Avrupa
Almanya’da koalisyon ortakları Merz’in yerine yeni aday arayışında

Almanya’da reform süreçlerinde yaşanan tıkanıklık ve kamuoyu destek oranlarının tarihi seviyelere gerilemesi, Hristiyan Demokrat Birlik bünyesinde Başbakan Friedrich Merz’in geleceğini tartışmaya açtı. Bild gazetesinin haberine göre göre, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti kulislerinde de Merz’in yerine geçebilecek yeni adaylar ve federal düzeyde hükümet değişimi senaryoları değerlendiriliyor.
Almanya’da hükümetin reform programında yaşadığı aksaklıklar ve kamuoyu destek oranlarının tarihi düzeyde gerilemesi, Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) içinde hareketliliğe neden oldu.
Bild gazetesinin parti kaynaklarına dayandırdığı habere göre, CDU’nun etkili çevrelerinde, aynı zamanda partinin genel başkanlığı görevini de yürüten Federal Başbakan Friedrich Merz’in görevden alınarak yerine yeni bir ismin getirilmesini öngören ve “son derece yüksek siyasi riskler barındıran” bir senaryo değerlendiriliyor.
Söz konusu formülün, CDU’nun yönetim kadrosu ile partinin önde gelen diğer isimleri arasında ele alındığı aktarıldı. Haberde, henüz somut bir planlama aşamasına geçilmediği, dar bir çerçevede yürütülen istişarelerde daha çok böyle bir değişimin uygulanabilirliği üzerinde durulduğu belirtildi.
Bu kapsamda, yeni bir başbakan adayının başarısız olma ihtimali dahil olmak üzere sürecin taşıdığı büyük siyasi risklerin de masaya yatırıldığı kaydedildi.
Sürecin hukuki boyutuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Augsburg Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Josef Franz Lindner, Federal Meclis’in (Bundestag) üye tam sayısının çoğunluğuyla her zaman yeni bir başbakan seçebileceğini ifade etti.
Alman Anayasası’nın 67. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen “yapıcı güvensizlik oylaması” mekanizmasına değinen Lindner, parlamentonun başbakana karşı güvensizlik beyan etmesinin tek yolunun, mutlak çoğunlukla yeni bir halef seçerek Federal Cumhurbaşkanı’ndan mevcut başbakanı görevden almasını talep etmesi olduğunu hatırlattı.
Prof. Dr. Lindner, bu yöntemin uygulanması durumunda ülkede yeni bir genel seçime gidilmesine gerek kalmayacağını açıkladı.
Anayasal prosedüre göre, başbakanın görevinden istifa etmesi halinde de Federal Cumhurbaşkanı yeni bir aday önermek ve bu aday Federal Meclis tarafından seçilmek durumunda bulunuyor.
Buna karşın Bild gazetesi, uygulamada mevcut başbakanın değiştirilmesinin büyük riskler taşıyan siyasi bir adım olacağını ve başarının her şeyden önce bizzat Merz’in tavrına bağlı olduğunu yazdı.
Senaryonun hayata geçmesi için Merz’in görevi ya kendi rızasıyla bırakması ya da parti içinden gelecek yoğun baskılara boyun eğmesi gerekiyor.
Bu doğrultuda, Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Başbakanı Hendrik Wüst, Hessen Eyaleti Başbakanı Boris Rhein ve Saksonya Eyaleti Başbakanı Michael Kretschmer gibi CDU’lu güçlü eyalet başbakanlarının Merz ile doğrudan temasa geçmesi gerektiği belirtiliyor.
Parti içindeki görüş ayrılıkları
Gazete, Başbakan Merz’in olası bir istifaya yaklaşımı konusunda parti içindeki kaynakların farklı görüşlere sahip olduğunu aktardı. Merz’i yakından tanıdığını belirten bir kaynak, başbakanın eleştirileri son derece ciddiye aldığını ve reformların tamamen başarısız olması durumunda görevi bırakabileceğini ifade etti.
Buna karşın bir diğer kaynak ise bu görüşe katılmayarak, hükümet başkanının oldukça kararlı bir yapıya sahip olduğunu ve mücadele ederek elde ettiği bu makamı kendi rızasıyla asla terk etmeyeceğini belirtti.
Merz’in yerine geçebilecek en güçlü aday olarak Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Başbakanı Hendrik Wüst gösteriliyor. Almanya’nın nüfus bakımından en büyük eyaletini 2021 yılından bu yana yöneten Wüst, kamuoyu araştırma şirketi INSA’nın anketlerinde üçüncü sırada yer alıyor.
Wüst’ün popülaritesinin, Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) lideri Markus Söder’in hafif üzerinde, Başbakan Friedrich Merz’in ise belirgin şekilde üstünde olduğu kaydedildi.
SPD grubunda hoşnutsuzluk
Bild gazetesinin ulaştığı bilgilere göre, Federal Meclis’teki Sosyal Demokrat Parti (SPD) grubu içerisindeki memnuniyetsizlik de üst düzey parti yöneticilerinin bu senaryoyu ciddi şekilde analiz etmesine neden olacak seviyeye ulaştı.
Planın uygulanabilmesi ve Merz’in değiştirilebilmesi için öncelikli olarak sosyal demokratların CDU’dan çıkacak yeni bir adayı desteklemesi, mecliste başbakan olarak seçmesi ve mevcut koalisyon yapısını korumayı kabul etmesi şartı bulunuyor.
Geçtiğimiz mayıs ayında Politico dergisinde yayımlanan bir analizde de Merz’in çalışma ofisinin çok sayıda danışmanla dolu olduğu ancak ofis dışında gerçek anlamda sadık müttefiklerden oluşan yakın bir çevresinin bulunmadığı yazılmıştı.
Enerji fiyatlarında vaat edilen vergi indirimlerinin hayata geçirilemediği, başbakan tarafından ilan edilen “reform sonbaharı” planının da uygulanamadığı belirtilmişti.
Ülkede yüksek enerji maliyetleri, ağır vergi yükleri, kontrol dışı bürokrasi ve sanayisizleşme gibi yapısal ekonomik sorunların varlığını sürdürdüğü vurgulanmıştı.
Öte yandan Politico, Merz’in Alman kamuoyuna eski Başbakan Angela Merkel dönemini hatırlatmaya başladığına işaret ederken, CDU’lu eski bir federal bakan bu kıyaslamanın adil olmadığını ifade etti.
Eski bakan, Merkel’in koalisyon ortakları tarafından köşeye sıkıştırılmasına ve kendisini zayıf göstermelerine asla izin vermeyeceğini belirtti.
Eski Maliye Bakanı Christian Lindner de konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Friedrich Merz, mevcut yönetimini belirleyen tutum ve eylemlerle çelişen vaatler vererek başbakanlık koltuğuna oturdu. Bu ölçekteki eşi benzeri görülmemiş bir kopuşun ülkemizin siyasi kültürünü nasıl etkileyeceği sorusu geçerliliğini korumaktadır” ifadelerini kullandı.
Geçen ay Der Spiegel dergisine mülakat veren Başbakan Merz ise Almanya’nın “refah atmosferi” içinde sadece akıntıya kapılarak ilerlediği dönemin sonuna gelindiğini belirtmişti.
Kendisinin son 20 yılda Alman halkına refah illüzyonunun kalıcı olmayacağını açıkça söyleyen ilk başbakan olduğunu ifade eden Merz, 0 ile 100 arasındaki bir başarı ölçeğinde kendi performansına henüz 50 puan veremeyeceğini, hükümetin büyük reformları gerçekleştirebildiğine dair somut kanıtlar sunmakta yetersiz kaldığını kaydetmişti.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












