Bizi Takip Edin

Avrupa

Avrupalılar “yerli malı” istiyor

Yayınlanma

Çoğu AB üye ülkesindeki seçmenlerin verdiği mesaj, liderlerinin parayı yerel olarak üretilen ürünlere harcamaları gerektiği yönünde.

Public First tarafından yapılan yeni anket, Avrupa Komisyonu’nun bu yılın sonuna kadar kabul edilmesini istediği önerilen Sanayi Hızlandırıcı Yasası (IAA) kapsamında AB’de üretilen temiz teknolojilere ne kadar tercihli muamele gösterilmesi gerektiği konusunda Avrupalı politika yapıcıların tartıştığı bir dönemde ortaya çıktı.

AB’nin yürütme organı, birliğin iktisadi üretiminin yaklaşık yüzde 17’sini oluşturan kamu alımlarında Avrupa ürünlerine avantaj sağlayarak talebi şekillendirmeyi hedefliyor.

AB hükümetleri, Avrupa tercihini ülkelere değil ürünlere bağlayarak Komisyon’un önerisini yeniden düzenlemeyi çoktan teklif etti.

Öte yandan, Avrupa Parlamentosu henüz ortak bir tutum üzerinde anlaşmaya varmadı.

Anket sonuçlarına göre, Avrupa tercihi önerisi ve IAA kapsamında öngörülen yatırım kısıtlamaları, Çin’in ihracat hakimiyetine karşı Avrupa’nın sanayi savunmasını güçlendirmeyi amaçlıyor; fakat bunun getireceği potansiyel maliyetler seçmenler arasında hoşnutsuzluk yaratıyor.

Project Tempo düşünce kuruluşunun genel müdürü Luke Shore, POLITICO’ya yaptığı açıklamada, Public First tarafından ankete katılan 25 ülkeden 23’ünde, insanların Avrupa’nın diğer bölgelerinde üretilen ürünlere kıyasla kendi ülkelerinde üretilen ürünlere avantaj sağlayan kamu ihale kurallarına daha fazla destek verdiklerini belirtti.

Yerli ürünlere yönelik tercihe verilen destek ortalama olarak yüzde 50’nin biraz üzerindeyken, Avrupa tercihine verilen destek ise yarıdan biraz azdı.

Almanlar, yerli tedarikçilere mi yoksa AB’nin diğer bölgelerinden gelen tedarikçilere mi öncelik verilmesi konusunda “benzer tutumlar” sergiliyor. Her iki önlemeye yönelik net destek yüzde 20’nin altında kalarak nispeten zayıftı.

Öte yandan, POLITICO için anket sonuçlarını analiz eden Shore, “Avrupa’nın büyük bir kısmında, ülkenin sanayi tabanının büyüklüğü ne olursa olsun, Avrupa’dan önce milliyetçi bir duygu hakim” dedi.

Portekiz ve İspanya, ulusal ve AB tercihlerine en fazla destek veren ülkeler; ulusal menşeye yönelik net destek yüzde 50’nin üzerindeyken, daha geniş bir Avrupa tanımına yönelik destek ise yüzde 50’nin biraz altında.

Letonya ve Estonya ise bu tür kurallara en düşük net desteği gösteren ülkeler: “Avrupalı Ürünleri Satın Al” için destek yüzde 10’un altında, “Yerli Ürünleri Satın Al” için ise yüzde 10’lu seviyelerde.

Bu bulgular, Project Tempo’nun Mayıs ve Haziran aylarında 24 AB ülkesi ile Birleşik Krallık’ta 26.283 yetişkine yönelik olarak gerçekleştirdiği EuroPulse anketinden elde edildi.

AB üyeleri Kıbrıs, Lüksemburg ve Malta’da anket yapılmadı.

Sorular, Orta Doğu savaşının enerji fiyatları, enerji güvenliği ve yaşam maliyeti üzerindeki etkisine odaklandı.

Fiyat tavanları ve kamu alım kuralları en çok tercih edilen politika seçenekleri arasında yer aldı.

Ankete katılanların yarısından fazlası, yeşil geçişi yavaşlatacak olsa bile Avrupa’nın kendi temiz teknolojisini üretmesini isterken, yüksek fiyatlara yol açabileceği söylendiğinde ticaret koruma önlemlerine verilen destek düşüyor.

Shore, enerji ve sanayi politikalarına verilen desteğin “maliyete bağlı” olduğunu söyledi:

“Yaşam maliyeti kriziyle karşı karşıya kalan seçmenler, korumacı politikaları destekliyor fakat bu politikalar fiyatları artırmadığı sürece.”

Çin teknolojisine yönelik gümrük vergileri sorulduğunda, bunun fiyat artışlarına yol açabileceği söylendiğinde ankete katılanların yalnızca yüzde 35’i bu fikri destekledi.

IAA’yı sonuçlandırmak için kendi belirlediği yıl sonu son tarih yaklaşırken ve Komisyon’un Eylül başında Kamu İhale Yasası’nı sunması beklenirken, anket sonuçları Brüksel’in “Avrupa’dan Satın Al” politikasını kabul ettirmek için iki siyasi engelle karşı karşıya olduğunu gösteriyor: fiyat artışlarıyla birlikte seçmenler arasındaki destek zayıflıyor ve seçmenlerin ulusal tercihleri daha güçlü.

Avrupa

BSW’den iki koşul: Başbakan Batı Alman veya siyonist olmamalı

Yayınlanma

BSW’nin baş adayı Claudia Wittig, Saksonya-Anhalt’ta başbakan adayı olabilecek bir kişi Batı Alman ve siyonist olmaması gerektiğini söyledi

AfD, Saksonya-Anhalt’taki eyalet seçimlerini rekor bir sonuçla kazandı. Fakat bu, tek partili bir hükümet kurmak için yeterli değil.

Şimdi anahtar rol BSW’ye düşebilir. Sahra Wagenknecht’in partisi, “partili olmayan bir başbakan” savunuyor ve bunu AfD ile de görüşmek istiyor.

AfD ile koalisyona kapıları kapatan ama olaylar ve yasalar bazında ortaklıklar kurulabileceğini söyleyen Wittig’in bu mülakatı Compact’ın YouTube kanalında yayınlandı.

Sahra Wagenknecht, daha önce kendi siyasi müttefiklerinin de sağcı Compact dergisi ile ilişkilenmesine tepki göstermişti.

Şubat 2023’te, o dönem Sol Partili (Die Linke) olan Diether Dehm, dergiye bir röportaj vermişti.

Bir Spiegel muhabiri, X’te bu duruma dikkat çekince Wagenknecht o zaman, “‘Compact’a röportaj veren herkes aklını kaçırmış demektir,” diyerek yanıt vermişti.

BSW’nin Compact’a yönelik tutumu değişmiş görünüyor. Wittig’in dergiye kapsamlı bir röportaj vermesinin yanı sıra, Wagenknecht de daha sonra Compact TV’ye konuştu.

Seçim kampanyası sırasında Wittig’in Compact tarafından düzenlenen bir yaz festivaline katılacağı duyurulmuştu. Daha sonra katılımı iptal edildi.

BSW, iptal nedeni olarak kendi eyalet şubesinden gelen olumsuz geri bildirimleri ve etkinliğin sorunlu bulduğu temasını gösterdi.

“COMPACT-Magazin GmbH”, Federal Anayasa Koruma Dairesi tarafından aşırı sağcı olarak sınıflandırılıyor ve gözetim altında tutuluyor.

Federal İçişleri Bakanlığı, Temmuz 2024’te bu örgütü yasaklamaya çalıştı fakat başaramadı. Federal İdare Mahkemesi, 2025 yılında bu yasağı bozdu.

Derginin kurucusu, eskiden sol ve komünist çevrelerde adını duyurmuş Jürgen Elsässer.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Kral Charles, yapay zeka toplantısına ev sahipliği yapacak

Yayınlanma

İngiltere Kralı Charles, yapay zeka sektörünün önde gelen isimlerini bu ay gerçekleşecek özel bir etkinliğe davet etti.

Henüz kamuoyuna duyurulmadığı için isimsiz kalmak isteyen ve planlara aşina iki kişiye göre, etkinliğin İskoçya’nın Ayrshire bölgesindeki Dumfries House’da düzenlenmesi planlanıyor. 

Burası, Charles’ın 1990 yılında çevresel ve sosyal konularda hak savunuculuğu yapmak amacıyla kurduğu “The King’s Foundation” adlı hayır kurumunun genel merkezi.

Bu kaynaklardan birine göre, özel toplantının konuk listesinde Nvidia CEO’su Jensen Huang, Google DeepMind’ın İngiliz kurucusu Demis Hassabis ve Vatikan’ın yapay zeka danışmanı Paolo Benanti’nin de yer alması planlanıyor.

Aynı kaynak, yapay zeka sektöründen toplamda yaklaşık 30 tanınmış ismin etkinliğe davet edildiğini belirtti.

Bir Kraliyet yetkilisi POLITICO’ya şunları söyledi:

“Kralın hükümdar ve küresel bir devlet adamı olarak sahip olduğu benzersiz yeteneklerden biri, üst düzey paydaşları bir araya getirme becerisi.”

Yetkili, Kral Charles’ın kendi görüşlerini açıklamayacağını fakat çağın en önemli sorunlarından biri hakkında “toplantı düzenlemek, diyalog kurmak, dinlemek ve tartışmayı teşvik etmek” istediğini vurguladı.

Etkinlik, küresel meseleler üzerine tartışmalar düzenleyen bir hayır kurumu olan Ditchley Vakfı tarafından organize ediliyor ve bakanlar da davet edilecek.

Şu anda DeepMind’ın başkanı olan Hassabis, Temmuz ayında yapay zeka için ABD merkezli bir küresel standartlar kuruluşu kurulması çağrısında bulunmuştu.

Kral Charles da yapay zekanın geliştirilmesi ve düzenlenmesi konusuna ilgi gösteriyor.

Kral, Nisan ayında Washington’a yaptığı ziyaret sırasında Nvidia’dan Huang ve Apple, Amazon ve Google’dan teknoloji yöneticileriyle bir araya gelmiş; bu ziyaret sırasında ABD ile Birleşik Krallık arasında yapay zeka konusunda işbirliğini vurgulamıştı.

Ayrıca geçen Eylül ayında Başkan Donald Trump’ın Birleşik Krallık’a yaptığı ziyaret sırasında Windsor Kalesi’nde bir ziyafet düzenlemiş ve bu ziyafete Huang ile OpenAI CEO’su Sam Altman dahil olmak üzere teknoloji sektörünün önde gelen isimleri katılmıştı.

Trump’ın ziyareti, ABD’li teknoloji firmalarının Birleşik Krallık’ta yapacağı önemli yatırımların duyurulması ve daha sonra ticari anlaşmazlıklar nedeniyle askıya alınan ABD-Birleşik Krallık Teknoloji Refah Anlaşması’nın imzalanmasıyla aynı zamana denk geldi.

Kasım ayında Huang ve yapay zeka alanındaki diğer öncüler Kral Charles’tan bir ödül aldı.

Nvidia CEO’su, kralın kendisine Yapay Zeka Güvenliği Zirvesi’nde yaptığı konuşmanın bir kopyasını hediye ettiğini ve konuşmada şu ifadelere yer verildiğini söyledi:

“Yapay zekanın sayısız faydasını gerçekleştirmek istiyorsak, onun önemli riskleriyle mücadelede birlikte çalışmalıyız.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Macaristan 10 Rus diplomatı sınırdışı etme kararı aldı

Yayınlanma

Macaristan, 10 Rus diplomatı sınırdışı etme kararı aldı. Budapeşte yönetimi, diplomatları Viyana Sözleşmesi uyarınca diplomatik statüyle bağdaşmayan faaliyetler yürütmekle suçladı.

Macaristan Dışişleri Bakanı Anita Orban, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Rusya’nın Budapeşte Büyükelçisi’nin bakanlığa çağrıldığını duyurdu.

Orban, büyükelçiliğe mensup 10 diplomatın Macaristan topraklarında diplomatik misyonla uyuşmayan eylemlerde yer aldığının Rus temsilciye iletildiğini aktardı.

Orban, “Macar tarafı bu kişilerin Macaristan’ı terk etmesini istedi. Bu karar Macaristan’ın güvenliğini ve egemenliğini koruyor” dedi. Alınan kararın Rusya ile diplomatik ilişkilerin kesildiği anlamına gelmediğini vurgulayan Dışişleri Bakanı, karşılıklı saygı ve kurallara riayet temelinde gerekli diyaloğu sürdürme niyetinde olduklarını kaydetti.

Telex haber sitesinin aktardığına göre Başbakan Péter Magyar, Dışişleri Bakanı’nın açıklamasını meclis kürsüsünden okudu ve hükümetin ülke egemenliğini koruma kararlılığını dile getirdi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, sınırdışı kararına Moskova’nın sessiz kalmayacağını belirterek, “Budapeşte’deki Rus düşmanı lobiye verilecek yanıt sert ve acı verici olacak” ifadesini kullandı.

Anita Orban, selefi Péter Szijjártó’ya kıyasla Moskova ile temaslarında daha mesafeli bir çizgi izliyor.

Orban, bakanlık görevine başlamasının ilk günlerinde, 13 Mayıs’ta Ukrayna’nın Zakarpatya bölgesine bir insansız hava aracının düşmesi üzerine Rusya Büyükelçisi Yevgeniy Stanislavov’u makamına çağırmıştı.

Büyükelçi Stanislavov, görüşme sırasında Rusya Savunma Bakanlığı’nın açıklamasını Orban’a iletmişti. Metinde Ukrayna ordusunun kullandığı tesislere, yabancı savaşçılara ve silahlı birliklerle bağlantılı noktalara yönelik saldırıların ayrıntıları yer alıyordu.

Stanislavov, Rus eylemlerinin gerilimi tırmandırma amacı taşımadığını, Ukrayna güçlerinin Rus topraklarına düzenlediği saldırılara verilmiş bir karşılık olduğunu savunmuştu.

Eski Başbakan Viktor Orbán döneminde Macaristan yalnızca tek bir Rus diplomatı sınırdışı etmişti. 2018 yılında eski askeri istihbarat (GRU) albayı Sergey Skripal ve kızı Yuliya’nın İngiltere’de zehirlenmesi üzerine Budapeşte, Londra ile dayanışma göstermek amacıyla diğer bazı Batılı ülkeler gibi bir Rus temsilciyi ülkeden göndermişti. Moskova yönetimi ise Skripal vakasındaki tüm suçlamaları reddetmişti.

Nisan ayında gerçekleşen hükümet değişiminde, Rusya ile yakın ilişkileri savunan Viktor Orbán başbakanlıktan ayrılmış, görevi Péter Magyar devralmıştı. Budapeşte bu değişimin ardından yeni bir dış politika rotası çizerek Moskova’yı “tehdit” olarak tanımladı.

Alman Der Spiegel dergisi, Magyar hükümetinin önceki kabinenin yaklaşımından uzaklaştığını yazdı. Orbán yönetimi görev süresi boyunca AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarını hafifletmeye çalışmış ve Ukrayna’ya sağlanacak destek paketlerini engellemişti.

Başbakan Magyar seçim öncesinde Moskova ile pragmatik bir işbirliği kurmaktan yana olduğunu, koşullar gerektirdiğinde Vladimir Putin ile masaya oturabileceğini dile getirmişti.

İki ülkenin coğrafi konumunun değişmeyeceğini ve Macaristan’ın Rus enerji kaynaklarına bağımlılığının bir müddet daha süreceğini belirten Magyar, Budapeşte’nin Rusya ile “dost” olmayacağını da vurgulamıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise NATO ve AB ülkelerinin “radikal militarizasyon” hamlelerini meşrulaştırmak adına “sözde Rus askeri tehdidi” iddialarına sarıldığını öne sürmüştü.

Putin, Batı’nın artık açıkça Rusya ile savaşa hazırlandığını söylediğini ve savunma bütçelerini şişirdiğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English