Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman sivil kurumları savaşa hazırlanıyor

Yayınlanma

Almanya’da, itfaiye birimlerinden afet örgütlerine kadar birçok sivil kurum Rusya ile olası bir çatışmaya hazırlanıyor.

German Foreign Policy’de yer alan habere göre savaş durumunda vicdani retçiler, birlik hareketlerinin ve diğer askeri operasyonların desteklenmesinde sivil olarak görevlendirilecek.

Bu durum, Alman İtfaiyeciler Birliği’nin bir görüş belgesinde ortaya konan taleplerden kaynaklanıyor.

Bu belgede, halkın “aşırı veya uzun süreli afet durumlarını” bağımsız olarak yönetebilmesi için yetkilendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Federal hükümet ayrıca, Rusya ile olası bir askeri çatışmaya yönelik gelecek planlamalarına sivil afet ve sivil koruma örgütlerini daha da yakından dahil etmeyi planlıyor.

Bu durum, Federal İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan ve kısa süre önce kamuoyuna açıklanan sivil koruma konulu yeni bir anahtar noktalar belgesinde görülüyor.

Savunma Bakanı Boris Pistorius ve İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’e göre, belge “son on yılların en büyük sivil koruma ve sivil savunma modernizasyon hamlesinden başka bir şey değil.”

Uygulama için 10 milyar avro ayrıldı. Bu nedenle sivil afet müdahale ekipleri, gelecekte Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) tarafından destek sağlamak üzere çağrılma olasılığına hazırlıklı olmak zorunda.

Alman ordusu ekonomiyi askerileştirme adımları atmaya başladı

Federal hükümet, “Sivil Savunma Komutanlığı” kuracak

İçişleri Bakanlığı tarafından yakın zamanda yayınlanan kriz ve savaş zamanlarında sivil savunmaya ilişkin yeni bir politika belgesinde belirtildiği üzere, Almanya’da gelecekte “sivil ve askeri planlama arasında daha fazla entegrasyon” gerekli olacak.

Bu amaçla İçişleri Bakanlığı, özellikle “Almanya Operasyon Planı”nın uygulanması amacıyla kendi “yönlendirme komitesi” olan “Sivil Savunma Komutanlığı”nı kuracak.

Bu plan, savaş durumunda, yabancı birliklerin yeni bir doğu cephesine geçişinden altyapının güvenliğinin sağlanmasına ve sayısız yaralının bakımına kadar Almanya’da yürütülecek tüm faaliyetleri düzenliyor.

İçişleri Bakanı Dobrindt, askeri ve sivil savunmanın “sıkı bir şekilde birbirine bağlı” olması gerektiğini söyledi ve Bundeswehr ile sivil korumanın, “aynı madalyonun iki yüzü” olduğunu savundu.

Bakana göre “kapsamlı savunmayı” genişletmek isteyenler, sadece orduyu güçlendirmekle kalmamalı, her şeyden önce sivil korumayı ve sivil savunmayı da güçlendirmeli.

“Sivil Koruma Paktı” başlıklı yeni politika belgesi, Federal Cumhuriyet’in güvenlik politikası mimarisinin “yeni, temel bir direği” olarak sunuluyor.

Federal Savunma Bakanlığı’na göre, acil bir durumda Bundeswehr artık sivil koruma için hazır bulunamayacak, çünkü “NATO’nun kuzeydoğu kanadında tamamen farklı işler yapıyor olacak.”

Bakanlık bu nedenle “Almanya’nın bu duruma hazırlanması gerektiğini” vurguluyor.

WSJ, Almanya’nın Rusya’ya karşı gizli savaş planını yazdı

Sivil koruma askerileştiriliyor

Bu kapsamda THW, itfaiye veya DLRG gibi resmi olarak sivil yardım kuruluşları ile askeri yedek kuvvetler, sivil koruma planlamasına entegre ediliyor.

Savunma ve içişleri bakanlıkları, yeni fonlar tahsis etmenin yanı sıra yapısal destek tedbirleri de kararlaştırdı.

Örneğin, sivil korumanın büyük ölçüde dayandığı gönüllü çalışmanın çerçeve koşulları iyileştirilecek.

Merkezi hükümetin uyarı uygulaması NINA (“Acil Durum Bilgileri ve Haberler Uygulaması”), ülke genelinde kamuya açık sığınaklar için tavsiyeler içerecek şekilde genişletilecek.

Ayrıca, “gerginlik veya savunma durumları” halinde “kitlesel yaralanma olayı” meydana gelmesi durumunda görevlendirilebilecek bir tıbbi görev gücü kuruluyor.

Federal hükümet, görev gücünü sadece “kimyasal, biyolojik ve radyoaktif durumlar için on binlerce modern koruyucu giysi” ile donatmakla kalmayıp, patlamalardan kaynaklanabilecek ağır yaralanmalarda uzuvlarda ağır kanamayı durdurmak için kullanılacak yeterli sayıda turnike ile de donatmayı planlıyor.

“Çocukların acil durumlarda nasıl davranacaklarını erken yaşta öğrenmelerini sağlamak, bu bilginin aileler içinde de aktarılmasını ve gönüllü çalışmaya ilginin uyandırılmasını” sağlamak amacıyla Berlin, “sivil savunmanın okul müfredatına giderek daha fazla entegre edilmesi” için çalışmayı planlıyor.

Son olarak, “hibrit saldırılar” gibi gerginlik ve savunma durumları dışındaki krizlerde bile tüm kurumlara, acil durumlarda sorunsuz işleyişi bugündem hazırlamak için yetki veren bir “yeni yasal çerçeve taslağı” duyuruldu.

Wolfgang Streeck: Kapitalizmin kendisini savaş yoluyla yeniden organize etmesinden korkuyorum

İtfaiyeciler ordu ile daha sıkı işbirliği istiyor

Bu talepler ve sivil savunmanın savaş hazırlıklarına entegre edilme çabaları, hiçbir şekilde sadece devlet aygıtından gelmiyor.

Daha mart ayında, Alman İtfaiyeciler Birliği, “özellikle […] Ukrayna’dan gelen güncel bilgiler”i de dikkate alarak, sivil savunmanın Rusya ile askeri bir çatışmaya hazırlıklı olması çağrısında bulunan bir görüş belgesi yayınladı.

Belgede gönüllü çalışmanın teşvik edilmesi isteniyor; zira yedek askerlerin “vatan savunması” için çağrılmasının “itfaiye teşkilatlarının ve yardım kuruluşlarının operasyonel hazırlık durumuna doğrudan etki edecek […] önemli personel eksikliklerine” yol açması bekleniyor.

Sağlık sistemi de “askeri operasyonlardan yaralanan personelin artan nakli ve tedavisi” nedeniyle büyük bir baskı altında kalacak.

Buna ek olarak, Almanya üzerinden Doğu Cephesi’ne giden NATO birliklerinin hareketlerini desteklemek için kapsamlı görevler de eklenecek.

Barıştan öte, savaştan beri: Hibrit savaş da yasal çerçeveye kavuşabilir

Bunu gidermek için “askerlik yerine geçecek bir modelin yeniden getirilmesi” amaçlanıyor, yani, gelecekteki vicdani retçilerin militarize sivil savunmaya entegre edilmesi.

Alman halkının “aşırı veya uzun süreli afet durumlarıyla başa çıkabilmesi” için “bağımsız hareket edebilmesi, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve temel koruma önlemlerini uygulayabilmesi” sağlanacak.

Diğer şeylerin yanı sıra, sivillerin birkaç gün boyunca kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri sağlanacak. Temel kendini koruma önlemleri ve ilk yardım bilgisi edinmeleri ve “doğal afetler, teknik arızalar ve silahlı çatışma senaryolarıyla başa çıkma konusunda risk yeterliliği” geliştirmeleri gerekecek.

Buna göre “yetenekli bir nüfus, savaş veya kriz durumunda Almanya’da toplumun işleyişini sürdürmek” için bir ön koşul.

Ayrıca, İtfaiyeciler Birliği, “hibrit tehdit durumları” için ayrı bir yasal statü, yani savaş ve barış arasındaki geçiş aşaması için ayrı bir yasal çerçeve talep ediyor.

Bu, olağanüstü hal ilan edilmeden önce bile, özellikle devletin baskı uygulamaları konusunda yasal hareket alanının genişletilmesini ima ediyor.

Alman medyasında “seferberlik” tartışmaları

Silahlı kuvvetlere sivil destek

Alman İtfaiyeciler Birliği’nin talepleri ile Sivil Koruma Paktı’nın içeriği sadece birbirine çok benzemekle kalmıyor; her ikisi de daha önce yayınlanan Sivil-Askeri İşbirliği 4.0 Yeşil Kitabı’nı yansıtıyor.

Bu kitapta, ordu, iç istihbarat, İçişleri Bakanlığı, Federal Sivil Koruma ve Afet Yardımı Dairesi ile danışmanlık firması PricewaterhouseCoopers’tan oluşan bir uzmanlar heyeti, sivil toplumun savaş hazırlıklarına entegre edilmesini talep etmişti. 

Raporda, Almanya’nın Rusya ile “henüz savaşta olmadığı” ama zaten bir “gri bölgede” bulunduğu belirtilmişti.

Bu bağlamda, Yeşil Kitap’ın yazarları “askeri bir kriz durumunda etkili işbirliği için önlemler” önermişti.

Odak noktası, “savaş zamanında silahlı kuvvetlere sivil destek veya barış zamanında olası tırmanma eşikleri” idi, bunu “Almanya Operasyon Planı”nın uygulanmasıyla ilgili olarak da açıkça belirtmişlerdi.

Barış zamanında sıkıyönetim

“Sivil-Askeri İşbirliği 4.0” Yeşil Kitabı’nın yazarları, Doğu’dan gelen bir tehdit uydurarak ulusal bir “safların sıkılaştırılması” çağrısında bulunmuşlardı.

Buna göre tüm vatandaşlar ve kurumlar kendi rollerini bilmeli, ulusal savunma ve ittifak savunması, öngörülebilir gelecekte sadece tatbik edilmekle kalmayıp, aynı zamanda uygulanmalıydı.

Ayrıca, “hibrit tehdit” senaryosuna yönelik yeni yasalara ihtiyaç olduğu da vurgulanıyordu: Askeri polis, barış zamanında, yani olağanüstü hal ilan edilmeden önce bile yurt içinde zorlayıcı polis tedbirleri uygulama yetkisine sahip olmalıydı.

Ayrıca, Bundeswehr’in nispeten yeni iç güvenlik güçlerinin yetkileri, “polisle ayrım gözetilerek” netleştirilmeliydi.

Askerlik ve zorunlu askerlik çerçevesinde, “askerlik süresine uyarlanmış, tamamen sivil/afet yardımı görevleri için birkaç yıllık bir hizmet süresi” mümkün kılınmalıydı.

Son olarak, “olağanüstü hal kanunları” da barış zamanına genişletilmeliydi.

Tüm bunlar, savaş zamanı hazırlığı için mümkün olan en kapsamlı sivil kapasiteleri harekete geçirmeyi amaçlıyor.

Alman ordusu ve istihbaratından sivilleri savaşa hazırlama raporu – 2

Avrupa

AB, Putin ile kimin görüşeceğine karar veremiyor

Yayınlanma

ABD, Ukrayna ile Rusya arasındaki görüşmelere arabuluculuk etmeye devam ederken, AB içerisinde masaya kimin oturacağı tartışması sürüyor.

Önümüzdeki hafta Abu Dabi’de ABD’nin arabuluculuğunda gerçekleştirilecek Rusya ile Ukrayna arasındaki görüşmeler, Avrupa’nın katılımı olmadan yapılacak.

Bir ilerleme kaydedileceğine dair beklent şu anda yok ama bu durum, AB’de temsil konusundaki çekişmelerini engellemedi.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, dün (5 Kasım) AB’nin “farklı yönlere doğru ilerleyen bir Avrupa izlenimi verdiğini” belirterek yeni bir tartışma konusu ekledi.

Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya yazdığı mektupta, AB’nin 27 liderinin yıl sonuna kadar bir temsilci arkasında birleşmesi gerektiğini savundu.

Rapporteur’e göre E2, E3, E5 veya CoW (İstekli Ülkeler Koalisyonu) gibi diplomatik formatların oluşturduğu bir “alfabe çorbası”, Ukrayna’nın geleceğine dair görüşmelerde ön plana çıkmak için birbiriyle yarışıyor.

Gelecek yıl seçmenlerin karşısına çıkacak olan Meloni, savaşı sona erdirmek ve kıtanın gelecekteki güvenlik mimarisini belirlemek konusunda Avrupa’nın çıkarlarını temsil etme çabalarında, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 formatının sergilediği iddialı tavra uzun süredir tepki gösteriyor.

Geçen ay İtalyan lider şöyle konuşmuştu:

“Eğer Fransa, Almanya ve Büyük Britanya, o meşhur E3 formatı kapsamında, hepimizin birlikte başarabileceğimizden daha fazlasını tek başlarına başarabileceklerini düşünüyorlarsa, o zaman en azından bunu herkesin adına, tüm tarafların resmi yetkisiyle yapmalılar.”

Bir AB diplomatı, “E3’ten bahsettiğimizde, jeopolitik nüfuzdan, askeri ve mali güçten söz ediyoruz. Bu, İtalya’nın dışlanması anlamına gelmez ama Roma açıkça masada bir koltuğu olması gerektiğini düşünüyor,” dedi.

Meloni, bir başka güçlü askeri güç olan ve Ukrayna ile sınırı paylaşan tek diğer büyük AB ülkesi olan Polonya’nın desteğine sahip. 

Fakat mevkidaşı Donald Tusk, üst düzey görüşmelerde yer almak istediği konusunda daha az açık sözlü davrandı.

Tusk perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bildiğiniz gibi, birçok farklı formatımız var. AB olarak, İstekli Koalisyon olarak net bir tutumumuz var. Bu süreçlere tam olarak dahilim,” dedi.

Gelgelelim Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski daha da açık sözlü konuştu. “En son istediğimiz şey, Batı Avrupa’nın Doğu Avrupalıları devre dışı bırakarak Rusya ile muhatap olması,” diyen Sikorski, 1930’lara ve ardından 1945’teki Yalta Konferansına atıfta bulundu:

“Doğu Avrupa ve İskandinavya’yı bu görüşmelerin dışında bırakamazsınız. Yaklaşık 120 milyon insanız. Finlandiya Rusya’ya, Norveç Rusya’ya, Baltık ülkeleri Rusya’ya ve Polonya hem Rusya’ya hem de Ukrayna’ya sınır komşusu.”

Berlin ise Almanya, Fransa ve İngiltere’nin Ukrayna’ya verilecek gelecekteki güvenlik garantilerini üstlenecek en güçlü üç askeri güç olduğu göz önüne alındığında, E3 formatının en doğal temsil grubu olduğunu savunuyor.

İtalya gibi Polonya da Varşova ve Roma’nın katılımına olanak tanıyacak E5 formatını destekliyor.

Fakat Sikorski, Putin ile görüşebilecek liderlerden oluşan başka bir kombinasyonu da gündeme getirdi: António Costa, AB dış politika şefi Kaja Kallas ve Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham.

Sikorski, Costa-Kallas ikilisinin AB antlaşmaları uyarınca bloğu temsil etme konusunda yasal yetkiye sahip olduğunu savundu.

AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas, perşembe günü Lizbon’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Başbakan Meloni ile aynı fikirdeyim; farklı seslerle konuşmamalıyız. Rusya’nın istediği bu konuların Avrupa’nın da kararını gerektirdiğini söylemek için birleşik kalmalıyız,” dedi.

AB’nin tutumundaki bölünmeleri vurgulayan tek kişi Meloni değil. Geçen hafta, Danimarka Başbakanı ve Avrupa Konseyi’nde Meloni’nin yakın müttefiki olan Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç liderlerinin Putin’e yaptığı çağrıyı sorguladı ve onların gerçekte neyi başarmayı umduklarını sordu.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, bu görüşmeyi Kiev ile tam bir koordinasyon içinde gerçekleştirilen yararlı bir adım olarak savundu.

Bir AB yetkilisine göre, ikili, Ukrayna özel temsilcisi atanması konusunu görüşmekten “büyük memnuniyet duyacak.”

Fakat bu yetkili, söz konusu çağrının Stubb ve Støre’yi bu pozisyona getirmek için “bir girişim” olmadığını vurguladı.

Her halükarda, Avrupalılar Ukrayna’ya finansman sağlamak için yeni yollar bulmaya çalışırken, savaşın bu kış sona erme ihtimali pek yok.

Donald Tusk, “Barış görüşmeleri konusunda gerçekçi olmalıyız ve Rusya’nın gerçek niyetleri konusunda çok dikkatli olmalıyız. Kış aylarında Putin’in bir anlaşmaya varmak için daha az motivasyonu olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’den vatandaşlara krizin ilk 72 saati için acil durum hazırlığı çağrısı

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, olası krizlerde devlet yardımı ulaşana kadar vatandaşların ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için acil durum çantası ve temel gıda stoku hazırlamalarını önerdi. Birlik içinde güvenlik hazırlıkları hız kazanırken Moskova yönetimi bu adımların askeri tırmanışı tetikleyeceği uyarısında bulundu.

Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının, acil durumlarda kamu hizmetleri yardım organize edene kadar ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılamaya hazır olmaları gerektiği bildirildi.

Avrupa Komisyonunun eşitlik, kriz yönetimi ve hazırlıktan sorumlu üyesi Hadja Lahbib, tavsiye niteliğindeki ve bağlayıcılığı bulunmayan yeni rehberi Avrupa Sivil Koruma Forumu kapsamında sundu.

Lahbib, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bir felaket meydana geldiğinde ilk saatler hayati önem taşıyabilir. Her Avrupalı ne yapacağını, ailesini nasıl koruyacağını ve başkalarına nasıl yardım edeceğini bilmelidir. Hazırlık evlerimizde, okullarımızda ve topluluklarımızda başlar” ifadelerini kullandı.

Brüksel yönetimi yeni tedbirlerin gerekçesini, Avrupa’nın giderek daha sık ve karmaşık krizlerle karşılaşmasıyla açıkladı.

Avrupa Komisyonu, tavsiyeler kapsamında vatandaşların temel ihtiyaç maddeleri stoklamasını ve önceden hazırlanmış acil durum çantaları bulundurmasını önerdi.

Bu önlemlerin, kamu yardımı harekete geçene kadar vatandaşların krizin ilk üç gününde temel gereksinimlerini tek başlarına karşılamalarını sağlamayı amaçladığı belirtildi.

Tavsiyeler çocukların acil durumlara hazırlanması, güvenlik önlemlerinin engelli bireyler için erişilebilir kılınması ve halkın tehditler konusunda daha iyi bilgilendirilmesi olmak üzere üç başlığı daha kapsıyor.

Avrupa Komisyonu ayrıca, AB Sivil Koruma Mekanizmasının 2001’deki kuruluş yıl dönümüne atıfla, 2027 yılından itibaren her yıl 23 Ekim tarihinin “AB Hazırlık Günü” ilan edilmesini önerdi.

Politico’nun Avrupalı diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, AB ülkeleri can kayıplarına yol açabilecek kapsamlı bir hibrit saldırı senaryosuna hazırlanıyor.

Haberde, birliğin güvenlik konularında üstleneceği rol ve NATO’nun işlevlerini mükerrer kılıp kılmadığı konusunda AB içinde görüş ayrılıklarının çıktığı aktarıldı.

Aynı habere göre, 27 AB ülkesinin büyükelçileri acil müdahale ekiplerinin konuşlandırılması ve etkilenen ülkeye AB fonlarından kaynak ayrılması başlıklarına odaklanan basına kapalı toplantılar gerçekleştirdi.

Ukrayna’daki çatışmaların 2022’de başlamasının ardından AB ve NATO, Rusya ile olası bir askeri çatışmaya yönelik hazırlıklarını artırdı.

Avrupa Komisyonunun Mart 2025’te sunduğu “Avrupa Savunması Beyaz Kitabı – Hazırlık 2030” belgesinde Rusya, Avrupa güvenliğine yönelik temel tehditlerden biri olarak tanımlandı.

Belge savunma üretiminin artırılmasını, hava ve füze savunmasının, insansız sistemlerin ve askeri hareketliliğin geliştirilmesini öngörüyor.

Estonya, Letonya ve Litvanya ise yüz binlerce sivilin tahliyesini de içeren olası bir Rusya saldırısına karşı eylem planları hazırlamaya başladı.

Bu üç ülke Mayıs 2025’te sivil savunma alanında işbirliği yapma kararı aldı.

Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Christian Freuding de Berlin’in 2029 yılına kadar veya daha erken bir tarihte bir Rus saldırısına hazırlanması gerektiğini dile getirdi.

Diğer taraftan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, eylül ayında yaptığı açıklamada Moskova’nın Avrupa ile savaşa hazırlanmadığını vurgulamıştı.

Putin, Moskova’nın bu tür planları olmadığını, Avrupa ile durumu tırmandırmak için hiçbir gerekçe ve gerçek bir neden bulunmadığını belirtti.

Avrupa ülkelerinin Rusya tehdidine ve savaşa hazırlanma gereğine dair söylemlerini “provokasyon” ve “durumun kasıtlı olarak kışkırtılması” şeklinde nitelendiren Putin, Avrupa’nın bu tutumuna tepki gösterdi.

Kremlin de AB’nin ekonomilerini silahlandırmak için devasa bütçeler harcayarak “askeri-siyasi-ekonomik bir bloğa dönüştüğünü” kaydetti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, AB ülkelerinin Rusya ile savaş riski açıklamalarının Avrupa’nın silahlanmasına yol açtığını ve bunun nihayetinde “kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete” dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Lavrov daha önce yaptığı açıklamada ise “Eğer Avrupa Rusya Federasyonu’na saldırırsa, bu tamamen farklı bir savaş olur ve çok kısa sürer” değerlendirmesini yapmıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya: ABD’nin bizi Rus gazına zorlaması “gerçeklikten kopuk”

Yayınlanma

Polonya enerji bakanı, ABD’nin Avrupa’yı daha fazla Rus gazı satın almaya zorlama girişiminin Kremlin’i güçlendireceği uyarısında bulundu.

Miłosz Motyka, “Eğer birisi Rus gazı satın alarak zaman kazanabileceğini düşünerek kendini kandırıyorsa, bu çok pahalı ve dar görüşlü bir oyun olur,” dedi.

Avrupa’da gaz fiyatlarının Ekim ayında son üç yılın en yüksek seviyesine ulaşmasıyla birlikte, kimi politikacılar Rus gazına geri dönülmesi gerektiğini savunuyor.

Örneğin Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, seçilirse Moskova’dan gaz alacağını söyledi.

Motyka’nın açıklamaları, Wall Street Journal’ın haberine göre, ABD’li temsilcilerin Ukrayna’da kısmi bir ateşkes sağlanması amacıyla bir Amerikan aracı vasıtasıyla Avrupa’ya Rus gazı satılmasını araştırdıkları ortaya çıktıktan sonra geldi.

Polonyalı bakan perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu, önce Avrupa’yı, ardından NATO’yu vuracak ve tüm bunlar Avro-Atlantik ilişkilerini sarsacak bir öneri,” dedi.

Polonya’nın Świnoujście limanında bir adet yüzer LNG terminali bulunuyor ve Gdańsk yakınlarında bir tane daha inşa ediliyor.

Her ikisi de ağırlıklı olarak ABD’den gelen süper soğutulmuş gaz ithal ediyor.

Böyle bir girişimin hem Kremlin’in gelirlerini artıracağını hem de savaşı sona erdiremeyeceğini savunan Motyka, “Avrupa’nın Rus gazına geri dönmesi halinde savaşın durdurulabileceği” iddiasının Moskova’dan gelen bir “serap” olduğunu söyledi.

2026 yılının ilk üç çeyreğinde Avrupa, 16 milyar metreküp (bcm) Rus LNG’si ithal etti. Bu ithalatın 1 Ocak 2027’den itibaren yasa ile yasaklanması öngörülüyor.

Aynı dönemde ABD’den yapılan LNG ithalatı ise 63 bcm’ye ulaştı.

Varşova’daki üst düzey yetkililere göre, Polonya yeni LNG terminallerinin yanı sıra Norveç’e boru hattıyla bağlı olduğundan, topraklarından geçen ve şu anda kapalı olan Rus Yamal boru hattı gereksiz hale geld,.

Motyka, “Enerji şantajına maruz kalmamak için çeşitli kaynaklardan ithalat yapmak istiyoruz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English