Bizi Takip Edin

Diplomasi

Wadephul: Türkiye’ye sattığımız silahlar Yunanistan’a karşı kullanılmamalı

Yayınlanma

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul Atina ziyaretinde, Türkiye’ye satılan silahların Yunanistan’a karşı kullanılmaması gerektiği konusunda ısrarcı oldu.

Yunanistan’ın başkentinde yapılan toplantıların ardından konuşan Wadephul, Türkiye’ye tedarik edilen silahların bir müttefike değil, “dış düşmanlara” yöneltilmesinin bir “ön koşul” olduğunu söyledi.

Ayrıca, Türkiye’nin bir NATO ortağı olmasına rağmen AB’nin Almanya’nın “en yakın ailesi” olmaya devam ettiğini vurgulayan Wadephul, Berlin’in üyelerinin korunmasını sağlayacağını da sözlerine ekledi.

Ziyaret, ABD ile Almanya arasındaki gerginliğin Ege’ye sıçraması ve zaten hassas olan Yunanistan-Almanya ilişkilerini daha da karmaşık hale getirmesiyle gerçekleşti.

Almanya-Yunanistan ilişkileri uzun süredir gergin. Bu ilişkiler, Avro bölgesi krizi sırasında keskin bir şekilde bozulmuş, fakat daha sonra kademeli olarak istikrar kazanmıştı.

Pazartesi günkü görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Berlin’e karşı sertleşen tutumu ve Atina’ya yönelik giderek ısınan söylemleri nedeniyle daha da gölgelendi.

Son günlerde Trump, ABD’nin İran’da “aşağılanmış” olduğunu öne süren Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’i sert bir dille eleştirdi ve 5.000’den fazla ABD askerini Almanya’dan çekeceğine söz verdi.

Buna karşılık Trump, Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis’i “harika bir adam” olarak övdü ve Tahran’a karşı savaş sırasında Yunanistan’ın desteğini takdir etti.

Wall Street Journal, nisan ayında Yunanistan’ın İran savaşı sırasında askerleri daha destekleyici ülkelere kaydırmayı öngören iddia edilen bir ABD planından faydalanabileceğini bildirmişti.

Ege’de Almanya’nın dengeleme çabası

Yunan medyasında yer alan haberlere göre Wadephul, Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ve Başbakan Kyriakos Mitsotakis ile yaptığı görüşmelerde en hassas konu olan Türkiye meselesinden kaçındı.

Wadephul, ziyaretinden önce, “Yunanistan bizim için Güneydoğu Avrupa’da stratejik bir dayanak, yakın bir dost ve AB ile NATO içindeki bir ortak ülke,” dedi.

Almanya, her ikisi de NATO müttefiki olan Yunanistan ve Türkiye arasındaki ilişkilerde geleneksel olarak eşit mesafe politikası izliyor.

Ayrıca Türkiye, önemli bir ihracat pazarı ve göç konusunda kilit bir ortak olarak görülüyor.

Yunan yetkililer, Doğu Akdeniz’de Atina’ya “dayanışma” göstermesi için Almanya’dan kapalı kapılar ardında talepte bulunurken, Berlin ise Atina ile Ankara arasında bir denge kurmakta zorlanıyor.

Euractiv’in edindiği bilgiye göre, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Ege Denizi’nde Türkiye ile Almanya liderliğindeki bir devriye arasında meydana geldiği iddia edilen iki olayın ardından, Almanya’nın Atina Büyükelçisi’ne bir demarş sundu.

Atina, Berlin’in “Ankara yanlısı” davranmasından rahatsız

İddia edilen ilk olay, göçmen kaçakçılığı rotalarını izlemek için Yunanistan-Türkiye deniz sınırında devriye gezen NATO Deniz Grubu 2 (SNMG2) ile ilgiliydi.

Görev, gemileri durdurmak değil, şüpheli hareketler tespit edildiğinde Yunan ve Türk sahil güvenlik yetkililerini uyarmak.

Almanya’nın operasyonel liderliğinde gerçekleştirilen bir devriye sırasında, güneydoğu Avrupa’dan Kıbrıs’a kadar uzanan sorumluluk alanlarını tanımlayan haritaların kullanılması gerekli hale geldi.

Fakat olaya aşina olan kaynakların Euractiv’e bildirdiğine göre, Türk tarafı ada isimlerinin haritalara dahil edilmemesi konusunda ısrar etti.

Kaynaklara göre, Türkiye’nin talebi üzerine misyon, ada isimlerini çıkardı ve sadece koordinatları içeren resmi haritalar yayınladı. Bu hamle Yunanistan’ı rahatsız etti.

İkinci olayda ise, Frontex bünyesinde faaliyet gösteren bir Alman sahil güvenlik gemisinin, Yunanistan’ın sorumluluk alanındayken Türk sahil güvenliğinin talimatlarını uyguladığı iddia edildi.

Yunanistan için, Türkiye ile deniz sınırları konusunda süregelen anlaşmazlıklar göz önüne alındığında, bu iki olay siyasi açıdan hassas ve hukuki açıdan endişe verici.

Bir Yunan diplomatik kaynak, “Bu olaylar tehlikeli hukuki emsaller oluşturabilir ve gri alanlar yaratabilir,” dedi.

Yunanistan, Türkiye’nin fonlara erişimine ‘casus belli’ şartı koştu

Alman devriyeleriyle ilgili tartışmalar, Berlin ile Atina arasında savunma alımları ve Türkiye’ye silah satışları konusunda yaşanan gerginliklerin ortasında yaşanıyor.

Berlin, Ankara’nın AB’nin 150 milyar avroluk SAFE tedarik programına tam olarak dahil edilmesi için baskı yapıyor.

Atina, Türkiye’nin tam katılımını veto etti ve AB kurallarına, tek tek AB üye devletlerine güvenlik tehdidi oluşturmama şartı gibi üçüncü ülkeler için şartlar eklenmesini sağladı.

Atina ayrıca, Berlin’in hem Yunanistan’a hem de Türkiye’ye gelişmiş Tip 214 denizaltıları tedarik etme kararından duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.

Yunan medyasında şubat ayında yer alan haberlere göre, Yunanistan, Türkiye’nin aynı silah sistemlerini edinmesini önlemek amacıyla gelecekteki savunma sözleşmelerine bazı maddeler eklemeyi değerlendiriyor.

Yunanistan’ın Alman denizaltı alımında belirsizlik

Gerapetritis pazartesi günü yaptığı açıklamada, Atina’nın hiçbir ülkeden savunma alımlarını nasıl yöneteceğini talep edemeyeceğini söyledi ve şunları söyledi:

“Fakat bizim asgari şart olarak gördüğümüz şey, bu tür sistemlerin üçüncü ülkelere tedarik edildiğinde müttefik bir ülkeye karşı kullanılmamasının garanti edilmesi. Bu, ortak Avrupa savunmamız için hayati önem taşıyor.”

Bir basın toplantısı sırasında Alman-Yunan savunma işbirliğinin Almanya’nın Türkiye ile olan işbirliğiyle nasıl uyumlu olduğu sorulduğunda, Wadephul cevap vermekten kaçındı. 

Fakat kamu yayıncısı ERT ile yaptığı bir röportajda, Türkiye’ye satılan silahların Yunanistan’a karşı değil, “dış düşmanlara” karşı kullanılması gerektiğini “ön koşul” olarak nitelendirdi.

Alman denizaltı üreticisi Thyssenkrupp Marine Systems (TKMS), dört adet Tip 214 denizaltının ömür ortası modernizasyonu için Yunan tersaneleriyle bir anlaşma imzaladı.

Bir Alman hükümet yetkilisi, bunun Yunanistan’ın yeni Tip 212 CD denizaltılarını (aynı zamanda TKMS tarafından üretilen) potansiyel olarak satın alması için olumlu bir sinyal olduğunu belirtti.

Şirketin, sözleşmeyi alması halinde Yunanistan’daki üretimi en üst düzeye çıkarmayı hedeflediği bildiriliyor.

Fakat Yunanistan’ın nihayetinde Alman denizaltılarını tercih edip etmeyeceği belirsizliğini koruyor.

Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un nisan ayında Atina’ya yaptığı ziyaretin ardından, hükümet kaynakları yerel basına Yunanistan’ın en az 5 milyar avroya dört adet Fransız Blacksword Barracuda denizaltısı satın almayı düşündüğünü bildirdi.

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.

Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.

ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.

Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.

Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.

Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.

Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.

Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:

“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”

Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.

Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.

Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.

Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.

Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.

Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English