Bizi Takip Edin

Ortadoğu

UNRWA personeli milyonlarca Nekbe arşivini Gazze’den gizlice çıkardı

Yayınlanma

The Guardian’ın haberine göre Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı personeli, 10 ay süren gizli bir operasyonla milyonlarca tarihi belgeyi Gazze ve işgal altındaki Doğu Kudüs’ten çıkarmayı başardı. Filistinlilerin geçmişini ve mülkiyet haklarını koruyan yasal kanıt niteliğindeki bu arşivler, askeri uçaklar ve sınır kontrol noktaları üzerinden yürütülen operasyonla Ürdün’e nakledildi.

Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) personeli tarafından yürütülen ve 10 ay süren gizli bir operasyonla, milyonlarca tarihi dokümanın Gazze ve işgal altındaki Doğu Kudüs’ten çıkarıldığı bildirildi.

The Guardian gazetesinin yayımladığı haberde, kurtarılan arşivlerin, Filistinlilerin geçmişini ve mülkiyet haklarını koruyan yasal kanıt niteliği taşıdığı ve İsrail’in 1948 yılındaki hamlelerine dayanan hukuki ve tarihi kayıtları muhafaza ettiği belirtildi.

Dört farklı ülkede görev yapan onlarca ajans personeli, ikamesi mümkün olmayan bu tarihi kaydı kurtarmak amacıyla belgeleri sınır kontrol noktalarından geçirdi ve askeri uçaklarla nakletti.

Operasyon sürecinde, Refah yönünde ilerleyen İsrail askeri unsurlarının yarattığı güvenlik risklerine karşı zamanla yarışıldı.

UNRWA’nın Gazze kentindeki yerleşkesinde tutulan arşiv, 1948 yılındaki Nekbe (Büyük Felaket) döneminde Gazze’ye sığınan Filistinlilerin orijinal kayıt belgelerini ve nesiller boyu uzanan doğum, evlilik ve ölüm kayıtlarını içeriyor.

Batı Asya çalışmaları uzmanı Profesör Jean-Pierre Filiu belgelere ilişkin değerlendirmesinde, bu arşivde insanların 1948 yılında nasıl kaçmaya zorlandıklarına, nereden geldiklerine, mülklerinin nerede olduğuna ve nelerin yok edildiğine dair birinci ağızdan tanıklıkların yer aldığını kaydetti.

Filiu, 1948 ile 1949 yılları arasında Filistin’in dört bir yanından Gazze’ye 200 bin insanın geldiğini hatırlattı.

Bombardıman altında yürütülen nakliye süreci

Tahliye operasyonu, İsrail güçlerinin Gazze’ye yönelik saldırılarının başlangıcında UNRWA’nın Gazze kentindeki ofislerinin boşaltılmasını emretmesinden birkaç gün sonra başladı.

O dönemde uluslararası personelin çok kısa sürede bölgeden ayrılmak zorunda kalması nedeniyle belgeleri yanlarına almaları için zaman bulunamamıştı.

Zorunlu tahliyenin ardından kurulan küçük bir ekip, aktif bombardıman devam ederken kamyonlarla bölgeye üç kez geri dönerek kayıtları güneyde yer alan Refah’taki bir gıda deposuna taşımayı başardı.

Belgelerin Gazze dışına çıkarılması süreci, Mısır makamlarının arşivlerin sınırı geçmesi için İsrail’in onayını şart koşmasıyla karmaşık bir hal aldı.

UNRWA yetkilileri, İsrail’in bu onayı vermeyeceğinden veya belgelere el koyacağından endişe duyduklarını ifade etti. Aynı dönemde UNRWA, kurumun sunucularını ve dijitalleştirilmiş tarihi kayıtlarını yok etme riski taşıyan eşzamanlı siber saldırılarla da karşı karşıya kaldı.

Operasyonu yöneten kıdemli UNRWA yetkilisi Roger Hearn, yaşanan krizi aktarırken, hem orijinallerin yok olduğunu hem de yapılan tüm dijital kopyaların silindiğini göreceklerini sandıklarını, bunun gerçekleşmesi halinde her şeyin temelli yok olacağını belirtti.

Kritik belgeler Mısır’da tasnif edildikten sonra, insani yardım teslimatından dönen Ürdün askeri uçaklarıyla Amman’a havayoluyla nakledildi. Son kargo uçağının, İsrail güçlerinin Mayıs 2024’te Refah’ı işgal etmesinden iki hafta önce havalandığı bildirildi.

Doğu Kudüs’te eşzamanlı operasyon

Gazze’deki tahliye süreci devam ederken, UNRWA’nın Doğu Kudüs’teki yerleşkesinden ikinci bir arşivi çıkarmak için paralel bir operasyon yürütüldü.

Doğu Kudüs’teki merkez, 2024 yılının başından itibaren kundaklama girişimlerinin hedefi olmuş ve İsrail makamlarının ajansı bölgeden çıkarma yönündeki baskıları artmıştı.

UNRWA personeli, bu kayıtları birkaç ay boyunca gizli tutulan yöntemlerle Ürdün’e nakletti. Ocak 2025’e gelindiğinde ise İsrail’de yürürlüğe giren yeni yasa, UNRWA’nın İsrail ve işgal altındaki Filistin topraklarındaki faaliyetlerini resmen yasakladı.

Şu anda Amman’daki bir sığınakta, büyük oranda Lüksemburg tarafından finanse edilen bir proje kapsamında 50’den fazla personel, yaklaşık 30 milyon belgeyi elle tarayarak dijital ortama aktarıyor. Bu dijitalleştirme çalışmasının iki yıl daha süreceği tahmin ediliyor.

Roger Hearn belgelere dair yaptığı açıklamada, bu belgelerin yok edilmesinin felaket olacağını belirterek, eğer bu krize bir gün adil ve kalıcı bir çözüm bulunacaksa, insanların bir zamanlar belirli bir yerde yaşadığını kanıtlayabilecekleri tek delilin bu belgeler olduğunu ifade etti.

Hafızayı silme ve kültürel mirasın hedef alınması

İsrail’in Gazze’ye yönelik askeri operasyonları sürecinde Filistin kimliğinin fiziki ve tarihi temellerinin hedef alındığı, Filistinlilerin kolektif hafızasını ve topraktaki varlığını silmeye yönelik sistematik bir kültürel yönelim olduğu değerlendiriliyor.

Camilerin, kiliselerin, tarihi miras alanlarının, kütüphanelerin, el yazmalarının, müzelerin, mezarlıkların ve arşiv kayıtlarının yok edilmesi, Filistinlileri tarihlerinden ve ulusal sürekliliklerinden koparma amacını taşıyan geniş çaplı bir sürecin parçası olarak görülüyor.

Kültürel yıkımın kendisi bir savaş aracı haline gelirken, UNESCO, askeri sürecin başladığı Ekim 2023’ten bu yana Gazze’deki onlarca tarihi ve kültürel alanın zarar gördüğünü doğrulamıştı.

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English