Avrupa
Edi Rama, Arnavutluk’taki göstericilere “hayvan” dedi

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, “Flamingo Devrimi”ne sert tepki göstererek, kalabalığın eylemlerini eleştirdi ve protestocuların bir kesimini “hajvan” olarak nitelendirdi.
“Hajvan”, Arnavutçada kabaca “hayvan”, “hayvan kadar salak”, “medeniyetsiz kişiler” gibi anlamlara geliyor.
Rama, haftalık podcast’inde, protestocuların bir kısmının, devam eden gösteriler hakkında konuşmayı reddettikleri için pop şarkıcılarının konserlerini boykot etme çağrısında bulunmalarını ve kamuoyu önünde tavır almayı reddedenlere karşı “çevrimiçi şiddet” ve tehditlerde bulunmalarını kabul edilemez bulduğunu söyledi.
Bu açıklamalar, eylemler 14. gününe girerken, Arnavutların hafta sonu başbakanın istifasını talep eden şimdiye kadarki en büyük gösteride Tiran’ı doldurmasıyla geldi.
Cumartesi günkü protestoda tahmini 100.000-200.000 kişi sokağa çıktı. Gösteriler barışçıl bir şekilde devam etti; çocuklar, yaşlılar ve aileler katıldı ve hatta çocukların çizim ve boyama yapabileceği bir alan bile ayrıldı.
İkinci haftasına giren protesto, Jared Kushner ile bağlantılı lüks bir tatil köyünün iptal edilmesi taleplerinden, 1991’deki sosyalist sistemin çöküşünden bu yana Arnavutluk’ta görülen en büyük hükümet karşıtı gösterilerden biri haline geldi.
Rama, protestoda kullanılan ve “Arnavutluk, Arnavutlarındır” diyen sloganı da kınadı.
Bunun, “dışarıda kalan hiç kimsenin hoş karşılanmadığı anlamına geldiğini” savunan Rama, “tıpkı Almanya’nın ‘Almanlar için’ olduğu ve ardından yıllarca Avrupa’nın ‘kara koyunu’ haline geldiği gibi” diyerek Nazi Almanya’sına işaret etti.
“Flamingo Devrimi”ni destekleyen gösteriler hem dünya çapında hem de Tiran’da pazar günü devam etti.
Bu kapsamda New York ve Berlin’den Viyana ve Londra’ya kadar çeşitli şehirlerde mitingler düzenlendi.
Öte yandan Flamingo Devrimi yayıldıkça Rama, protestoları körüklediği gerekçesiyle İran’ı kamuoyu önünde suçladı.
İslam Cumhuriyeti’ne yönelik sert bir açıklamada Rama, Tahran’ı siber terörizmle, Arnavut kurumlarını hedef almakla ve “özgürlüğün kendisine” karşı düşmanlık beslemekle suçladı.
Ardından, İran’da yasaklı Halkın Mücahitleri örgütünü ülkesinde barındırma kararını , örgütün adını doğrudan anmadan tüm gücüyle savunmaya yöneldi ve üyelerini “sindirme, hapsetme ve öldürme yoluyla susturmaya çalıştığınız İranlı erkek ve kadınlar” olarak tanımladı.
Arnavutluk, daha önce ABD ve AB’nin “terör” listelerinde yer alan sürgündeki İranlı muhalefet grubu Halkın Mücahitleri’nin binlerce üyesinin, 2013 yılında Barack Obama yönetimi tarafından aracılık edilen bir anlaşma kapsamında Irak’taki Eşref Kampı’ndan ayrıldıktan sonra yerleştiği ülke.
Avrupa
AB’ye “aşırı regülasyon” uyarıları

Bir çelik devi ve bir Körfez varlık fonu başkanı, AB’nin aşırı regülasyonlarının iş dünyasını kısıtladığı konusunda uyarıda bulundu.
2006 yılında Hindistan merkezli Mittal Steel tarafından satın alınan ArcelorMittal’ın yönetim kurulu başkanı Lakshmi Mittal Financial Times’ta, emisyon ticareti kurallarının enerji yoğun sektörlere zarar verdiğini yazdı.
Mittal, çelik ve diğer enerji yoğun sektörler için düşük maliyetli, düşük emisyonlu enerji kaynaklarının “hâlâ ulaşılamaz durumda” olduğunu savundu.
“Rekabetçi elektrik fiyatları, düşük maliyetli yeşil hidrojen, karbon fark sözleşmeleri, çelik için ‘yeşil primler’ ve karbon yakalama ve depolama gibi karbonsuzlaşmayı kolaylaştıran unsurlar henüz hayata geçirilmemiştir,” diyen Mittal, hiçbir şirketin, rekabet gücüne ulaşmak için inandırıcı bir yol olmadan yatırım yapma lüksüne sahip olmadığını vurguladı.
Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun başkanı Yasir al-Rumayyan ise düzenleyici ortamın uluslararası yatırımcıların bloğa daha fazla sermaye aktarmasını engellediğini belirtti.
Al-Rumayyan, perşembe günü Roma’da düzenlenen bir zirvede, regülasyonlarla ilgili zorluklar ve yürürlüğe girmesi beklenen bazı yasaların kendileri gibi yatırımcıları, Aramco’yu, kimya grubu Sabic’i sadece daha fazla yatırım yapmaları açısından değil, “Avrupa’daki mevcut yatırımlarını sürdürmeleri açısından da ciddi şekilde olumsuz etkilediğini” belirtti.
Yeni AB yönetmeliği, Brüksel’e yabancı hükümetler tarafından sübvanse edilen şirketlerin kamu ihalelerine, birleşme ve devralmalara ve hatta tek pazara mal ve hizmet satmasına engel olma imkânı tanıyor.
Avrupa Komisyonu, bu aracı kullanarak Abu Dabi’nin devlet petrol şirketi tarafından Alman kimya devi Covestro’nun devralınmasına ilişkin derinlemesine bir soruşturma başlattı; söz konusu devralma işlemi nihayetinde onaylandı.
Rumayyan, Avrupa’daki hükümetlerin yatırımcıları caydıran bu zorluklara çözümler bulabileceğine dair umutlu olduğunu söyledi.
Bununla birlikte, Financial Times’a konuşan AB yetkilileri bu şikayetleri özel olarak sadece lobi faaliyetleri olarak değerlendiriyor ve Orta Doğu’dan gelen yatırımların yavaşladığına dair net bir işaret bulunmadığını savunuyorlar.
Bir AB yetkilisi, “Bölgedeki yatırımcılar daha temkinli davranıyorsa, bunun muhtemelen bizim düzenlemelerimizden ziyade [İran] savaşıyla ilgisi vardır,” dedi.
EY’nin analizine göre, AB’ye yapılan doğrudan yabancı yatırımlar 2025’te %7 düştü ve giderek artan sayıda şirket, aşırı regülasyonu iş dünyası için bir risk olarak görüyor.
Brüksel, düzenlemeleri kaldırmak yerine yeni katmanlar ekliyor gibi görünüyor. Mart ayında doğrudan yabancı yatırımların denetimini sıkılaştırdı.
Avrupa
Yunanistan Başbakanı Miçotakis’ten Zelenskiy’e drone uyarısı

Yunanistan Başbakanı Miçotakis, Brüksel’de bir araya geldiği Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’i askeri operasyonların çatışma bölgesinin dışına taşınmaması gerektiği konusunda uyardı. Uyarı, mayıs ayında İyon Denizi’ndeki Lefkada Adası yakınlarında Ukrayna’ya ait patlayıcı yüklü bir deniz dronunun bulunmasıyla ilgili.
Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, 18 Haziran günü Brüksel’de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile gerçekleştirdiği görüşmede, askeri operasyonların çatışma bölgesinin dışına yayılmasından kaçınılması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Euractiv’in aktardığına göre görüşmede genel olarak Ukrayna’ya desteğini dile getiren Miçotakis, askeri faaliyetlerin coğrafi sınırları konusundaki çekincelerini de paylaştı.
Yunanistan Başbakanı tarafından dile getirilen bu uyarı, mayıs ayında İyon Denizi’nde yer alan Lefkada Adası yakınlarında, Yunanistan’ın batı kıyılarında Ukrayna’ya ait patlayıcı yüklü bir deniz dronunun tespit edilmesinin ardından gerçekleşti.
Deniz dronu balıkçılar tarafından fark edildi
Mayıs ayında Ukrayna’ya ait “Cossack Mamai” tipi deniz dronu, Yunanistan adası yakınlarında yerel balıkçılar tarafından fark edildi. Tespit edilen insansız deniz aracı, Atina yakınlarındaki askeri deniz üslerinden birine nakledildi.
Yunanistan Ulusal Savunma Bakanı Nikos Dendias, yaşanan bu gelişme üzerine Kiev yönetiminden resmi bir özür talep ettiğini ve konuyu NATO nezdinde gündeme getirdiğini açıkladı.
Gelişmelerin ardından Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Yunanistan’dan özür diledi.
Yunanistan, yaşanan bu hadiseyle ilgili olarak Ukrayna’ya diplomatik protesto notasında bulundu. Yunan tarafının girişiminde, bölgede bulunan insansız deniz aracının deniz seyrüsefer güvenliği açısından ciddi bir tehdit oluşturduğu, sivil can kayıplarına yol açma riski taşıdığı ve öngörülemez bir çevre felaketine zemin hazırlayabileceği vurgulandı.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lana Zohiu, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, askeri faaliyetlerin Akdeniz’e taşınmasının Yunanistan’ın ulusal güvenliğini tehdit ettiğini ve ülke ekonomisine ciddi zarar verdiğini ifade etti.
Avrupa
“Avrupalı NATO” inşası hız kazanıyor

ABD’nin ittifaktaki yerini yeniden tanımlaması ve varlıklarını geri çekmesi karşısında “Avrupalı NATO” kurma girişimleri hızlanıyor.
Bu kapsamda Avrupalılar NATO içinde daha fazla görev üstleniyor, kendi başlarına daha fazla tatbikat gerçekleştiriyor ve ABD silah sistemlerinin yerini giderek daha fazla alıyor.
Askeri ittifakın geleceği hakkındaki tartışmalarda uzun süredir “NATO’nun Avrupa ayağının” güçlendirilmesinden söz ediliyor. Özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev süresi boyunca, Avrupa üyelerinin ittifak faaliyetlerini genişletme planı Berlin’de de defalarca tartışıldı.
Geçen yıl Donald Trump’ın ikinci kez göreve başlama töreninin ardından bu plan yeniden gündeme geldi.
Wall Street Journal’ın nisan ayında, “Avrupalı NATO” başlığı altında Kıta’nın, Avrupa’nın daha fazla müdahil olması ihtimaline yönelik bir acil durum planı hazırladığını yazmıştı.
Bu kapsamda Avrupalı yetkililer, komuta yapılarına Avrupalı personel yerleştirmek veya ABD askeri teçhizatını Avrupalı alternatiflerle değiştirmek gibi somut adımlar planlamaya başladı.
Bu önlemlerin gayri resmi toplantılarda tartışıldığı ve mümkün olduğu ölçüde gayri resmi olarak uygulandığı bildirildi.
Bu durumu “muazzam bir zorluk” diye nitelendiren Wall Street Journal; NATO’nun tüm yapısının başlangıçta “hemen hemen her düzeyde” ABD liderliği etrafında inşa edildiğini ve bu liderliğin “verili ve değişmez bir unsur” olarak kabul edildiğini hatırlatmıştı.
En önemli adım Almanya’nın tutum değişikliği oldu
Wall Street Journal ayrıca, bu çabaların, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in geçen yılın sonlarına doğru, “Avrupalı NATO” planlarına yönelik Almanya’nın önceki tereddütlerini bir kenara bırakıp girişime katılma kararından güç aldığını bildirmişti.
Almanya’nın rotasındaki bu değişiklik, Birleşik Krallık, Fransa, Polonya, Kuzey Avrupa ülkeleri ve Kanada da dahil olmak üzere diğer katılımcılar arasında daha geniş bir konsensüsün yolunu açtı.
Bu ülkeler şu anda ittifak içinde, özellikle Ukrayna’ya destek kapsamında başlatılan “istekliler koalisyonu” olarak çalışarak acil durum planları hazırlıyorlar.
Berlin’in bu yön değişikliği, ABD’nin kısmi ya da hatta tam bir çekilme durumunda NATO’nun füze savunmasını kimin yöneteceği, Polonya ve Baltık ülkelerine giden ikmal koridorlarının nasıl korunacağı ya da bunlardan sorumlu ABD’li subayların görevden ayrılması halinde lojistik ağlarını kimin yöneteceği gibi çok somut değerlendirmeleri de tetikledi.
Aslında, o zamandan beri giderek daha fazla Avrupalı liderlik rollerine geldi fakat kritik yetenekler hâlâ eksikti ve bugüne kadar hiçbir Avrupalı NATO üye devleti, askeri liderlik konusunda ABD’nin yerini alabilecek konumda değildi.
NATO komuta kademesi kısmen Avrupalılaşmaya başladı
ABD, bu gelişmenin önünde açıkça bir engel oluşturmuyor. NATO liderlik pozisyonlarında yapılan en son büyük yeniden yapılanma şubat ayında duyuruldu.
Bundan sonra, Napoli’deki Müşterek Kuvvet Komutanlığı bir İtalyan tarafından, Norfolk’taki (Virginia) Müşterek Kuvvet Komutanlığı ise bir İngiliz tarafından yönetilecek.
Öte yandan, on yıllardır bir Alman, bir İngiliz veya bir İtalyan tarafından yönetilen (ve 2025 yılından bu yana Hava Kuvvetleri Generali Ingo Gerhartz’ın komutası altında bulunan) Brunssum’daki (Hollanda) Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nın gelecekte bir Alman ile bir Polonyalı arasında dönüşümlü olarak yönetilmesi planlanıyor.
Bununla birlikte, ABD’nin, her zaman bir Amerikalı tarafından doldurulan ve Belçika’nın Mons kentinde bulunan NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanlığı (SACEUR) görevinden vazgeçmeye niyetli olmadığı açık.
Ayrıca, şubat ayında alınan karara göre, ABD, Ramstein’daki NATO Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve İzmir’deki NATO Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevlerine, Birleşik Krallık’ın Northwood kentindeki NATO Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevini de ekleyecek.
Böylelikle güçlü bir etki ve aynı derecede güçlü bir kontrol elinde tutuyorlar.
ABD’siz tatbikatların sayısı artıyor
Avrupalı subayları NATO’nun önde gelen görevlerine ve üst yönetimin altındaki hiyerarşideki kilit pozisyonlara yerleştirme çabalarına paralel olarak, Avrupa liderliğinde yürütülen, hatta ABD birliklerinin katılımı olmaksızın yalnızca Avrupalı ittifak üyeleri tarafından gerçekleştirilen NATO tatbikatlarının sayısı da artıyor.
Örneğin, sırasıyla Müttefik Tepki Gücü’nün (ARF) Güneydoğu Avrupa’ya konuşlandırılmasını (2025) ve Avrupa’daki Akdeniz üye devletlerinden gelen birliklerin Almanya’da toplanarak doğuya doğru ilerlemesini (2026) simüle eden Steadfast Dart 2025 ve Steadfast Dart 2026 tatbikatlarına yalnızca Avrupalı askeri personel katıldı; ABD silahlı kuvvetleri bu tatbikatlardan uzak durdu.
Yeni serideki her iki tatbikat da ancak Trump’ın ikinci görev süresinden sonra gerçekleştirilmiş olsa da, bunlar ABD Başkanı Joe Biden’ın görev süresi sırasında planlanmıştı.
Bu durum, bu daha kapsamlı Avrupa ittifak faaliyetlerinin yalnızca Trump’ın NATO’dan çekilme tehditlerine bir tepki olmadığını, aksine ABD birliklerinin yükünü hafifletmenin, yani onları Asya-Pasifik bölgesinde Çin’e karşı operasyonlara hazır hale getirmek amacıyla ABD’nin stratejik planlamasıyla uyumlu olduğunu gösteriyor.
Trump yönetimi süreci hızlandırıyor
Haziran başında Trump yönetimi bu gelişmeyi hızlandırdı. Haberlere göre, ABD, Belçika’nın Mons kentindeki NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı’nda (SHAPE) düzenlenen kuvvet kaynakları konferansından kısa bir süre önce, daha önce NATO’nun kullanımına sunmuş olduğu belirli yetenek ve birimleri geri çekti.
faz’ın bildirdiğine göre bunların arasında, diğerlerinin yanı sıra, iki ABD uçak gemisi saldırı grubundan biri, “tüm kruvazör ve muhrip filolarının yarısı”, tüm deniz uzun menzilli keşif uçaklarının neredeyse yarısı ve “Tomahawk gibi seyir füzeleri fırlatabilen tüm denizaltılar” yer aldığı söyleniyor.
Ayrıca, kesintilerin “iki uzun menzilli bombardıman biriminden biri, 153 avcı uçağından 54’ü, 79 ikmal uçağından 16’sı, tüm uzun menzilli keşif insansız hava araçları” ile Reaper insansız hava araçlarının neredeyse yarısını etkilediği bildiriliyor.
Avrupa’daki NATO çevrelerindeki kaynaklar, bu hamlenin önceden duyurulmamış olmasına rağmen aşılmaz bir sorun teşkil etmediğini belirtti.
Birincisi, NATO üye devletleri toplam kapasitelerinin ve askerlerinin ortalama olarak yüzde 50’sinden azını bildirmişlerdi; bu nedenle hâlâ yedek kapasite mevcut.
İkincisi, bildirilen ABD birimleri hiçbir şekilde her zaman Avrupa’da bulunmuyor, bazen dünyanın başka bölgelerinde de operasyonlar yürütüyorlar.
Yine faz’a konuşan Brüksel’deki kaynaklara göre, bu boşluklar dolayısıyla esasen doldurulabilir.
Berlin’in egemenliğinde bir Avrupa NATO’su
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in dün Brüksel’de düzenlenen NATO savunma bakanları toplantısında, ABD’nin NATO katkılarını daha da azaltmayı ve Avrupa’dan askerlerini çekmeyi değerlendirdiğini açıklaması da önemli görünüyor.
Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin NATO’dan daha fazla çekilmesi için bir “yol haritası” talep etti.
Bakan, bazı yetenekler hızlı bir şekilde ikame edilebilse de, diğerleri için “ya geçici bir önlem ya da sadece daha fazla zaman” gerekeceğine dikkat çekti.
Öte yandan bunlar tamamen teknik meseleler ve Berlin’in temel bir itirazı yok. ABD’nin NATO yapılarından çekilmesi, kendi başına hareket edebilen bağımsız, fiili bir Avrupa askeri yapısının kurulması olasılığını ortaya çıkaracak.
Bu yapı daha sonra Almanya ve Avrupa’nın çıkarları doğrultusunda da devreye sokulabilir. “Avrupa NATO’su” böylece Berlin ve Brüksel’in egemenliği altında şekillenme potansiyeline sahip.
Amerika2 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Diplomasi2 hafta önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 2
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Michael Hudson: Mevcut savaşın tüm detayları elli yıl önce planlandı
Görüş2 hafta önceİran Krizi ve Bilinçli Anlamsal Kaosun Yükselişi
Görüş1 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya3 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti












