Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya acil durumlar için stratejik gaz rezervi kuruyor

Yayınlanma

Almanya Ekonomi Bakanlığı, sabotaj veya küresel tedarik krizleri gibi olağanüstü durumlarda kullanılmak üzere devlet kontrolünde stratejik bir gaz rezervi oluşturmayı planlıyor. Yaklaşık 24 teravat saat hacminde olması öngörülen bu acil durum rezervinin finansmanı, gaz tüketicilerinden alınacak ek bir vergiyle karşılanacak.

Almanya Ekonomi Bakanlığı, enerji güvenliğini artırmak amacıyla acil durumlarda devreye sokulacak devlet kontrolünde stratejik bir gaz rezervi oluşturma planları hazırlıyor. Bakanlık, Salı günü yaptığı açıklamayla konuya ilişkin hazırlıkları doğruladı.

Reuters’ın aktardığına göre lanlanan acil durum rezervinin yaklaşık 24 teravat saat gaz depolama kapasitesine sahip olması öngörülüyor. Bu miktar, Almanya’nın toplam gaz depolama kapasitesinin yüzde 10’unun hemen altına denk geliyor.

Ekonomi Bakanlığı, projenin finansmanının gaz tüketicilerinden tahsil edilecek bir ek vergi yoluyla sağlanacağını bildirdi.

Bakanlık, bu adımın kritik enerji altyapısına yönelik sabotajlar veya küresel ölçekte yaşanabilecek ciddi gaz kıtlıkları gibi ekstrem senaryolara karşı koruma sağlama amacı taşıdığını kaydetti.

Satın alma süreçlerinin piyasa fiyatları üzerindeki olası etkisini en aza indirmek için gaz alımları iki ila üç yıla yayılacak. İlk depolama alanı rezervasyonlarının 2026/27 kış sezonunda yapılması, gazın depolara ilk kez pompalanması işleminin ise 2027 yazında başlaması planlanıyor.

Almanya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Rus gazına alternatif kaynak bulma arayışına girmiş ve Avrupa’nın enerji altyapısındaki zayıf noktaların ortaya çıkması üzerine enerji güvenliğini güçlendirme adımlarını hızlandırmıştı.

Konuya vakıf bir kaynak, rezervin inşa edilmesi, gazın satın alınması ve depolara aktarılması süreçlerini kapsayan toplam maliyetin 1,2 milyar avro ile 1,5 milyar avro arasında değişeceğini aktardı. Bu harcamanın 2027 ve 2028 yıllarına yayılması bekleniyor.

Aynı kaynak, tesisin yıllık işletme maliyetinin ise 150 milyon avro ile 180 milyon avro arasında olacağını belirtti. Hazırlanan planın ağustos ayı ortasında federal kabine tarafından onaylanması bekleniyor.

Avrupa

Nord Stream sigorta davasını kaybetti: 580 milyon euro ödenmeyecek

Yayınlanma

İngiltere ve Galler Yüksek Mahkemesi, Gazprom’a ait Nord Stream şirketinin Eylül 2022’de Kuzey Akım boru hattına düzenlenen sabotaj nedeniyle sigorta şirketlerinden talep ettiği 580 milyon euroluk tazminat davasını reddetti. Mahkeme, sabotajın Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşla doğrudan bağlantılı olduğunu ve bu durumun sigorta poliçelerindeki istisna kapsamına girdiğini açıkladı.

İngiltere ve Galler Yüksek Mahkemesi, Rus enerji şirketi Gazprom’un çoğunluk hissedarı olduğu Nord Stream AG şirketinin, Eylül 2022’de Kuzey Akım boru hattına düzenlenen sabotaj gerekçesiyle sigorta konsorsiyumuna açtığı 580 milyon euroluk tazminat davasını reddetti.

Lloyd’s Insurance Company ve Arch Insurance şirketlerine karşı açılan davada mahkeme, boru hattının tahrip edilmesinden kaynaklanan zararların tazmin edilmesi talebini tamamen geri çevirdi.

Financial Times gazetesinin analizine göre bu karar, sigorta şirketlerinin küresel altyapı tarihindeki en büyük tazminat ödemelerinden birini yapmaktan kaçınmasını sağladı.

Yüksek Mahkeme Hakimi Claire Moulder, boru hatlarının tahrip edilmesinin Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşla doğrudan ilişkili olduğunu ve bu nedenle hasarın sigorta poliçelerinde yer alan muafiyet ve istisna hükümlerinin kapsamına girdiğini belirtti.

Kararda, sabotajın arkasında hangi aktörün bulunduğunu kesin olarak tespit etmenin sigorta ihtilafının çözümü için belirleyici bir önem taşımadığı ifade edildi.

Hakim Moulder, karar metninde “Sabotajı gerçekleştiren en muhtemel failin kim olduğunu belirlemek gerekmiyor” vurgusunu yaptı.

Karar metninde, saldırının arkasında olabileceği değerlendirilen dört farklı senaryo ele alındı. Olası failler arasında Rusya, Ukrayna, Ukrayna bağlantılı devlet dışı aktörler veya ABD gösterilirken, tüm bu senaryolarda savaşın sabotajın ana nedeni olduğu kaydedildi.

Belgede, “Olası faillerden herhangi biri sabotajı gerçekleştirmiş olsa bile, savaş bu eylemin ‘anlamlı bir nedeni’ olarak kabul edilmelidir” tespiti yapıldı. Hakim, herhangi bir ülkenin suçluluğuna dair kesin bir yargıya varmadığının altını çizdi.

Moskova, Kiev veya Washington’ın saldırının sorumluluğunu üstlenmemiş olmasının, savaş ile saldırı arasındaki nedensellik bağını ortadan kaldırmadığı kararda aktarıldı.

Gerekçeli kararda her bir aktörün eylemi gerçekleştirmek için sahip olabileceği olası motivasyonlar da incelendi. Sabotajın Ukrayna veya Ukrayna bağlantılı güçler tarafından yapılmış olması halinde, temel amacın Rusya’nın gaz ihracatı gelirlerini azaltmak ve savaş sürecinde Rus ekonomisini zayıflatmak olabileceği belirtildi.

Eylemin arkasında Rusya’nın bulunması ihtimalinde ise Moskova’nın motivasyonunun, askeri müdahale sonrası politikalarını değiştiren Almanya ve Avrupa Birliği (AB) üzerinde baskı kurmak, onları cezalandırmak ve Kiev’e verilen desteği etkilemek olabileceği ifade edildi.

ABD’nin olası dahli senaryosunda da operasyonun doğrudan Rusya-Ukrayna savaşıyla ilişkili olacağı kaydedildi.

Mahkeme, her iki tarafın görevlendirdiği uzmanların saldırının teknik yönü konusunda mutabık kaldığını aktardı. Uzman raporlarına göre, boru hattının dört hattından üçünü devre dışı bırakan tahribat, geksogen bazlı yönlendirilmiş patlayıcılar kullanılarak gerçekleştirildi.

Nord Stream AG’nin, dördüncü hattaki hasarın düşen bir çıpadan kaynaklanmış olabileceği yönündeki iddiası ise mahkeme tarafından ikna edici bulunmadı. Mahkeme, sigorta şirketlerinin savunmasına katılarak bu hasarın da büyük ölçüde aynı patlamanın bir sonucu olduğunu kabul etti.

Diğer yandan, Almanya Federal Başsavcılığı Temmuz ayı başında boru hatlarına yönelik sabotaj soruşturması kapsamında ilk iddianameyi hazırladı.

Soruşturma makamlarının verilerine göre, operasyonun koordinatörlüğünü 50 yaşındaki Ukrayna vatandaşı Sergey Kuznetsov yürüttü.

Sabotaj eylemine, aralarında profesyonel dalgıçlar ve patlayıcı uzmanlarının da bulunduğu altı Ukrayna vatandaşının daha katıldığı iddia ediliyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB vizesiz seyahat kayıt sistemini ertelemeyi planlıyor

Yayınlanma

Avrupa Birliği, vizesiz seyahat eden yabancı ülke vatandaşlarına ön onay şartı getiren ETIAS sisteminin lansmanını, sınır kapılarında yaşanan teknik aksaklıklar sebebiyle 2027 yılına ertelemeyi tartışıyor. Brüksel, mevcut biyometrik kayıt sistemi EES üzerindeki yükü hafifletmeden yeni bir dijital denetim mekanizmasını devreye sokmak istemiyor.

Avrupa Birliği (AB), vize muafiyeti bulunan ülkelerin vatandaşlarından Şengen bölgesine girmeden önce elektronik seyahat izni almasını öngören Avrupa Seyahat Bilgi ve Yetkilendirme Sisteminin (ETIAS) açılışını 2027 yılına kadar ertelemeyi planlıyor.

Financial Times gazetesinin konuya yakın kaynaklara dayandırdığı habere göre, halihazırda yürürlükte olan biyometrik kayıt sistemindeki aksaklıklar ve havalimanlarında yaşanan yoğunluk bu kararda etkili oldu.

Sistemin teknik altyapısından ve kurulumundan sorumlu AB kuruluşu EU-Lisa, daha önce 2026 yılının sonu olarak belirlenen hedefin mevcut koşullarda gerçekçi olmadığını tespit etti.

Haziran ayı ortasında erteleme konusunu masaya yatıran kurum yönetimi, eylül ayında teknik hazırlıkları yeniden değerlendirerek yeni takvimi netleştirmeyi hedefliyor.

Nihai yürürlük tarihi ise EU-Lisa bünyesinde yapılacak testlerin tamamlanmasının ardından Avrupa Komisyonu tarafından belirlenecek.

Mevcut sistemde teknik aksaklıklar sürüyor

İsmi açıklanmayan bir kaynak, Şengen sınırlarında halihazırda kullanılan Giriş/Çıkış Sistemi (EES) üzerindeki yükü hatırlatarak, “EES sistemini tam olarak düzene sokmadan, sınır kapılarındaki iş yükünü ikiye katlayacak yeni bir mekanizma kurmayalım” uyarısında bulundu.

Sınır geçişlerinde pasaport damgalama işleminin yerini alan elektronik kayıt sistemi EES, bu yılın nisan ayında Şengen bölgesinde tamamen devreye girmişti.

AB dışı ülkelerden gelen yolcuların ilk girişte fotoğraflarını çeken ve parmak izlerini kaydeden bu sistem, havalimanlarında uzun bekleme sürelerine ve teknik kilitlenmelere yol açtı.

Sektör temsilcileri olan ACI Europe, Airlines for Europe (A4E) ve IATA, yoğun saatlerde biyometrik kontrollerin askıya alınması için Avrupa Komisyonuna başvuruda bulunurken, havayolu şirketleri yolculara uçuştan en az üç saat önce limanda olmalarını tavsiye ediyor.

Altyapı ve personel yetersizliği süreci zorlaştırıyor

Avrupa Komisyonunun İçişlerinden Sorumlu Üyesi Magnus Brunner, havayolu şirketi yöneticilerine gönderdiği mektupta gecikmelerin sadece yazılımsal sorunlardan kaynaklanmadığını belirtti.

Brunner, üye ülkelerin birçoğunda yeni sistemleri karşılayacak sınır personeli ve fiziksel altyapı eksikliğinin de süreci olumsuz etkilediğini bildirdi.

Temelleri 2018 yılında atılan ETIAS projesi, Şengen bölgesine kısa süreli turistik veya ticari ziyaret yapacak vizesiz yolcuların güvenlik taramasından geçmesini amaçlıyor.

Planlanan düzene göre yolcular, seyahat öncesinde internet üzerinden 20 euro harç ödeyerek başvuruda bulunacak ve kişisel verileri güvenlik veri tabanları üzerinden otomatik kontrole tabi tutulacak.

Okumaya Devam Et

Avrupa

“BRIC” teriminin mucidi O’Neill: Britanya ABD’ye çok fazla odaklanıyor

Yayınlanma

Başbakan olmaya hazırlanan Andy Burnham’ın danışmanlarından Jim O’Neill, Birleşik Krallık’ın ABD’ye uzun süredir devam eden bağımlılığını eleştirdi.

2015-2016 yılları arasında Muhafazakâr Parti’den Hazine Bakanı olarak görev yapan Jim O’Neill, Londra’nın “ne olursa olsun her zaman ABD’nin tarafında yer alman gerektiğini öğreten bir yaşam anlayışına sahip” olduğunu söyledi.

Goldman Sachs’ın eski baş ekonomisti, bu ayın sonlarında başbakan olması beklenen Burnham’a “gayri resmi olarak danışmanlık” yapıyor ama POLITICO’ya kendisine resmi bir görev teklif edilmediğini söyledi.

25 yıl önce Goldman Sachs iktisatçısı olarak Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in hızla büyüyen ekonomileri için “BRIC” kısaltmasını ortaya atan O’Neill, iki yıl boyunca “dengesiz” bir Donald Trump yönetimi ile uğraştıktan sonra Birleşik Krallık’ın ticaret ağını daha geniş bir alana yayması gerektiğini söyledi:

“Trump’ın ikinci döneminin ilk 18 ayı, nihayet onları biraz sarsıyor. Şöyle düşünüyorlar: ‘Aslında bu adamlara eskisi gibi güvenemeyiz.’ Fakat bunun sadece geçici bir durum olduğunu ve ABD’nin yakında daha mantıklı bir tutum sergileyeceğini, her şeyin normale döneceğini varsayıyorlar. Bu, bir nevi uyarı sinyali.”

Eski bakan şu anda Lordlar Kamarası’nda bağımsız üye olarak görev yapıyor. O’Neill, Britanya’nın Çin gibi ülkelerle ticaretini artırmaya açık olması gerektiğini öne sürerek, “Gerçekten savunduğumuz değerler konusunda net ve tutarlı olmalıyız,” diye ekledi.

İngiltere’nin muhtemel başbakanı Andy Burnham kimdir?

Yeni düşünce kuruluşu BRICS+ Thinking platformunun lansmanı öncesinde konuşan O’Neill’in, Burnham’ın İşçi Partisi’ni yeniden canlandırma sürecinde büyüme arayışını şekillendiren seslerden biri olması bekleniyor.

Fakat iktisatçı, kendisine resmi bir görev teklif edilse bile bunu kabul edeceğinden emin olmadığını belirtti.

Downing Street’te bir görev için kendisine teklif yapıldığına dair haberler hakkında konuşan O’Neill, “Bu haberi ilk kim yaydıysa, hepsi tam bir saçmalık. Bir teklifi kabul edip etmeyeceğimden emin değilim. Duruma bağlı. Vazgeçmem gereken çok şey var,” dedi.

O’Neill, Burnham’ın, onun siyasi ve iktisadi felsefesi olan “Manchesterizm”in yeterince tanımlanmamış olduğundan şikayet eden eleştirmenlere karşı koyabileceğinden de umutlu:

“Andy’nin ilk birkaç haftası çok heyecan verici olacak bence. Görelim. Ekibine sık sık söylediğim gibi, bir kez elini kaldırdıysan, bunu yapmak istemelisin.”

O’Neill, Burnham’ın “çok iyi bir sezgisi” olduğunu da ekledi ve “Sokakları çok iyi biliyor. Whitehall ve Westminster’daki insanlar genellikle kendi küçük dünyalarında yaşıyorlar. Andy ise sokaklarla başa çıkabiliyor ve bu başlı başına gerçekten önemli,” dedi.

Çin: Britanya ile ilişkilerimiz normale dönüyor

Ekonomi ve ticaret alanındaki uzmanlıkları bir araya getirmeyi amaçlayan yeni BRICS+ Thinking platformunun kurucusu O’Neill, Birleşik Krallık ile gelişmekte olan ekonomiler arasında daha fazla işbirliği çağrısında bulunarak, Birleşik Krallık’ın “ülkenin Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı aldığı on yıl boyunca bu ülkeleri dinlemekte başarısız olduğunu” iddia etti.

O’Neill, uygun koşullar altında AB’ye yeniden katılımı destekleyeceğini açıkladı:

“Evet, [yeniden üyeliği] desteklerim, fakat bu ülkedeki bazı liderlerin nihayet uyanıp, son 30-40 yıldır refahtan pay alamamalarını bir şeye yüklemek isteyen pek çok insanı etkileyen daha derin sorunlar konusunda ciddi adımlar atmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.”

Öte yandan O’Neill, AB ile yakınlaşma için de “koşulların uygun olması gerektiğini” vurguladı.

Starmer hükümeti, AB ile bağları güçlendirmek için büyük çaba harcadı. O’Neill kendi tutumunu “ılımlı bir AB’de kalma yanlısı” olarak tanımladı ve şöyle savundu:

“İktisadi açıdan ayrılmanın çılgın bir karar olduğunu düşünüyordum, fakat böyle bir kararın yarattığı şokun hem önemli iç meselelerde bizi uyandırabileceğini hem de Birleşik Krallık’ın gerçekten cesurca bir yol izleyerek… gerçekçi bir tutum sergileyebileceğini düşünüyordum.”

MI6 şefi Metreweli, Çin ile Rusya arasında ayrım yapmayı öneriyor

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English