Amerika
ABD İç Güvenlik Bakanlığı’ndan seçmen listelerinde yabancı seçmen iddiası

ABD İç Güvenlik Bakanlığı, California dahil dört eyaletteki seçmen listelerinde binlerce yabancı uyruklunun yer aldığının tespit edildiğini öne sürdü. Politico’nun incelediği basın açıklaması taslağına dayanan iddiada yabancı uyrukluların fiilen oy kullandığına dair bir kanıt sunulmadı.
ABD İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin, ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim güvenliğine odaklanacağı ulusa sesleniş konuşması öncesinde, California ve diğer üç eyaletteki seçmen listelerinde binlerce yabancı uyruklunun yer aldığını iddia etti.
Politico’nun incelediği bir basın açıklaması taslağına göre İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), yürüttüğü ön incelemede New Jersey, Nevada ve Pennsylvania’da on binlerce, California’da ise yaklaşık 200 bin yabancı uyruklu kişinin seçmen listelerinde yer aldığını öne sürdü.
Taslak metinde, bu kişilerin fiilen oy kullandığına dair herhangi bir kanıta yer verilmezken bakanlığın bu verilere nasıl ulaştığı da açıklanmadı.
Seçmen kayıtlarının bir kısmı kamuya açık olsa da Trump yönetimindeki Adalet Bakanlığı, bu tür verileri elde etmek için 24’ten fazla eyalete dava açtı. Şimdiye kadar bu davalarda karar veren 15 yargıcın tamamı, talepleri çok geniş kapsamlı ve net bir amaçtan yoksun bularak reddetti.
California Valisi Gavin Newsom’ın ofisi, konu hakkındaki sorulara yanıt olarak, Newsom’ın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamaya işaret etti. Newsom, Trump’ın seçimler hakkında defalarca asılsız iddialarda bulunduğunu vurguladı.
Newsom, X hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:
“California yasaları nettir: Eyalet seçimlerinde ve federal seçimlerde oy kullanabilmek için ABD vatandaşı olmanız şarttır. Seçim usulsüzlüğü son derece nadir görülür ve neredeyse her zaman ABD vatandaşları tarafından gerçekleştirilir.”
Demokratlar ve eyalet seçim yetkilileri, Trump’ın bu konuşmayı 2020 seçimlerinin çalındığı yönündeki asılsız iddialarını yinelemek için kullanabileceği ihtimaline karşı hazırlık yapıyor.
Beyaz Saray’ın, ABD seçim altyapısındaki açıklıklar ve Çin’in 2020 seçimlerindeki nüfuz çabalarına ilişkin istihbarat bilgilerinin gizliliğini kaldırmayı değerlendirdiği de belirtiliyor.
Dört eyaletteki veriler tartışma yarattı
Basın açıklaması taslağında yer alan verilere göre, dört eyaletin kayıtları üzerinde yapılan incelemelerde California’da 190 bin 832, New Jersey’de 35 bin 152, Nevada’da 15 bin 903 ve Pennsylvania’da 14 bin 576 yabancı uyruklu seçmen kaydı saptandı.
Ancak metinde, bu kişilerin oy kullandığına dair bir kanıt sunulmadığı gibi, önceki incelemelerden çok daha yüksek çıkan bu sayılara nasıl ulaşıldığı da belirtilmedi.
Bir federal yargıç, kısa süre önce federal hükümetin kurduğu vatandaşlık veri tabanının birçok vakada ABD vatandaşlarını hatalı şekilde oy hakkı olmayan kişiler olarak sınıflandırdığına hükmetti.
Taslak metinde, Bakan Mullin’ın bu dört eyalete göndermeyi planladığı mektuplara da değinildi. Mektuplarda, eyaletlerin en üst düzey seçim yetkililerinden iki hafta içinde yanıt vermeleri ve “serbest, adil ve doğru seçimlerin güvence altına alınması amacıyla DHS ile işbirliği yapma niyetlerini teyit etmeleri” talep ediliyor.
Nevada, New Jersey ve Pennsylvania eyaletlerinin en üst düzey seçim yetkilileri olan eyalet sekreterlerinin sözcüleri, konuya ilişkin açıklama taleplerine henüz yanıt vermedi.
California Eyalet Sekreterliği Sözcüsü Dedee Verdin ise ofisin, Adalet Bakanlığının eyalet genelindeki seçmen kayıtlarını talep etmesine karşı hukuki mücadele yürüttüğünü ve hiçbir veriyi teslim etmediğini bildirdi.
Eyaletin en büyük bölgesi olan Los Angeles County yetkilileri de eyalete herhangi bir veri aktarmadıklarını açıkladı.
Birçok seçim yasasının yazarı olan California Meclis Üyesi Demokrat Marc Berman, yaptığı açıklamada, İç Güvenlik Bakanlığının Trump’ın 2020 seçim yenilgisine ilişkin asılsız komplo teorilerine odaklanması gerektiğini belirtti.
Berman açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bakan Mullin Amerika’daki seçim usulsüzlüklerini araştırmak istiyorsa işe kendi patronundan başlamasını öneririm. Seçim görevlilerinden binlerce hayali oy üretmesini talep ederken yakalanan tek kişi, Georgia Eyalet Sekreteri’ne 2020 başkanlık seçimini çalabilmek için ’11 bin 780 oy bulmasını’ rica eden Başkan Donald J. Trump’tır.”
Yasalar ne söylüyor?
ABD’de yabancı uyrukluların seçimlerde oy kullanması yasalara aykırı olup bu tür vakalara son derece nadir rastlanıyor.
Eyalet seçmen listelerinde yabancı olduğundan şüphelenilen birçok kişinin daha sonra yapılan incelemelerde hatalı eşleşme kurbanı olduğu anlaşıldı.
DHS’nin ön bulguları ve eyaletlere yönelik adımları, Trump’ın seçimler üzerinde federal kontrolü artırma çabalarının yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor.
Trump, son haftalarda Kongre’deki Cumhuriyetçilere, seçmenlerin sandık başında fotoğraflı kimlik ve vatandaşlık belgesi sunmasını zorunlu kılan SAVE Yasası’nı geçirmeleri için baskı uyguluyor.
Senato’daki Cumhuriyetçiler ise posta yoluyla oy kullanmayı zorlaştıracak bu tasarının yasalaşması için yeterli oy desteğine sahip olmadığını belirtiyor.
Geçen hafta Trump, seçimlerin yönetimine ilişkin en iyi uygulamaları derleyen, oy makinelerinin güvenliğini onaylayan ve eyaletlere federal seçim güvenliği fonu dağıtan bağımsız federal kurum Seçim Yardım Komisyonunun tüm yönetim kadrosunu görevden aldı.
Trump’ın kendi istihbarat topluluğu tarafından hazırlanan ve gizliliği kaldırılan bir raporda, hiçbir yabancı gücün 2020 seçimlerinde oyları değiştirmediği veya değiştirmeye teşebbüs etmediği sonucuna varılmıştı.
Raporda ayrıca, Çin’in o yıl seçmen algısını etkilemeye yönelik girişimleri “değerlendirdiği ancak uygulamaya koymadığı” yüksek güven derecesiyle ifade edilmiş, buna karşın Pekin’in Trump karşıtı bir nüfuz kampanyası yürütüp yürütmediği konusunda kurum içinde bazı görüş ayrılıkları olduğu kaydedilmişti.
Amerika
Trump iddialarını yineleyerek yeni seçim yasasını talep etti

ABD Başkanı Donald Trump, ülke genelinde seçim güvenliğinin savunulamaz durumda olduğunu iddia ettiği ulusa sesleniş konuşmasında, tartışmalı Save America Act yasasının geçmesi için Kongre’ye yüklendi. 2020 yılındaki seçim yenilgisini kabul etmeyen Trump’ın açıkladığı yeni gizli belgelerin somut bir kanıt sunmadığı belirtilirken, büyük televizyon kanalları konuşmayı canlı yayınlamadı.
ABD Başkanı Donald Trump, perşembe akşamı gerçekleştirdiği ulusa sesleniş konuşmasında, ülkedeki seçim güvenliği sisteminin savunulamaz bir halde olduğunu ileri sürdü.
Bu hitabıyla Trump, desteklediği tartışmalı yasal düzenlemenin yasalaşması için kamuoyu desteği sağlamayı ve 2020 başkanlık seçimlerine yönelik hile iddialarını daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefledi.
Resmi verilere göre Trump, söz konusu seçimi eski Başkan Joe Biden’a karşı yaklaşık 7 milyon oy farkıyla ve Seçiciler Kurulu’nda 232’ye karşı 306 oyla kaybetmişti.
Başkan Trump konuşmasında ekonomi, göçmenlik ve suç oranları gibi farklı başlıklar hakkında da açıklamalarda bulunsa da hitabının merkezinde seçim güvenliği yer aldı.
Açıklanan belgelerde somut bir kanıt ortaya konulamadı
Konuşma öncesinde yaratılan büyük beklentiye rağmen, hitap sırasında tek başına gidişatı değiştirebilecek nitelikte somut bir bulgu paylaşılmadı.
Trump, kendine has dağınık üslubuyla gerçekleştirdiği konuşmasında, kamuoyuna sunulan yeni belge paketlerinin önemine vurgu yaptı.
Trump, bu belgelerin “hiç kimsenin savunamayacağı kadar bozuk ve savunmasız bir seçim sistemini gözler önüne serdiğini” ileri sürdü.
Trump’ın iddiaları genel olarak seçmen verilerinin Çin tarafından ele geçirilmesi, ABD’li siyaset ve güvenlik bürokrasisinin Çin müdahalesini gizlemeye yönelik planlar yaptığı suçlaması ve Amerikan halkına seçim güvenliği konusunda asılsız bir güven hissi verilmeye çalışıldığı savı üzerinde yoğunlaştı.
Ancak bağımsız kaynakların belgeleri incelemeye başlamasıyla birlikte, bu verilerin ne kadar yeni veya ikna edici olduğu konusunda soru işaretleri ortaya çıktı.
New York Times yazarı Maggie Haberman, Trump’ın zaman zaman gerçek dışı iddialarda bulunduğunu belirterek, belgelerin ulaştığı sonuçların çok daha ihtiyatlı ve sınırlı olduğunu aktardı.
CNN tarafından yayınlanan analizde ise belgelerin gizliliğinin yeni kaldırılmış olmasına rağmen, içerikte anlatılan güvenlik açıklarının yıllardır bilindiği ve seçim yetkililerinin bu açıkları kapatmak için zaten çalışmalar yürüttüğü kaydedildi. Associated Press de konuşmanın oylarla oynandığına ya da seçim sonuçlarının değiştirildiğine dair hiçbir kanıt sunmadığını bildirdi.
Büyük televizyon kanalları konuşmayı canlı yayınlamadı
Trump’ın konuşması, Amerikan televizyon kanalları açısından bir yayıncılık krizine yol açtı.
Büyük yayın kuruluşlarının, ABD başkanlarının ulusa sesleniş taleplerine yayın akışlarında yer ayırması yerleşik bir gelenek olsa da bu durum, başkanın gerçekten önemli bir açıklama yapacağı, konuşmasını kısa tutacağı ve taraflı bir siyasi propaganda yapmayacağı varsayımına dayanıyor.
Trump söz konusu olduğunda bu kriterlerin hiçbirinin garanti edilememesi ve olası hakaret içerikli ifadelerin hukuki risk yaratması kanalları temkinli olmaya itti. NBC ve ABC kanalları konuşmayı televizyondan canlı yayınlamazken, yayını yalnızca dijital platformları üzerinden izleyicilere ulaştırdı.
CNN ve MS NOW gibi kablolu kanallar ise konuşmayı doğrudan ve kesintisiz aktarmak yerine, sunucu ve yorumcuların analizleriyle destekleyerek vermeyi tercih etti.
Kanalların bu yayın kararı Trump’ın tepkisini çekti. Trump, bu kararın arkasında kötü niyetli siyasi motivasyonlar olduğunu öne sürerek şu ifadeleri kullandı:
“Bu konudan hoşlanmıyorlar çünkü sistemimizin ne kadar yozlaşmış olduğunu biliyorlar ve bunu ifşa etmek istemiyorlar. Onlar ve medyadaki diğer ortakları bu komplonun bir parçasıdır.”
Demokratlar iddialara tepki gösterirken siyasi durumdan memnun
Demokrat Parti cephesinde Trump’ın açıklamalarına yönelik iki farklı yaklaşım öne çıktı.
Bir yandan çok sayıda Demokrat siyasetçi, bu iddiaların halkın seçim sistemine olan güvenini sarsmasından ve Beyaz Saray’ın gelecekteki olası tek taraflı adımlarına zemin hazırlamasından duydukları endişeyi dile getirdi.
Senatör Mark Warner, konuşmanın hemen ardından yaptığı açıklamada, Trump’ın Amerikan halkının sistemine olan güvenini sarsmayı amaçlayan bir dizi asılsız iddia ve suçlamada bulunmasından utanç duyduğunu belirtti.
Warner, bu durumun normal bir siyasi tartışma olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak, konunun hafife alınmasının büyük bir risk oluşturacağını kaydetti.
Diğer yandan Demokrat stratejistler, seçmenlerin ekonomi ve yaşam maliyeti gibi somut sorunlarla ilgilendiği bir dönemde Trump’ın enerjisini geçmişe yönelik şikayetlere harcamasını siyasi bir fırsat olarak değerlendirdi.
Eski Obama danışmanı Dan Pfeiffer, kanalların yayını kesme kararını anladığını belirtirken, siyasi açıdan bu konuşmanın özellikle kararsız bölgelerdeki her seçmenin evinde izlenmesini tercih edeceğini ifade etti.
Trump tartışmalı Save America Act yasasının geçmesini istedi
ABD Başkanı konuşmasında, Cumhuriyetçi kongre üyelerine seslenerek Save America Act adlı yasa tasarısını kabul etmeleri yönündeki çağrısını yineledi.
Trump tarafından seçim sistemindeki açıkları kapatacak bir reform olarak sunulan bu tasarı, muhalifleri tarafından seçmen haklarını kısıtlamaya yönelik bir girişim ve yürütmenin yetkilerini artırma çabası olarak nitelendiriliyor.
Trump, konuya ilişkin olarak, “Bu seçim güvenliği krizi karşısında Kongre, Save America Act yasasını derhal geçirmelidir. Hile yapmak istemiyorsanız bunu kabul etmek son derece kolaydır” açıklamasında bulundu.
Ancak Trump’ın uyguladığı bu siyasi baskı, tasarının Senato’dan geçmesini sağlamaya yetmedi.
Açıklamalar, Trump yönetiminin seçim güvenliği konusunu gündemde tutmaya devam edeceğini gösteriyor. Trump, cuma günü İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin’in, elektronik seçim sistemlerindeki siber güvenlik açıkları hakkında kapsamlı bir bilgilendirme toplantısı düzenleyeceğini duyurdu.
Trump’a muhalif olan çevreler ise bu adımları, geçmişte kaybedilen ya da gelecekte kaybedilebilecek seçimlerin meşruiyetini şimdiden gölgeleme çabası olarak yorumluyor.
Amerika
ABD Temsilciler Meclisi yarışında Demokratlardan rekor bağış

ABD Temsilciler Meclisi seçimleri öncesinde rekabetin yoğun olduğu kritik bölgelerdeki Demokrat aday adayları, yılın ikinci çeyreğinde Cumhuriyetçi rakiplerini geride bırakarak yüksek miktarda bağış topladı. Federal Seçim Komisyonuna sunulan resmi veriler, en çok bağış toplayan 10 adaydan 7’sinin Cumhuriyetçi rakiplerinden daha fazla finansal kaynak sağlayan Demokratlardan oluştuğunu gösteriyor.
ABD Temsilciler Meclisi seçimleri için yarışan Demokrat aday adayları, ikinci çeyrekte yüksek miktarda bağış toplayarak kritik seçim bölgelerinde Cumhuriyetçi Partinin elinde tuttuğu finansal üstünlüğü önemli ölçüde azalttı.
Federal Seçim Komisyonuna sunulan resmi bildirimlerin incelenmesiyle, rekabetin en yoğun yaşandığı seçim bölgelerinde en çok bağış toplayan 10 adaydan 7’sinin Demokrat aday adayları olduğu tespit edildi.
Bu adayların tamamı, nisan ve haziran ayları arasındaki dönemde karşı karşıya geldikleri Cumhuriyetçi rakiplerinden daha yüksek bağış miktarlarına ulaştı.
Iowa eyaletinin 3. seçim bölgesinde yarışan Demokrat eyalet senatörü Sarah Trone Garriott, bu dönemde 2,2 milyon dolar bağış toplarken, görevdeki Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Zach Nunn 968 bin dolarda kaldı.
Pennsylvania eyaletinin 8. bölgesinde ise Scranton Belediye Başkanı Demokrat Paige Cognetti 2 milyon doların üzerinde bağış sağlarken, ilk dönemini geçiren Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Rob Bresnahan 1 milyon doları biraz aşan bir miktarda kaldı.
Cognetti ve Trone Garriott, elde ettikleri bu kaynaklarla nakit rezervi konusunda da Cumhuriyetçi rakiplerini geride bırakmayı başardı. Rekabetin yüksek olduğu Temsilciler Meclisi yarışlarında en çok bağış toplayan ilk 10 adayın 9’unu, ilk 50 adayın ise 30’unu Demokratlar oluşturdu.
Demokratların bu finansal performansı, kasım ayındaki seçimlerde Temsilciler Meclisinin kontrolünü ele geçirme hedefi doğrultusunda güçlü bir siyasi ivme yakaladıklarına işaret ediyor.
Seçmenlerin, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün ardından ekonomi konusundaki endişelerini dile getirmesi Demokratların bu yöndeki çabalarını destekliyor.
Ulusal anketler de Demokratların Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kazanma şansının yüksek olduğunu gösteriyor.
Cumhuriyetçilerin finansal avantajı sürüyor
Seçim sürecinin erken aşamalarında sağladıkları avantaj nedeniyle birçok Cumhuriyetçi adayın elinde halen yüklü miktarda nakit rezervi yer alıyor.
Hassas konumdaki 13 Cumhuriyetçi milletvekili ikinci çeyrekte en az 1 milyon dolar bağış toplarken, aynı durumdaki Demokrat milletvekillerinden sadece 8’i bu barajı aşabildi.
Buna karşın, açık koltuklar için yarışan Demokrat adaylar Cumhuriyetçi rakiplerinden daha yüksek performans gösterdi.
Görevdeki milletvekillerine rakip olan veya açık koltuklar için yarışan 17 Demokrat aday en az 1 milyon dolar bağış toplarken, Cumhuriyetçilerde bu sayı sadece 4’te kaldı. En düşük bağış toplayan 10 adayın 9’unun Cumhuriyetçi partiye mensup olması dikkati çekti.
Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Cory Mills, ikinci çeyrekte 60 bin doların altında kalarak kritik bölgelerdeki görevdeki milletvekilleri arasında en düşük bağışı toplayan isim oldu.
Hakkında Temsilciler Meclisi nezdinde etik soruşturması yürütülen Mills, Cumhuriyetçi parti içi rakibi Ryan Elijah’ın topladığı 300 bin doların ve Demokrat rakibi Bale Dalton’ın ulaştığı 500 bin doların gerisinde kaldı. Florida eyaletindeki ön seçimlerin 18 Ağustos tarihinde yapılması planlanıyor.
Komiteler ve Süper PAC düzeyindeki denge
Cumhuriyetçi Parti, ABD Anayasa Mahkemesinin kampanya finansmanı kısıtlamalarını gevşeten kararı sonrasında komiteler düzeyinde genel olarak daha büyük bir finansal üstünlüğe sahip durumda.
Ulusal Cumhuriyetçi Kongre Komitesi, mayıs ayı sonu itibarıyla Demokrat Kongre Kampanya Komitesinin yaklaşık 9 milyon dolar önünde yer aldı.
Cumhuriyetçi Ulusal Komite (RNC) ise kasasındaki 125 milyon dolar nakitle, 14,8 milyon dolar nakde karşılık 18,3 milyon dolar borcu olan Demokrat Ulusal Komiteye karşı net bir üstünlük taşıyor.
Cumhuriyetçiler, “Süper PAC” olarak adlandırılan siyasi eylem komitelerinde de finansal gücü elinde tutuyor.
Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’a yakınlığıyla bilinen Kongre Liderlik Fonu haziran sonu itibarıyla kasasında yaklaşık 142 milyon dolar bulunduruyor.
Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ile bağlantılı Temsilciler Meclisi Çoğunluk PAC’inin kasasındaki miktar ise 31 Mayıs itibarıyla 66,7 milyon dolar seviyesinde seyrediyor.
Amerika
Trump’ın desteklediği aday skandallardan skandallara koşuyor

ABD’nin Arizona eyaletinde Temsilciler Meclisi üyeliği için yarışan eski Şerif Mark Lamb, hakkındaki cinsel içerikli mesaj iddialarının ardından zorlu bir ön seçim süreciyle karşı karşıya kaldı. Kendi kampanyasını finanse eden Cumhuriyetçi rakibi Daniel Keenan, iddiaları gündemde tutarak Lamb’in adaylığına meydan okurken yarış, Trump desteğinin skandalların gölgesinde ne derece belirleyici olacağını test ediyor.
ABD’de Cumhuriyetçi Partinin kalesi niteliğindeki Arizona 5. Bölge Temsilciler Meclisi ön seçiminde, eski Şerif Mark Lamb ile kendi kampanyasını finanse eden iş insanı Daniel Keenan arasındaki yarış giderek kızışıyor.
Kampanyasına kendi bütçesinden 1,6 milyon dolardan fazla kaynak aktaran Keenan, rakibi Lamb hakkındaki cinsel skandal iddialarını gündeme taşıyarak eski şerifin seçilmeye uygun olmadığını savunuyor.
Bu yarış, Cumhuriyetçi seçmenlerin cinsel içerikli suçlamalara ne kadar önem verdiğini ya da eski Başkan Donald Trump’ın desteğinin bir adayı tek başına zafere ulaştırmaya yetip yetmeyeceğini gösterecek.
Arizona Republic gazetesinin dosya haberinde, Lamb’in uzun yıllara yayılan bir süreçte cinsel içerikli fotoğraflar gönderdiği, kendisi, eşi ve üçüncü şahıslar arasında yakınlaşmalar organize ettiği öne sürüldü.
Olayın taraflarından Jillian Stannard, Lamb’in kendi eşi de dahil olmak üzere başka kadınlarla cinsel ilişkiye girmesi için kendi kocasına teşvikte bulunduğunu iddia etti.
Hem kendisinin hem de Lamb’in üyesi olduğu İsa Mesih’in Son Zaman Azizler Kilisesi liderlerine endişelerini ilettiğinde, Lamb’in kendisini “bunun sonuçları olacağını” söyleyerek tehdit ettiğini de öne süren Stannard, iddialarının arkasında durduğunu belirtti.
Gazetenin ulaştığı mesaj ekran görüntüleri, Lamb’in o dönem görevde olan bir bölge şerifi olarak, bir başka kadın olan Tammy Peacock’ı Arizona’nın “intikam porsu” yasalarını aleyhine kullanmakla tehdit ettiğine işaret ediyor. Peacock 2021 yılında hayatını kaybetti.
Lamb’in sözcüsü Ed Morabito ise konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu iddialar tamamen asılsızdır ve güvenilirliğini çoktan yitirmiş siyasi rakipler tarafından ortaya atılmaktadır” dedi.
Lamb’in eşi Janel Lamb da sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, yürütülen karalama kampanyasının kendilerini inandıkları yoldan döndüremeyeceğini ifade etti.
Buna karşın Daniel Keenan, düzenlediği kampanyalarda iddiaları sert bir dille eleştirerek şu ifadeleri kullandı:
“Sürekli ‘Tanrı, aile, özgürlük’ diyen bir adamın, kendisinin ve eşinin çıplak fotoğraflarını göndermesi, arkadaşlarını ve çalışanlarını eşiyle ilişkiye girmeye teşvik etmesi kabul edilemez. Bu ‘Tanrı, aile, özgürlük’ ilkesiyle bağdaşmaz; bu durum ahlaki bir çöküşün göstergesidir.”
Trump desteği ve skandalların gölgesinde kalan yarış
Cumhuriyetçi seçmenlerin Trump tarafından desteklenen ancak adı skandallara karışmış adayları tercih etme eğilimi daha önce de görüldü.
Teksas’ta seçmenler, benzer iddialarla karşı karşıya olan eyalet Başsavcısı Ken Paxton’ı tekrar aday göstermişti.
Eski Kongre Üyesi Matt Salmon, Cumhuriyetçi tabanda Trump’ın desteğinin çok güçlü olduğunu belirterek seçmenin Trump’ın işaret ettiği adayın karşısında durmak istemeyeceğini kaydetti.
Lamb’in sözcüsü Morabito, Keenan’ın milyonlarca doları Demokrat rakipleri yerine bir Cumhuriyetçiye saldırmak için harcadığını ve halk nezdindeki tanınırlığının yüzde 30’un altında olduğunu belirterek ciddiye alınacak bir aktör olmadığını savundu.
Ancak Keenan’ın televizyon reklamlarına harcadığı 1,8 milyon dolar ve düzenlediği halk toplantıları sonuç veriyor gibi görünüyor.
Keenan’ın paylaştığı şirket içi anket verilerine göre, haziran sonunda geride olan Keenan, şu anda Lamb karşısında yüzde 42’ye karşı yüzde 40 ile az farkla öne geçmiş durumda.
Lamb ayrıca seçim bölgesi dışında, Tennessee’deki bir çiftlikte çok fazla vakit geçirdiği gerekçesiyle de eleştiriliyor. Keenan, rakibini 2020 başkanlık seçim sonuçlarına ilişkin tutumu üzerinden de hedef alarak, “Lamb, seçimlerde hile olmadığını savunarak Demokratlar lehine ifade verdi ve Başkan Trump’ın kaybettiğini söyledi. Bu durum onun bu bölgeyi temsil etmesini imkansız kılıyor” dedi.
Kilise topluluğunda yaşanan yankılar
İddialar, dindar Mormon nüfusunun yoğun olduğu ve gayriresmi olarak “Mormon bölgesi” olarak bilinen Gilbert, Queen Creek ve Mesa bölgelerinde büyük yankı uyandırdı.
Bölgedeki bazı muhafazakar seçmenler, ortaya çıkan iddiaların ve görsellerin dini değerlerle uyuşmadığını belirterek tepki gösterdi. Mayıs ayı sonunda bazı muhafazakar siyasetçiler Lamb’i yarıştan çekilmeye zorlasa da Lamb ve destekçilerinin geri adım atmaması üzerine bu girişim sonuçsuz kaldı.
Lamb hakkında yürütülen resmi soruşturmada ise herhangi bir suç unsuruna rastlanmadı. Pinal Bölge Savcılığı adli bir suç tespit edilmediğini açıklarken, önceki savcılığın iddiaları yeterince araştırmadığı sonucuna vardı.
Öte yandan, Trump’ın sosyal medya üzerinden Lamb’e yönelik desteğini yinelemesi ve Kongre’deki nüfuzlu Cumhuriyetçilerin Lamb lehine bağış çağrıları yapması, eski şerifin arkasındaki desteğin sürdüğünü gösteriyor.
Seçim takviminin yaz ortasına denk gelmesi ve katılım oranının düşük olması beklenirken, bu durumun adayların şansını nasıl etkileyeceği henüz netlik kazanmadı.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya1 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Dünya Basını2 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Diplomasi1 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti










