Bizi Takip Edin

Avrupa

AB ile Gürcistan arasında vize serbestisi gerilimi büyüyor

Yayınlanma

Gürcistan Parlamentosu Başkanı Şalva Papuaşvili, Avrupa Birliği’nin vize serbestisinin sürdürülmesini Rusya’ya yaptırım uygulanması dahil bazı şartlara bağladığını söyledi. AB’nin Gürcistan için vize serbestisini kısmen veya tamamen askıya alabilecek yeni mekanizması ise 30 Aralık 2025’te yürürlüğe girdi.

Gürcistan Parlamentosu Başkanı Şalva Papuaşvili, Avrupa Birliği’nin (AB) vize serbestisinin korunmasını Tiflis’in yerine getirmesi gereken bazı taleplerle ilişkilendirdiğini, bu talepler arasında Rusya’ya yaptırım uygulanmasının da bulunduğunu söyledi.

Papuaşvili, “Bize, vizesiz seyahati sürdürmek istiyorsak Rusya’ya yaptırım uygulamamız, yani intihar etmemiz gerektiğini söylüyorlar. Kendimizi yok edip yıkarsak Avrupa Birliği’ne kim vizesiz seyahat edecek?” dedi.

Papuaşvili ayrıca Brüksel’in, Gürcistan’ın vize politikasını AB standartlarıyla uyumlu hale getirmesini istediğini belirtti.

Gürcistan’a yönelik vize serbestisinin sınırlandırılmasına imkan tanıyan mekanizma ise halihazırda hazırlanmış durumda.

Vize serbestisinin askıya alınmasına ilişkin yeni kuralların 30 Aralık 2025’te yürürlüğe girmesiyle AB, öncelikle diplomatik ve hizmet pasaportu sahiplerinin vize ayrıcalıklarını kısıtlama, belirli koşullar altında ise bu önlemleri ülkenin diğer vatandaşlarına da genişletme yetkisi kazandı.

Tiflis ile Brüksel arasındaki ilişkiler son yıllarda belirgin biçimde kötüleşti. Avrupa Komisyonu’nun geçen yıl kasım ayında yayımladığı raporda, Gürcistan’ın AB tavsiyelerinin uygulanmasında önemli ölçüde geri adım attığı belirtildi.

Raporda, “Sivil alanı ve temel hakları kısıtlayan mevzuat dahil olmak üzere iktidarın sistematik baskıcı uygulamaları, bağımsız medyanın işleyişine yönelik sınırlamalar, LGBTİK+ topluluğu temsilcilerine yönelik baskılar, kolluk kuvvetlerinin aşırı güç kullanımı ve AB’ye yönelik düşmanca söylem, Avrupa Birliği’nin değerleri ve AB üyeliğine aday bir ülkeden beklenen uygulamalarla keskin bir tezat oluşturuyor” ifadelerine yer verildi.

Raporun yayımlanmasının ardından AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, mevcut politikanın sürmesi halinde Gürcistan’ın Avrupa Birliği üyeliği yolunda fiilen gerçekçi bir ilerleme perspektifine sahip olmadığını söyledi.

Kallas, mevcut durum değişmediği takdirde ülkenin AB adaylığının yalnızca resmi statü düzeyinde kalacağını ifade etti.

Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Kavelaşvili ise Alman yayın kuruluşu DW’ye verdiği röportajda, ülkesinin 2030 yılına kadar Avrupa Birliği üyeliğine hazırlanabileceğine inandığını dile getirdi.

Avrupa

Monako’da Ukraynalı milyarder Vadim Yermolayev’e bombalı suikast

Yayınlanma

Ukraynalı iş insanı Vadim Yermolayev ve eşi, Monako’da bir konutta meydana gelen bombalı saldırıda ağır yaralandı. Soruşturma makamları olayı suikast girişimi olarak nitelendirirken, saldırının arkasında Dnipro’daki yasa dışı çağrı merkezlerine ilişkin hesaplaşmaların olabileceği değerlendiriliyor.

Monako’da dün akşam saatlerinde bir konutta meydana gelen patlamada, Ukraynalı iş insanı Vadim Yermolayev ve eşi ağır yaralandı.

Yetkililer, 29 Haziran akşamı gerçekleşen olayın ardından suikast şüphelisini belirlemek ve yakalamak amacıyla geniş çaplı bir operasyon başlattı.

Monako Başsavcısı Stephane Thibault, Fransa sınırı yakınlarındaki Reverand Pere Louis Frolla Caddesi’nde yerel saatle 21.00 sularında meydana gelen patlamada toplam beş kişinin yaralandığını, bir kadın ve bir erkeğin durumunun ise kritik olduğunu bildirdi.

Monako resmi makamları yaralıların kimliklerini açıklamadı. Ancak Le Figaro, BFMTV ve Ukrainska Pravda, ağır yaralanan kişilerin Vadim Yermolayev ve eşi olduğunu aktardı.

Nice Matin gazetesinin haberine göre, vücudunda ciddi yanıklar oluşan iş insanı hastaneye kaldırıldığı sırada bilincini korurken, Nice kentinde ameliyata alınan eşinin aldığı yaralar nedeniyle iki bacağını kaybettiği belirtildi. Çiftin 13 yaşındaki oğullarının da saldırıyı hafif sıyrıklarla atlattığı kaydedildi.

Monako Savcılığı, olayı terör eylemi olarak değerlendirmediklerini, cinayete teşebbüs ve patlayıcı madde kullanarak saldırı düzenleme suçlarından adli soruşturma açıldığını duyurdu.

İlk bulgulara göre, kimliği belirsiz bir kişinin patlamadan kısa süre önce binaya içinde cıvata ve metal bilyeler bulunan, el yapımı patlayıcıyla tuzaklanmış bir sırt çantası bıraktığı tespit edildi.

Güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerde koyu renkli hırka ve şapka giyen zanlının, olay yerinden kaçtığı ve kendisini takip eden polislerin takibinden kurtulmayı başardığı görüldü.

Monako Başbakanı (Devlet Bakanı) Christophe Mirmand, şüphelinin Fransa’ya kaçtığının tahmin edildiğini belirtti.

Başsavcı Thibault, her iki ülkenin emniyet güçlerinin zanlıyı yakalamak için koordineli bir arama faaliyeti yürüttüğünü açıkladı.

Fransa makamları arama çalışmalarına destek vermek üzere 40 polis memuru ve iki helikopter görevlendirdi.

Monako Prensi II. Albert yaptığı açıklamada, “Yetkililerin bu trajedinin koşullarını hızla aydınlatacağını, sorumluların kimliklerini tespit ederek her düzeyde gerekli tüm önlemleri alacağını ümit ediyoruz” ifadesini kullandı.

Yermolayev’in ticari geçmişi ve hakkındaki yaptırımlar

Ukrayna’nın Dnipro kentinde 1968 yılında doğan 58 yaşındaki Vadim Yermolayev, 1990’lı yıllarda ticari gayrimenkul, alkollü içecek üretimi, tarım ürünleri, gaz beton ve PVC profil alanlarında faaliyet gösteren Alef Grubu’nu kurdu.

Şirket bünyesinde ayrıca Ukrayna’da 16 megavat kapasiteli bir biyokütle elektrik santrali de yer alıyor.

Yermolayev, 2021 yılında Forbes Ukrayna’nın en zenginler listesinde 220 milyon dolarlık servetiyle 45’inci sırada yer aldı. Yayın organı, kendisini yıllık 16 milyon dolar kira geliriyle ülkenin en büyük mülk sahiplerinden biri olarak nitelendirdi.

İş insanı, daha önce 2019 yılında InVenture dergisi tarafından hazırlanan en zengin Ukraynalılar listesinde de 39’uncu sırada gösterilmişti.

Daha önce Ukrayna Forbes dergisine verdiği mülakatta 2017 yılından bu yana yalnızca Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu taşıdığını açıklayan Yermolayev, Ukrayna vatandaşlığından çıkma gerekçesini ülkedeki yargı sisteminin “kusurlu”, vergi sisteminin ise “taraflı” olmasıyla açıklamıştı.

Uluslararası korumaya ihtiyaç duyduğunu belirten Yermolayev, buna karşın Ukrayna’daki ticari faaliyetlerini sürdürdü ve çatışmaların sona ermesinin ardından Dnipro’nun yeniden inşasında görev almaya hazır olduğunu beyat etti.

Bununla birlikte Ukrainska Pravda, 2022 yılında hazırladığı bir araştırmada iş insanını, çatışmaların başlamasından sonra Fransız Rivierası’na yerleşen Ukraynalı siyasetçi ve iş insanlarını tanımlamak için kullanılan “Monako Taburu” listesine dahil etti.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 2023 yılında Yermolayev’e yönelik on yıl süreli yaptırım kararını onayladı. Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU), iş insanının Kırım’da alkol ticareti yürüttüğünü ve Rusya bütçesine vergi ödediğini öne sürdü.

Yermolayev ise RBC-Ukrayna’ya verdiği demeçte suçlamaları reddederek yarımadadaki tüm varlıklarını kaybettiğini savundu ve yaptırımlara karşı hukuki mücadele başlatacağını açıkladı.

Yaşamını genellikle Kıbrıs, Londra ve Paris arasında sürdürdüğünü ifade eden iş insanı, Ukrayna’ya desteğini dile getirirken Rusya’nın askeri faaliyetlerini de eleştirmişti.

Saldırının olası nedenleri

Ukrainska Pravda’nın kaynaklarına dayandırdığı iddialara göre, iş insanına yönelik saldırı organize suç dünyası tarafından planlanmış olabilir ve bu durum Dnipro’daki yasa dışı çağrı merkezlerinin faaliyetleriyle ilişkilendiriliyor.

Mayıs 2026’da Estonya mahkemesi, Yermolayev’in büyük oğlu Artur Yermolayev’i suç örgütü kurmaktan suçlu buldu.

Soruşturma makamları, genç Yermolayev’in dolandırıcılık amaçlı çağrı merkezlerinin kurucularından biri olduğunu ve suç ortaklarıyla birlikte, 5 milyon avrosu Estonya vatandaşlarından olmak üzere farklı ülkelerdeki mağdurlardan yaklaşık 100 million avro haksız kazanç sağladığını tespit etti.

Mahkeme, Artur Yermolayev hakkında tecil edilmiş hapis cezası kararı verirken devlet hazinesine 8,5 milyon avro ödemesine hükmetti.

Estonya kamuoyunda ve yerel basın kuruluşu ERR’de cezanın yetersiz olduğu yönünde eleştiriler yer alırken, oğul Yermolayev’in kararın ardından ülkeden ayrıldığı bildirildi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Starmer’dan Burnham’a borçlanma uyarısı

Yayınlanma

Keir Starmer, halefi Andy Burnham’a savunma harcamalarını karşılamak için daha fazla borçlanmaması konusunda uyarıda bulundu.

Başbakan, kendisine bir savunma bakanına mal olan ve muhtemelen düşüşüne katkıda bulunan 11 aylık hükümet içi tartışmanın ardından uzun süredir beklenen savunma yatırım planını (DIP) açıkladı.

Starmer, hükümetin bu plan için gerekli 15 milyar sterlini yol ve enerji projelerinden aktararak sağladığını belirtti.

Önümüzdeki on yıl içinde askeri konutları yenilemeyi amaçlayan 9 milyar sterlinlik bir program, maliyetlerin 2030’dan sonra düşmesi için yeniden düzenlendi.

Bu, Starmer’ın ayrılmasının ardından görevini korumak için mücadele eden yeni savunma bakanı Dan Jarvis tarafından elde edilen 1,5 milyar sterlinlik bir artış oldu.

Buna karşılık, kendisine teklif edilen parayı protesto ederek istifa eden John Healey’e ise 13,5 milyar sterlin teklif edilmişti.

Jarvis, yatırım planının giriş bölümünde, ek paranın gerekli olduğunu çünkü İşçi Partisi’nin “yetersiz finanse edilmiş, taahhütleri aşmış ve şu anda karşı karşıya olduğumuz tehditlere yeterince uyum sağlamamış bir savunma programını miras aldığını” belirtti.

Toplam savunma harcamaları, 2027’de GSYİH’nin %2,6’sından 2030’a kadar yaklaşık 80 milyar sterline ya da %2,7’ye hafifçe artacak.

Starmer, bunun Birleşik Krallık’ı bir sonraki parlamento döneminde %3’e ulaşma yoluna sokacağını belirtti.

Görevinden ayrılacak olan başbakan, muhtemelen İşçi Partisi milletvekili Andy Burnham olacak olan halefine, bir sonraki harcama gözden geçirme sürecinde savunma için daha fazla kaynak ayırması çağrısında bulundu.

Fakat Starmer bunun karşılığında daha fazla borç alınmaması gerektiği konusunda da uyarıda bulundu.

Starmer, “Savunma, bir sonraki harcama gözden geçirme toplantısında bir numaralı öncelik olmalı,” dedi.

Fakat kendisi bu ayın sonlarında başbakanlık görevinden ayrılacak. Starmer’ın da kabul ettiği NATO hedefi, 2035 yılına kadar %3,5’e ulaşmak.

Başbakanın bazı müttefikleri geçiş dönemini, Burnham’a daha önce Hazine Bakanlığı tarafından reddedilen “savunma tahvilleri” fikrini yeniden gündeme getirmesini tavsiye etmek için kullanacak.

Berkshire’daki bir insansız hava aracı üretim şirketinde dinleyicilere hitap eden Starmer, “Savunma tahvilleri, başka bir adla borçlanmaktan ibaret,” dedi ve şöyle devam etti:

“Bu konuyu çok dikkatli bir şekilde inceledik, ancak gerçek şu ki, her 10 sterlinin 1’i zaten faiz ödemesine gidiyorken, bunu borçlanma yoluyla yapmak faiz oranlarını daha da yükseltecek. Bu hükümet, kamu maliyesini kontrol altına almak için çok mücadele etti ve bu çabalar, enflasyon ile mortgage faiz oranlarının düşmesine yardımcı olarak meyvesini verdi. Bunu feda etmemeliyiz.”

Başbakanın planı, hükümetin daha önce ayırdığı 283 milyar sterlinin ötesinde, 2026/7 ile 2029/30 arasındaki dört yıllık dönemde savunmaya 15 milyar sterlinlik ek harcama yapacağı anlamına geliyor.

Bu plan, öğleden sonra yayınlanan 80 sayfalık planın tamamına göre “savunma taleplerinin arttığı” bir dönemde ortaya çıkıyor.

Planda, “kıyılarımızda Rus saldırganlığının arttığı”, İran savaşının hava ve füze savunmasını güçlendirme ihtiyacını pekiştirdiği ve “ABD’nin haklı olarak Avrupa’dan daha fazla adım atmasını talep ettiği” uyarısında bulunuluyor.

En olası rakiplerinin kendisine karşı aday olmayacaklarını açıklayan Burnham’ın, 17 Temmuz’da parti liderliğini devralması ve 20 Temmuz’da başbakan olması bekleniyor.

Starmer, halefinin kendisiyle mutabık kalınan anlaşmayı bozmaya çalışmayacağından ve bir sonraki harcama gözden geçirme sürecinde savunma yatırımlarına öncelik vereceğinden emin olduğunu söyledi.

Starmer, “[DIP] herhangi bir İşçi Partisi başbakanının arkasında durmak isteyeceği bir şeydir, çünkü herhangi bir başbakanın ilk görevi ülkenin savunması ve güvenliğidir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya ve Hollanda Baltık bölgesinde NATO komutasını devraldı

Yayınlanma

Almanya ve Hollanda, NATO’nun doğu kanadında Rusya’yı caydırmak amacıyla yeni bir askeri komuta merkezi oluşturdu. Yapılan törende konuşan NATO Kara Kuvvetleri Komutanı ABD’li General Christopher Donahue, Avrupa’nın son 35 yılın en büyük taahhütlerinden birini üstlendiğini açıkladı.

Almanya ve Hollanda, NATO’nun doğu kanadında Rusya’ya karşı caydırıcılık faaliyetlerini güçlendirmek üzere ortak bir askeri komuta merkezi faaliyete geçirdi.

Estonya’nın Valga kentinde düzenlenen törende konuşan NATO Kara Kuvvetleri Komutanı ABD’li General Christopher Donahue, Avrupa’nın son 35 yılda üstlendiğinden çok daha fazla sorumluluk aldığına işaret etti.

General Donahue “Caydırıcılık işte böyle işler: Kürsülerden söylenen sözlerle değil, sahadaki askerlerin ayak sesleriyle” ifadelerini kullandı.

ABD’li general, Washington’ın Baltık ülkelerini korumak için Avrupalı müttefikleriyle birlikte çalışmayı sürdüreceğini vurgulayarak “Yeni başarılara hazırsınız, sözlerinizi eylemlerinizle destekliyorsunuz ve Birleşik Devletler de yanınızda yer alacaktır” dedi.

Baltık bölgesindeki üç ülkede ve Polonya’nın kuzeyinde görev yapan NATO birlikleri, şimdiye kadar Polonya’nın Szczecin kentindeki uluslararası çok uluslu karargahın kontrolü altında bulunuyordu.

Yeni yapılanma çerçevesinde Estonya ve Letonya’daki tüm NATO unsurları ile buralardaki ulusal kara kuvvetleri birlikleri, Birinci Alman-Hollanda Kolordusu’nun komutası altına geçiyor. Bu yeni askeri yapının bölgedeki asker sayısını 1,5 katına çıkarabileceği belirtiliyor.

Yeni komuta merkezi, bölgedeki askeri tatbikatları, hazırlık faaliyetlerini ve olası bir Rusya saldırısı durumunda bölgenin savunmasını yönetecek.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius konuya ilişkin değerlendirmesinde “NATO’nun doğu kanadına son derece etkin yeni bir karargah daha ekleyerek savaşa hazırlık düzeyimizi yükseltiyor, operasyonel sevk ve idare yapımızı güçlendiriyor ve her türlü potansiyel düşmanı caydırma kabiliyetimizi artırıyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu yeni askeri mimari, ittifaka bölgeyi savunmak amacıyla daha fazla asker görevlendirme imkanı sunuyor. Birinci Alman-Hollanda Kolordusu’nun komutası altına Estonya ve Letonya’da konuşlu iki NATO tümeni bağlanacak.

Reuters haber ajansının aktardığı askeri verilere göre, tam muharebe hazırlığı durumunda söz konusu kolordu bünyesinde genellikle üç tümen, yani 40 bin ile 60 bin arasında asker yer alıyor.

NATO üyesi ülkelerden askeri bir yetkili, bu askerlerin tamamının barış döneminde bölgede konuşlandırılmayacağını, ancak Baltık ülkelerinin savunmasından sorumlu yeni bir kolordunun varlığının NATO’ya “önemli güçleri hızla sahaya sürme” imkanı tanıyacağını bildirdi.

NATO ülkelerinde, Rusya’nın on yılın sonuna doğru ittifakla doğrudan bir askeri çatışmaya girmeye hazır hale gelebileceği değerlendiriliyor.

Bununla birlikte, ittifakın kolektif savunma kararlılığını test etmeyi amaçlayan hibrit saldırıların veya sınırlı operasyonların çok daha erken gerçekleşebileceği öngörülüyor.

İsveç Askeri İstihbarat Teşkilatı Direktörü Thomas Nilsson, Rusya yönetiminin Vladimir Putin sonrasında da komşuları için bir tehdit unsuru olmaya devam edeceğini iddia ediyor.

Nilsson, Bloomberg’e yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Bu krizi geçici bir durum olarak görmüyoruz; Rusya kendi yolunu çizdi ve buradan geri dönüş yok. Derin, yapısal ve uzun vadeli bir stratejik karşı karşıya geliş sürecindeyiz, bunu görmezden gelemeyiz.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English