amacıyla düzenlendiği belirtilen bir eylemde, sağcı yorumcu Tommy Robinson ve Reform UK’in çağrısıyla toplanan kalabalık, Southampton’da polis memurları ile çatıştı. Olayda 11 polis memuru ve bir polis köpeği yaralandı.
Reform UK lideri Nigel Farage, Henry Nowak cinayetinin bu ülke için bir dönüm noktası olduğunu savundu.
Farage şunları söyledi:
“Bu olay, bir ulus olarak hepimizin bir adım geri çekilip kendimize uzun ve derinlemesine bakmamız ve ne hale geldiğimizi sorgulamamız gereken bir anı işaret ediyor. Çoğunuz, geçen aralık ayında Southampton’da o gece yaşanan korkunç olayları artık acı bir şekilde biliyorsunuzdur. Arkadaşlarıyla gece dışarı çıktıktan sonra eve dönen sıradan bir 18 yaşındaki genç, aniden sürekli ve acımasız bir bıçak saldırısının kurbanı oldu. Birkaç kez bıçaklandı, sokakta kovalandı ve korkunç bir vahşetle tekrar bıçaklandı. Bu barbarca eylem zaten yeterince kötüydü. Ancak bu dehşeti daha da artıran ve çoğumuzu derinden sarsan şey, olay yerine gelen polis memurlarının davranışlarıydı. Çünkü yardım geldiğinde, genç Henry’nin beklediği gibi değildi.”
Farage, Henry Nowak cinayeti üzerine çıkan tartışma kapsamında Başbakan Keir Starmer’a “bu ayrımcı iki kademeli polislik uygulamasını sona erdirme” çağrısında bulundu.
Reform UK lideri Avam Kamarası’nda yaptığı açıklamada, polisin cinayeti ele alış biçiminin “bu ülkedeki giderek artan milyonlarca insana, çift standartlı bir polislik sistemi altında yaşadığımızı açıkça gösterdiğini” belirtti.
Öte yandan Başbakan, Henry Nowak cinayetine Nigel Farage’ın verdiği “affedilemez” tepkiyi kınadı.
“Başbakan Soru Saatinde”, Reform UK lideri Başbakan’dan “iki kademeli polislik uygulamasını sona erdirmesini ve tüm İngiliz vatandaşlarına eşit muamele edilmesini sağlamasını” talep etmişti.
Daha önce, katili ırkçı tacizin kurbanı olarak muamele görürken, ölmek üzereyken tutuklanan Nowak’ın cinayetinin iki kademeli polislik uygulamasının kanıtı olduğunu söylemişti.
Farage, “Henry Nowak’ın ölümünün korkunç koşullarının ardından, Başbakan’dan bunu dikkate almasını rica edebilir miyim? Bu ülkede giderek artan milyonlarca insan için, iki kademeli polislik altında yaşadığımız artık açık. Polis amirlerinin polis memurlarına verdiği talimatlar açık ve yazılı. Farklı etnik gruplara farklı şekilde muamele etmeniz gerektiği yazıyor,” dedi:
“Bu, onun ölüm koşullarına duyulan üzüntü ve öfkenin yanı sıra, dün gece Southampton’da gördüğünüz ve halkın polis tarafından adil muamele göreceğine olan güvenini kaybederse önemli ölçüde daha da kötüye gitme tehlikesi bulunan öfkeden ayrı bir konudur. Başbakan, bu ayrımcı iki kademeli polislik uygulamasını sona erdirebilir ve tüm İngiliz vatandaşlarına eşit muamele edilmesini sağlayabilir mi?”
Starmer ise verdiği cevapta, “Bu ülkede iki kademeli polislik uygulandığını düşünmüyorum. Henry’nin ailesine saygı duyuyormuş gibi davranıp sonra da bu şekilde hareket etmesine gerçekten şok oldum. Onlar, Reform liderinin verdiği tepkiyi vermememizi isteyen, yas tutan bir aile; bizden bunu yapmamamızı istediler. Oğullarını en korkunç koşullarda kaybettiler. Bizden, insan olarak, lütfen bunu istismar etmememiz için basit bir ricada bulunuyorlar. Bize ricaları budur. Ve hepimiz Henry’nin babasının bu sözleri üzerinde düşünmeliyiz. Adil olmak gerekirse, benim ve diğerlerinin tepkisi, adaleti sağlayabilmemiz için çıkarılması gereken derslere odaklandı,” dedi.
Farage’ın tepkisinin “öfkeye çağırmak olduğunu” savunan Starmer, “Oğlunu kaybeden ve bunun yapılmamasını isteyen bir babaya verdiği tepki bu. Bu trajediyi, kınama ve bölünme yaratmak için istismar etmek her koşulda yanlış olur, ancak ailenin açıkça ‘lütfen yapmayın’ dediği bir durumda bunu yapmak affedilemez. Bu, onun tam olarak kim olduğunu gösteriyor,” diye konuştu.
Elon Musk ise Batı dünyasını, “ırkçılığın işlenebilecek en kötü suç olduğu” görüşünü savunan “tamamen şeytani bir devlet dini” benimsemekle suçladı.
Tesla’nın sahibi, kendi sosyal medya platformu X’te paylaştığı bir gönderide Henry Nowak cinayetine atıfta bulunarak şunları yazdı:
“Batı, ‘ırkçılık’ suçlamasının işlenebilecek en ağır suç, hatta tecavüz veya cinayetten bile daha ağır bir suç olduğu, tamamen sapkın bir devlet dini yaratmıştır! Dolayısıyla, polis bir suç mahalline geldiğinde kanlar içinde yatan bir İngiliz çocuk varken bir göçmen bu çocuğun ırkçı olduğunu söylerse, polisler ölmek üzere olan İngiliz çocuğu kelepçeleyecektir.”
Öte yandan Muhafazakârların lideri Kemi Badenoch da Nowak’ın cinayetinin İngiltere için bir “uyarı” olması gerektiğini açıkladı.
Muhafazakâr Parti lideri şöyle konuştu:
“Henry’nin haksız yere gözaltına alınması ve trajik cinayetiyle ilgili koşullar, her canın değerli olduğu gerçeğini tüm ülkeye ve kurumlarımıza hatırlatan bir uyarı olmalı. Ve buradaki herkesin sorumluluğu, insanları bir araya getirmek, onları bölmemektir.”
Gölge Adalet Bakanı Nick Timothy, çarşamba günü BBC Breakfast programında verdiği röportajda, “Kolluk kuvvetlerimiz ve ceza adalet sistemimiz, siyasi doğruculuk ve sol ideoloji tarafından yozlaştırılıyor,” dedi.
Avrupa
AB gübre krizine karşı hayvan gübresine yöneliyor

İran savaşıyla derinleşen gübre krizinin ardından Avrupa Birliği, çiftlik gübresi, sıvı gübre, fermantasyon kalıntıları ve diğer organik kaynakların kullanımını artırmayı hedefliyor. Ancak Brandenburg eyalet yönetimi ve çiftçi temsilcileri, hayvan varlığının düşük olduğu doğu bölgelerinde bu yaklaşımın kısa vadede beklenen etkiyi yaratmasının zor göründüğünü belirtiyor.
İran’daki savaşın tetiklediği Avrupa’daki gübre krizi derinleşmeye devam ediyor. Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan gübre eylem planı taslağına göre, Avrupa Birliği (AB) bu krizi aşmak amacıyla sıvı çiftlik gübresi, katı çiftlik gübresi, fermantasyon artıkları ve diğer organik atıkların tarımda kullanımını yaygınlaştırmayı hedefliyor. Ancak Almanya’nın Brandenburg eyaletinde bu planın uygulanabilirliğine dair ciddi şüpheler bulunuyor.
Brandenburg Tarım, Çevre ve Tüketiciyi Koruma Bakanlığı (MLEUV), Berlin Berliner Zeitung gazetesinin konuya ilişkin sorusu üzerine yaptığı açıklamada, eyaletteki hayvan sayısının giderek azalması, yüksek nakliye maliyetleri ve diğer yapısal etkenler nedeniyle mevcut miktarların üzerinde bir çiftlik gübresi kullanımının yakın gelecekte olası görünmediğini bildirdi.
Mineral gübre fiyatları neden yükseldi?
Dünyadaki gübre üretiminin büyük bir kısmının lojistik olarak abluka altındaki Hürmüz Boğazı üzerinden sevk edilmesi, mineral gübre fiyatlarında son dönemde dramatik artışlara yol açtı.
Tahıl, sebze ve yem bitkilerinin büyümesinde en önemli unsur olan azotlu gübrenin fiyatı Avrupa’da 2024 yılına göre yüzde 71 oranında artış gösterdi. Gübre hammaddesi olan üre fiyatlarında ise 2026 yılının Şubat ve Nisan ayları arasında yüzde 80’lik bir artış kaydedildi.
Avrupa Komisyonu’nun eylem planı, besin maddesi geri dönüşümü, fosfor ve azotun geri kazanılması, biyogaz ve fermantasyon artıklarının değerlendirilmesi gibi yöntemlerle organik gübrelerin ve geleneksel mineral gübre alternatiflerinin desteklenmesini öngörüyor.
Plan kapsamında, hayvansal gübrelerin işlenerek mineral gübreler gibi hedef odaklı kullanılabilecek nitelikli ürünlere dönüştürülmesi hedefleniyor.
Bakanlık eyalete ek maliyet getireceğinden endişeli
Brandenburg Tarım Bakanlığı, yükselen mineral gübre fiyatlarının tarımsal üretim için ciddi bir zorluk oluşturduğunu belirterek, rahatlama sağlayacak önlemlerin prensipte memnuniyetle karşılandığını ifade etti.
Avrupa Komisyonu tarafından önerilen kriz rezervinin kullanılmasının olası bir çözüm olduğunu kaydeden bakanlık, bu adımın Brandenburg eyaleti için ek maliyetler doğuracağına dikkat çekti.
Planın kısa vadede somut bir fayda sağlayıp sağlamayacağı konusunda temkinli bir duruş sergileyen bakanlık, şu ana kadar yayımlanan detayların nihai bir değerlendirme yapmak için yetersiz olduğunu vurguladı.
Eyalet yönetimine göre sürecin başarısında enerji maliyetleri, küresel pazar koşulları, gümrük vergileri, vergilendirme ve karbon fiyatlandırması gibi düzenleyici araçlar belirleyici rol oynayacak.
Bakanlık, uzun vadede organik gübrelerin daha fazla kullanılmasını mantıklı bulmakla birlikte, sıvı ve katı hayvansal gübrelerin taşınabilirliğini artırmak için daha iyi işlenmesi gerektiğini savunuyor.
Ağır bir yapıya sahip olan ve mineral gübreye oranla daha az besin değeri taşıyan bu atıkların, ekonomik sınırların ötesine taşınması karlı kabul edilmiyor.
Üreticilerden AB planına “vaat siyaseti” eleştirisi
Brandenburg Çiftçiler Birliği (Bauernbund) Genel Müdürü Reinhard Jung, en azından keskin biçimde artan gübre fiyatlarının bir sorun olarak kabul edilmesinden memnuniyet duyduğunu ifade etti.
Fakat Komisyon’un planını büyük ölçüde “içeriği zayıf bir vaat siyaseti” olarak nitelendiren Jung, geçmişte yüksek enerji ve gübre fiyatlarının tahıl fiyatlarının da yüksek olması sebebiyle işletmelere bu denli zarar vermediğini, bugün ise durumun tamamen farklı olduğunu belirtti.
Kendisi de Lennewitz’de aktif olarak sığır yetiştiriciliği yapan üretici Jung, Ukrayna’dan yapılan tahıl ithalatının fiyatlar üzerinde ek bir baskı yarattığını savundu.
Almanya’da tarımsal üretimin son üç yıldır karlılık sınırında ilerlediğini dile getiren Jung, AB planının Doğu Almanya’daki üreticilere kısa vadede bir rahatlama getirmesini beklemediğini ekledi. Jung, gerekçe olarak bakanlığın da işaret ettiği eyaletteki düşük hayvan varlığını göstererek, yeterli sıvı ve katı çiftlik gübresinin bulunmadığını kaydetti.
Hayvan varlığı olmadan gübre üretilemiyor
Doğu Almanya, tarihsel koşulların da etkisiyle ağırlıklı olarak tahıl, mısır ve kolza üretimi yapılan bir tarım bölgesi niteliği taşıyor. Bölgedeki hayvancılık faaliyetleri, Almanya’nın batı eyaletlerine kıyasla oldukça düşük seviyede seyrediyor.
Geçmişte hayvansal üretime yeterince yatırım yapılmamasının cezasının bugün çekildiğini belirten Jung, özellikle Brandenburg’un hafif topraklı tarım alanlarında hayvansal gübre eksikliğinin hissedildiğini ifade etti. Gelecekte hayvansal üretimin ve dolayısıyla organik gübrenin yerli imkanlarla üretilmesinin yeniden önem kazanacağını belirten Jung, sığır yetiştiriciliğinde üretim kapasitesinin bulunduğunu ancak bunun için uygun çerçeve koşulların yaratılması gerektiğini söyledi.
Alternatif gübrelerin ihtiyaç duyulan bölgelere taşınması gerekliliği ise beraberinde yeni lojistik soruları getiriyor. Gübrenin nerede depolanacağı, işleme maliyetlerini kimin karşılayacağı, besin maddelerinin toprağa nasıl eşit dağıtılacağı ve organik gübrenin düşük yoğunluğu sebebiyle bu nakliyenin ekonomik olup olmayacağı sorularına Brandenburg Tarım Bakanlığı, “Evet, bu riskler görülüyor” yanıtını vermekle yetindi.
Jung, organik gübrenin mineral gübreyi tamamen ikame edemeyeceğini, ancak destekleyici olabileceğini vurguladı.
Azotlu gübre üretiminin yüksek enerji gerektirmesine rağmen bu enerjinin verimlilik artışı sağladığı için etkin kullanıldığını belirten Jung, tarım sektörünün mineral gübrelerden tamamen vazgeçmesinin kesinlikle mümkün olmadığını sözlerine ekledi.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı











