Bizi Takip Edin

Diplomasi

Kızıldeniz’de yeni taş: İsrail Somaliland’ı stratejik platforma dönüştürüyor

Yayınlanma

İsrail, Aralık ayında resmen tanıdığı Somaliland’da gizli bir askeri üs kurmaya ve güvenlik ortaklığı tesis etmeye hazırlanıyor; hedef, Husi füze kapasitesini yakın mesafeden izlemek ve bölgeye operasyonel erişim kazanmak. Somaliland ise bu stratejik konumunu koz olarak kullanan bir açık artırmaya girişmiş durumda.

İran’a karşı süren savaşın gölgesinde İsrail, Aden Körfezi’nde stratejik bir hamle yapıyor: Aralık ayında resmen tanıdığı Somaliland’da muhtemelen gizli bir askeri üs kurma ve güvenlik ortaklığı tesis etme planlarını hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Amaç, Husi mevzilerine yakın bir operasyonel dayanak noktası elde etmek ve bölgedeki istihbarat kapasitesini güçlendirmek.

Somaliland Cumhurbaşkanlığı Bakanı Khadar Hüseyin Abdi, Bloomberg’e yaptığı açıklamada, “Güvenlik açısından stratejik bir ilişki kuracağız ve bu çok şey kapsıyor. Onlarla askeri bir üs kurup kurmamayı henüz tartışmadık, ancak kesinlikle bir değerlendirme yapılacak” dedi.

Somaliland, İsrail’e Ensarullah Hareketi’ne (Husiler) yönelik operasyon kapasitesi ve istihbarat toplama imkanı sunacak. Husiler, İsrail’in Gazze saldırılarına misilleme olarak İsrail’i uzun menzilli füzelerle hedef almış ve Kızıldeniz ticaret yollarını fiilen kapatmıştı.

Hürmüz Boğazı kapandı, enerji fiyatları tırmandı

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırmasının ardından dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birini taşıyan Hürmüz Boğazı fiilen kapandı; petrol ve gaz fiyatları yükselişe geçti.

Husiler bu savaşa henüz doğrudan dahil olmadı; ancak Ensarullah Siyasi Büro üyesi Ali el-İmad, Yemen güçlerinin Direniş Ekseni ile koordinasyon içinde hareket ettiğini ve ilerleyen aşamalarda savaşa katılabileceğine işaret etti.

Berbera’dan 100 kilometre: Üs için hazırlık bir yıl önce başladı

İsrail, geçen yıl Haziran ayında Somaliland’ın stratejik kıyılarını keşfetmek üzere bir güvenlik heyeti gönderdi. Bloomberg’in kaynaklara dayandırdığı habere göre heyet, Husi mevzilerine karşı kullanılabilecek bir üs için uygun alanları araştırdı.

Değerlendirilen lokasyonlar arasında Berbera’nın 100 kilometre batısındaki yüksek arazi öne çıkıyor; burada BAE’nin yatırım yaptığı DP World limanı ve askeri havaalanı bulunuyor.

Husiler için özel bir istihbarat birimi kuran İsrailli bir general, Bloomberg’e verdiği brifingde, Husilerin İsrail’e ulaşabilecek yüzlerce rokete sahip olduğunu aktardı.

Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü araştırmacısı Ari Heistein durumu şöyle özetledi:

“İsrail’in Somaliland ile ilişkisi, büyük ölçüde Husilerin Afrika Boynuzu boyunca genişlemesi nedeniyle önem kazanıyor. ABD-İsrail saldırıları İran’ın bu hareketi destekleme kapasitesini zayıflatırsa, bölge onlar için çok daha kritik bir stratejik arena haline gelebilir.”

Anlaşma hız kesmedi: İstihbarat baskısıyla imzalandı

Bölge yetkililerine göre iki hükümet, yıllarca İsrail’in Somaliland’ı tanıyıp tanımaması meselesini gündemde tuttu. Ancak anlaşma, Husileri İsrail için birincil tehdit olarak değerlendiren istihbarat çevrelerinin baskısıyla geçen yıl hızla imzaya açıldı.

İsrail’in 26 Aralık’taki tanımasının hemen ardından Somaliland’dan ondan fazla üst düzey askeri yetkili, güvenlik bağlarını pekiştirme amacıyla eğitim için İsrail’e hareket etti.

Aynı dönemde Hargeisa’daki bir otelin üst katında patlamaya dayanıklı camlarla donatılmış odalar kiralandı; İsrail, büyükelçilik için uygun bir mekan arayışına girdi.

Netanyahu, Aralık ayında Mossad ve diğer kurumların bu tanıma sürecine katkı sağladığını doğruladı. İsrailli yetkililer, İran’daki savaşın patlak vermesinden bir gün önce, 27 Şubat’ta Hargeisa’yı da ziyaret etti.

21 ülkeden ortak uyarı

Diplomatik adımlar tepkisiz kalmadı. Mısır ve Katar dahil 21 Arap, İslam ve Afrika ülkesi, bu gelişmelerin bölgedeki barış ve güvenlik açısından potansiyel “ciddi sonuçlara” yol açabileceği uyarısında bulundu.

Bloomberg’in haberine göre İsrail’in Somaliland’daki artan varlığı, bu ülkeyi Somali merkezi hükümetinin temel destekçisi Türkiye ile doğrudan rekabet içine sürüklüyor. Eski Başbakan Naftali Bennett yakın zamanda Türkiye’yi “yeni İran” olarak nitelendirdi.

Türkiye faktörü: Mogadişu’dan F-16’ya

Londra merkezli danışmanlık firması J.S. Held’in analisti Conor Vasey konuyu şöyle değerlendirdi: “İsrail için Somaliland’ı tanımak, Aden Körfezi’ndeki Husi hakimiyetine karşı bir güvenlik dengesi sağlıyor.

Özellikle Somali’de giderek derinleşen Türk nüfuzunu dengeleme işlevi görüyor.” Mogadişu’da en büyük yurt dışı askeri eğitim üssünü kuran Türkiye son aşamada bu ülkeye F-16 savaş uçaklarını da konuşlandırdı.

Somaliland, Washington’a fiyatını biçiyor

Somaliland’ın asıl hedefi ABD’nin tanıması. Bu hedefe ulaşmak için hem lobi hem de stratejik kaynak diplomasisi devredeyken sahada somut adımlar da atılıyor.

Cumhuriyetçi eğilimli ABD’li Afrika uzmanları arasında Trump’ın ilk döneminde Sahel ve Büyük Göller bölgelerine elçilik yapan J. Peter Pham ve ardından Afrika’dan sorumlu dışişleri bakan yardımcısı olan Tibor Nagy bu davayı açıkça destekliyor.

Hargeisa ise Trump yönetimine doğrudan ulaşmak için lobi şirketi FGS Global’i ve Londra merkezli Panterra’yı işe aldı. Konuya yakın kaynaklara göre ABD ayrıca kendi adına Somaliland’ı değerlendirmek üzere eski bir üst düzey istihbarat subayını görevlendirdi.

Pham, Bloomberg’e şu değerlendirmede bulundu: “Stratejik gayrimenkul açısından Somaliland’ı geçmek zor.”

Berbera’daki 5.000 metrelik pistini Afrika’nın en uzun pisti olduğunu ve bölgenin derin su liman altyapısına sahip olduğunu da vurguladı.

Geçen Ağustos ayında Senato Afrika Dış İlişkiler Alt Komitesi Başkanı Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz, Trump’a Somaliland’ı bağımsız devlet olarak tanıması çağrısıyla resmi bir mektup gönderdi.

Bakan Abdi, Somaliland’ın büyük ölçüde keşfedilmemiş nadir toprak mineralleri ve petrol rezervlerine ABD’ye erişim izni vermeye hazır olduğunu bildirdi; askeri üs izninin de değerlendirme kapsamında tutulduğunu ekledi.

Abdi, “Mogadişu’nun başarısız devletini desteklemekten yoruldular. Para ve askeri destek sağladılar ama Somali’de hiçbir şey değişmedi. Politika değişikliği geliyor” dedi.

Diplomasi

Trump İran’dan tazminat talebinde bulundu

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın savaş tazminatı taleplerini reddetti ve bunun yerine Tahran’dan Amerikan askerlerinin ölümleri için tazminat ödemesini talep etti.

Trump, son on yıllarda hayatını kaybeden binlerce ABD askeri ve İranlı sivilin ölümleri nedeniyle İran’dan tazminat talep edeceğini açıkladı.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve İran’ın ordusunu ve ekonomisini yerle bir eden beş aylık savaşın zararı için İranlı müzakerecilerin benzer taleplerde bulunması üzerine savaş tazminatı talebinde bulunduğunu belirtti.

Trump şunları yazdı:

“Şimdi ben de İran’dan, başlangıçta General Süleymani’nin önderliğinde, meşhur oldukları yol kenarı bombaları ve sayısız çatışmalarla öldürdükleri ve ağır yaraladıkları tüm insanlar için tazminat talep ediyorum; buna USS Cole gemisinde hayatını kaybedenlerin aileleri ve çatışmalarda ölen binlerce kişi de dahil. Ayrıca, son beş ayda öldürülen 52.000 kişiden bahsetmeye bile gerek yok, İran’ın son 50 yılda öldürdüğü yüz binlerce masum protestocunun ailelerine de tazminat ödenmeli.”

Trump, Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün kendilerinde olduğunu söylerken, Tahran ise Washington taleplerini karşılayana kadar su yolunun kapalı kalacağını belirtiyor.

Diğer Körfez ülkeleri ise İran’ın olaylara ilişkin yorumunu destekliyor gibi görünüyor.

Yetkililer Wall Street Journal’a (WSJ), enerji altyapısı için risk teşkil eden yeni çatışmaların yaşanmasından ziyade Tahran’ın boğaz üzerindeki kontrolünün tercih edilebilir olduğunu söylediler.

İran’ın Körfez’deki rakipleri, İran’ın bölgeye giren gemiler üzerindeki denetimini resmileştiren ve hayati önem taşıyan bu su yolunu açmayı amaçlayan, şu anda değerlendirilmekte olan anlaşmayı hoş karşılamıyor. 

Fakat Körfez yetkilileri, bölgenin bu anlaşmayı, Arap devletlerinin enerji altyapısını tehlikeye atacak olan ABD ile İran arasındaki yeni bir askeri çatışmaya tercih ettiğini belirtti.

Körfez ülkeleri, sakin dönemlerde daha fazla petrol sevk edebilmek ve bunu yurtdışında depolayabilmek amacıyla, boru hatlarını Kızıldeniz ve Umman Körfezi’ne uzatmanın yanı sıra depolama tesislerine yönelik yatırımları artırarak Hürmüz Boğazı’nı atlatmaya yönelik çeşitli planları şimdiden değerlendirmeye başlamış durumda.

Bu arada, üreticiler konum belirleme sinyallerini kapatarak Umman yakınlarından geçerek Hürmüz Boğazı’ndan sevk edebilecekleri kadar petrolü nakletmeye çalışıyorlar.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD ve müttefikleri Çin’in füze denemesine karşı ortak açıklama yaptı

Yayınlanma

Çin’in füze denemesinin ardından ABD ve müttefikleri, “Bir dahaki sefere 24 saat önceden haber verin” çağrısı yaptı. Pekin, Washington’u “siyasi manipülasyon” yapmakla suçladı.

ABD ve müttefiki 40 ülke, geçen ay Pasifik’te gerçekleştirilen ve kaza ile askeri yanlış hesaplama risklerine ilişkin kaygıları artırdığını belirttikleri nadir bir Çin füze denemesinin ardından, uzun menzilli balistik füze fırlatmalarından en az 24 saat önce bildirim yapılması çağrısında bulundu.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından salı günü yayımlanan ortak açıklamada hükümetler, ülkelere — özellikle de nükleer silaha sahip devletlere — kıtalararası balistik füzeler (ICBM), denizaltından fırlatılan balistik füzeler (SLBM) ve uzaya fırlatma araçlarının fırlatılmasından önce bildirimde bulunma çağrısı yaptı.

Açıklamada Çin’in adı verilmezken, “Pasifik bölgesindeki son füze deneme faaliyetlerinin” çoğu devlet tarafından benimsenen standart bildirim uygulamalarına uymadığı belirtildi.

Pekin ise açıklamayı reddetti ve Çinli bir büyükelçi Washington’u “siyasi manipülasyon” yapmakla suçladı.

41 ülke, en az 24 saat önceden bildirim yapılmasının yanı sıra füzenin genel sınıfı, planlanan fırlatma zaman aralığı, fırlatma bölgesi ve hedeflenen yön hakkında da bilgi verilmesini istedi. Hükümetlerin ayrıca uçak ve gemilere, beklenen düşüş veya iniş bölgeleri konusunda uyarıda bulunması gerektiği belirtildi.

Açıklamada, “Nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip balistik füze denemelerinin yeterli ön bildirim ve ayrıntı sağlanmadan gerçekleştirilmesi tehlikelidir” denildi ve bunun yanlış hesaplama riskini artırarak küresel istikrar ve güvenliği zayıflattığı ifade edildi.

Açıklamada ayrıca ABD’nin, 145 ülkenin gönüllü olarak taraf olduğu Balistik Füze Yayılmasına Karşı Lahey Davranış Kuralları doğrultusunda kendi füze fırlatmaları hakkında önceden bildirimde bulunduğu savunuldu.

Açıklamaya Avustralya, Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Filipinler’in yanı sıra Palau ve Marshall Adaları gibi ABD’nin müttefikleri ve ortakları da imza attı.

Açıklama, Çin’in 6 Temmuz’da gerçekleştirdiği denizaltından fırlatılan stratejik füze denemesinin ardından geldi. Sahte bir savaş başlığı taşıyan füze, Çin Halk Kurtuluş Ordusu Donanmasına ait nükleer enerjili bir denizaltıdan fırlatıldı ve Güney Pasifik Okyanusu’na düştü.

Pekin, denemenin yıllık askeri eğitim faaliyetlerinin bir parçası olduğunu ve ilgili ülkelerin önceden bilgilendirildiğini açıkladı.

Ancak uzmanlara göre eleştirilere yol açan asıl konu, bu uyarıların yapılma biçimiydi.

Parley Policy Initiative Direktörü Michael Bosack, Pekin’in yaptığı bildirimlerdeki eksikliklerin, 41 hükümetin yeterli ön bildirimin ne anlama geldiğine ilişkin daha açık standartlar talep etmesini açıklamaya yardımcı olduğunu söyledi.

Bosack’a göre Pekin, Japon yetkililere başlangıçta bildirimin uzay enkazıyla ilgili olduğunu söyledi ve farklı hükümetlere farklı koordinatlar verdi. Bazı hükümetler ise fırlatmadan yalnızca birkaç saat önce bilgilendirildi.

Bosack, “Ortak açıklamada beklentilerin bu kadar ayrıntılı biçimde tarif edilmesi önemli çünkü Çin hükümeti temmuzdaki fırlatma öncesinde gerçekten de bir tür ön bildirimde bulunmuştu” dedi.

Bosack, açıklamanın Çin’i kınayan “sembolik bir protesto mektubu” olmaktan ziyade “uygulanabilir bir beklentiler bütünü” ortaya koyduğunu savundu.

“Böyle bir şey gerilimin yüksek olduğu bir dönemde yaşanır ve birileri bir füze fırlatıldığını tespit ederse bunun yalnızca bir deneme olmadığını varsayarak karşılık verebilir” dedi.

Bosack, füzenin arızalanması ve parçalarının başka bir ülkenin topraklarına düşmesi halinde tehlikenin daha da artabileceğini söyledi.

Pekin: ABD olayı siyasallaştırıyor

Çin ise ortak açıklamayı reddederek Lahey Kuralları’na bağlı olmadığını savundu ve Washington’u, Pekin’in temmuzdaki deneme öncesinde gönüllü olarak yaptığı bildirimi siyasallaştırmakla suçladı.

Çin’in silahsızlanma işlerinden sorumlu büyükelçisi Li Chijiang, salı günü Cenevre’deki Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı açıklamada, Pekin’in fırlatmadan önce ABD’yi ve diğer ülkeleri bilgilendirdiğini ve başkalarının çıkarlarının zarar görmemesi için gerekli önlemleri aldığını söyledi.

Li, Washington’u “açıkça çifte standart uygulamakla” suçlayarak Çin’in Lahey Kuralları’na taraf bir devlet olmadığını ve bu nedenle kuralların bildirim yükümlülükleriyle bağlı bulunmadığını savundu.

Bosack ise, Çin’in daha ayrıntılı ön bildirim çağrılarına direnmesinin, bunun diğer ülkelerin Çin’in füze denemeleri hakkında istihbarat toplamasını kolaylaştırabileceği yönündeki kaygılardan kaynaklanabileceğini söyledi.

Bosack, “ABD ve müttefikleri bildirim sayesinde nereye bakmaları gerektiğini bilirlerse Çin’in füze sistemlerinin uçuş parametreleri ve kabiliyetleri hakkında veri toplayabilirler” dedi.

Açıklama, Pasifik Adaları Forumu’nun 18 üye ülkesini temsil eden dışişleri bakanları ve üst düzey yetkililerin, Fiji’nin Suva kentindeki bir toplantıda Çin’in denemesine karşı ortak bir tutum üzerinde anlaşamamasından birkaç gün sonra geldi. Görüş ayrılıkları, yayımlanacak açıklamanın özellikle Çin’in eylemlerini mi yoksa Pasifik’teki füze fırlatmalarını daha genel biçimde mi ele alması gerektiği konusunda ortaya çıktı.

Çin’in temmuzdaki fırlatması, Pekin’in Eylül 2024’te Pasifik’e bir kıtalararası balistik füze fırlatmasından iki yıldan kısa süre sonra gerçekleşti. Bu da Çin ordusu açısından alışılmadık bir başka uzun menzilli füze denemesi olmuştu.

Çin Pasifik’e füze denemesi yaptı, bölge ülkelerini alarma geçirdi

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kosova’dan Ukrayna’ya “bağımsızlık” tepkisi

Yayınlanma

Volodimir Zelenskiy’in Sırbistan’a yaptığı gezide Kosova’nın bağımsızlığını tanımayacaklarını söylemesi Priştine’de tepki yarattı.

Zelenskiy, geçen cumartesi günü ilk kez, AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırım rejimine katılmayı reddeden Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’i ziyaret etti.

Ardından, Ukrayna’nın Sırbistan’ın eski bir eyaleti olan Kosova’nın bağımsızlığını tanımamaya devam edeceğini açıklayarak bölgedeki temel gerilimin ortasına daldı.

Kosova’nın tepkisi gecikmedi. 2022 yılından beri Priştine’nin ana caddesinde asılı duran, bir bina büyüklüğündeki mavi-sarı renkli “Özgür Ukrayna” pankartı derhal indirildi.

Belediye Başkanı Përparim Rama, “savaş, şiddet ve zulümle karşı karşıya kalan halklara” sempati duyduğunu fakat “saygının karşılıklı olması gerektiğini” belirtti.

Zelenskiy’in ziyaretinden bu yana Vučić, Kosova’nın baraj gölü kıyısındaki Sırplara ait evleri yıkmasına misilleme olarak, Sırbistan’dan Kosova’ya akan İber Nehri’nin akış yönünü fiziksel olarak değiştirmekle tehdit etti.

Böyle bir hamle, Kosova’nın su ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan ve en büyük elektrik santraline hayati önem taşıyan soğutma kapasitesini sağlayan baraj gölünü kurutacak.

Buna ek olarak, Sırbistan Dışişleri Bakanı Marko Djurić ile Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, X üzerinden sert sözler sarf ettiler.

Rama, Sırbistan’ı “siyasi bir balonun içinde” olmakla ve “Sırbistan’ın Kosova’yı uzun zaman önce kaybettiği gerçeğini inkar etmekle” suçladı.

Kosova, 2008 yılında bağımsızlığını ilan etti ve bugüne kadar ABD, Birleşik Krallık ve 27 AB üye ülkesinden 22’si dahil olmak üzere 100’den fazla ülke tarafından tanındı.

Ayrıca, Aralık 2022’de üyelik başvurusunu sunan Kosova, potansiyel bir AB aday ülkesi.

Kosova Dışişleri Bakanı Glauk Konjufca, Zelenskiy’in görüşlerini “üzüntüyle” not aldığını ve bu tür söylemlerin “Rusya’nın Kosova’yı bir emsal olarak gösterme girişimlerini” yansıttığını belirtti.

Sırbistan hâlâ Sovyet standardı kalibrelerde önemli miktarda mühimmat üretiyor; bu mühimmatı, NATO standardını kullanan Kiev’in Batılı müttefiklerinden temin etmek imkânsız.

Ukrayna ise Donbas ve ötesindeki çatışmalarda kilit öneme sahip olan Sovyet döneminden kalma ağır obüsleri ve tankları elinde tutuyor.

Rusya ilişkilerini sürdürmesine rağmen Vučić, bunları Kiev’e sessizce sağlamaktan memnun.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English