Bizi Takip Edin

Avrupa

ECB, Revolut’un Avrupa faaliyetlerine ek denetim getirdi

Yayınlanma

Financial Times’ın aktardığına göre Avrupa Merkez Bankası (ECB), Revolut’un Avrupa’daki faaliyetleri üzerinde 2025 yılında daha sıkı denetim uyguladı. Düzenleyici kurum, yeni finansal ürünlerin onay süreçlerine ilişkin kaygılar nedeniyle şirketin Avrupa Ekonomik Alanı’nda yeni ürün çıkarmasını geçici olarak sınırlandırdı ve iç kontrol mekanizmalarının gözden geçirilmesini istedi.

Financial Times’ın (FT) isimsiz kaynaklara dayandırdığı haberine göre Avrupa Merkez Bankası (ECB), Revolut’un Avrupa’daki faaliyetlerine yönelik denetimini geçen yıl sıkılaştırdı.

Düzenleyici kurumun, şirketin yeni finansal ürünleri ne kadar hızlı onayladığına ilişkin kaygılar nedeniyle Avrupa birimine ek kısıtlamalar getirdiği belirtildi.

Habere göre ECB, geçen yıl yaz aylarında Revolut’un Avrupa Ekonomik Alanı’nda yeni ürün piyasaya sürme yetkisini, onay süreçlerindeki “eksiklikler” giderilene kadar geçici olarak sınırlandırdı.

Bankadan, Avrupa’da yeni ürünlerin devreye alınmasını düzenleyen risk yönetimi, mevzuata uyum ve hukuki işlevlerinin bağımsız bir incelemeden geçirilmesi istendi.

ECB’nin Revolut’a yönelik bu adımları, şirketin ikincil hisse satışına hazırlandığı ve değerlemesinin 75 milyar dolar olarak belirlendiği döneme denk geldi.

Kaynaklara göre Revolut’un Avrupa yönetim kurulu, söz konusu kısıtlamalar hakkında Temmuz 2025’te bilgilendirildi.

FT’nin aktardığına göre ECB, Revolut’tan yeni finansal ürünlerin onaylanmasında görev alan ekiplerin personel sayısını, niteliklerini, yetkinliklerini ve bağımsızlığını yeniden değerlendirmesini istedi.

Düzenleyici kurum ayrıca gelecekte geliştirilecek ürünlerin şirket uzmanları tarafından incelenmesini ve yönetim kurulunun bu ürünlerin sermaye yeterliliği ile likidite üzerindeki etkilerini değerlendirmesini talep etti.

Gazete, bu tür kısıtlamaların Revolut açısından önem taşıdığına dikkat çekti. Şirketin, birimlerine ve çalışanlarına geniş hareket alanı tanıyan; sınırlı denetim altında ürünlerin hızla geliştirilip piyasaya sürülmesine imkan veren iş modeli, Revolut’un yaklaşık on yıl içinde piyasa değeri bakımından birçok geleneksel Avrupa bankasını geride bırakmasına yardımcı oldu.

Şirketin Rusya doğumlu kurucusu Nikolay Storonski de Birleşik Krallık’ın en zengin isimleri arasında yer alıyor.

2015 yılında kurulan ve fiziksel şube ağı bulunmayan Revolut, Avrupa’nın en büyük fintech şirketlerinden biri olarak görülüyor. Şirket 2018’de Litvanya Merkez Bankası’ndan bankacılık lisansı aldı.

Birleşik Krallık’ta ise 2024’te sınırlı bankacılık lisansı elde eden Revolut, 2026’nın başında tam bankacılık lisansına kavuştu.

Revolut geçmişte çeşitli düzenleyici kurumlarla anlaşmazlıklar yaşadı. Storonski, Birleşik Krallık’taki düzenleyici makamları zaman zaman yavaş hareket etmekle eleştirmişti.

Gazete, ECB’nin müdahalesinin hızlı büyüyen fintech şirketleri ile sistem genelindeki riskleri azaltmaya çalışan düzenleyiciler arasındaki gerilimi ortaya koyduğunu yazdı.

Gazetenin aktardığına göre Revolut, nisan ayında İtalya’da yatırım ürünlerine ilişkin ücretler ve koşullar konusunda müşterilere yanıltıcı bilgi verdiği gerekçesiyle 11,5 milyon avro para cezasına çarptırıldı.

Şirket içi süreçler hakkında bilgi sahibi bir kaynak, FT’ye yaptığı açıklamada Revolut’un geçen yıldan bu yana yeni ürünlerin devreye alınma sürecini iyileştirdiğini ve yeni girişimlerin şirket uzmanları tarafından daha kapsamlı biçimde incelenmesini sağladığını söyledi.

FT, söz konusu kısıtlamaların tamamının kaldırılıp kaldırılmadığını tespit edemediğini belirtti. Ancak gazete, Revolut’un son bir yıl içinde ipotek kredileri ve gençlere yönelik hesaplar dahil çeşitli yeni ürünler sunduğunu, Avrupa genelinde yeni şubeler açtığını ve müşteri tabanını genişlettiğini kaydetti.

Bloomberg, 14 Mayıs’ta Revolut’un Birleşik Krallık ve bazı Avrupa ülkelerindeki varlıklı müşterilere hizmet verecek özel bir bankacılık birimi kuracağını bildirmişti.

Habere göre birimin bu yaz faaliyete geçmesi bekleniyor. Hizmetlerden yararlanmak isteyen müşterilerin en az 500 bin sterlin, yaklaşık 675 bin dolar tutarında varlığa sahip olması gerekecek.

Aynı gün Birleşik Krallık düzenleyicileri, Revolut’a müşterilerine daha karmaşık yatırım ürünleri sunabilmesi için onay verdi.

FT, 21 Nisan’da yatırımcı kaynaklarına dayandırdığı haberinde Revolut’un 150 ila 200 milyar dolar değerleme ile halka arz seçeneğini değerlendirdiğini yazmıştı. Kaynaklar, şirket içinde bu aralığın bir değerleme hedefi olarak tartışıldığını ancak resmi bir hedef belirlenmediğini aktardı.

Storonski ise 20 Nisan’da yaptığı açıklamada Revolut’un halka arzının 2028’den önce planlanmadığını söyledi. Şirketin, Birleşik Krallık’ta dört yıl süren onay sürecinin ardından nisan ayında tam bankacılık lisansı aldığı belirtildi.

Revolut’un verilerine göre şirketin vergi öncesi kârı geçen yıl yüzde 57 artarak 1,7 milyar sterline yükseldi. Aynı dönemde gelirleri ise 4,5 milyar sterlin olarak gerçekleşti.

Avrupa

Finlandiya, NATO nükleer tatbikatında karargah subaylarıyla yer alacak

Yayınlanma

Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkenin NATO’nun 12-24 Ekim 2026 tarihlerindeki yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatı Steadfast Noon’a katılacağını açıkladı. Karargah subaylarıyla temsil edilecek olan Finlandiya, tatbikatın belirli bir ülkeyi hedef almadığını bildirdi.

Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkenin NATO’nun 12-24 Ekim 2026 tarihlerinde düzenleyeceği yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatı Steadfast Noon’a katılacağını duyurdu.

Bakanlığın açıklamasına göre Finlandiya, bu yılki tatbikatta karargah subaylarıyla temsil edilecek. Savunma Bakanı Antti Häkkänen, bu katılım biçiminin ülkenin ulusal hedeflerine en uygun model olduğunu ifade etti.

Häkkänen, “Nükleer caydırıcılık tatbikatı, NATO’nun nükleer caydırıcılığının güvenilirliğini, emniyetini ve etkinliğini sağlamayı amaçlıyor. Nükleer caydırıcılık, Finlandiya dahil olmak üzere tüm ittifakın korunmasındaki en üst düzey güvencedir” değerlendirmesinde bulundu.

Steadfast Noon tatbikatı, gerçek nükleer silahların kullanımı veya nakli söz konusu olmadan icra ediliyor.

İttifak üyesi ülkeler tatbikata farklı biçimlerde iştirak edebiliyor; bu çerçevede NATO’nun nükleer operasyonlarına destek amacıyla konvansiyonel askeri unsurlar da görevlendirilebiliyor.

Finlandiya Savunma Bakanlığı, söz konusu tatbikatın mevcut uluslararası konjonktürle bağlantılı olmadığını ve belirli bir ülkeyi hedef almadığını kaydetti.

Finlandiya daha önce de Fransa’nın Avrupa’da nükleer caydırıcılığı güçlendirmeye yönelik sunduğu girişime dahil olma kararı almıştı.

Häkkänen, bu işbirliğinin Finlandiya ve Avrupa’nın güvenliğini pekiştirmeyi amaçladığını aktardı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından Mart 2026’da gündeme getirilen girişime Finlandiya dahil 10 ülke katıldı.

Fransa’nın nükleer doktrininin müzakere edilmesini, ortak tatbikatları ve stratejik hava kuvvetlerine ait bazı unsurların ortak ülkelerde geçici konuşlanmasını içeren girişim, NATO’nun nükleer caydırıcılığının yerini almıyor ve ittifaktaki gibi ortak savunma taahhüdü taşımıyor. Fransız nükleer silahları ve kullanımına dair kararlar Paris yönetiminin kontrolünde kalmaya devam ediyor.

Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev ise mayıs ayında yaptığı açıklamada, Avrupa “nükleer şemsiyesinin” güçlendirilmesinin Rusya açısından stratejik tehdit oluşturduğunu savunmuştu. Kremlin, stratejik istikrar görüşmelerinde Avrupa’daki nükleer işbirliğinin genişlemesinin hesaba katılması gerektiğini vurgulamıştı.

Rusya Dışişleri Bakanlığının özel yetkili elçisi Andrey Belousov da ABD, İngiltere ve Fransa’nın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı gözetmeksizin nükleer kapasitelerini artırdığını öne sürmüştü.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Söder, Berlin’de “sol koalisyon”u finansal akışların kesilmesi ile tehdit etti

Yayınlanma

CSU lideri Markus Söder, Berlin’deki sol koalisyon gerçekten hayata geçerse önemli mali karşı önlemler alacağını açıkladı.

Bild gazetesine konuşan Bavyera Başbakanı, “Bizim için durum açık: Böyle bir koalisyona ek finansman sağlanmamalı. Bu nedenle Başkent Anlaşması durdurulmalı,” dedi.

Bu sert açıklamasıyla, bir kez daha federal-eyalet mali dengeleme sistemini hedef alan Söder şöyle devam etti:

“Berlin’in vatandaşların korunması konusunda önemli meseleleri ele almadan bırakması ve aynı zamanda diğer eyaletlerin karşılayamayacağı şüpheli yardımlar için milyarlarca harcaması kabul edilemez. Buna bir son verilmeli.”

Berlin Eyalet Meclisi seçimlerinde Sol Parti’nin seçim zaferi sonrasında Söder, devam eden koalisyon görüşmelerini de sert bir şekilde eleştirdi.

CSU lideri, başkentte öncelikle SPD ve Yeşiller’i hedef aldı ve onları “demokratik değerlere ihanet etmek” ile suçladı.

Berlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi

Söder şöyle devam etti:

“Berlin’de bir Kırmızı-Yeşil-Kırmızı [Sol-Yeşiller-SPD] koalisyonu, tabuların tam anlamıyla ihlali olur. Bu Sol Parti üyeleriyle birlikte, ülkemizin savaş sonrası tarihinde ilk kez, kısmen antisemitik ve polise karşı eleştirel bir parti bir eyalet hükümetine liderlik edecek. Berlin SPD’si ve Yeşiller’in buna razı olması utanç verici. Antisemitizm konusunda taviz verilemez, yarı yürekli tavizler de. Bu, demokrasimizin temel değerlerine ihanettir.”

Bavyera Başbakanı, potansiyel koalisyon ortaklarını, “partizan siyasi çıkarlar uğruna iç güvenlikle ilgili temel meseleleri ve temel toplumsal uzlaşmayı bir kenara itmek” ile suçladı:

“Antisemitizm, kamulaştırma konusundaki sosyalist fanteziler, suç aşiretleriyle bağlantılar ve polis memurlarını organize suçla eşdeğer gören bir gençlik örgütü: Bunların hiçbiri, Berlin’deki SPD ve Yeşiller için bir koalisyonun önünde engel teşkil etmiyor gibi görünüyor. Böylece Kırmızı ve Yeşil, bir ‘Kızıl Cephe’ için basamak görevi görecek.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Makam aracı teklifi iptal edilen AfD’li başkan kasımda yaya kalabilir

Yayınlanma

BMW, Almanya’da Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığına seçilen ilk AfD’li siyasetçi Tobias Rausch için sunduğu makam aracı teklifini geri çekti. Şirket teklifini Rausch’un seçildiği gün iptal ederken, mevcut aracın süresi kasımda dolacak olan meclis yönetimi henüz diğer Alman üreticilerden teklif alamadı.

Alman otomotiv üreticisi BMW, Almanya için Alternatif (AfD) partisinden Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığına seçilen Tobias Rausch için hazırlanan makam aracı kiralama teklifini geri çekti.

Die Zeit gazetesinin parlamento yönetimine dayandırdığı habere göre, otomobil üreticisinin genel merkezi teklifi, Rausch’un eyalet meclisi başkanı seçildiği 6 Ekim’de iptal etti. Rausch, bir eyalet parlamentosuna başkanlık eden ilk AfD’li siyasetçi oldu.

Eyalet parlamentosu başkanının şoförlü bir makam aracı kullanma hakkı yer alıyor. Rausch halihazırda selefinden devraldığı BMW 7 serisi aracı kullanıyor. Mevcut aracın kiralama süresi kasım ayında sona eriyor.

Parlamento yönetimi bu tarihe kadar yeni bir tedarikçi bulamazsa Rausch makam aracından yoksun kalacak.

Eyalet parlamentosu idaresi, Rausch’un makam aracı ihtiyacı için tanınmış Alman üreticiler arasından yalnızca BMW’nin teklif sunduğunu aktardı. Mercedes ve Audi markalarından bu süreçte herhangi bir teklif gelmedi.

İş dünyasından AfD politikalarına tepki

AfD, Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül’de düzenlenen seçimlerin ardından mecliste grup kurdu.

Eyalet seçimleri tarihindeki en yüksek oy oranına ulaşan parti, yüzde 43,8 oy alarak 83 sandalyeli mecliste 39 üyelik kazandı.

AfD, salt çoğunluk için gereken sandalye sayısının 3 altında kaldı. Seçimlerde Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) yüzde 17,2, Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise yüzde 9,3 oy elde etti.

BMW Yönetim Kurulu Üyesi Milan Nedeljkovic, daha önce Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği mülkiyette, sağ popülizm ve milliyetçiliği “dünya ticaretiyle yaşayan, dışa açık bir ekonomi merkezi için zehir” olarak nitelendirmişti.

Alman Sanayi Federasyonu (BDI) da Rausch’un seçildiği gün yayımladığı değerlendirmede, AfD’nin eyalette yönetime gelmesi ihtimaline karşı uyarılarda bulundu.

BDI Başkanı Tanja Gönner, partinin bölgenin ekonomik başarısını oluşturan ilkeleri desteklemediğini, dolayısıyla olası bir AfD iktidarında ekonomik canlanma beklenemeyeceğini kaydetti.

Gönner, AfD’nin iş dünyasını temsil eden bir parti olmadığını belirterek ekonominin dışa açıklığa, küresel ticarete, ihracat olanaklarına ve yurt dışından nitelikli iş gücü çekilmesine dayandığını ifade etti.

Her yatırımcının yurt dışından sağlanan uzman personele ihtiyaç duyduğunu aktaran Gönner, “Bu kişiler burada hoş karşılanmadıklarını hissederse bu durum bölgenin tercih edilmemesi için derhal bir gerekçeye dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English