Bizi Takip Edin

Avrupa

İsviçre’de nüfus referandumundan “hayır” çıktı

Yayınlanma

İsviçreli seçmenler pazar günü, ülke nüfusunu 2050 yılına kadar 10 milyonla sınırlandırmayı öngören öneriyi reddetti.

Oy kullananların yaklaşık yüzde 54’ü girişime karşı çıktı.

Referandum Brüksel’de de yakından takip edildi. “Evet” oyu, İsviçre’yi AB ile çatışma rotasına sokacak ve ülkenin blokla olan serbest dolaşım anlaşmasını tehlikeye atacaktı.

İsviçre mallarının yüzde 60’ı AB’ye satılıyor ama bu ticaret karşılıklı anlaşmaya bağlı.

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi Başkanı Alman milletvekili David McAllister şunları söyledi:

“Bugün İsviçreli seçmenler güvenilirlik, açıklık ve ikili yolun devamı lehine güçlü bir sinyal gönderdi. İsviçre, Avrupa ile bağlarına bağlı kalmaya devam ediyor ve zorlukları pragmatik ve işbirlikçi bir şekilde ele almaya hazır.”

Referandum, ülkenin çevre ve kamu hizmetleri üzerindeki baskıyı hafifletmeye yardımcı olacağını savunan sağcı İsviçre Halk Partisi tarafından önerildi.

Parti, göçmenlik karşıtı kampanyalar yürütme konusunda uzun bir geçmişe sahip.

“Hayır” kampanyası, göçün kısıtlanmasının, yabancı uyruklu işçilerin ağırlıklı olduğu sağlık gibi sektörleri nasıl etkileyebileceğine odaklandı.

Ayrıca, İsviçre’nin AB ile ilişkilerine yönelik riskleri ve istikrarsız bir jeopolitik ortamda daha geniş anlamda izolasyonun tehlikelerini vurguladı.

İsviçre’nin şu anki nüfusu 9,1 milyon olup 2040’ların başında 10 milyonun üzerine çıkması bekleniyor.

Mevcut İsviçre nüfusunun yaklaşık yüzde 28’i yurtdışında doğmuş.

Nüfusun yüzde 59’unun katıldığı referandumda, teklifin lehine oy kullananların oranı yüzde 45 ile nispeten düşük bir farkla sonuçlanan oylamanın, hükümete, göç konusundaki kamuoyu tepkisini gidermek için daha koordineli adımlar atması yönünde baskı oluşturması muhtemel.

Avrupa

Bardella: AB’nin kuruluş ilkelerinin modası geçti

Yayınlanma

Fransız Ulusal Birlik (RN) lideri Jordan Bardella, AB’nin uzun vadeli bütçesine karşı çıkacağını, Fransa’nın Brüksel’e yaptığı katkı payını azaltacağını ve bloğun işleyişinin yeniden gözden geçirilmesini sağlamak için milliyetçi hükümetlerle ittifaklar kuracağını taahhüt etti.

Avrupa Parlamentosu üyesi de olan Bardella, POLITICO’ya verdiği özel röportajda, Avrupa Birliği’nin temsil ettiği şeylerin ve kurulduğu temellerin “modasının geçtiğini” savundu:

“(…) pozitif küreselleşme, mutlak piyasa gücü, kontrolsüz göç, iktisadi gerileme ve ekonomi, işletmeler ve Avrupa sanayisi üzerindeki aşırı regülasyon, bunların hepsi son derece modası geçmiş, son derece demode ve eskimiş. Bu yüzden Avrupa Birliği’nin işleyiş şeklini değiştirmeliyiz.”

Polonya gezisi öncesinde yapılan röportajda Bardella, RN’nin NATO’ya ve Fransa’nın Avrupa’nın doğu kanadına yönelik güvenlik taahhütlerine ilişkin tutumu konusunda müttefiklerini rahatlatmaya çalıştı.

Fakat AB meselelerinde, Bardella hâlâ bloğu temelden yeniden şekillendirmek istiyor. AB’den ayrılmak istemediklerini vurgulayan Fransız siyasetçi, “hiçbir şeyi yok etmeden her şeyi değiştirmek istediklerini” söyledi.

Sağcı lider, AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesini erken bir savaş alanı olarak belirledi. Brüksel’deki pek çok kişi yıl sonundan önce müzakereleri sonuçlandırmayı umarken, Bardella bu takvimi Paris’te olası bir siyasi değişimden önce harcama planlarını sabitlemek için bir girişim olarak kınadı.

Bardella, “Buradaki amaç, Fransa’da çoğunlukta olası bir değişiklik yaşanmadan önce bütçeyi sabitlemek,” dedi ve bunu “derinlemesine anti-demokratik” olarak nitelendirdi:

“Fransa’nın bir sonraki yönetimi, kim olursa olsun, bu bütçe konusunda söz sahibi olmalı çünkü bu bütçe, Fransa’yı, dolayısıyla Fransız halkının geleceğini ve vatandaşlarımızın bütçesini, önümüzdeki yıllara bağlayacak.”

Konuyla ilgili önceki açıklamalarından daha sert bir tavır sergileyen Bardella, “hayali bir oranda artması öngörülen” AB bütçesine ülkenin katkısını derhal “yarıya indirmeyi” hedefleyeceğini söyledi.

Talebini, Almanya ve Hollanda gibi daha zengin bazı AB ülkelerinin blok bütçesine yaptıkları katkılarla ilgili olarak elde ettikleri iadeye eşdeğer olarak nitelendirdi.

“Fransızlara paralarını geri vereceğiz, çünkü Fransa’nın kendini saydırması ve çıkarlarını savunması kaçınılmaz,” dedi ve Avrupa Komisyonunu, daha fazla para bulmak istiyorsa işletme giderlerini kısması gerektiği konusunda uyardı.

7 Temmuz’da Bardella, gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde partisinin adayı olup olmayacağını öğrenecek.

O gün, temyiz mahkemesi Le Pen’in zimmete para geçirme suçundan aldığı mahkumiyet kararını ve buna bağlı olarak kamu görevinden beş yıl men edilmesini onayıp onamayacağına karar verecek.

Bardella’nın adaylığı kesinleşirse, ilk turda kazanması için geniş bir destek var. İlk anketler, ikinci turda diğer rakiplerini geride bırakacağını da gösteriyor ama merkez adaylara karşı üstünlüğü çok az.

Polonya gezisi, potansiyel ortaklara ve açıkça hayranlık duyduğu Meloni gibi ideolojik yakınlarına yönelik daha geniş kapsamlı bir girişim kapsamında yer alıyor.

Bardella, regülasyonların gevşetilmesi ve göçün sınırlandırılması konusunda Almanya’nın muhafazakar Şansölyesi Friedrich Merz ile “ortak bir zemin” gördüğünü belirtmiş olsa da, röportajda öncelikle milliyetçi partileri müttefik olarak gördüğünü açıkça ifade etti.

Fransız siyasetçi bu hafta Varşova’da, ülkenin cumhurbaşkanlığını elinde tutan ve gelecek yıl yapılacak parlamento seçimleri öncesinde anketlerde ikinci sırada yer alan, dolayısıyla koalisyon hükümetine liderlik etme fırsatı bulabilecek olan sağcı Hukuk ve Adalet’ten (PiS) isimlerle görüşeceğini söyledi.

Bardella röportaj sırasında şunları söyledi:

“Hedefimiz büyük düşünmek ve hayal ettiğimiz bu yeni Avrupa mimarisini inşa etmek. Birkaç ay içinde Fransız halkı bize güvenini gösterir ve biz Fransız Cumhuriyeti’nin başkanlığını üstlenirsek… benzer görüşlere sahip Avrupalı partiler ve hükümetlerle bu ittifakı genişletebileceğimizi umuyorum.”

Ukrayna savaşı savaşı kıtada bir silahlanma yarışını tetiklediği için, Fransa’nın Doğu Avrupa’daki müttefikleri sağın NATO ve savunma konusundaki tutumunu yakından izliyor.

Bardella, partinin geleneksel izolasyonist duruşunun temel taşlarından biri olan Fransa’yı NATO’nun entegre askeri komutasından çekme yönündeki Le Pen’in uzun süredir devam eden vaadini yumuşattı.

Bu hamle, Fransız birliklerinin ittifakın ortak planlamasına daha az dahil olacağı anlamına geliyor.

Badella, “Avrupa’nın kapısında savaş olduğu sürece bu entegre komutadan ayrılmak istemiyoruz. Savaş zamanında antlaşmaların çerçevesini yeniden tanımlamazsınız,” dedi.

Bardella, Fransa’nın Romanya ve Baltık ülkeleri dahil olmak üzere doğu kanadındaki müttefiklerine karşı güvenlik taahhütlerini yerine getireceğini vurgularken, RN hükümetinin öncelikle Fransız çıkarlarını savunmaya odaklanacağını söyledi.

Nükleer caydırıcılık konusunda, Fransa’nın savaş sonrası lideri Charles de Gaulle’ün “Fransız ulusunun hayati çıkarlarının savunulmasının Fransa sınırlarında bitmediğini bize haklı olarak hatırlattığını” söyledi.

Fransa’nın çıkarlarının tehlikeye gireceği bir örnek olarak “Benelüks bölgesi”ni (Belçika, Hollanda ve Lüksemburg) gösterdi.

Bardella Ukrayna savaşının başlamasından bu yana, “Kremlin yanlısı” olmakla suçlanan parti figürlerinden uzak durmaya özen gösterdi.

Bardella röportajda, “Başkan Putin’in Rusya’sı çok boyutlu bir tehdit,” diyerek Moskova’yı “Fransız ve Avrupa çıkarlarına karşı doğrudan saldırganlık” yapmakla suçladı.

Dışişleri konusunda Bardella, Doğu Avrupa ile bağları olan Avrupa Parlamentosu heyetinin üyelerine büyük ölçüde güveniyor.

Bunlar arasında, Varşova’da görev yapmış eski Frontex başkanı Fabrice Leggeri ve Ukrayna’ya seyahat etmiş olan partinin genç neslinin etkili isimlerinden Pierre-Romain Thionnet yer alıyor.

Hatta Thionnet’in nispeten “şahin” tutumu, Le Pen’in savunduğu tarafsız dış politikaya bağlı kalmayı tercih eden partinin eski muhafazakâr kanadının bazı üyeleriyle sürtüşmelere neden oldu.

İki grup arasındaki gerginlikler geçen hafta, Thionnet’in X’te milliyetçi çevrelerdeki “pasifizm” olarak nitelendirdiği tutumu sert bir dille eleştiren bir paylaşım yapmasıyla kamuoyuna yansıdı.

Bu paylaşım, RN’nin deneyimli Avrupa Parlamentosu üyesi, Le Pen’in kayınbiraderi ve uzun süredir danışmanı olan Philippe Olivier’in tepkisini çekti. Olivier, “Savaş ulusal çıkarlar için mi?” diye yanıt verdi. Bunun üzerine Thionnet ilk paylaşımını sildi.

Bu anlaşmazlık, Bardella’nın olası bir cumhurbaşkanlığı adaylığı öncesinde Ulusal Birlik’i ne kadar yeniden şekillendirmesi gerektiği konusunda parti içindeki daha geniş bir tartışmayı yansıtıyor.

Bu tartışma, Bardella’nın daha ılımlı seçmenleri kazanmaya çalıştığı ekonomi konusunu da içeriyor.

Bardella, partinin 2027 iktisadi platformunu geliştirmekle, kesilecek düzenleyici yükleri belirlemekle görevli üç kişilik bir görev gücü de dahil olmak üzere, birbirine sıkı sıkıya bağlı bir danışman ve milletvekili grubuna emanet etti.

Bu isimler arasında, ülkenin iş dünyası elitleriyle köprüler kurma çabalarının ön saflarında yer alan ve patronunu emeklilik dahil olmak üzere daha fazla mali disipline yönlendiren önde gelen finansçı François Durvye de bulunuyor.

Bardella’nın geçen ay, partinin emeklilik yaşını 62’ye geri çekme vaadini “incelediğini” duyurması, Le Pen’e yakın Ulusal Birlik’in eski muhafazakâr kesiminden öfkeyle karşılandı.

Bu kesim, vaatteki bir değişiklikle partinin yükselişine katkıda bulunan işçi sınıfı seçmenlerin uzaklaşabileceğinden endişe ediyor.

Bardella’nın yakın bir danışmanı, “Emeklilik yaşını düşürmekten başka olasılıkları araştırmak istiyor. O [bunu] istemiyor,” dedi.

Öte yandan perşembe günü Brüksel’de düzenlenen basın toplantısında, Bardella’nın partisinin iktidara gelmesi halinde AB ile bir hesaplaşmaya gidebileceği uyarısında bulunması, Le Pen ile arasındaki hassas dengeleri de ortaya koydu:

“Fransız halkı birkaç ay içinde bize güvenirse, daha önce de söylediğimiz gibi, Avrupa Birliği’nin mevcut işlevsizliklerini ele almak üzere ilk gezimizi Brüksel’e yapacağız, Marine ya da ben… ya da Marine ve ben…”

Le Pen ise, AB fonlarının zimmetine geçirdiği iddiasıyla ilgili davasını uzun süredir siyasi amaçlı olarak nitelendiriyor. Le Pen, Bardella’yı güçlü bir yedek aday olarak kamuoyunda desteklerken, koruduğu kişinin anketlerdeki yükselişinin kendisini kenara itme olasılığını artırdığına dair spekülasyonları bastırmaya çalışıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, ABD-İran anlaşmasını memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Üst düzey AB yetkilileri, ABD ile İran arasında Orta Doğu savaşını sona erdirmeye yönelik anlaşmayı memnuniyetle karşılayarak, Avrupa’nın “kalıcı bir barışa” katkıda bulunmaya hazır olduğunu belirtti.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “Şu anda öncelik, anlaşmanın hızlı ve tam olarak uygulanmasıdır” diye vurguladı ve “tüm tarafları Lübnan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye ve gerçek bir ateşkes uygulamaya” çağırdı.

Üye ülkeleri temsil eden Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, X’teki paylaşımında şunları söyledi:

“Bu ağır bedelli savaşın sona ermesini ve Hürmüz Boğazı’nda deniz seyrüsefer özgürlüğünün tam olarak yeniden tesis edilmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Silahlar artık susmalı. Avrupa Birliği, Orta Doğu’da kalıcı barış için kapsamlı bir stratejinin geliştirilmesine katkıda bulunmaya hazır.”

ABD ve İran, Lübnan dahil tüm cephelerde Orta Doğu savaşını sona erdirmek ve hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için bir anlaşmaya vardıklarını açıkladı fakat Tahran’ın nükleer programı gibi çetrefilli bir konu hakkında pek bir ipucu vermediler.

İran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı

“Lübnan alevler içindeyken Orta Doğu’da barış olamaz,” diye uyaran von der Leyen, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının “bölgesel istikrar ve küresel ekonomi için hayati önem taşıdığını” ve nihai anlaşmanın “İran’ın nükleer ve balistik programlarını ve bölgedeki istikrarı bozucu faaliyetlerini sona erdirmesi gerektiğini” ekledi.

AB’nin dışişleri bakanlarıyla görüşmeye giden birliğin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas, bakanların pazartesi günü “AB’nin bir sonraki aşamaya nasıl yakından dahil olabileceğini” tartışacaklarını söyledi.

Pazartesi günü geç saatlerde G7 toplantısı için ABD’li mevkidaşı Donald Trump’ı ağırlayacak olan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere-Fransa misyonunun “kaynaklarının hazır ve konuşlandırılmaya hazır” olduğunu söyledi.

Macron, X’te yaptığı bir paylaşımda, “Kısıtlama veya geçiş ücreti olmaksızın deniz trafiğinin yeniden başlaması, bölgesel istikrar ve küresel ekonomi için vazgeçilmez bir koşul,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Ukrayna’nın AB müzakerelerinde Macar azınlığı şartı

Yayınlanma

Macaristan Dışişleri Bakanı Anita Orban, Kiev yönetiminin Zakarpatya’daki Macar azınlığın haklarını iade etmeye yönelik anlaşmaya uymaması halinde, Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin durdurulabileceğini açıkladı. Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski de genişleme sürecinin zorluğuna işaret ederek her iki tarafın da hazır olması gerektiğini belirtti.

Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne (AB) katılım müzakereleri, Kiev yönetiminin Zakarpatya bölgesindeki Macar ulusal azınlığının haklarının iade edilmesine yönelik Budapeşte ile vardığı anlaşmaları yerine getirmemesi halinde durdurulabilir.

Açıklama, Lüksemburg’daki AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Macaristan Dışişleri Bakanı Anita Orban’dan geldi.

Budapeşte ile Kiev’in 3 Haziran’da Zakarpatya’daki etnik Macarların siyasi, idari, kültürel ve eğitim alanlarındaki haklarının genişletilmesi konusunda bir anlaşmaya vardığını hatırlatan Orban, bu yükümlülüklerin Ukrayna’nın AB ile yürüttüğü müzakere çerçevesine halihazırda dahil edildiğini belirtti.

Orban, “Ukrayna bu anlaşmayı yerine getirmezse, münferit fasıllar kapsamındaki katılım süreci otomatik olarak askıya alınacaktır” dedi.

Macaristan’ın Ukrayna’nın AB üyeliğini ancak gerekli tüm şartların yerine getirilmesi koşuluyla desteklediğini vurgulayan Bakan, mevcut kurallardan herhangi bir istisna yapılmasına rıza göstermeyeceklerini ifade etti.

Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski de Lüksemburg’daki toplantı öncesinde TVP info’ya yaptığı açıklamada, AB müktesebatının hacmi ve entegrasyon düzeyinin sürekli artması nedeniyle genişleme sürecinin zamanla daha da karmaşık hale geldiğini belirterek tüm üyelik kriterlerine uyulması gerektiğini hatırlattı.

Kendi üyelik süreçlerine atıfta bulunan Sikorski, “Sadece teknik müzakerelerimiz bile yaklaşık yedi yıl sürdü. Ukrayna’nın hazır olduğundan, bizim hazır olduğumuzdan ve bu genişlemenin her iki taraf için de başarılı olacağından emin olmalıyız” diye konuştu.

AB, Ukrayna ile katılım müzakerelerini resmi olarak Haziran 2024’te Lüksemburg’da düzenlenen hükümetlerarası konferansla başlattı.

Ülkenin mevzuatını ve devlet kurumlarını AB standartlarıyla uyumlu hale getirmeyi öngören bu adım Brüksel tarafından tarihi bir gelişme olarak nitelendirilmiş, ancak üyeliğe giden yolun uzun yıllar alabileceği vurgulanmıştı.

Müzakerelerin yeni aşaması, AB ülkelerinin hukukun üstünlüğü, demokrasi, devlet kurumlarının işleyişi ve temel hakların korunması konularını içeren ilk müzakere faslının açılması konusunda uzlaşmasıyla başladı.

Bu blok, aday ülkenin üyelik yolundaki ilerlemeye hazır olup olmadığını değerlendiren en kritik aşamalardan biri olarak kabul ediliyor.

Müzakerelerin önündeki Macaristan engeli

Müzakere sürecindeki en büyük engellerden birini Macaristan’ın tutumu oluşturuyordu. Budapeşte, uzun süredir Kiev’i Zakarpatya’daki Macar azınlığın eğitim, kültür ve ana dil kullanımı başta olmak üzere haklarını kısıtlamakla suçluyordu.

Yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle Macaristan, AB ve NATO’nun Ukrayna ile ilgili kararlarını defalarca bloke etmişti.

Kiev ve Budapeşte’nin haziran başında etnik Macarların haklarının korunması konusunda anlaşmaya varmasının ardından Macaristan, ilk müzakere faslının açılmasına onay vermişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English