Bizi Takip Edin

Rusya

Lavrov: Hindistan ile aramızda askeri sır bulunmuyor

Yayınlanma

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova ile Yeni Delhi arasındaki stratejik ortaklığın yalnızca enerji ticaretiyle sınırlı olmadığını, savunma ve nükleer teknoloji alanlarında derin bir entegrasyona dönüştüğünü açıkladı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Russia Today (RT) kanalının Hindistan servisine verdiği mülakatta, iki ülke arasındaki stratejik ilişkiler, küresel enerji piyasalarındaki krizler, ABD’nin yaptırım politikaları ve BRICS’in geleceğine dair açıklamalarda bulundu.

Lavrov, Moskova ile Yeni Delhi arasındaki ilişkinin mahiyetinin yalnızca petrol ve doğalgazdan ibaret olmadığını, çok daha geniş bir temele dayandığını belirtti.

İki ülke arasındaki ilişkilerin başlangıcının yirmi veya otuz yıl öncesine dayanmadığını hatırlatan Lavrov, sürecin Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla başladığını kaydetti.

En başından itibaren Hint liderlerin Sovyetler Birliği’ni, Sovyet liderlerin de Hindistan’ı ziyaret ettiğini aktaran Bakan, bu durumun iki ülke liderleri arasında her zaman olumlu bir unsur olan güvene dayalı kişisel ilişkiler üzerinden sağlam bir temel atılmasına yardımcı olduğunu ifade etti.

Eş zamanlı olarak Hindistan ile Rusya arasındaki ortaklığın da sağlam temellerinin atıldığını belirten Lavrov, bu ortaklığın ne anlama geldiğine dair anlayışın zaman içinde evrildiğini dile getirdi.

Başlangıçta bir ortaklık olarak kurulan ilişkinin daha sonra stratejik ortaklığa, ardından da ayrıcalıklı stratejik ortaklık seviyesine yükseltildiğini anımsatan Lavrov, eski Hindistan Başbakanı Manmohan Singh döneminde Rusya-Hindistan ilişkilerinin “özellikle ayrıcalıklı stratejik ortaklık” seviyesine ulaştığını aktardı.

Lavrov, Rusya ve Hindistan ekonomilerinin birbirini tamamlamasının da her iki ülkenin avantajına çalıştığına dikkat çekti.

“Hintli dostlarımızdan sakladığımız hiçbir sırrımız yok”

Hindistan’ın en başından beri askeri-teknik işbirliğine büyük ilgi duyduğunu ve bunun önemli bir rol oynadığını ifade eden Lavrov, Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra uzun bir süre hiçbir Batılı ülkenin Yeni Delhi’ye kendi askeri teknolojisini geliştirmesi için yardım etmeye istekli olmadığını hatırlattı.

Rusya’nın ise farklı bir yaklaşım benimsediğini belirten Lavrov, işbirliğinin başlangıçta alıcı-satıcı formatında başladığını, ancak durumun zamanla dramatik biçimde değiştiğini vurguladı.

Artık Hindistan’a sadece silah ve askeri teçhizat satmadıklarını, Hindistan’da ortak üretime doğru kademeli bir geçiş yapıldığı için doğrudan satışların azaldığını aktaran Lavrov, “Rusya ve Hindistan işe BrahMos füzeleriyle başladı, ardından Kalaşnikof saldırı tüfeklerinin üretimiyle çeşitlendi ve şimdi Hindistan lisans altında T-90 muharebe tankları üretiyor” ifadelerini kullandı.

Lavrov, askeri-teknik işbirliğinin ötesindeki alanlara da değinerek, Ticaret, Ekonomik, Bilimsel, Teknik ve Kültürel İşbirliği Hükümetlerarası Komisyonu kapsamındaki tam ölçekli işbirliğine ek olarak başka planların da bulunduğunu söyledi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Aralık 2025’te Yeni Delhi’ye yaptığı ziyarette, yüksek teknolojileri ve diğer odak alanlarını kapsayan ve 2030 yılına kadar uzanan “Rusya-Hindistan Ekonomik İşbirliğinin Stratejik Alanlarının Geliştirilmesi Programı”nın kabul edildiğini hatırlatan Lavrov, askeri-teknik işbirliği konusunda da 2030’a kadar sürecek benzer bir programın imzalandığını bildirdi.

İki ülkenin kültürel ve insani işbirliğini de genişlettiğini ifade eden Lavrov, film festivalleri, kültürlerarası haftalar ve diğer ikili kültürel etkinliklerin Rusya ve Hindistan’da dönüşümlü olarak düzenlendiğini kaydetti.

İki ülkenin akademik topluluklarından temsilcilerin katılımıyla düzenli toplantılar yapıldığını ve Hintli öğrencilerin Rusya’da eğitim görmesini güçlü bir şekilde teşvik ettiklerini belirten Bakan Lavrov, Rusya-Hindistan ilişkilerinin bölgede ve dünya çapında en önemli istikrar faktörlerinden biri olmaya devam ettiğini vurguladı.

“Avrasya’nın tamamı için ortak bir oluşum bulunmuyor”

Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin 2047 yılına kadar gelişmiş bir Hindistan yaratmayı öngören “Viksit Bharat” vizyonuyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, bağımsızlığın yüzüncü yılında ülkelerinin nasıl görünmesini istediklerine karar verecek olanların öncelikle Hintliler olduğunu belirtti.

Başbakan Modi’nin dünyanın bugüne kadar tanıdığı en enerjik liderlerden biri olduğunu ifade eden Lavrov, Modi’nin bu enerjisini ekonomi, ordu, savunma, kültür ve Hindistan’ın sivilizasyon zenginliğinin korunması gibi tüm alanlarda azami egemenliğe ulaşmak gibi son derece önemli hedeflere yönlendirdiğini kaydetti.

Avrasya’nın sadece en büyük ve en zengin kıta olduğu için değil, aynı zamanda küresel durumu istikrara kavuşturmada oynaması gereken bir rol bulunduğu için de benzersiz olduğunu belirten Lavrov, kıtanın mevcut yapısına dair tespitlerde bulundu.

Avrasya’nın tamamı için ortak bir oluşum bulunmadığına işaret eden Lavrov, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), Hindistan’ı içeren Güney Asya entegrasyon çerçevesi, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ile Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) gibi Sovyet sonrası kurumların varlığına rağmen, henüz tek bir şemsiye yapının kurulamadığını ifade etti.

Bunun ille de bir örgüt olması gerekmediğini, ancak tüm Avrasya’nın anlamlı bir diyalog kurabileceği bir tür forum olabileceğini aktaran Lavrov, bu eksikliğin büyük ölçüde Avrupa’nın sömürgeci ve yeni-sömürgeci zihniyetine sıkışıp kalmasından ve hala kendi kurallarını herkese dayatmak istemesinden kaynaklandığını belirtti.

Lavrov, Avrupa Birliği’nin (AB) adımlarını takip eden NATO’nun da erişim alanını Avrasya’ya genişlettiğini; Güney Çin Denizi, Tayvan Boğazı, Güneydoğu Asya ve Kuzeydoğu Asya’daki gelişmelerle ilgili endişelerini dile getirdiğini kaydetti.

Büyük tarihlere ve günümüze kadar varlığını sürdürerek gelişmeye devam eden büyük medeniyetlere sahip ülkelerin bir noktada sorumluluklarını kabul etmeleri gerektiğini belirten Lavrov, Avrasyacılığın sömürgeci veya yeni-sömürgeci geçmişinden çıkarılarak ortaklık, karşılıklı anlayış ve bazı Batılı meslektaşlarının zihinlerinde varlığını sürdüren statü farklılıklarının aşıldığı bir aşamaya taşınması gerektiğini ifade etti.

Lavrov, medeniyetler arası diyaloğun teşvik edilmesi sürecinde Rusya, Hindistan ve Çin’in oynayacağı özel bir rol olduğuna inandığını vurguladı.

Hindistan’ın 2047 yılına kadar neleri başarabileceğinin Hint halkına ve yönetimin kararlılığına bağlı olduğunu belirten Lavrov, Başbakan Modi’nin bu kararlılığı sürekli olarak sergilediğini dile getirdi.

2047 hedefi henüz telaffuz edilmeden önce Modi’nin “Make in India” (Hindistan’da Üret) konseptini başlattığını anımsatan Lavrov, Rusya’nın bu konsepti sadece dikkate almakla kalmayıp, bu motto resmiyet kazanmadan çok önce BrahMos seyir füzelerini üretmeye başladığını aktardı.

Hindistan’ın Modi görevde olduğu sürece yıllık ortalama yüzde 7 civarında muazzam bir büyüme kaydettiğini ve büyük miktarda enerjiye ihtiyaç duyduğunu belirten Lavrov, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığının ardından Basra Körfezi veya daha doğrusu Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz ışığında Hindistan Başbakanı’nın elektrik tasarrufu çağrısında bulunduğunu hatırlattı.

Rusya’nın enerji tedariki söz konusu olduğunda Hindistan’a veya başka bir ülkeye karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesiyle tanınan bir ülke olmadığını vurgulayan Lavrov, amiral gemisi niteliğindeki Kudankulam Nükleer Santrali projesinin Hindistan’ın ihtiyaçlarının önemli bir kısmını karşıladığını ve yeni güç ünitelerinin inşası konusundaki işbirliğinin devam ettiğini bildirdi.

Buna rağmen Hindistan’ın daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu ve gaz, petrol, kömür gibi hidrokarbonları tedarik etmeyi sürdürdüklerini belirten Lavrov, nükleer enerji ve hidrokarbonların yanı sıra yeşil enerji alanında da işbirliği yaptıklarını kaydetti.

Lavrov, savunma kapasitesinin iki ülke ilişkilerinde özel bir yere sahip olduğunu vurgulayarak, “Daha önce de belirttiğim gibi, Hindistan bağımsızlığını kazandığında Batı uzun yıllar bu alanda işbirliği yapmak istemedi. Daha sonra Hindistan’a silah tedarik etmekle ilgilenmeye başladığında ise bunu her zaman kendi sırlarını özenle koruyarak yaptı. Biz ise Hintli meslektaşlarımızdan hiçbir sır saklamıyoruz” ifadelerini kullandı.

“Batı tarihi ve anlaşmaları iptal etmeyi seviyor”

Rosneft ve Lukoil şirketlerinin ABD yaptırımlarına maruz kalmasının ardından Hindistan’ın Rusya’dan petrol ithalatının düşmesiyle ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, Hindistan’ın bu durumla kesinlikle hiçbir ilgisi olmadığını, bunun ABD tarafından alınmış yasadışı ve gayrimeşru bir karar olduğunu, üstelik Ukrayna’nın da bahane olarak kullanıldığını belirtti.

Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna meselesinin Joe Biden’ın savaşı olduğunu defalarca savunduğunu hatırlatan Lavrov, Trump’ın kendileriyle ve Başkan Putin’le diyalog başlatmasını takdir ettiklerini ifade etti.

ABD Dışişleri Bakanlığı ile Rusya Dışişleri Bakanlığı düzeyinde iletişim kurduklarını ve Rusya Devlet Başkanı Yardımcısının Trump’ın özel temsilcisiyle toplantılar yaptığını aktaran Lavrov, Rusya ile ABD arasında karşılıklı yarar sağlayan, modern, teknolojik ve enerji odaklı projeler için muazzam bir potansiyel olduğundan bahsedildiğini kaydetti.

Ancak gerçek hayatta hiçbir şeyin değişmediğini belirten Lavrov, bu düzenli diyalog dışında her şeyin Başkan Biden tarafından başlatılan modeli izlediğini, onun döneminde uygulanan yaptırımların yürürlükte kaldığını ve Trump yönetiminin de Rus ekonomisini cezalandırmak için kendi girişimlerini benimsediğini ifade etti.

ABD’nin Lukoil ve Rosneft’i uluslararası iş dünyasından tamamen çıkarmayı hedeflediğini ve bunu kimsenin gizlemeye çalışmadığını dile getiren Lavrov, ABD’nin küresel enerji piyasalarına tahakküm etmesi gerektiğini ilan eden bir dizi doktriner belge kabul ettiğine dikkat çekti.

Lavrov, Venezuela örneğini vererek, ABD’nin geçmişte gerçekleştirdiği operasyonun Devlet Başkanı Nicolas Maduro tarafından yönetildiği iddia edilen bir narkotik ağını çökertmeyi amaçladığının söylendiğini, ancak bugün kimsenin bundan bahsetmediğini belirtti.

Artık herkesin Venezuela’nın ABD ile işbirliği yaptığını ve ulusal petrol şirketinin gelecekteki faaliyetlerini ABD ile koordine ettiğini açıkça konuştuğunu aktardı.

Hürmüz Boğazı’nın bir başka örnek olduğunu ifade eden Lavrov, Başkan Trump’a göre İran’a yönelik saldırganlığın, İran’ın 47 yıl boyunca herkesi terörize etmesi nedeniyle başladığını, ancak 28 Şubat 2026’ya kadar Hürmüz Boğazı’nın trafiğe açık olduğunu ve tüm dünyanın küresel pazarlara giden enerjinin beşte birini taşıyan bu su yolunu kullandığını hatırlattı.

Şimdi Amerikalıların Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını talep ettiğini, ancak boğazın aslında hiç kapatılmadığını belirten Lavrov, meselenin arka planına bakmanın her zaman önemli olduğunu vurguladı.

Rus şirketlerinin uluslararası pazarlardan, özellikle Kuzey Afrika ve Balkanlar’dan dışlanmaya çalışıldığını ifade eden Lavrov, ABD’nin aynı zamanda havaya uçurulan Kuzey Akım boru hatlarını yeniden devreye almayı planladığını kaydetti.

Biden döneminde Amerikalıların bu hatların bir daha asla faaliyete geçmeyeceğini iddia ettiğini, şimdi ise dört hattan üçüne zarar veren patlamalar için Ukraynalıları suçladıklarını belirten Lavrov, ABD’nin daha önce Avrupalı şirketlere ait olan hisseyi Avrupalıların ödediğinin yaklaşık onda biri fiyatına satın almak istediğini dile getirdi.

Lavrov, Amerikalıların bu planı başarmaları halinde Almanları ulusal onurlarını geri kazanmaya zorlayacaklarını ve hattın yeniden kullanılacağını, ancak fiyatların artık Rusya ile Almanya arasındaki anlaşmalara göre değil, boru hattını satın alan Amerikalılar tarafından dikte edileceğini ifade etti.

Lavrov, ABD’nin aynı zamanda Rusya’dan Ukrayna üzerinden Avrupa’ya uzanan transit doğalgaz boru hattının kontrolünü de ele geçirmek istediğini ve bunu açıkça dile getirdiğini belirterek, “Amaçları tamamen açık: Önemli her enerji tedarik rotasını kendi kontrolleri altına almak istiyorlar” dedi.

Hindistan’ın olan bitenin tamamen farkında olduğuna inandığını aktaran Lavrov, Avrupalıların Rus enerjisi sözleşmelerini reddederken sürekli öne sürdükleri türden bir mücbir sebep durumunun söz konusu olmadığını, Avrupa’nın sadece Rusya’yı cezalandırmak için gaz ve petrol tedarikini yasaklamaya çalıştığını kaydetti.

Rusya’nın dost olsun ya da olmasın anlaşma yaptığı ortaklarına karşı yükümlülüklerini her zaman yerine getirdiğini belirten Lavrov, Batı’nın geleneklerinin ise çok farklı olduğunu ifade etti. Lavrov, “Batı tarihi ve anlaşmaları iptal etmeyi, bir kez daha başkalarının sırtından geçinmek için bahaneler üretmeyi ve cezalandırmayı seviyor” ifadelerini kullandı.

Avrupa’nın sömürgeciliğin doğduğu yer olarak bu yeteneklerini büyük ölçüde kaybettiğini, şimdi ise ABD’nin bu yetenekleri tam anlamıyla sergileyerek Avrupa’yı derin bir enerji ve gıda krizine sürüklediğini dile getiren Lavrov, Avrupa’nın Hürmüz Boğazı’ndaki krizden muhtemelen herkesten daha fazla etkileneceğini belirtti.

Rus gazı ve petrolüne yönelik yasakların Avrupa’yı çok daha pahalı olan ABD sıvılaştırılmış doğalgazına (LNG) geçmeye zorladığını hatırlatan Lavrov, Avrupa bütçelerinin, Ukrayna’ya aktarılan yüz milyarlarca euronun üzerine bir de enerji maliyetleriyle ağır bir yük altına gireceğini kaydetti.

Avrupalı liderlerin Ukrayna’nın zaferin eşiğinde olduğunu ve Rusya’nın stratejik bir yenilgiye uğrayacağını savunurken Ukrayna’ya tahsis edilen 90 milyar euroluk yeni paketi kutladıklarını hatırlatan Lavrov, Avrupalı parlamentoların ucuz Rus enerjisi yerine farklı kaynaklardan gelen enerjinin tüketiciler için ne kadar pahalı hale geldiğini bilip bilmediklerini merak ettiğini dile getirdi.

Lavrov, Hindistan’ın Rus tedarikiyle ilgili çıkarlarının zarar görmeyeceğini garanti ederek, bu haksız rekabetin ikili anlaşmalara zarar vermemesi için her şeyi yapacaklarını belirtti.

“Bağımsız bir ödeme altyapısı yaratmalıyız”

Geniş resmin akılda tutulması gerektiğini vurgulayan Lavrov, Kuzey Akım boru hatlarının havaya uçurulduğunu, Hürmüz Boğazı’nda bir saldırganlığa tanık olunduğunu ve Babülmendep Boğazı’nın da bir çatışma bölgesine dönüşebileceği yönünde söylentiler olduğunu kaydetti.

Bunun küresel enerji piyasalarına vereceği zararın ölçülemez olacağını belirten Lavrov, ŞİÖ çerçevesindeki Avrasya bağlamında, Batılı ülkelerin küresel ekonomiyi parçalamayı ve kendi çıkarlarına tabi kılmayı amaçlayan saldırgan hamlelerinin yarattığı risklere karşı koruma sağlayacak çözümler geliştirmenin önemli olduğunu ifade etti.

İki yıl önce Rusya’nın BRICS dönem başkanlığını yürüttüğü sırada bağımsız bir mutabakat ve ödeme altyapısı oluşturmaya yönelik bir dizi girişim önerdiklerini hatırlatan Lavrov, bunlar arasında sınır ötesi ödeme girişimi, bir BRICS tahıl borsası, yeni bir yatırım platformu ve ticari riskleri yeniden sigortalayacak bir kurum bulunduğunu aktardı.

Yakın zamana kadar tüm bu alanların tamamen Batılı kurumların tekeli altında olduğunu belirten Lavrov, keyfi müdahalelerden korunan altyapı ve mekanizmalar geliştirerek ve dolar veya euro yerine ulusal para birimleriyle ticareti artırarak gelecekteki büyüme için garantiler yarattıklarını vurguladı.

Hindistan’ın 2047 planlarının da böyle bir güvenlik ağına ihtiyaç duyduğunu dile getiren Lavrov, bugün kolektif Batı’nın Rusya ve Çin’in yaptıklarından hoşlanmayabileceğini, yarın ise başka herhangi bir ülkenin onların yerinde olabileceğini kaydetti.

Avrasya ülkelerinin ve Arap Körfez ülkelerinin Amerikalıların sorunlarını nasıl ele aldığını yakından izlediğini belirten Lavrov, herkesin Washington’un öfkesinin bugün hedef olarak düşünülmeyen bir ülkeye yönelmesi durumunda ne olacağı konusunda endişeli olduğunu ifade etti.

Güvenli mekanizmalar, tedarik zincirleri ve ödeme platformları oluşturma konusunun, 14 Mayıs’ta başlayacak BRICS Dışişleri Bakanları toplantısında ve Eylül ayında Hindistan’da yapılacak BRICS zirvesinde temel temalardan biri olmasını umduğunu belirten Lavrov, bunun en acil görevler listesinde yer aldığını vurguladı.

Asya ülkelerine Rus petrolü almamaları yönünde yapılan baskılara da değinen Lavrov, herkesi Rus petrolü almamaya zorlamanın kirli bir taktik olduğunu belirterek, bunun sömürgeci veya yeni-sömürgeci bir sömürü yöntemi olarak tanımlanabileceğini ifade etti.

Bu çabaların herkesi ucuz Rus petrolü yerine pahalı ABD petrolü ve LNG’si almaya zorlamak için tasarlandığını kaydeden Lavrov, Batı’nın bu şekilde küresel enerji kaynaklarını kontrol ederek dünyayı yönetmeyi amaçladığını dile getirdi.

Ancak herkesin bu baskıya boyun eğmediğini belirten Lavrov, Hindistan’ın enerjisini kimden ve ne miktarda alacağına bağımsız olarak karar vereceğini defalarca ve sıkı bir şekilde ifade ettiğini hatırlattı.

Japonya’nın yeni Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi’nin de Japonya’nın Batılı ortaklarıyla bir bütün olmaya devam edeceğini ancak Rus petrolü olmadan yapmanın kendileri için bir zorluk olduğunu açıkça belirttiğini aktaran Lavrov, Rusya’nın ekonomiyi veya mevcut anlaşmaları hiçbir zaman siyasi araçlara dönüştürmediğini vurguladı.

Hürmüz Boğazı’ndaki abluka ve küresel petrol fiyatlarındaki artışla ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, Batılı ülkelerin çatışmaları başlattığı ve faturayı Küresel Güney’in ödediği yönündeki tespitin geçerli olduğunu, ancak asıl faktörün ABD’nin mümkün olduğunca çok kaynağı ve nakliye rotasını kontrol etme çabası olduğunu ifade etti.

Bu durumun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından da istismar edildiğini belirten Lavrov, Netanyahu’nun bir noktada Washington’un İran’a saldırma, onu yenme ve yok etme ihtiyacına ikna olması için uzun yıllar beklediğini itiraf ettiğini hatırlattı.

Nihayetinde tüketicilerin bu durumdan zarar gördüğünü kaydeden Lavrov, ABD liderliğindeki Batı tarafından uzun yıllar teşvik edilen küreselleşme ilkelerinden birinin, yani enerji üreticileri ile tüketicileri arasındaki diyaloğun yok edildiğini belirtti.

G20 ve OPEC+ bünyesinde sürdürülen bu diyalog yapısının artık tek bir aktörün piyasalara tahakküm edebilmesi için parçalandığını ifade eden Lavrov, uzmanların çatışma bugün sona erse bile ekonomiyi 2026 sonundan önce savaş öncesi seviyelere getirmenin zor olacağını öngördüğünü aktardı.

“Dış arabuluculuk istememelerini saygıyla karşılıyoruz”

Nisan 2025’te Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan çatışma döneminde Rusya’nın tutumuna ilişkin bir soruyu değerlendiren Lavrov, Sovyet döneminden bu yana İngiliz İmparatorluğu’nun çöküşü sonrası bağımsız devletler olarak ortaya çıkan Hindistan, Pakistan ve daha sonra Bangladeş arasında kaçınılmaz olarak ortaya çıkan farklılıkların aşılmasına sürekli olarak yardımcı olmaya çalıştıklarını belirtti.

SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya’nın da komşularıyla ilişkilerinde çok sayıda zorlukla karşılaştığını hatırlatan Lavrov, Batı’nın Sovyetler Birliği’nden geriye kalanları ve hatta Rusya Federasyonu’nun kendisini parçalamaya çalıştığını, eski Sovyet cumhuriyetlerini Rusya’ya karşı kışkırtmak için elinden geleni yaptığını iyi bildiklerini ifade etti.

Hindistan’ın komşularıyla ilişkilerinde dış faktörlerin de önemli bir rol oynama ihtimalini göz ardı etmediğini belirten Lavrov, Batı’nın bölge ülkelerinin Avrasya kıtasal entegrasyonuna odaklanmak yerine kendi aralarındaki anlaşmazlıklarla meşgul olmasını tercih edeceğini kaydetti.

Bu entegrasyonun Batı’nın çıkarlarıyla örtüşmediğini dile getiren Lavrov, Batı’nın Avrasya’da kendi düzenini şekillendirmeye ve çeşitli gruplaşmalar yaratmaya çalıştığını ifade etti.

Nisan 2025’teki terör saldırısı gerçekleştiğinde Başkan Putin’in saldırıyı şiddetle kınayan ve Hindistan halkına başsağlığı dileyen ilk dünya liderlerinden biri olduğunu hatırlatan Lavrov, Hindistan’daki gelişmeleri her zaman büyük bir sempatiyle izlediklerini, ülkenin defalarca karşılaştığı doğal afetler ve terör saldırılarına kayıtsız kalmadıklarını vurguladı.

O dönemde krizin hafifletilmesine ve bir tür diyaloğun kolaylaştırılmasına yardımcı olmaya çalıştığını belirten Lavrov, hem Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar hem de Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İshak Dar ile görüşmeler gerçekleştirdiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Hintli dostlarının bu meselelerin öncelikle ikili ilişkiler yoluyla çözülmesi gerektiği yönündeki tutumunu anladıklarını aktaran Lavrov, Çin meselesinde de durumun böyle olduğunu kaydetti.

Hindistan’ın dış arabuluculuk veya herhangi bir dış vesayetle ilgilenmediğini belirten Lavrov, “Bu yaklaşımı tamamen saygıyla karşılıyor, hem anlaşılabilir hem de makul buluyoruz” dedi.

Lavrov, daha fazla ne yapılabileceği konusunda somut bir örnek isteyerek, Rusya’nın da terör saldırılarından fazlasıyla nasibini aldığını, son zamanlarda Ukrayna’nın insansız hava araçları ve füzelerle hiçbir askeri tesisin bulunmadığı Rus sivil bölgelerine yönelik saldırılarının son derece provokatif olduğunu hatırlattı.

Lavrov, ortaklarının atılabilecek ek adımlar olduğuna inanmaları halinde her türlü talep veya öneriyi dinlemeye açık olduklarını, ancak kendilerini dayatamayacaklarını ifade etti.

Hindistan’ın BRICS dönem başkanlığından beklentilerini de paylaşan Lavrov, BRICS’in Rusya, Hindistan ve Çin’den oluşan RIC “üçlüsünden” doğduğunu, Brezilya ve Güney Afrika’nın katılımıyla genişlediğini ve şimdi on üyeli bir gruba dönüştüğünü hatırlattı.

Dönem başkanlığını yürüten her ülkenin gündeme kendi ulusal perspektifini taşıdığını belirten Lavrov, Hindistan’ın önceliklerini belirlerken 2047 hedeflerine yönelik ilerleme, BRICS içinde vazgeçilmez olan fikir birliği ilkesinin desteklenmesi ve grubun çalışmalarında sürekliliğin sağlanması gibi kendi ulusal çıkarlarını yansıtan hedeflere odaklandığını kaydetti.

Kazan zirvesinde Batılı ülkelerin keyfi kısıtlamalarından bağımsız yerleşim, ödeme, reasürans ve borsa mekanizmaları geliştirme yönünde alınan kararı hatırlatan Lavrov, Hindistan’ın bu çalışmaları sürdürme konusunda kararlı olduğunu bildirdi.

“İsrail bir Filistin devletinin asla var olmayacağını söyledi”

Hürmüz Boğazı’ndaki krizde Pakistan’ın ABD ve İran arasında arabuluculuk yapması, ancak İran ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi üyeleri barındıran BRICS’in bu süreçte rol almamasıyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, BRICS’in Hürmüz Boğazı’ndaki krizin aşılmasına yardımcı olmada proaktif bir rol oynamasını memnuniyetle karşılayacaklarını belirtti.

Rusya’nın BRICS başkanı olmadığını ancak bir katılımcı olarak ortak bir açıklama taslağı hazırlanmasını önerdiğini aktaran Lavrov, bu taslağın koordinasyonu sırasında İran ile BAE arasında uzlaşmaz farklılıklar ortaya çıktığını ve bu durumun açıklamanın hayata geçmesini engellediğini kaydetti.

Lavrov, Yeni Delhi’deki Bakanlar Toplantısı’nda dönem başkanının konuyu yeniden gündeme getirmeyi önermesi halinde, duyguları bir kenara bırakıp mevcut gelişmelerin temel nedenlerine odaklanarak böyle bir girişimi destekleyeceklerini ifade etti.

Batı’nın sorunların temel nedenlerini göz ardı etme konusunda mükemmel olduğunu belirten Lavrov, bunu Ukrayna krizinde de tecrübe ettiklerini söyledi.

Batı’nın 2014 yılında, AB’nin garantörlüğüne rağmen sadece bir gün önce imzalanan bir anlaşmayı ihlal ederek hükümet darbesi organize ettiğini ve kanlı bir darbeyle anlaşmayı iptal ettiğini hatırlatan Lavrov, Kırım ve Donbass’ta hükümet darbesini kabul etmeyen tüm vatandaşların terörist ilan edildiğini ve onlara karşı bir savaşa katlanmak zorunda kaldıklarını aktardı.

Kırım’ın 2014 yılında bir referandum düzenlediğini ve Batı’nın bunu derhal Kırım’ın ilhakı olarak etiketleyerek Ukrayna savaşını başlattığını belirten Lavrov, Kırım’ın sadece Batı silahları ve parasıyla iktidarı yasadışı olarak ele geçirenlerin otoritesi altında yaşamayı reddettiğini anlatmaya çalıştıklarını ancak Batı’nın bunu duymak istemediğini kaydetti.

Benzer şekilde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Hürmüz Boğazı’ndaki durum tartışılırken ABD’nin İran’ı kınamak gerektiğini söylediğini aktaran Lavrov, Rusya’nın ise İran’ın aslında bir şeye yanıt verdiğini ifade ettiğini belirtti.

ABD’nin bazı Arap ülkelerini bunun iki farklı savaş olduğuna ikna etmeye çalıştığını dile getiren Lavrov, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın haklı bir savaş olduğunu, çünkü nükleer bombayı yok etmeye çalıştıklarını öne sürdüklerini aktardı.

Lavrov, öncelikle böyle bir bombanın var olmadığını, ikincisi Haziran 2025’te Başkan Trump’ın İran’ın tüm nükleer stoklarının imha edildiğini zaten iddia ettiğini hatırlatarak, şimdi bir kez daha nükleer sorundan kurtulma arayışına girdiklerini ifade etti.

İkinci savaşın ise İran’ın bir gün uyanıp Hürmüz Boğazı’nı kapatması meselesi gibi sunulduğunu belirten Lavrov, Sovyet döneminde insanların her zaman Sovyet propagandasının ne kadar ilkel olduğunu fısıldadıklarını, ancak Batılı ideologlardan şu anda yaşanan vahşeti haklı çıkarmak için duyduklarının çok daha ileride olduğuna inandığını dile getirdi.

BRICS belgeleri hazırlanırken küresel zorlukların listelendiğini ve BRICS ülkelerinin Filistin meselesine iki devletli çözümden yana olan tutumlarını teyit etmelerinin önerildiğini belirten Lavrov, bu standart tutumun yakın zamanda büyük bir direnişle karşılaştığını açıkladı.

Venezuela, İran, Küba, Grönland ve şimdi de Kanada gibi konulardaki çabaların dünyadaki en uzun süreli ve en olumsuz kriz olan Filistin krizinin çözümünden uzaklaştırdığını kaydeden Lavrov, şu anda bir Filistin devletinin kurulmasından bahsedildiğini, ancak İsrail’in hiçbir şekilde bir Filistin devleti olmayacağını söylediğine dikkat çekti.

Başkan Trump’ın Gazze Şeridi ile ilgili kendi girişimini ortaya koyduğunu hatırlatan Lavrov, bu girişimin bir Filistin devleti yaratmak için tasarlanmadığını, Batı Şeria’dan bahsetmediğini ve amacının orada bir rekreasyon alanı, bir eğlence mekanı, bir kumarhane yaratmak olduğunu kaydetti.

BM kararları iptal edilmemiş olsa bile adalet kavramının söylemlerden silinmek üzere olduğunu belirten Lavrov, Batı’nın kök nedenleri unutarak tüm dünyanın Batı kurumlarına ve enerjisine bağımlı kalmasını sağlamak için gündemi yeniden çerçeveleme isteğinde olduğunu ifade etti.

Lavrov, Filistin devleti olmadan önümüzdeki on yıllar boyunca İsrail ve Arap komşuları da dahil olmak üzere herkese zarar verecek bir aşırılık yatağının sürdürüleceğine inandığını vurguladı.

İsrail’in ABD desteğiyle Filistin yerleşimini kırıp Filistinlileri Endonezya’ya, Somali’ye veya belki Hindistan’a dağıtmak istediğini belirten Lavrov, her şeyin güçle karar verildiği ve kimsenin uluslararası hukuka saygı duymadığı günlere dönüldüğünü, Trump’ın da yakın zamanda uluslararası hukuka ilgi duymadığını söylediğini anımsattı.

“Yollarımızın ayrılması gibi bir durum düşünülemez”

Hindistan ve Çin arasındaki sınır gerilimlerine ve Kazan zirvesinde Modi ile Şi Cinping arasındaki görüşmeye ilişkin süreci değerlendiren Lavrov, Rusya’nın kimseye herhangi bir anlaşma veya toplantı dayatmaya çalışmadığını, sadece en yakın dostlarından, komşularından ve stratejik ortaklarından ikisinin liderlerinin Kazan’da karşılıklı mutabakatla buluşmasından memnuniyet duyduklarını belirtti.

Mekanı sağlamaktan mutluluk duyduklarını ve bu görüşmenin ardından iyi bilinen çatışmayı takiben sınır görüşmelerinin yeniden başladığını aktaran Lavrov, Hindistan Dışişleri Bakanı Jaishankar ve Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ile görüştüğünü ve onların da müzakerelerin devam ettiğini teyit ettiklerini ifade etti.

Lavrov, 1998 yılında dönemin Başbakanı Yevgeni Primakov tarafından önerilen Rusya-Hindistan-Çin (RIC) üçlü formatını hatırlatarak, son beş yılda önce Kovid-19 pandemisi ve ardından gelen sınır çatışması nedeniyle dışişleri bakanları düzeyinde toplantı yapılamadığını, bu toplantıların en azından bakanlar düzeyinde yeniden başlatılmasının son derece mantıklı olacağını düşündüğünü vurguladı.

Son olarak Rusya ve Hindistan ilişkilerini tek kelimeyle tanımlaması istenen Lavrov, insan dilleri yeterince zengin olmadığı için değil, bu kadar dolu ve derin bir ilişkiyi hayal etmek zor olduğu için bu ilişkiyi tek bir kelimeyle anlatmanın imkansız olduğunu belirtti.

Lavrov, yollarının ayrılması gibi bir durumun söz konusu dahi olamayacağını, bunun düşünülemeyeceğini ifade etti. İki ülke ilişkilerinin temelinin dostluğa dayandığını aktaran Lavrov, “Hindi Rusi bhai bhai” (Hintli-Rus kardeştir) ifadesinin sadece atılacak eğlenceli bir slogan olmadığını, kültürlerinin bir parçası haline geldiğini söyledi.

Raj Kapoor’un, yeni televizyon dizilerinin ve filmlerinin Rusya’nın her köşesinde son derece popüler olduğunu belirten Lavrov, ekonomi, enerji üretimi, askeri işbirliği ve eşi benzeri görülmemiş bir güvenle işaretlenen üst düzey siyasi diyaloğun kaya gibi sağlam olduğunu vurguladı.

Lavrov, bazı çevrelerin bu ilişkilere yönelik tehditler oluşturarak kendi kurallarını dayatmaya çalıştığını, hem Rusya’nın hem de Hintli dostlarının tüm bunları gördüğünü ve bu girişimlerin sürekli başarısız olmasının durumu daha da değerli kıldığını sözlerine ekledi.

Rusya

Rusya’da ‘iş insanları ombudsmanlığı’ kurumu modernize ediliyor

Yayınlanma

Rusya parlamentosunun alt kanadı Duma, ‘iş insanları haklarının korunmasına’ yönelik iş dünyası ombudsmanlığının modernize edilmesini öngören yasa tasarısını ilk okumada kabul etti. Yapılan değişikliklerle ombudsmanın hukuki statüsü netleştirilirken kurumun mali kaynakları başkanlık tarafından belirlenecek bir vakıf üzerinden sağlanacak.

Rusya parlamentosunun alt kanadı Devlet Duması, iş insanlarının haklarının korunmasından sorumlu olan iş dünyası ombudsmanlığı kurumunun modernize edilmesini öngören yasa tasarısını ilk okumada kabul etti. Gelişme, parlamentonun alt kanadı Duma’nın basın servisi tarafından duyuruldu.

Yasa tasarısı, ombudsmanın tanımını “girişimcilik faaliyeti yürüten öznelerin devlet tarafından korunan hak ve yasal çıkarlarının güvence altına alınması ile bu haklara devlet kurumları, yerel yönetimler ve yetkililer tarafından riayet edilmesinin denetlenmesi amacıyla faaliyet gösteren kişi” olarak netleştiriyor.

Yeni düzenlemeye göre, ombudsmanın çalışmalarının finansal ve maddi güvencesi, kurucuları arasında Rusya Federasyonu’nun da bulunacağı ve devlet başkanı tarafından belirlenecek özerk bir sivil toplum kuruluşu tarafından karşılanacak.

“Değişiklikler iş dünyasıyla etkileşimi daha esnek ve hızlı hale getirecek”

Yasa tasarısının gerekçeli kararında, yapılan düzenlemelerin sağlayacağı kolaylıklara dikkat çekildi. Metinde şu ifadelere yer verildi:

“Önerilen değişiklikler, Rusya Federasyonu Devlet Başkanlığı nezdindeki iş insanları hakları ombudsmanının girişimcilik faaliyeti yürüten öznelerle daha esnek ve hızlı bir etkileşim kurmasını sağlayacaktır. Ayrıca ombudsmanın, girişimcilerin hak ve yasal çıkarlarına uyulması üzerindeki denetim kalitesini artıracaktır.”

Rusya’da iş dünyası ombudsmanlığı makamı 2012 yılında kuruldu. Kurulduğu tarihten Eylül 2022’ye kadar iki dönem boyunca bu görevi, şu anda Rusya Devlet Başkanı’nın sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılması için uluslararası kuruluşlarla ilişkilerden sorumlu özel temsilcisi olan Boris Titov yürüttü. Titov’un görevden ayrılmasının ardından bu makam boş kalmıştı.

St. Petersburg Ekonomi Forumu 1084 anlaşmayla sona erdi

Yeni ombudsman Aleksandr Şohin olacak

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, mayıs ayı sonunda Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliği (RSPP) Başkanı Aleksandr Şohin ile yaptığı görüşmede, iş dünyası ombudsmanlığı kurumunun modernize edilmesi önerisine destek vermişti.

RSPP, ombudsmanlık büroları yerine özerk bir sivil toplum kuruluşunun oluşturulmasını teklif etmişti. Şohin, görüşmede “Devlet, bu özerk sivil toplum kuruluşunun faaliyetlerine kurucu ortak olarak katılmalıdır” önerisinde bulunmuştu.

Şohin ayrıca, RSPP’nin yanı sıra Ticaret ve Sanayi Odası, “Delovaya Rossiya” ve “Opora Rossii” gibi ülkenin önde gelen iş dünyası birliklerinin de kurucular arasında kalmaya devam edeceğini belirtmişti.

Görüşmenin ardından Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Şohin’in mevcut RSPP başkanlığı görevini de sürdürerek yeni iş dünyası ombudsmanı olacağını açıklamıştı.

Şohin ise parlamentonun ombudsmanlık yetkilerini düzenleyen yasalarda gerekli değişiklikleri yapmasının ardından göreve başlayabileceğini belirtmişti.

Yeni görevindeki temel amaçlarından birinin tüm iş dünyası birlikleriyle “saatleri ayarlamak” ve bu birliklerin önemli kararların alınmasındaki rolünü artırmak olduğunu kaydetmişti.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya’nın en büyük elektrik üreticisi, yatırımcıları temerrüt riski konusunda uyardı

Yayınlanma

Rusya’nın en büyük elektrik üreticilerinden RusHydro, yatırımcılarına borç yükünün artması nedeniyle kredi sözleşmelerinin ihlali ve çapraz temerrüt riski bulunduğu uyarısında bulundu. Şirket, net borcunun 2027 sonuna kadar 1,3 trilyon rubleye ulaşabileceğini belirtirken, bu durumu büyük yatırım programı, Uzak Doğu’daki zarar eden iştirakler ve uzun süredir yüksek seyreden Merkez Bankası faiz oranlarıyla ilişkilendirdi.

Rusya’nın en büyük elektrik üretim şirketi RusHydro, yatırımcılarına borç yükündeki artış nedeniyle mali yükümlülüklerini yerine getirmede risklerle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.

Ülke genelindeki elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 12’sini gerçekleştiren şirket, toplam borcunun 1 trilyon rubleyi aştığını açıkladı.

İnterfaks’ın aktardığına göre RusHydro, yıllık genel kurul toplantısı için hazırlanan belgelerde net borcunun 2027 yılı sonuna kadar 1,3 trilyon rubleye ulaşacağını öngördü.

Şirket ayrıca net borcun FAVÖK’e (faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr) oranının bu yıl 6,2 seviyesine çıkacağını, yani toplam borcun faaliyet kârlılığının 6,2 katına ulaşacağını belirtti.

RusHydro, bu durumun kredi sözleşmelerindeki yükümlülüklerin ihlali riskini ve çapraz temerrüt olasılığını artırdığını bildirdi. Şirket, bir borç yükümlülüğünün yerine getirilememesinin diğer borçlarda da temerrüdü tetikleyebileceği uyarısında bulundu.

Belgelerde bu tablonun nedenleri arasında geniş kapsamlı yatırım programı, grubun Uzak Doğu’daki zarar eden iştirakleri ve Rusya Merkez Bankası’nın uzun süredir yüksek seviyelerde tuttuğu politika faizi gösterildi.

Yüzde 62’si devlete ait olan RusHydro’nun portföyünde 60 hidroelektrik santrali ile birlikte Rusya’nın 31 bölgesinde faaliyet gösteren çok sayıda termik santral bulunuyor.

Şirketin mali sıkıntılarının ilk işaretleri 2024 yılında ortaya çıkmıştı. Faiz oranlarındaki hızlı yükseliş nedeniyle RusHydro gelirlerinin yaklaşık her 10 rublesinden birini borç servisinde kullanmak zorunda kalmış, yılı 61,2 milyar ruble net zararla kapatmıştı.

Şirket 2025 yılında yeniden kâra geçerek 117,9 milyar ruble net kâr elde etti. RusHydro, 2026’nın ocak-mart döneminde ise 37,2 milyar ruble daha kâr açıkladı.

Ancak Freedom Finance Global’in baş analisti Natalya Milçakova’ya göre şirketin borcu aynı dönemde yüzde 40 arttı.

Rus hükümeti, önümüzdeki beş yılda Uzak Doğu enerji altyapısına yapılması planlanan ve toplam büyüklüğü 1,05 trilyon ruble olarak hesaplanan yatırımların finansmanına destek sağlamak amacıyla, şirketin temettü ödemelerine ilişkin moratoryumu 2029 yılına kadar uzatma kararı aldı.

Moskova Borsası’nda RusHydro hisseleri salı günü yüzde 10 değer kaybederek hisse başına 34 kopeğe geriledi.

Böylece şirket hisseleri, 2008 küresel mali krizinde görülen seviyelerin de altına inerek tarihi en düşük düzeyini gördü.

İnterfaks’ın aktardığı şirket belgelerinde, destek önlemlerinin uygulanmasına rağmen RusHydro’nun mali ve ekonomik durumunun zor olmaya devam ettiği belirtildi. Şirket, bunun başlıca nedenleri arasında büyük ölçekli yatırım programını ve bu yatırımların finansmanı için borçlanma ihtiyacını gösterdi.

Okumaya Devam Et

Rusya

AB, Rus petrolü için fiyat tavanını dondurmayı önerdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Rus petrolüne uygulanan fiyat tavanının ocak ayına kadar mevcut seviyede tutulmasını önerdi. Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, Ortadoğu’daki savaşın yol açtığı piyasa dalgalanmaları nedeniyle mekanizmanın öngörüldüğü şekilde işlemediğini belirterek, düzenli güncellemenin geçici olarak durdurulmasını teklif etti.

Avrupa Komisyonu, Rus petrolüne yönelik fiyat tavanının ocak ayına kadar mevcut seviyede tutulmasını önerdi.

Teklif, Ortadoğu’daki savaşın ardından küresel petrol fiyatlarında yaşanan yükseliş nedeniyle Avrupa Birliği’nin her altı ayda bir gözden geçirdiği mekanizma kapsamında fiyat sınırını artırmak zorunda kalmasının önüne geçmeyi amaçlıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Rusya’ya yönelik 21. yaptırım paketini tanıtırken yaptığı açıklamada, fiyat tavanının mevcut seviyede bırakılmasını teklif etti.

Rus petrolü için fiyat tavanı ocak ayında varil başına 44,1 dolar olarak belirlenmişti. Mekanizma, Ural petrolünün piyasa fiyatının yüzde 15 altında olacak şekilde her altı ayda bir yeniden hesaplanmasını öngörüyor.

Von der Leyen, bu sistemin “Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının yol açtığı türden piyasa sarsıntıları için tasarlanmadığını” söyledi.

Komisyon Başkanı, “Gelecek yılın ocak ayına kadar ayarlamayı durdurmayı öneriyoruz. Bu, Rusya’nın gelirleri üzerindeki baskıyı korurken petrol piyasalarına istikrar kazanması için zaman tanıyacak” dedi.

Brent petrolünün fiyatı mayıs sonundan bu yana varil başına 100 doların altında seyrediyor. Salı günü fiyatlar 91 dolara kadar geriledi.

Buna karşılık, Argus Media verilerine göre Ural petrolü son dönemde Karadeniz ve Baltık Denizi limanlarında ortalama yaklaşık 73,5 dolar seviyesinden sevk edildi.

AB yaptırımlarını ihlal etmek istemeyen Batılı şirketler, Rus petrolünü yalnızca belirlenen fiyat tavanı sınırları içinde satın alabiliyor. Ancak Rus petrolünün büyük bölümü, önemli kısmı yaptırım listelerinde bulunan gölge filo tankerleriyle taşınıyor.

Avrupa Komisyonu, 21. yaptırım paketi kapsamında bu filoya ait 30 ek tankere yaptırım uygulanmasını önerdi.

Paket ayrıca, daha önce petrol tankerleri için getirilen uygulamaya benzer şekilde, Rusya’ya sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) taşımacılığında kullanılabilecek gemilerin satışının yasaklanmasını öngörüyor.

Komisyon, bunun yanında ilk kez balıkçılık sektörüne yönelik yaptırımlar getirmeyi planlıyor. Ayrıca, diğer ülkelerde faaliyet gösterenler de dahil olmak üzere bankalar ve finans şirketlerini hedef alan şimdiye kadarki en kapsamlı kısıtlama paketini hazırladığını açıkladı.

Önerilen yaptırımların yürürlüğe girebilmesi için Avrupa Birliği’ne üye tüm ülkelerin onayı gerekiyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English