Bizi Takip Edin

Diplomasi

Zelenskiy Donbass’ın geleceği için referandum sinyali verdi

Yayınlanma

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, Moskova’nın barış anlaşması karşılığında talep ettiği Donbass bölgesinin geleceği konusunda halka gidilebileceğini açıkladı. Washington ile yürütülen müzakerelerde Ukrayna ordusunun mevcudunun 800 bine çıkarılması ve tartışmalı bölgelerde serbest ekonomik bölge kurulması gibi başlıklar öne çıkıyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Kremlin’in ABD desteğiyle barış anlaşması karşılığında talep ettiği Donbass bölgesinin geleceği konusunda referandum yapmaya hazır olduklarını açıkladı.

Zelenskiy, bölgenin statüsüne ilişkin kararın siyasi bir dayatmayla değil, doğrudan halkın iradesiyle alınması gerektiğini vurguladı.

Ukrayna lideri, “Bu soruya Ukrayna halkı cevap verecek. Seçim formatında ya da referandum formatında olması fark etmez ancak ortada Ukrayna halkının bir pozisyonu olmalı” dedi.

Washington yönetimi Donbass’ta askersiz bölge öneriyor

ABD yönetiminin Donbass’ta Rus askerlerinin bulunmadığı bir “özel ekonomik bölge” oluşturulmasını teklif ettiğini belirten Zelenskiy, bu planın yönetim boşluğu yaratabileceğine dikkat çekti.

Zelenskiy, sahadaki belirsizliğe işaret ederek “Amerikan tarafı Ukrayna birliklerinin Donbass topraklarından çekildiğini görüyor ve uzlaşma, Rus birliklerinin de bu bölgeye girmemesi üzerine kurulu gibi görünüyor. Ancak onların ‘serbest ekonomik bölge’ ya da ‘askersizleştirilmiş bölge’ olarak adlandırdıkları bu alanı kimin yöneteceği konusunda bir fikirleri yok” diye konuştu.

Avrupalı liderler toprak tavizi için devrede

Almanya, Fransa ve İngiltere liderleri, barış anlaşması sürecini ele almak üzere ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

The Wall Street Journal gazetesinin aktardığına göre Trump, Avrupalı muhataplarına Zelenskiy üzerinde baskı kurmaları gerektiğini iletti. Washington’ın sunduğu plana göre Kiev’in toprak tavizlerini kabul etmesi ve Ukrayna ordusunun (VSU) personel sayısını sınırlandırması bekleniyor.

Görüşmenin ardından açıklama yapan Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, barış müzakerelerinin merkezinde Kiev’in kabul etmeye hazır olduğu toprak tavizlerinin yer aldığını bildirdi.

Merz, sürecin nihai karar merciinin Ukrayna halkı olduğunu belirterek “Bu soruya Ukrayna Devlet Başkanı ve Ukrayna halkı cevap vermeli. Bunu Başkan Trump’a açıkça ifade ettik” dedi.

Ordu mevcudu pazarlığında rakamlar yükseldi

Zelenskiy, ekibinin ABD tarafından başlatılan 20 maddelik barış anlaşması taslağı üzerinde günlük olarak çalıştığını belirtti.

Ukrayna tarafı, çarşamba akşamı belgenin gözden geçirilmiş bir versiyonunu Washington’a iletti. ABC News kanalına konuşan bir Ukrayna yönetimi yetkilisi, bu taslakta tartışmalı bölgeler ve Zaporojye Nükleer Santrali’nin kontrolüyle ilgili “bazı yeni fikirlerin” yer aldığını aktardı. Zelenskiy ise mevcut taslağın henüz nihai versiyon olmadığını kaydetti.

Barış planında Harkov, Sumi ve Dnipropetrovsk oblastlarının Rusya ordusunun kontrolü altındaki kısımlarından çekilmesi maddesi yer alıyor. Herson ve Zaporojye oblastlarında ise çatışmaların mevcut cephe hattında durdurulması öneriliyor.

Müzakerelerin en kritik başlıklarından biri olan Ukrayna ordusunun personel sayısı konusunda da değişikliğe gidildi.

28 maddelik ilk taslakta ordu mevcudunun 600 bini geçmemesi öngörülürken, son belgede bu sınır 800 bin askere yükseltildi.

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Zelenskiy, “Belgelerde farklı rakamlar vardı. Hatırlarsanız 2022 yılında 40 bin veya 50 bin gibi sınırlamalar istenmişti.

Bugün itibarıyla belgede ordunun gerçek mevcudu yer alıyor ve bu rakam askerlerle mutabık kalındığı üzere 800 bin askerdir” ifadelerini kullandı.

Yolsuzluk iddiaları müzakere masasında baskı aracı oldu

Politico dergisi de Kiev yönetiminin ABD’li yatırımcıları ve Donald Trump’ı cezbetmek amacıyla Donbass’ta askersizleştirilmiş bir “serbest ekonomik bölge” kurulmasını önerdiğini yazdı.

Dergiye konuşan ve tekliflere aşina iki kaynak, bu hamlenin Trump’ın ilgisini çekmeye yönelik bir girişim olduğunu belirtti.

Kaynaklar, Rusya’nın bu girişimi kabul etme ihtimalini düşük görüyor. Trump’ın, özellikle son dönemde gündeme gelen yolsuzluk skandalları nedeniyle Ukrayna’yı çatışmanın “zayıf ve yönlendirilebilir” tarafı olarak gördüğü ifade ediliyor.

Politico’ya konuşan kaynaklardan biri, “Beyaz Saray, Zelenskiy üzerinde baskı kurmak için bu yolsuzluk skandalını kullanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Serbest ekonomik bölge teklifi, Kiev’in Washington’a sunduğu 20 maddelik planda yer alıyor. Beyaz Saray, 11 Aralık akşamı Trump’ın belgenin içeriğini incelediğini teyit etti.

Axios haber portalına göre, ABD, Ukrayna ve kilit Avrupa ülkelerinin temsilcileri, Kiev’in önerilerini tartışmak üzere 13 Aralık Cumartesi günü bir araya gelecek.

Moskova yönetimi toprak tavizlerinden geri adım atmıyor

Rusya tarafı, Ukrayna birliklerinin Donbass’tan tamamen çekilmesi konusunda ısrarını sürdürüyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu bölgenin tarihsel olarak Rus toprağı olduğunu ve askeri ya da başka yollarla geri alınacağını açıkladı.

Putin daha önce yaptığı açıklamalarda, çözüm için Ukrayna ordusunun sadece Donetsk ve Luhansk’tan değil, 2022 yılında düzenlenen referandumlarla Zaporojye ve Herson oblastlarından da çekilmesi gerektiğini belirtmişti.

Zelenskiy, 11 Aralık’ta gazetecilere yaptığı açıklamada, Donbass’ta “serbest ekonomik bölge” fikrinin ABD tarafından dillendirildiğini doğruladı. Ukrayna lideri, ABD’nin uzlaşma formülünü Ukrayna askerlerinin çıkması ve Rus askerlerinin girmemesi üzerine kurduğunu hatırlatarak, “Onların ‘serbest ekonomik bölge’ ya da ‘askersizleştirilmiş bölge’ dedikleri bu alanı kimin yöneteceği meçhul” dedi.

Ukrayinska Pravda gazetesinin aktardığına göre Zelenskiy, Ukrayna’nın bu değerlendirmeye katılmadığını ve Kiev’in kontrolündeki Donbass topraklarının bırakılması konusunda son sözü vatandaşların söylemesi gerektiğini yineledi.

Avrupalı müttefikler güvenlik için insansız hava araçlarını devreye sokabilir

Politico’nun haberine göre, Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri, olası bir barış anlaşmasının uygulanmasını denetlemek amacıyla gözlem misyonları ve insansız hava araçları gönderme seçeneğini değerlendiriyor.

İngiltere Savunma Bakanı John Healey, bu hafta gerçekleştirdiği Washington ziyareti esnasında, anlaşmaların imzalanmasının ardından güvenliği sağlamak için 30’dan fazla ülkeden oluşan bir koalisyonun hazır olduğunu bildirdi.

Rusya tarafı ise daha önce yaptığı açıklamalarda, Ukrayna’da güvenlik garantisi olarak NATO barış güçlerinin konuşlandırılmasını kabul etmeyeceğini vurgulamıştı.

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.

Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.

ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.

Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.

Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.

Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.

Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.

Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:

“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”

Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.

Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.

Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.

Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.

Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.

Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English