Amerika
Christian Parenti yazdı: Durham’ın raporu solu öfkelendirmeli

Çevirmenin notu: ABD’de seçim dönemine girilirken Özel Yetkili Savcı John Durham’ın raporu, Donald Trump’ın Rusya ile işbirliği yaptığına yönelik FBI soruşturmasındaki usulsüzlükleri ortaya koydu. Raporda söz konusu karalama faaliyetinde Clinton ekibinin parmağı olduğuna dikkat çekiliyor. Özel Yetkili Savcı Robert Mueller’in raporuyla ve Rusyagate dosyasının kaynağı olan MI6 casusu Christopher Steele’nin kim olduğunun ortaya çıkmasıyla “Rusya müdahalesi” ithamlarının halihazırda tabutuna son çivi çakılmıştı ama şimdi oklar Demokratlara döndü. Christian Parenti, her seçimde Demokratların ardında hizalanan sol cenahın yaşananlardan ders çıkarması gerektiğini söylüyor.
Durham’ın raporu solu öfkelendirmeli
Christian Parenti
18 Mayıs 2023
Medyada Durham raporu hakkında yer bulan haberlerin çoğu mantık dışı ve bunlar 306 sayfalık son derece ayrıntılı belgeyi okuduğunuzda daha da mantıksız hale geliyor. Mesela New York Times, ilk haberinde raporun Federal Soruşturma Bürosunda daha önce açığa çıkmış olan başarısızlıklarla ilgili olduğunu ve dolayısıyla “yeni” olan çok az şey içerdiğini vurgulamak için elinden geleni yaptı.
Haberlerin büyük kısmı rapordaki detayları ve gerçekleri aktarmakta başarısız oldu ve bunun yerine top çevirmeyi tercih etti. Washington Post, Durham’ın “[raporun] o dönemki aday Donald Trump’a zarar vermeyi amaçlayan bir ‘derin devlet’ planını ortaya çıkarmasını bekleyen ‘muhafazakâr komplo teorisyenlerini’ hüsrana uğrattığını’ bildirdi. Associated Press de aynı şekilde raporunda “Trump taraftarlarının Durham’ın bir ‘derin devlet’ komplosunu ortaya çıkaracağı yönündeki beklentilerini karşılamadığını” belirtti.
Açıkça beklenebilecek yanıt şu: Derin devlet komplosu ya da komplo nedir? Görseniz fark eder miydiniz? “Derin devlet komplosu” ifadesi, aynı anda hem dev istihbarat örgütlerinin siyasetle ilgilenebileceğine inanan herkesi karalamaya çalışan hem de temel konuları inanılmaz derecede muğlak tutan semantik bir üçkağıt değil midir?
Yaftalar bir yana, Özel Yetkili Savcı John Durham’ın “2016 Başkanlık Kampanyalarından Kaynaklanan İstihbarat Faaliyetleri ve Soruşturmalarla İlgili Konular Hakkındaki Raporu”, diğer şeylerin yanı sıra, FBI’ın Clinton kampanyasıyla uğraşırken farklı, Trump’ın ekibiyle uğraşırken tamamen farklı bir standart uygularken kendi kurallarını defalarca çiğnediğini gösteriyor. Clinton kampanyasına yönelik en az üç soruşturmada FBI, Demokrat adaya karşı yumuşak davrandı. Ancak Trump söz konusu olduğunda büro, en hafif tabirle agresif davrandı.
Clinton kampanyasıyla ilgili soruşturmalar, normalde olduğu gibi FBI saha ofisleri düzeyinde ele alındı. Fakat Trump’a karşı yürütülen hasmane soruşturma “FBI Genel Merkezinden yönetildi.” Clinton’la ilgilenirken, büro kurallara özenle uydu, yavaş hareket etti ve tüm açıları değerlendirdi. Trump’la uğraşırken en kötüsünü varsaydı, aceleyle harekete geçti, köşeleri kırptı ve soruşturmayı hızlandırmak için kuralları esnetti.
Bu çifte standardın göze batan emsallerinden biri de 2014’ün sonlarında, Clinton’ın başkan adaylığını resmen ilan etmesinden evvel FBI’ın iyi konumdaki bir [gizli insan kaynağından] yabancı bir hükümetin [Durham raporunda Yabancı Hükümet-2 olarak tanımlanıyor] Clinton’ın başkanlığı kazanması halinde üzerinde nüfuz sahibi olmak amacıyla Clinton’ın beklenen başkanlık kampanyasına katkıda bulunmak üzere bir kişiyi göndermeyi planladığını öğrenmesiyle başladı.
İlgili FBI saha ofisi, Yabancı Hükümet-2’nin temsilcisi ile Clinton kampanyası arasındaki elektronik iletişimin Yabancı İstihbarat Gözetim Yasası uyarınca dinlenmesi için alelacele “hızlandırılmış onay alma girişiminde” bulundu. Bu başvurunun onaylı bir kopyası “nihai onay için FBI Genel Merkezine” gönderildi. Tuhaf bir şekilde, ilgili saha ofisindeki bir ajana göre FISA başvurusu “yaklaşık dört ay boyunca sonu muğlak” kaldı. Bir başka FBI ajanı ise FISA başvurusunun herkesin “çok daha dikkatli” olması ve “büyük isimden korkması” nedeniyle sürüncemede kaldığını söylüyor. İddiaya göre FBI, “[Clinton’ın] bir sonraki başkan olma ihtimali olduğu için onun etrafında ‘parmak ucunda’ yürüyordu.”
Durham’a göre endişelerin bir kısmı, FBI’ın Clinton’ın kampanyasını dinlemek istememesinden kaynaklanıyordu, zira adayın muhtemelen yanlış şahıslarla konuşurken yakalanmasından korkuluyordu. Nihayetinde kampanyaya katkıda bulunacak yabancı bir kişinin izlenmesi için FISA izni çıktı ama Hillary Clinton’ın önden bilgi alması şartıyla.
FBI, ajanlar “yabancı bir düşmanın belirli bir ABD’li kişiyi etkilemeye çalıştığını ya da çalışacağını gösteren bilgiler elde ettiğinde ve söz konusu ABD’li kişinin düşmanla birlikte çalışabileceğine dair hiçbir gösterge olmadığında” savunma brifingleri verir. İstihbarat teşkilatları için savunma brifinginin dezavantajı, yabancı etki operasyonuna yönelik daha ileri bir karşı istihbarat soruşturmasını yüksek ihtimalle baltalayacak olması.
FBI’ın Clinton kampanyası üzerindeki olası yabancı etkiyi ele alış biçimi, büronun Trump kampanyası hakkındaki benzer iddiaları ele alış biçimiyle bariz bir tezat taşıyor.
28 Temmuz 2016’da FBI, Avustralya hükümetinden üst düzey diplomatlarından Alexander Downer’ın birkaç ay önce bir barda Trump kampanyasının George Papadopoulos adlı serbest çalışan bir dış politika danışmanıyla sohbet ettiği ve Papadopoulos’un “Trump kampanyasının Rus hükümeti yetkilileriyle nasıl bir komplo ya da işbirliği ilişkisi içinde olduğunu” anlattığı bilgisini aldı. Fakat Durham, daha sonra yapılan soruşturmaların ne Avustralyalı diplomatın ne de Papadopoulos’un bu görüşmeden böyle bir sonuçla ayrıldığını ortaya çıkardığını söylüyor.
Papadopoulos görüşmesinin çarpıtılarak anlatılan raporu, FBI’ın Karşı İstihbarat Bölümü Müdür Yardımcısı ve “Trump’a karşı düşmanca hisleri belirgin ve iyi belgelenmiş” bir adam olan Peter Strzok’a verildi.
Strzok ve evlilik dışı ilişki yaşadığı bir başka FBI ajanı Lisa Page, Trump kampanyası soruşturmasını başlatmadan önce ve sonra yazdıkları ve artık kamuya açık olan mesajlarda hem Trump’tan hem de Bernie Sanders’tan “gerizekalı” olarak bahsediyor. Strzok ve partneri Page, 2015 yılına kadar uzanan mesajlaşmalarında Trump’ın “iğrenç”, “berbat”, “dangalak”, “tam bir aptal” ve “facia” olduğundan söz ediyorlar.
FBI, Avustralyalılardan aktarılan iddiaları doğrulamak için hiçbir çaba sarf etmedi. FBI’ın ve genel olarak istihbarat camiasının elinde Trump’ı Rus hükümetiyle ilişkilendiren doğrulanmış başka bilgiler de yoktu. Büro, Trump kampanyasına savunma amaçlı bir brifing de sunmadı. Bunun yerine Strzok, patronu FBI Direktör Yardımcısı Andrew McCabe’in talimatıyla Trump kampanyasına yönelik Crossfire Hurricane (Çapraz Ateş Fırtınası) adı verilen geniş çaplı bir tahkikat başlattı.
İki hafta sonra Page, Trump’ın gerçekten başkan olabileceğine dair kaygılarını mesaj attığında Strzok onu teskin etmişti: “Hayır. Hayır, olmayacak. Buna engel olacağız.”
Crossfire Hurricane’in ilk hedefleri Trump kampanyasının ortaklarıydı: Papadopoulos, Michael Flynn, Paul Manafort, Carter Page ve Roger Stone. Soruşturma genişledikçe, ajanları dört FISA emri için başvuru yaptı ve aldı. Bunlardan ikisinin daha sonra usulsüz olarak alındığı tespit edilecek ve Kevin Clinesmith adlı bir FBI avukatı, daha sonra FISA izni başvurularından birinde kullanılan bir e-postayı değiştirmekten suçlu bulunacaktı.
Strzok’un Crossfire Hurricane’i başlattığı dönemde Clinton kampanyası, meşhur Steele dosyasını hazırlaması için muhalif araştırma şirketi Fusion GPS ile anlaştı. Bu, FBI’ın Clinton Planı olarak adlandırdığı, Trump’ı Rus casusu ithamıyla karalama çabasının bir parçasıydı. Strzok ve Crossfire Hurricane’deki diğer ajanlar, Steele dosyasından eylül ayına kadar haberdar olmadılar, ancak daha sonra bu ispatı yapılmamış iddiaları hızla Trump’a karşı yürüttükleri kampanyaya dahil ettiler.
Nihayetinde Crossfire Hurricane, Rusya ile yapılmış gizli anlaşmaya dair hiçbir kanıt bulamadı. Strzok, Page ve McCabe çeşitli gerekçelerle FBI’dan kovuldu.
Elbette bunların hiçbirinin önemi yok. Kanaatlerin delillerden önce geldiği halüsinatif bir siyaset çağına girmiş bulunuyoruz. FBI’ın Trump’a karşı yürüttüğü kampanyayı gösteren hiçbir belge Trump Deliliği Sendromunun büyüsünü bozamayacaktır.
Strzok’un Trump’a karşı neden böyle bir düşmanlık beslediği merak konusu. Hiç şüphesiz bunun bir nedeni de Crossfire Hurricane başladığında Trump’ın giderek daha büyük kalabalıklara, İkinci Dünya Savaşı’nın siyasi enkazı üzerine inşa edilmiş olan Amerikan merkezli dünya düzenini yıkma ve altüst etme arzusunu anlatmasıydı. McCabe ve Strzok sadece oldukları gibi, müesses nizamın muhafazakâr liderleri gibi davranıyorlardı.
Bir solcu olarak Trump’ın kaotik anti-emperyalist dış politikasını takdir ediyorum ve bunu bu sayfalarda da açıklamıştım. Ekonomi, çevre ya da göç politikalarının çoğuna katılmıyorum. Ne olursa olsun, bunların hiçbiri FBI’ın seçimlere müdahale etmesini desteklememi gerektirmiyor. Solcular Strzok ve Page’in Sanders’a da Trump’a duydukları kadar antipati duyduklarını aklında tutmalı. Eğer Trump’a karşı seçimlere müdahale edilmesine göz yumulursa, bu solcu adaylara karşı da yapılacaktır. İstihbarat örgütlerinin seçimlere müdahalesi demokrasinin sonunu getirir. Buna müsamaha gösterilmemeli.
Fakat solun büyük bir kısmı Trump Deliliği Sendromuna kapılmış durumda ve bunu göremiyor. Solcular yemek davetlerinde Demokratları eleştiriyor ve kendilerini muhalefet safında sayıyorlar. Ancak özünde, her yeni seçimin “son seçim olabileceği” korkusuyla Demokratlara mutlak bir sadakatle bağlı kalıyorlar. Sol büyük ölçüde demokratik prosedürlere, daha adil bir servet dağılımına ve daha barışçıl bir dış politikaya bağlı. Ama Trump ortaya çıkar çıkmaz, ilericiler kendilerine ihanet etmeye devam eden Demokrat Parti’nin hayali sığınağına koşuyorlar.
Trump Deliliği Sendromunun her nüksettiğinde solun kafası daha da karışıyor. Mesela Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez MSNBC’de, CNN’de katıldığı son programa istinaden eski başkana işçileri soymaktan sabıkası olan ultra zengin bir vergi kaçakçısı olduğu için saldırmadı. Bundan ziyade “bir cinsel istismar kurbanını riske atan bir dizi son derece sorumsuz karara” dayanan “tiksinç dezenformasyon uygulamasının” peşine düştü.
Trump’ın “bizim zavallı ülkemiz” dediği yerde sorun çok derin.
Amerika
Anthropic yapay zekada bilinç ihtimalini ilahiyatçılarla tartıştı

Yapay zeka şirketi Anthropic, geliştirdiği Claude modeline ahlaki standartlar kazandırmak ve bilinç tartışmalarını değerlendirmek üzere din alimleriyle gizli toplantılar yürüttü. Şirket yöneticileri modellerin korunması gerektiğini öne sürdü. Daha önce Papa 14. Leo yayımladığı genelgede makinelerin bilince sahip olamayacağını belirterek insan merkezli küresel denetim çağrısı yapmıştı.
Yapay zeka alanında faaliyet gösteren ABD merkezli Anthropic şirketi, geliştirdiği Claude adlı yapay zeka ailesine ahlaki bir çerçeve kazandırmak ve sistemlerin bilince sahip olma ihtimalini ele almak amacıyla dünya genelinden dini düşünürlerle kapsamlı ve gizli görüşmeler yürüttü.
New York Times gazetesinin haberine göre katılımcılara gizlilik sözleşmeleri imzalatılarak yürütülen toplantılarda, şirketin yöneticileri ile Hristiyan, Yahudi, Sih ve geleneksel Afrika inançlarına mensup ilahiyatçılar ve felsefeciler bir araya geldi.
Toplantılarda Anthropic’in kurucu ortaklarından Christopher Olah, yapay sinir ağlarının yalnızca birer yazılım olmadığını, insan davranışlarına ve duygularına benzer tepkiler sergileyebileceğini savundu.
Olah ve ekibi, Claude modellerinin insanlar gibi ahlaki bir statüye ve saygı görme hakkına sahip olabileceği fikrini tartışmaya açtı.
İsrail’den davet edilen Ortodoks ilahiyatçı ve eski bilgisayar mühendisi Haham Mois Navon, şirket yöneticilerinin modele bilinçli bir varlık muamelesi yaptığını gözlemlediğini aktardı. Şirket cephesinde ise modellerin acı çekme ihtimali karşısında zarar görmekten korunması gerektiği görüşü öne çıktı.
Yapay zekada “balon” anlatısını doğrulayan veriler: Yatırım yüksek, kârlılık düşük
Claude için 84 sayfalık ahlaki anayasa hazırlandı
Anthropic, modellerin etik gelişimini yönlendirmek amacıyla şirket bünyesinde “Ruh Belgesi” olarak adlandırılan 84 sayfalık bir kurallar metni oluşturdu.
Şirketin kurum içi felsefecisi Amanda Askell öncülüğünde hazırlanan metin, Claude için sabit komut listeleri vermek yerine erdem geliştirmeyi hedefleyen bir karakter çerçevesi çiziyor.
Olah, modellerin bir matematik bahçesi gibi büyüdüğünü, bu yapılara yön verilebilse de eylemlerinin tamamen kontrol edilemeyeceğini kaydetti.
Şirketin dini çevrelerle temasları, modellerin toplumsal tehlikeler yaratmadan insanlığa fayda sağlayacak şekilde eğitilmesi hedefiyle açıklandı.
Fakat bazı bilim insanları ve sektör temsilcileri, yapay zekaya bilinç atfetmenin hem kanıtlanamaz bir yaklaşım olduğunu hem de teknolojiyi üretenlerin sorumluluğunu perdeleyebileceğini dile getirdi.
Microsoft yetkilileri de modelleri bilinçli varlıklarmış gibi eğitmenin tehlikeli sonuçlar doğurabileceği uyarısını yaptı.
Vatikan makinelerin bilinç sahibi olamayacağını açıkladı
Anthropic’in yürüttüğü ahlaki arayış, Katolik Kilisesi’nin yapay zeka konusundaki duruşuyla doğrudan karşı karşıya geldi. Roma Katolik Kilisesi lideri Papa 14. Leo, yayımladığı “Magnifica Humanitas” (Görkemli İnsanlık) başlıklı genelgesinde, makinelerin bir bilince, bedene ya da ilişki kurma yeteneğine sahip olamayacağını vurguladı.
Papa, teknolojinin nihai ölçüt haline gelmesi durumunda insanın veri yığınına ya da bir meta haline indirgeneceğini belirterek yapay zekanın nükleer teknoloji gibi “silahsızlandırılması” gerektiğini kaydetti.
Genelgenin tanıtım toplantısında Papa ile aynı kürsüyü paylaşan Olah, modellerin insan sinirbilimini andıran içsel durumlar sergilediğini ve yapay zeka şirketlerinin kâr güdüsüyle hareket ettiğini kabul ederek kilise gibi kurumlardan denetim talep etti.
Görüşmeler sonrasında konuşan Katolik biyoetik uzmanı Charles Camosy ise ilk incelemelerin yarattığı şaşkınlığın ardından modellerin bir bilince sahip olmadığı sonucuna vardığını ifade etti.
Sektör genelinde yapay zekanın kontrol dışına çıkabileceğine ve zararlı biyolojik yapılar üretebileceğine dair endişeler sürerken, 2 trilyon dolarlık halka arza hazırlanan Anthropic’in dini ve sivil aktörlerle yürüttüğü etik danışma süreçlerinin devam ettiği biliniyor.
Papa XIV. Leo, yapay zekanın “Tanrıyı oynamasını” engellemek istiyor
Amerika
Gözaltı rekoru kıran ICE operasyonları ABD’de Cumhuriyetçileri zora sokuyor

ABD’de Kongre ara seçimleri yaklaşırken Cumhuriyetçi Parti, Donald Trump yönetiminin sertleşen sınır dışı operasyonları ile seçmen tepkileri arasında denge kurmaya çalışıyor. Göçmenlik Dairesi temmuz ve ağustosta 50 biner kişiyi gözaltına alarak rekor kırarken, Florida ve Teksas’ta Trump’a oy veren Hispanik seçmenlerin yaklaşık beşte biri desteğini çektiğini belirtiyor.
ABD’de Cumhuriyetçi Parti, Kongre ara seçimleri öncesinde Başkan Donald Trump yönetiminin sert göçmen politikaları nedeniyle zorlu bir denge arayışıyla karşı karşıya kaldı.
Sınır güvenliğini güçlendirme ve tarihin en büyük sınır dışı operasyonunu yürütme vaadiyle iki yıldır bu siyaseti savunan parti tabanında, seçmen tepkileri ve uygulama yöntemlerine dair anlaşmazlıklar öne çıkıyor.
Batı Virginia Senatörü Jim Justice’ın art arda yaptığı açıklamalar bu bölünmeyi yansıtıyor. Politico’ya salı günü demeç veren Justice, göçmenlik memurlarının “15 yıldır aynı sokakta yaşayan insanları sürükleyerek götürdüğünü” belirterek, “Bu tür adımlara ihtiyacımız olduğundan emin değilim. Daha iyiye gitmek için önce bir şeyleri yanlış yaptığınızı kabul etmelisiniz” dedi.
Ancak ertesi gün X hesabından geri adım atan Justice, “Açıkça belirteyim: Başkan Trump’ın göç stratejisini amasız fakatsız destekliyorum” mesajını paylaştı.
Trump da Beyaz Saray’da düzenlenen Hispanik Miras Ayı etkinliğinde konunun zorluğuna değinerek, “Açıkçası üstlendiğim en zor görev bu. Ya çok sert olduğunuzu söylerler ya da çok yumuşak. Sertleşirsiniz, yumuşarsınız. Ne yaparsanız yapın, işiniz her zaman zor” ifadelerini kullandı.
AP-NORC anketine göre Trump’ın göç politikalarına kamuoyu desteği yüzde 39 seviyesinde kaldı.
Politico araştırması ise kendisini MAGA (Make America Great Again) hareketine ait hissetmeyen Cumhuriyetçilerin yüzde 31’inin sınır dışı kampanyasını “fazla sert” bulduğunu gösterdi.
Hispanik seçmen desteğinde gerileme işaretleri
Cumhuriyetçiler, 2024 seçimlerinde Trump’a ve partiye destek veren Hispanik seçmen bloğunda da güç kaybediyor.
Özellikle Teksas ve Florida’da Kasım ayında Kongre çoğunluğunu korumak isteyen partiye yönelik hoşnutsuzluk anketlere yansıdı.
UnidosUS kuruluşunun ilkbahar araştırmasında Florida’da 2024’te Trump’a oy veren Hispaniklerin yüzde 20’si tercihlerini tekrarlamayacaklarını kaydetti.
Cook Political Report ile TelevisaUnivision ortak anketine göreyse Teksas’ta Trump’a oy vermiş Latin kökenlilerin yüzde 18’i artık kendisini desteklemiyor.
Muhafazakar çevrelerden de uygulamalara dönük itirazlar yükseliyor. Kongre üyeliğine aday olan eski Maine Valisi Paul LePage, yasal statüyle ABD’de yaşayan oğlunun kayınpederinin sınır dışı edildiğini belirterek, “Washington’daki bazı kişilerin hoşlanmadığı bir ülkeden geldiği için sınır dışı ediliyor. Bu doğru değil” dedi.
LePage, konunun gündeme gelmesi üzerine daha sonra bunun “özel bir mesele” olduğunu söyleyerek ayrıntı vermeyi reddetti.
Florida Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Maria Elvira Salazar ise nüfusunun büyük bölümü yabancı doğumlulardan oluşan seçim bölgesinde Trump’ın adımlarını eleştiren bir reklam kampanyası yürüttü.
Beyaz Saray önünde Trump’a seslenen Salazar, “Sayın Başkan, göç denetimindeki bazı uygulamalarınız haddini aştı” ifadesini kullandı.
Bu çıkışın ardından Trump sosyal medyada Salazar’ı hedef alan çok sayıda paylaşım yaparken, Sınır Sorumlusu Tom Homan da “Nerede sınırı aştığımıza dair tek bir örnek verin” diyerek eleştiriyi reddetti.
Kansas Senatörü Roger Marshall da ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesinin (ICE) eyalette yerel polise haber vermeden operasyon düzenlemesini eleştirdi ve uygulamanın işletmelerde aksamaya yol açtığını kaydetti.
Gözaltı sayıları rekor kırıyor
Tepkilerin ardından ICE, sosyal medyada önceden duyurulan baskınlar yerine sivil giyimli memurlar ve plakasız araçlarla yürütülen daha sessiz operasyonlara geçti. Bu da göçmenler arasında belirsizlik ve kaçışlara yol açarken tutuklamalar artmaya devam etti.
Sabıka kaydı olmayan ve göç başvuruları inceleme aşamasında yer alan kişiler de hedef alındı. Kurum, hem temmuz hem de ağustos aylarında 50 biner göçmeni gözaltına alarak rekor kaydetti.
Adalet Bakanlığına bağlı Göç İhtilafları Ofisinin dosya sayısı Trump’ın ikinci döneminin başlangıcından bu yana 7 bin 700 dolayından 9 bin 500’e yaklaştı.
Bu davaların önemli bir bölümünü, göçmen merkezlerinde tutulan yaklaşık 70 bin kişinin yaptığı yasa dışı tutukluluk (habeas corpus) başvuruları oluşturuyor.
Diğer Cumhuriyetçi senatörler ise operasyonların görünürlüğü azaldığı için şikayetlerin düştüğünü savunuyor. Senatör Shelley Moore Capito, şiddet suçlularının sınır dışı edilmesini halkın desteklediğini, ICE’ın eğitimlerini artırdığını söyledi.
Oklahoma Senatörü James Lankford da şikayetlerin azaldığını öne sürdü; buna rağmen Oklahoma, Kansas ve Teksas’taki hayvancılık birlikleri baskınların sektöre verdiği zararı ortak bir mektupla yetkililere iletti.
Demokratlar ise bu yılki ölümlü olayların ardından yönetimin göç politikalarının Cumhuriyetçilere sandıkta kaybettireceği görüşünde. Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Jamie Raskin, yönetimin artık en tehlikeli suçluları değil, doğrudan kendisinin aşırı sert yöntemleri benimsediğini savundu.
Göç Alt Komisyonu üyesi Pramila Jayapal da ICE’ın kota doldurma çabasının ters teptiğini vurgulayarak, “Bu stratejiyi gürültülü olduğunda tepki çektiği için sessizce sürdürüyorlar. Ancak kasım ayında sessiz yöntemlerin de kabul görmediğini anlayacaklar” değerlendirmesini yaptı.
Amerika
Yapay zekada “balon” anlatısını doğrulayan veriler: Yatırım yüksek, kârlılık düşük

ABD’de hız kazanan yapay zeka yatırımlarının karşılık bulabilmesi için sektörün 2032’de 3,5 trilyon dolar gelir elde etmesi gerektiği belirlendi. Wall Street Journal gazetesinin haberine göre söz konusu tutar, ülke milli gelirinin yüzde 8,8’ini oluştururken işlem gücü fiyatlarındaki olası düşüşler kârlılık hedeflerini zorlaştırıyor.
ABD’de yapay zeka alanında süregelen yatırım dalgasının finansal açıdan karşılık bulabilmesi için işletmelerin ve tüketicilerin bu teknolojiye milli gelirin yaklaşık yüzde 9’u oranında harcama yapması gerektiği hesaplandı.
Bu oran, Amerikan halkının gıdaya ayırdığı bütçeye, tüm enerji harcamalarının iki katına veya telefon, internet ve dijital yayın servislerine ödenen toplam miktarın yaklaşık yedi katına denk geliyor.
Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre Columbia Üniversitesi Finans Profesörü Stijn Van Nieuwerburgh tarafından hazırlanan ve Brookings Enstitüsünde sunulan çalışma, yapay zeka altyapı inşasının ABD tarihindeki en büyük yatırım hamlesi haline geldiğini ortaya koydu.
Mevcut veri merkezi inşaat planları, ortalama maliyetler, olası proje iptalleri ve yüzde 10’luk kaldıraçsız sermaye getirisi beklentisi üzerinden yapılan hesaplamaya göre, sektörün 2032 yılında 3,5 trilyon dolar gelir üretmesi şart görünüyor.
Bu tutar, yıllık yüzde 4 nominal büyüme varsayımı altında ABD gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) yüzde 8,8’ine karşılık geliyor.
Kapasite artışı fiyatları düşürebilir
Gelir projeksiyonlarının temelinde, OpenAI ve Anthropic gibi yapay zeka şirketlerinin mevcut işlem gücü fiyatlarını gelecekte de koruyabileceği varsayımı yatıyor.
İşlem kapasitesindeki yetersizliğin şu an kâr marjlarını yüksek tuttuğunu belirten Van Nieuwerburgh, şirketlerin yoğun rekabet ortamında ve kapasitenin dört katına çıktığı 2032 senesinde de bugünkü kıtlık fiyatlandırmasını sürdüremeyeceğine dikkati çekti.
Geçmişteki teknoloji yatırımlarında görülen sert fiyat düşüşleri, benzer krizlerin yaşandığını gösteriyor.
Londra ile New York arasındaki fiber optik hatlarda bant genişliği fiyatları, yeni hatların döşenmesi ve kapasitenin artması neticesinde 1997-2001 döneminde yüzde 96 gerilemiş, bu süreç çok sayıda telekomünikasyon firmasının iflasına yol açmıştı.
Yarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Düşen fiyatlar talebi artırabilir mi?
Yapay zeka modellerinin işlem yeteneği her 4-5 ayda bir iki katına çıkarken Epoch AI verilerine göre belirli bir yetenek seviyesi için maliyet, 2023’ten bu yana çeyrek başına yüzde 47 azalıyor.
İktisat literatüründe “Jevons Paradoksu” olarak bilinen yaklaşıma dayanan iyimserler, kapasite artışı ve ucuzlamanın talebi katlayarak şirket gelirlerini büyüteceğini savunuyor.
Chicago Merkez Bankasından (Fed) Ezra Karger liderliğindeki uzman panelinin 2030 yılı için OpenAI ve Anthropic’e biçtiği 300 milyar dolarlık toplam yıllık gelir tahmini aşılmış durumda.
İki şirketin yıllıklandırılmış toplam gelir oranı halihazırda yaklaşık 180 milyar dolara ulaştı ve her çeyrekte çift haneli büyüme kaydediyor.
Teknolojiyi sermaye ve iş gücünün yanında üçüncü bir üretim faktörü olarak gören savunuculara karşılık, sistem yaygınlaştıkça büyüme hızının yavaşlayacağı ve azalan verimler yasasının devreye gireceği öngörülüyor.
Verimlilik artışı doğrudan gelire dönüşmüyor
Kişisel bilgisayar devriminde 1966’dan itibaren yaşanan fiyat düşüşleri ve verimlilik patlamasının ardından, işletmelerin bilgisayar harcamaları 1984 civarında GSYH’nin yüzde 0,8’i seviyesinde yatay seyre geçmişti.
Harvard Üniversitesi doktora öğrencileri Fiona Chen ve James Stratton tarafından Jellyfish platformundaki yazılım projeleri üzerinden yapılan güncel araştırma da benzer bir yapısal sınıra işaret etti.
Yapay zeka asistanlarının yazılan kod satırını yüzde 12, otonom yazılım ajanlarının ise yüzde 30 artırdığı belirlendi.
Buna karşın kullanıcıların kod inceleme, yorumlama ve değişiklik süreçlerine daha fazla zaman harcaması sebebiyle tamamlanan projelere sağlanan nihai katkının düşük kaldığı ve “istatistiki açıdan anlamsız” seviyede gerçekleştiği saptandı.
Uzmanlar, yapay zekanın verimliliği artırsa bile bu durumun yatırımcıların beklediği devasa kâr ve gelir büyüklüklerine doğrudan dönüşmeyebileceğini vurguluyor.
İktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek
Diplomasi7 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri











