Diplomasi
Güney Kıbrıs’ta NATO tartışması

İran ve Hizbullah’ın misilleme saldırılarının Kıbrıs’taki İngiliz üslerini hedef alması üzerine Güney Kıbrıs’ın NATO üyeliği tartışması yeniden başladı.
Euractiv’de yer alan analize göre Lefkoşa’daki liderler, böyle bir adımın adanın Türkiye ile on yıllardır süren anlaşmazlığının çözülmesini gerektireceğini belirterek şüpheci yaklaşmaya devam ediyor.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, koşullar elverirse Lefkoşa’nın NATO’ya katılmak için derhal başvuruda bulunacağını söyledikten sonra, bu soru geçen hafta yeniden gündeme geldi.
Fakat Hristodulidis, uzun süredir NATO üyesi olan Türkiye’nin Kıbrıs’ın üyeliğini neredeyse kesin olarak engelleyeceğini kabul etti.
Ankara’nın veto hakkına atıfta bulunan Rum lider, “Türkiye’nin bilinen tutumunu göz önünde bulundurarak, siyasi koşullar nedeniyle bunu yapamayız,” dedi.
Güney Kıbrıs’ın ittifaka katılması fikri, bazı politika çevrelerinde yeniden ilgi görmeye başladı. Örneğin Avrupa Komisyonu eski Başkan Yardımcısı Margaritis Schinas, şu anın Kıbrıs’ın NATO üyeliği için “mükemmel bir siyasi fırsat” olduğunu ileri sürdü.
Yine de, çözülmemiş Kıbrıs sorunu en büyük engel olmaya devam ediyor. Bugün, Türkiye dışında hiçbir ülke Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımazken, Ankara da Lefkoşa’daki Kıbrıs Rum hükümetini tanımıyor. On yıllardır süren anlaşmazlık, adanın jeopolitik konumunu karmaşıklaştırmaya devam ediyor.
“NATO öncelikli değil”
Kıbrıs Rum Demokratik Partisi (DIKO) milletvekili Chryses Pantelides, Kıbrıs’ın bunun yerine ABD dahil NATO ülkeleriyle mümkün olan en yakın ilişkileri kurması ve NATO’nun askeri standartlarına mümkün olduğunca uyum sağlaması gerektiğini savundu.
Pantelides, Euractiv’e verdiği demeçte, “Kıbrıs sorunu çözülmediği ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni resmi olarak küçümseme tutumunu sürdürdüğü sürece, Kıbrıs’ın NATO’ya üyeliğinin gerçekleşmeyeceği açık,” dedi ve NATO ile daha yakın ilişkilerin, üyelik olmasa bile ülkenin savunma kapasitesini güçlendireceğini ekledi.
ABD ile Kıbrıs arasındaki ilişkiler, Washington’un adanın yeniden birleşmesini teşvik etmek amacıyla 1987’de uyguladığı silah ambargosunu kısmen kaldırdığı 2020 yılından bu yana derinleşti.
Washington’un diplomatik çevrelerinde etkili olan Amerikan Yahudi Komitesi, bu hafta Orta Doğu’daki gelişmelerin ABD’yi ambargoyu kalıcı olarak kaldırmaya sevk etmesi gerektiğini savundu.
Fakat Türkiye, bölgedeki ABD çıkarlarını ilerletmek için önemli bir ortak olmaya devam ediyor.
Pantelides, “Türkiye’nin ABD için önemini ve değerini yitireceğine inanacak kadar naif değiliz,” dedi.
Kıbrıslı politikacıya göre, NATO üyeliği konusu ancak Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra ciddi olarak değerlendirilebilir ve ancak o zaman Türkiye, Kıbrıs’la ilgili konularda veto hakkını kullanmayı bırakabilir.
Hristodulidis’in zor seçimi: Parlamento seçimleri yaklaşıyor
Kıbrıs ve NATO konusunda yeniden alevlenen tartışma, Hristodulidis için iç siyasi sonuçlar da doğuruyor.
Güney Kıbrıs’ta parlamento seçimleri mayıs ayında yapılacak ve cumhurbaşkanı şu anda iktidara tutunmaya çalışıyor.
Son anketler, yeni ve daha küçük partilerin parlamentoyu parçalamasına yol açabileceğini gösteriyor. Kıbrıs başkanlık sistemi ile yönetiliyor ve Hristodulidis bağımsız bir siyasetçi.
Ülkenin dış politika kararlarının alınmasında başrolü oynamaya devam edecek olsa da, kendisine muhalif partilerin çoğunlukta olduğu bir parlamento işleri karmaşıklaştırabilir.
Kıbrıs’ın sol partisi AKEL’in Yakınlaşma Bürosu başkanı Elias Demetriou, “Hristodulidis, Avrupa’nın desteğini ve NATO’ya olası üyeliği dış politikasının bir başarısı olarak sunarak, mevcut durumdan siyasi olarak yararlanmaya çalışıyor,” dedi.
Demetriou, Hristodulidis’in “kendisini destekleyen partilerin bir sonraki parlamentoda dengeleyici rolünü kaybedeceğini” gördüğü için, parlamentoda ortaya çıkan güç dengesi lehine avantaj elde etmek amacıyla muhafazakar seçmenlere hitap etmeye çalıştığını söyledi.
Hristodulidis geçtiğimiz günlerde hükümetinin parlamento seçimlerine müdahale etmeyeceğini vurguladı.
NATO ile ilgili olarak ise, koşullar elverirse ülkenin bu yönde ilerlemeye hazır olması için askeri, operasyonel ve idari düzeylerde hazırlıkların sürdüğünü söyledi.
İngiliz üslerine karşı kampanya
Declassified’daki habere göre güneyi savaş alanı haline getirebilecek İngiliz üslerine karşı sesler de yükseliyor.
Akrotiri’deki Kraliyet Hava Kuvvetleri üssüne yapılan misillemelerin ardından, İngiltere’deki tartışmalar havaalanının neden daha iyi korunmadığına odaklandı.
Fakat Kıbrıs’ta öfke, İngiltere’nin neden hâlâ orada askeri üsleri olduğu üzerine yoğunlaşıyor.
Örneğin AKEL’in milletvekili adaylarından ve üslere karşı faaliyet yürüten Melanie Steliou, ilk saldırının ardından, “Dün gece hiç uyuyamadık. Oğlum bugün okula gitmedi çünkü okul üssün yanında. Doğal olarak olanlardan korkuyorum, sinirliyim ve kızgınım… Keir Starmer’a Kıbrıs’ı zor durumda bıraktığı için kızgınım,” diyordu.
Bazı İngiliz personel Akrotiri’den tahliye edilirken, yerel Kıbrıslıların gidecek başka yerleri olmadığını hatırlatan Steliou, “Bu, sömürgeci zihniyetin mide bulandırıcı bir örneği. Üs, en başından beri orada olmamalıydı,” ifadelerini kullandı.
Steliou, bu mayıs ayında Güney Kıbrıs’ta yapılacak parlamento seçimlerine aday. Şu anda parlamentodaki 56 sandalyenin 15’ine sahip olan ve İngiliz üslerinin kaldırılmasını isteyen ana muhalefet partisi AKEL tarafından organize edilen sol kanat listesinde yer alıyor.
Seçilirse, Steliou, Kıbrıs’ın en güneyindeki yarımadada bulunan RAF Akrotiri’nin yanındaki kıyı seçim bölgesi Limasol’un milletvekili olacak.
Hava üssünün çevresindeki tuz gölü, vahşi yaşam merkezi, çiftlikler ve plaj barları da dahil olmak üzere kilometrelerce uzunluğundaki arazi İngiltere tarafından işgal edilmiş durumda ve seçim bölgesinin neredeyse tamamını çevreliyor.
İngiltere burayı “egemen üs bölgesi” olarak nitelendiriyor ve adanın doğusunda, gece hayatının merkezi Ayia Napa yakınlarındaki Dikelya’da bir başka üssü daha bulunuyor.
Bu iki üs, toplam 98 mil kare ile Kıbrıs’ın yüzde üçünü kaplıyor. İngiltere, 1960 yılında Akdeniz adasının geri kalanına bağımsızlık verdiğinde, bu bölgenin tamamen dekolonizasyonunu reddetmişti.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını4 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya5 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı










