Avrupa
İngiltere’de dışişleri personeli ve bürokratların verileri darknet’e düştü

İngiltere Dışişleri Bakanlığı personeli ile çok sayıda hükümet yetkilisi ve yerel yöneticinin kimlik bilgileri ile e-posta şifreleri, yüklenici şirket Fortinet’in güvenlik duvarlarına yönelik siber saldırıyla ele geçirildi. Ele geçirilen hassas verilerin karanlık ağda yüksek fiyatlarla satışa sunulduğu bildirilirken uzmanlar, bu sızıntının ulusal sağlık sistemi ve kritik altyapı tesislerine yönelik daha büyük saldırıların önünü açabileceği uyarısı yapıyor.
İngiltere’de siber saldırganlar, aralarında Dışişleri Bakanlığı personelinin, hükümet yetkililerinin, yerel yöneticilerin ve sağlık sistemi çalışanlarının da yer aldığı çok sayıda devlet memurunun kullanıcı bilgilerini ve hassas verilerini ele geçirdi.
The Telegraph gazetesinin ulaştığı siber saldırı sonrası analiz raporlarına dayandırdığı habere göre, çalınan bu veriler darknet’te 44 bin sterline (yaklaşık 58 bin dolar) varan fiyatlarla satışa sunuluyor.
“FortiBleed” olarak adlandırılan siber saldırı, çok sayıda e-posta adresi ile bunlarla eşleşen şifrelerin sızmasına yol açtı. Bu durum, İngiliz hükümetine ait hassas bilgilerin bulunduğu sistemleri siber saldırganların ve veri alıcılarının erişimine açık hale getirdi.
Ele geçirilen veriler arasında İngiltere’nin Tayland ve Mauritius büyükelçiliklerinde görev yapan bilişim teknolojileri uzmanlarının yanı sıra Derbyshire yerel yönetimi ile Londra’nın doğusundaki Waltham Forest belediyesi çalışanlarının da kullanıcı bilgileri yer alıyor.
Haberde aktarılan detaylara göre, siber saldırıdan etkilenen sistemler arasında, kamu kurumlarına hizmet veren yüklenici firma Fortinet tarafından sağlanan 80 binden fazla güvenlik duvarı (firewall) bulunuyor.
Karanlık ağdaki forumlarda satışa çıkarılan verilerin, ülkenin kritik altyapı hizmetlerini sağlayan kurumların sistemlerine giriş yetkisi barındırdığı kaydedildi.
Bu kurumlar arasında Ulusal Sağlık Sistemi (NHS), enerji sağlayıcıları ve ülke genelindeki temel ilaç tedarikçileri de yer alıyor.
Eski bir NHS doktoru olan siber güvenlik uzmanı Saif Abed, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Sağlık kuruluşları, eczaneler, laboratuvarlar ve bunların tedarikçileri, FortiBleed saldırısında güvenlik açığı oluşan bu tür ürünlere büyük ölçüde bağımlı durumda. Bu sızıntı, ülke genelindeki hastaların güvenliğini tehlikeye atabilecek ve yıkıcı fidye yazılımı saldırılarını başlatabilecek nitelikteki ilk adım olarak değerlendirilebilir” ifadelerini kullandı.
Bir diğer siber güvenlik uzmanı Vladimir Dyachenko ise siber saldırının halen devam ettiğini belirtti.
Dyachenko, siber saldırganların daha önceki veri sızıntılarından elde ettikleri ve geçerliliğini koruyan kullanıcı bilgilerini kullanarak, ele geçirilen cihazları yeni bilgi toplama merkezlerine dönüştürdüklerini açıkladı.
İngiltere’de siber güvenlik ve veri güvenliğiyle ilgili diğer gelişmeler de kamuoyunun gündeminde yer alıyor.
Sky News’un 10 Haziran tarihli haberinde, Savunma Bakanlığından Ocak 2024 ile Mart ayları arasında 545 dizüstü bilgisayar ve tablet ile 744 cep telefonunun kaybolduğu bildirilmişti. Bakanlığın televizyon kanalına sağladığı bilgiye göre, kaybolan cihazların hiçbiri bulunamadı.
İngiltere siber istihbarat servisi GCHQ Başkanı Anne Keast-Butler, 27 Mayıs’ta kurum bünyesinde düzenlenen ilk yıllık konferansta yaptığı konuşmada, diğer devletlerden gelen yeni sınamalar karşısında ülkenin kritik bir dönemden geçtiğini ifade etmişti.
Keast-Butler, müttefiklerle birlikte teknoloji yarışındaki liderliği koruma fırsat penceresinin giderek daraldığını vurgulamıştı.
Bunun yanı sıra, Daily Mail gazetesi, Reform UK Partisi lideri Nigel Farage’ın, kripto milyarderi Christopher Harborne’dan aldığı 5 milyon sterlinlik bağışla ilgili detayları ele geçirmek isteyen yabancı aktörlerin telefonunu hacklediğinden emin olduğunu yazmıştı.
Ancak İngiltere Ulusal Siber Güvenlik Merkezi (NCSC) eski Başkanı Ciaran Martin, Farage’ın bu iddialarının herhangi bir dayanağı olmadığını belirtmişti.
Avrupa
Rheinmetall CEO’su eski Şansölye Merkel’i hedef aldı

Alman savunma sanayisi kuruluşu Rheinmetall’in Üst Yöneticisi Armin Papperger, eski Şansölye Angela Merkel döneminde savunma sektörünün dışlandığını ve adeta dışlanmış bir kesim haline getirildiğini belirtti. Papperger, Ukrayna’daki çatışmaların ardından bütçe artışları yaşansa da uzun vadeli sözleşmelerin yetersiz olduğunu ve karar alma süreçlerinin hızlanması gerektiğini kaydetti.
Alman savunma sanayisi kuruluşu Rheinmetall’in Üst Yöneticisi (CEO) Armin Papperger, Welt gazetesinin düzenlediği güvenlik zirvesinde yaptığı açıklamada, Ukrayna’daki savaş başlamadan önce federal hükümetin ulusal savunma sanayisini devlet politikalarından fiilen uzaklaştırdığını belirtti.
Eski Şansölye Angela Merkel döneminde savunma sektörünün adeta bir dışlanmış gibi görüldüğünü dile getiren Papperger, o dönemki yönetimin kriz anlarında doğrudan ABD’ye güvenilebileceği yaklaşımını benimsediğini aktardı.
Papperger, Merkel’in kendilerine yönelik olarak, “Bize aslında ihtiyacımız yok. Bir sorun çıkarsa Amerikalıları ararız” dediğini ifade etti.
Savunma sanayisinin sadece ihracat odaklı bir sektör olarak konumlandırıldığını kaydeden Rheinmetall yöneticisi, bu yaklaşımdan dolayı Almanya içinde kendilerinin istenmediği bir iklimin yaratıldığını savundu.
Ukrayna’daki savaşın ardından Berlin’in askeri harcamalarında önemli artışlar meydana geldi. Şansölye Olaf Scholz liderliğindeki hükümet 100 milyar avroluk özel bir savunma fonu oluştururken, muhalefet lideri Friedrich Merz’in öncülüğündeki birlik de savunma giderlerini içeren 500 milyar avroluk borçlanma paketini onayladı.
Bu süreçte Rheinmetall’in hisseleri 2022 yılından bu yana yüzde 1000’den fazla değer kazandı, şirketin cirosu ise 6,41 milyar avrodan 9,94 milyar avro seviyesine yükseldi.
Papperger, bu mali artışlara rağmen savunma alanındaki karar alma süreçlerinin yavaş işlediğini vurguladı.
Şirketin kendi kaynaklarıyla 500 milyon avro değerinde bir topçu fabrikası inşa ettiğini ancak şu ana kadar sadece 200 bin adetlik mühimmat siparişi aldıklarını belirten Papperger, uzun vadeli sözleşmelerin eksikliğine dikkat çekti. Rheinmetall yöneticisi, askeri üretimin sadece Almanya’da sınırlı kalmaması, diğer Avrupa ülkelerine de yayılması gerektiğini sözlerine ekledi.
Financial Times gazetesinin konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Almanya mühimmat açığını kapatmak ve Washington’ın Avrupa güvenliğindeki rolünü korumak amacıyla ABD yapımı bazı silahların kendi topraklarında üretilmesi için izin almaya çalışıyor.
Bu kapsamda Alman ve ABD’li üreticiler arasında Tomahawk seyir füzeleri ile Patriot hava savunma sistemlerinde kullanılan PAC-3 füzelerinin ortak üretimi üzerinde görüşmeler yürütülüyor.
Almanya Savunma Bakanlığı, iki ülke arasındaki savunma işbirliğinin derinleştiğini doğruladı.
Bu kapsamda Rheinmetall’in F-35 savaş uçaklarının parçalarının üretiminde yer alması ve MBDA şirketinin Patriot füzeleri için Raytheon ile ortaklık kurması gibi projeler bulunuyor.
Haberde aktarılan bilgilere göre, Berlin’in ana hedefi ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltma ihtimaline karşı bir denge kurmak.
ABD’nin Almanya’daki asker sayısını yaklaşık 5 bin kişi azalttığı belirtilirken, Berlin yönetiminin Typhon füze sistemlerinden ek alım yapmayı ve ABD silah sistemlerine erişimini genişletmeyi planladığı kaydediliyor.
Rheinmetall yöneticisi Papperger, daha önce yaptığı bir açıklamada ise sanayinin bir bölümünün savunma sektörüne yönlendirilmesi sayesinde Almanya’nın mühimmat üretim kapasitesinin ABD’nin üretim seviyelerini geride bıraktığını ifade etmişti.
Avrupa
İtalya ve Bulgaristan AB’nin Patrik Kirill kararında çekince bildirdi

AB’nin 21. yaptırım paketi taslağı, üye ülkelerin farklı alanlardaki itiraz ve çekinceleriyle karşılaşıyor. İtalya ve Bulgaristan, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill’e yönelik seyahat yasağı teklifine karşı çıkarken; Yunanistan, Malta ve Kıbrıs ise Rus petrolüne uygulanan fiyat sınırının gözden geçirilmesinin dondurulması önerisine itiraz ediyor.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler arasında yürütülen 21. yaptırım paketi müzakerelerinde, Rus Ortodoks Kilisesi lideri Patrik Kirill’e yönelik kısıtlamalar ve Rus petrolüne uygulanan fiyat sınırının geleceği konusunda görüş ayrılıkları yaşanıyor.
Politico’ya bilgi veren ve müzakere süreçlerine vakıf üç AB diplomatı, İtalya’nın, Patrik Kirill’e yaptırım uygulanması planlarına yönelik endişelerini dile getirerek Bulgaristan’ın safına katıldığını bildirdi.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Ukrayna’ya yönelik geniş kapsamlı askeri müdahaleyi onaylayan ve destekleyen açıklamalarıyla bilinen Patrik Kirill’e AB genelinde seyahat yasağı getirilmesini teklif etti.
Bulgaristan bu girişime doğrudan karşı çıkarken, İtalya ise konuya dair çekincelerini sundu. Diplomatik uygulamalarda bu tür bir adım, ülkenin henüz çözülmemiş soruları olduğunu gösteriyor ancak doğrudan veto anlamına gelmiyor.
Süreç hakkında bilgi paylaşan bir diplomat, Roma’nın takındığı bu tutumun, bir Hristiyan mezhebinin liderine yaptırım uygulanmasına karşı çıkan Vatikan’ın yaklaşımıyla ilişkili olduğunu aktardı.
Müzakerelerdeki görüş ayrılıkları yalnızca Patrik Kirill başlığıyla sınırlı kalmıyor. Diplomatların aktardığı bilgilere göre, şu an varil başına 44 dolar olarak uygulanan Rus petrolü fiyat sınırının yeniden gözden geçirilmesi sürecinin askıya alınması önerisi de tartışma yarattı.
Normal şartlarda temmuz ortasında yapılması planlanan bu gözden geçirme hamlesine, deniz taşımacılığı sektörleri Rus gemileriyle yoğun şekilde çalışan Yunanistan, Malta ve Kıbrıs karşı çıktı. Atina ve Valletta yönetimleri, daha önce de Rus gemilerine denizcilik hizmeti sunulmasını yasaklayan girişimi durdurmayı başarmıştı.
Paketteki bir diğer tartışmalı başlığı ise Ukrayna’daki çatışmalara katılmış eski Rus askeri personelinin AB’ye girişinin yasaklanması teklifi oluşturuyor.
Diplomatik kaynaklar, Fransa ve İtalya’nın bu düzenlemeye ilişkin endişelerini paylaştığını ifade ediyor.
Kaja Kallas tarafından 9 Haziran günü sunulan 21. yaptırım paketi, Rusya’nın askeri-endüstriyel yapısı ile finans sektöründeki baskıyı artırmayı hedefliyor.
Mevcut kısıtlamalar ve Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği insansız hava aracı saldırılarının etkisiyle, Rusya genelindeki bölgelerin üçte ikisinde şimdiden yakıt tedariki sorunları yaşandığı bildiriliyor. Yeni paketin, ülkedeki bu ekonomik zorlukları daha da derinleştirmesi bekleniyor.
Avrupa
Fransa yapay zekalı ilk robotik askeri birimini test ediyor

Fransa, piyade bölüğü veya süvari filosunun görevlerini üstlenebilecek robotik bir savaş birimi geliştirmek için askeri denemelere başladı. Yaklaşık 10 milyon avro değerindeki Pendragon Projesi kapsamında, robotlar ve insansız hava araçları geride konuşlanan 15 asker tarafından uzaktan yönetilecek.
Fransa, piyade bölüğü veya süvari filosunun muharebe görevlerinin bir kısmını üstlenebilecek robotik bir savaş birimi geliştirmek üzere askeri denemeler yürütüyor.
Le Point dergisinin aktardığına göre, askeri teknoloji geliştirme süreci savunma odaklı bir yapay zeka yapılanması çerçevesinde ilerliyor.
Pendragon adı verilen proje, Savunma Yapay Zeka Bakanlık Ajansı (AMIAD), Geleceğin Muharebe Komutanlığı (CCF) ve savunma sanayisi temsilcileri tarafından ortaklaşa yürütülüyor.
Proje kapsamında geliştirilen robotik muharebe biriminin (URC) 2027 yılının yaz ayında kamuoyuna sunulması hedefleniyor.
Bu birimin bünyesinde yaklaşık 10 adet insansız kara platformu ile 60 civarında insansız hava aracının yer alması planlanıyor.
Projeden sorumlu olan ve taktik aşamaları yöneten Yarbay Christophe, çalışmanın askeri güvenliğe katkısını şu sözlerle ifade etti:
“Sahada 120 ya da 130 askerimizin hayatını riske atmak yerine, geride konuşlanacak yaklaşık 15 asker tarafından uzaktan yönetilen robotlarımızı ve insansız hava araçlarımızı ileri cepheye göndereceğiz.”
Pendragon Projesi’nin denemeleri, Morbihan bölgesindeki Saint Cyr Coetquidan askeri poligonunda gerçekleştiriliyor. Test sürecinin üçüncü aşamasında uzmanlar, kara robotları ile insansız hava araçlarının koordinasyonunu ve bir grup platformun yapay zeka yardımıyla tek merkezden yönetilmesini denetliyor.
Projenin ana omurgasını, komutan tarafından belirlenen görevler doğrultusunda robotik platformların hareketlerini koordine edecek yapay zeka tabanlı “C2 Pendragon” yönetim sistemi oluşturuyor.
Geliştiriciler, insansız kara araçlarının çoğunda içten yanmalı motorların tercih edildiğini belirtiyor. Bu tercihin, elektrikli platformlara kıyasla araçların arıza sonrasında daha hızlı bir şekilde göreve dönmesini sağladığı kaydediliyor.
Gelecekte bu araçların makineli tüfekler ve uzaktan kumandalı mühimmat konteynerleri dahil çeşitli silah sistemleriyle donatılması öngörülüyor.
Birimde ayrıca keşif ve taarruz amaçlı insansız hava araçları da bulunacak. Silah kullanımına yönelik nihai kararın ise her koşulda insan operatör tarafından verileceği vurgulanıyor.
İlk deneme biriminin gösteriminin ardından sistemin askeri doktrini oluşturulacak ve ek saha testleri gerçekleştirilecek. Geliştiricilerin hesaplamalarına göre, böyle bir robotik birimin kurulum maliyeti yaklaşık 10 milyon avroyu buluyor.
Küresel düzeyde yapay zeka ve robotik askeri adımlar
Askeri alanda yapay zeka ve robotik sistemlerin kullanımı küresel ölçekte artış gösteriyor.
Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, haziran ayının sonunda yaptığı açıklamada, Rus ordusunun yapay zeka, robot teknolojileri ve entegre yönetim sistemlerini aktif olarak devreye aldığını duyurmuştu.
Belousov, modern dönemin yeni zorluklar getirdiğini, tehditlerin dinamik bir yapıya sahip olduğunu ve bunlara karşı koymak için en son teknolojik süreçlerin derinlemesine anlaşılması gerektiğini belirtmişti.
Ukrayna ordusunun da cephe hattında insansız kara araçlarının kullanımını genişlettiği biliniyor.
The Independent gazetesinin nisan ayında yayımladığı habere göre, Ukrayna 3. Özel Hücum Tugayı, doğu cephesindeki askeri kayıpları azaltmak amacıyla piyadelerin yaklaşık yüzde 30’unu insansız kara araçlarıyla ikame etmeyi planlıyor. Bu robotlar yük taşınması, yaralıların tahliyesi, mevzi koruma ve taarruz görevlerinde kullanılıyor.
İlgili askeri birimin birkaç ay içinde bu platformlarla 100’den fazla operasyon gerçekleştirdiği bildiriliyor. Tek bir askerin yaklaşık 20 kilogram yük taşıyabildiği koşullarda, bu robotik sistemlerin 600 kilograma kadar kargo nakledebildiği belirtiliyor.
Bu platformların birim maliyetinin 30 bin ila 50 bin dolar arasında değiştiği, operasyonlardaki kayıp oranının ise yüzde 10 ile 15 düzeyinde seyrettiği kaydediliyor.
Avrupa2 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Rusya1 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceVaroufakis: Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi
Söyleşi1 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Diesen: ABD sadece zaman kazanıyor, İran’ı yok etme hedefi değişmedi
Dünya Basını2 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını2 hafta önce‘İran küresel ekonominin boğaz noktalarını silaha dönüştürdü’
Dünya Basını2 hafta önceFT: Müttefikleri ABD’den bağımsızlaşmaya çalışıyor











