Avrupa
Le Pen, Fransa Anayasası’nı referandumla değiştirmeyi planlıyor

Fransa’da sağcı lider Marine Le Pen, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması halinde göç kurallarını ve anayasal düzeni değiştirecek referanduma gitmeyi vaat etti.
Fransa’da 2027 ilkbaharında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri, Emmanuel Macron döneminin sonunu getirecek. Resmi seçim kampanyası henüz başlamasa da sağcı Ulusal Birlik (RN) dahil olmak üzere başlıca siyasi aktörler adaylarını belirledi.
Paris İstinaf Mahkemesi, 7 Temmuz’da Ulusal Meclis’teki RN Grup Başkanı Marine Le Pen’in seçilme hakkı üzerindeki engeli fiilen kaldırdı ve Le Pen aynı gün adaylığını ilan etti.
Son kamuoyu yoklamaları, Le Pen’in yüzde 34 ile yüzde 35,5 arasındaki oy desteğiyle iktidar kanadı da dahil olmak üzere diğer rakiplerinin belirgin şekilde önünde olduğunu gösteriyor.
Macron’un merkez çizgideki Rönesans partisinden eski Başbakan Gabriel Attal’ın desteği yüzde 13-15 seviyesinde kalırken, 2017-2020 yıllarında başbakanlık yapan merkez sağ Ufuklar partisi lideri Édouard Philippe’in oy oranı yüzde 16,5 ile yüzde 19 arasında ölçülüyor.
Mahkeme, Mart 2025’te Le Pen’i Avrupa Parlamentosu fonlarını zimmete geçirmekten suçlu bularak beş yıl süreyle seçilme hakkından men etmişti.
Karara yapılan itirazı değerlendiren Paris İstinaf Mahkemesi, suçlamayı onamakla birlikte kişisel zenginleşme unsurunun bulunmadığına hükmetti.
Kesinleşen ceza kapsamında Le Pen’e 100 bin avro para cezası, iki yılı tecilli olmak üzere üç yıl hapis ve 30 ayı tecilli olmak üzere 45 ay kamu görevinden men cezası verildi.
Seçilme yasağı süresi, ilk derece mahkemesinin 31 Mart 2025 tarihli kararından itibaren işletildiği için Le Pen fiilen 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yarışma hakkı kazandı.
RN seçim programını gelecek yılın başında açıklamayı planlarken, Le Monde gazetesi 18 Ağustos tarihli haberinde, Le Pen’in göç konusundaki anayasa referandumu vaadinin “şekil ve içerik bakımından bir devlet darbesi” niteliği taşıyacağı uyarısında bulundu.
Söz konusu referandum önerisi, Le Pen tarafından ilk olarak 2022 cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde gündeme getirilmişti.
RN grubu bu teklifi Ocak 2024’te Ulusal Meclis’e 14 maddelik “Vatandaşlık, Kimlik ve Göç” başlıklı bir anayasa değişikliği yasa teklifi olarak sundu.
Metin; yabancıların çocuklarının vatandaşlık almasını zorlaştırmak amacıyla doğum yeri esasına dayalı vatandaşlık hakkının sınırlandırılmasını veya kaldırılmasını, istihdam, konut ve sosyal yardımlarda “ulusal öncelik” ilkesinin getirilmesini, mültecilerin yasal statü kazanmasının zorlaştırılmasını ve ülkeye giriş kurallarının katılaştırılmasını öngörüyor.
Teklifte yer alan ayrı bir anayasa değişikliği bloku ise Beşinci Cumhuriyet Anayasası’nda Fransız yasalarının uluslararası yükümlülüklere ve Avrupa Birliği hukukuna üstün kılınmasını hedefliyor.
Le Pen, bu düzenlemelerin amacını “ulusüstü mahkemelerin Fransa’yı Fransız halkının iradesine aykırı politikalar yürütmeye zorlamasını engellemek” olarak açıkladı.
RN, 2024 parlamento seçimlerinin ardından tekliften en çok tartışma yaratan maddeyi çıkardı. Bu madde, çifte vatandaşlığı bulunanların belirli kamu görevlerine atanmasının yasaklanmasını içeriyordu.
Le Pen, bu düzenlemenin insanlara kökenlerine göre eşitsiz muamele yapıldığı yönünde yanlış bir izlenim yaratabileceği gerekçesiyle metinden çıkarıldığını bildirdi.
Tasarıda başka bir değişiklik yapılmadı ve Le Pen düzenlemeleri yasalaştırma kararlılığını koruyor.
Le Monde’un aktardığına göre Le Pen, seçimi kazanması durumunda referandumu cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen ardından yapılacak parlamento seçimlerinin ilk turuyla birleştirmeyi planlıyor.
Bu süreçte Fransa Anayasası’nın, devlet başkanına konuyu mecliste görüştürmeden doğrudan referanduma götürme yetkisi tanıyan 11. maddesini kullanmayı hedefliyor.
Anayasa’nın 89. maddesi ise anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulmadan önce hem Ulusal Meclis hem de Senato tarafından onaylanmasını şart koşuyor.
Anayasa Konseyi Eski Genel Sekreteri Jean-Éric Schoettl, Le Pen’in önerdiği yöntemi “hem usul hem de esas bakımından çifte darbe” olarak nitelendirdi.
Konseyin eski başkanı Laurent Fabius ile mevcut başkanı Richard Ferrand da göç konusunun 11. madde kapsamına girmediğini ve 89. maddedeki prosedürün işletilmesinin zorunlu olduğunu belirtti.
RN cephesi ise Charles de Gaulle’ün anayasal düzen değişiklikleri için 11. maddeyi iki kez kullandığı emsaline işaret ediyor.
General de Gaulle, 1962’de cumhurbaşkanının doğrudan genel oyla seçilmesi, 1969’da ise Senato ve bölge yönetimi reformu için bu yolu tercih etmişti.
Le Pen’in özel danışmanı Philippe Olivier, “Richard Ferrand ve Laurent Fabius Anayasa’yı General de Gaulle’den daha mı iyi biliyorlar ve Beşinci Cumhuriyet’in kurucusunun yorumunu kabul etmiyorlar mı?” diyerek eleştirilere karşı çıktı.
Le Monde’un edindiği bilgilere göre Le Pen’in ekibi iki alternatif plan hazırladı. İlk senaryo, anayasa değişikliklerinin doğrudan referandum yoluyla yapılabilmesini sağlamak amacıyla 11. maddenin kendisini 89. maddedeki olağan prosedür üzerinden değiştirmeyi öngörüyor.
İkinci ve daha radikal senaryo ise mevcut anayasal prosedürlerin tamamen dışına çıkılmasını kapsıyor. Bu durumda parti, hazırladığı taslak doğrultusunda revize edilmiş yeni bir anayasayı referanduma sunacak ve seçmenler yeni anayasal düzenin doğrudan kaynağı olan “kurucu halk” sıfatıyla oy kullanacak.
Avrupa Birliği son yıllarda göç politikasını önemli ölçüde katılaştırsa da RN’nin önerileri yürürlükteki Avrupa kurallarının çok ötesine geçiyor.
Tasarı özellikle sığınma hakkının kısıtlanması ve ulusal öncelik ilkesi bakımından birlik müktesebatıyla çatışıyor.
Ulusal öncelik yaklaşımı, başka bir üye ülkede çalışan AB vatandaşlarına eşit muamele yapılmasını ve ayrımcılık yasağını güvence altına alan 492/2011 sayılı AB Tüzüğü’nün 7. maddesiyle doğrudan çelişiyor.
Haziran 2026’da yürürlüğe giren yeni AB Göç ve İltica Paktı, uluslararası koruma süreçlerinde ortak bir usul standardı getiriyor.
2024/1348 sayılı AB Tüzüğü de üye ülkeleri, kendi topraklarında veya sınırlarında yapılan sığınma başvurularını kayda almak ve incelemekle yükümlü kılıyor.
Kamu ve Avrupa hukuku profesörü Nicolas Hervieu, RN’nin Fransız anayasasını Avrupa normlarının üstüne çıkarma girişiminin yaptırımlarla sonuçlanabileceğini belirtti.
Hervieu, Polonya ve Macaristan örneklerinde olduğu gibi AB’nin Fransa’ya ayrılan fonları dondurabileceğini ifade etti.
Macaristan yönetimi, 2015 yılında Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Güney Asya’dan gelen mülteci akınıyla baş gösteren krizde sert önlemler almıştı.
Budapeşte, 2020’de AB kurallarını baypas ederek sığınma başvurusu iznini yalnızca Kiev veya Belgrad’daki büyükelçiliklerinde mülteci statüsü almış kişilere tanıma kararı almış, diğer tüm başvurucuları sınırdan geri çevirmişti.
Brüksel bu uygulamanın birliğin temellerini sarstığına karar verdi ve AB Adalet Divanı, Haziran 2024’te sığınmacıları kabul etmediği için Macaristan’a 200 milyon avro para cezası kesti.
Mahkeme ayrıca mevzuat AB standartlarıyla uyumlu hale getirilene kadar ülkenin günlük 1 milyon avro ek ceza ödemesine hükmetti.
Polonya’da ise fonların dondurulması süreci önceki hükümet dönemindeki hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı ihlallerine dayandırılmıştı.
Ancak göç konusundaki anlaşmazlıklar Donald Tusk başbakanlığındaki yeni hükümet döneminde de sürdü.
Tusk kabinesi, Mayıs 2024’te yeni Göç ve İltica Paktı kapsamında yer alan ve göç baskısı altındaki ülkelere yardımı öngören zorunlu dayanışma mekanizmasına karşı çıktı; buna rağmen metin AB Konseyi’nde değiştirilmeden kabul edildi.
Polonya hükümetinin Belarus sınırındaki durum nedeniyle sığınma başvurularının kabulünü geçici olarak durdurma teklifine karşılık Avrupa Komisyonu, Varşova’nın uluslararası yükümlülüklerini ihlal etme riski taşıdığını bildirdi.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) uzmanları, Le Pen’in seçilmesi halinde Avrupalı ortakların “tamamen farklı” bir Fransa gerçeğine hazırlıklı olması gerektiğini vurguluyor.
Uzman değerlendirmelerine göre Paris’in yalnızca AB kurumlarına karşı hasmane bir tutum takınması değil, aynı zamanda Ukrayna savaşı dahil olmak üzere birliğin temel dış politika başlıklarında müttefik olmaktan çıkması ihtimal dahilinde görülüyor.
ECFR raporunda, “Le Pen’in Avrupa’nın doğu kanadındaki güvenlik krizine kararlı bir yanıt vereceğini düşünmek güç. Rusya’ya karşı daha sert bir tutum takınmasını bekleyen AB üyesi ülkelerin baskısı altında kalsa bile Le Pen’in kararlı adımlar atmak yerine tavizlere ve müzakerelere yönelmesi yüksek bir ihtimaldir” ifadelerine yer verildi.
Avrupa
BSW’den iki koşul: Başbakan Batı Alman veya siyonist olmamalı

BSW’nin baş adayı Claudia Wittig, Saksonya-Anhalt’ta başbakan adayı olabilecek bir kişi Batı Alman ve siyonist olmaması gerektiğini söyledi.
AfD, Saksonya-Anhalt’taki eyalet seçimlerini rekor bir sonuçla kazandı. Fakat bu, tek partili bir hükümet kurmak için yeterli değil.
Şimdi anahtar rol BSW’ye düşebilir. Sahra Wagenknecht’in partisi, “partili olmayan bir başbakan” savunuyor ve bunu AfD ile de görüşmek istiyor.
AfD ile koalisyona kapıları kapatan ama olaylar ve yasalar bazında ortaklıklar kurulabileceğini söyleyen Wittig’in bu mülakatı Compact’ın YouTube kanalında yayınlandı.
Sahra Wagenknecht, daha önce kendi siyasi müttefiklerinin de sağcı Compact dergisi ile ilişkilenmesine tepki göstermişti.
Şubat 2023’te, o dönem Sol Partili (Die Linke) olan Diether Dehm, dergiye bir röportaj vermişti.
Bir Spiegel muhabiri, X’te bu duruma dikkat çekince Wagenknecht o zaman, “‘Compact’a röportaj veren herkes aklını kaçırmış demektir,” diyerek yanıt vermişti.
BSW’nin Compact’a yönelik tutumu değişmiş görünüyor. Wittig’in dergiye kapsamlı bir röportaj vermesinin yanı sıra, Wagenknecht de daha sonra Compact TV’ye konuştu.
Seçim kampanyası sırasında Wittig’in Compact tarafından düzenlenen bir yaz festivaline katılacağı duyurulmuştu. Daha sonra katılımı iptal edildi.
BSW, iptal nedeni olarak kendi eyalet şubesinden gelen olumsuz geri bildirimleri ve etkinliğin sorunlu bulduğu temasını gösterdi.
“COMPACT-Magazin GmbH”, Federal Anayasa Koruma Dairesi tarafından aşırı sağcı olarak sınıflandırılıyor ve gözetim altında tutuluyor.
Federal İçişleri Bakanlığı, Temmuz 2024’te bu örgütü yasaklamaya çalıştı fakat başaramadı. Federal İdare Mahkemesi, 2025 yılında bu yasağı bozdu.
Derginin kurucusu, eskiden sol ve komünist çevrelerde adını duyurmuş Jürgen Elsässer.
Avrupa
Kral Charles, yapay zeka toplantısına ev sahipliği yapacak

İngiltere Kralı Charles, yapay zeka sektörünün önde gelen isimlerini bu ay gerçekleşecek özel bir etkinliğe davet etti.
Henüz kamuoyuna duyurulmadığı için isimsiz kalmak isteyen ve planlara aşina iki kişiye göre, etkinliğin İskoçya’nın Ayrshire bölgesindeki Dumfries House’da düzenlenmesi planlanıyor.
Burası, Charles’ın 1990 yılında çevresel ve sosyal konularda hak savunuculuğu yapmak amacıyla kurduğu “The King’s Foundation” adlı hayır kurumunun genel merkezi.
Bu kaynaklardan birine göre, özel toplantının konuk listesinde Nvidia CEO’su Jensen Huang, Google DeepMind’ın İngiliz kurucusu Demis Hassabis ve Vatikan’ın yapay zeka danışmanı Paolo Benanti’nin de yer alması planlanıyor.
Aynı kaynak, yapay zeka sektöründen toplamda yaklaşık 30 tanınmış ismin etkinliğe davet edildiğini belirtti.
Bir Kraliyet yetkilisi POLITICO’ya şunları söyledi:
“Kralın hükümdar ve küresel bir devlet adamı olarak sahip olduğu benzersiz yeteneklerden biri, üst düzey paydaşları bir araya getirme becerisi.”
Yetkili, Kral Charles’ın kendi görüşlerini açıklamayacağını fakat çağın en önemli sorunlarından biri hakkında “toplantı düzenlemek, diyalog kurmak, dinlemek ve tartışmayı teşvik etmek” istediğini vurguladı.
Etkinlik, küresel meseleler üzerine tartışmalar düzenleyen bir hayır kurumu olan Ditchley Vakfı tarafından organize ediliyor ve bakanlar da davet edilecek.
Şu anda DeepMind’ın başkanı olan Hassabis, Temmuz ayında yapay zeka için ABD merkezli bir küresel standartlar kuruluşu kurulması çağrısında bulunmuştu.
Kral Charles da yapay zekanın geliştirilmesi ve düzenlenmesi konusuna ilgi gösteriyor.
Kral, Nisan ayında Washington’a yaptığı ziyaret sırasında Nvidia’dan Huang ve Apple, Amazon ve Google’dan teknoloji yöneticileriyle bir araya gelmiş; bu ziyaret sırasında ABD ile Birleşik Krallık arasında yapay zeka konusunda işbirliğini vurgulamıştı.
Ayrıca geçen Eylül ayında Başkan Donald Trump’ın Birleşik Krallık’a yaptığı ziyaret sırasında Windsor Kalesi’nde bir ziyafet düzenlemiş ve bu ziyafete Huang ile OpenAI CEO’su Sam Altman dahil olmak üzere teknoloji sektörünün önde gelen isimleri katılmıştı.
Trump’ın ziyareti, ABD’li teknoloji firmalarının Birleşik Krallık’ta yapacağı önemli yatırımların duyurulması ve daha sonra ticari anlaşmazlıklar nedeniyle askıya alınan ABD-Birleşik Krallık Teknoloji Refah Anlaşması’nın imzalanmasıyla aynı zamana denk geldi.
Kasım ayında Huang ve yapay zeka alanındaki diğer öncüler Kral Charles’tan bir ödül aldı.
Nvidia CEO’su, kralın kendisine Yapay Zeka Güvenliği Zirvesi’nde yaptığı konuşmanın bir kopyasını hediye ettiğini ve konuşmada şu ifadelere yer verildiğini söyledi:
“Yapay zekanın sayısız faydasını gerçekleştirmek istiyorsak, onun önemli riskleriyle mücadelede birlikte çalışmalıyız.”
Avrupa
Macaristan 10 Rus diplomatı sınırdışı etme kararı aldı

Macaristan, 10 Rus diplomatı sınırdışı etme kararı aldı. Budapeşte yönetimi, diplomatları Viyana Sözleşmesi uyarınca diplomatik statüyle bağdaşmayan faaliyetler yürütmekle suçladı.
Macaristan Dışişleri Bakanı Anita Orban, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Rusya’nın Budapeşte Büyükelçisi’nin bakanlığa çağrıldığını duyurdu.
Orban, büyükelçiliğe mensup 10 diplomatın Macaristan topraklarında diplomatik misyonla uyuşmayan eylemlerde yer aldığının Rus temsilciye iletildiğini aktardı.
Orban, “Macar tarafı bu kişilerin Macaristan’ı terk etmesini istedi. Bu karar Macaristan’ın güvenliğini ve egemenliğini koruyor” dedi. Alınan kararın Rusya ile diplomatik ilişkilerin kesildiği anlamına gelmediğini vurgulayan Dışişleri Bakanı, karşılıklı saygı ve kurallara riayet temelinde gerekli diyaloğu sürdürme niyetinde olduklarını kaydetti.
Telex haber sitesinin aktardığına göre Başbakan Péter Magyar, Dışişleri Bakanı’nın açıklamasını meclis kürsüsünden okudu ve hükümetin ülke egemenliğini koruma kararlılığını dile getirdi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, sınırdışı kararına Moskova’nın sessiz kalmayacağını belirterek, “Budapeşte’deki Rus düşmanı lobiye verilecek yanıt sert ve acı verici olacak” ifadesini kullandı.
Anita Orban, selefi Péter Szijjártó’ya kıyasla Moskova ile temaslarında daha mesafeli bir çizgi izliyor.
Orban, bakanlık görevine başlamasının ilk günlerinde, 13 Mayıs’ta Ukrayna’nın Zakarpatya bölgesine bir insansız hava aracının düşmesi üzerine Rusya Büyükelçisi Yevgeniy Stanislavov’u makamına çağırmıştı.
Büyükelçi Stanislavov, görüşme sırasında Rusya Savunma Bakanlığı’nın açıklamasını Orban’a iletmişti. Metinde Ukrayna ordusunun kullandığı tesislere, yabancı savaşçılara ve silahlı birliklerle bağlantılı noktalara yönelik saldırıların ayrıntıları yer alıyordu.
Stanislavov, Rus eylemlerinin gerilimi tırmandırma amacı taşımadığını, Ukrayna güçlerinin Rus topraklarına düzenlediği saldırılara verilmiş bir karşılık olduğunu savunmuştu.
Eski Başbakan Viktor Orbán döneminde Macaristan yalnızca tek bir Rus diplomatı sınırdışı etmişti. 2018 yılında eski askeri istihbarat (GRU) albayı Sergey Skripal ve kızı Yuliya’nın İngiltere’de zehirlenmesi üzerine Budapeşte, Londra ile dayanışma göstermek amacıyla diğer bazı Batılı ülkeler gibi bir Rus temsilciyi ülkeden göndermişti. Moskova yönetimi ise Skripal vakasındaki tüm suçlamaları reddetmişti.
Nisan ayında gerçekleşen hükümet değişiminde, Rusya ile yakın ilişkileri savunan Viktor Orbán başbakanlıktan ayrılmış, görevi Péter Magyar devralmıştı. Budapeşte bu değişimin ardından yeni bir dış politika rotası çizerek Moskova’yı “tehdit” olarak tanımladı.
Alman Der Spiegel dergisi, Magyar hükümetinin önceki kabinenin yaklaşımından uzaklaştığını yazdı. Orbán yönetimi görev süresi boyunca AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarını hafifletmeye çalışmış ve Ukrayna’ya sağlanacak destek paketlerini engellemişti.
Başbakan Magyar seçim öncesinde Moskova ile pragmatik bir işbirliği kurmaktan yana olduğunu, koşullar gerektirdiğinde Vladimir Putin ile masaya oturabileceğini dile getirmişti.
İki ülkenin coğrafi konumunun değişmeyeceğini ve Macaristan’ın Rus enerji kaynaklarına bağımlılığının bir müddet daha süreceğini belirten Magyar, Budapeşte’nin Rusya ile “dost” olmayacağını da vurgulamıştı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise NATO ve AB ülkelerinin “radikal militarizasyon” hamlelerini meşrulaştırmak adına “sözde Rus askeri tehdidi” iddialarına sarıldığını öne sürmüştü.
Putin, Batı’nın artık açıkça Rusya ile savaşa hazırlandığını söylediğini ve savunma bütçelerini şişirdiğini ifade etmişti.
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa2 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek
Rusya2 hafta önceRusya’da İHA üreticisi TulaDron’un yöneticisi Grigoryev tutuklandı











