Bizi Takip Edin

Amerika

Bazı Kongre üyeleri Suudi nükleer anlaşmasından rahatsız

Yayınlanma

Her iki partiden bazı Kongre üyeleri, Suudi Arabistan ile yeni imzalanan ABD nükleer anlaşmasının Orta Doğu’da bir silahlanma yarışını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.

Anlaşma, İran ile savaş başlamadan önce başlayan bir sürecin sonucu olsa da, Suudi Arabistan’ı eleştiren Senato Dış İlişkiler Komitesi üyesi Demokrat Senatör Chris Murphy, anlaşmanın şu anda duyurulmasının çatışmalar üzerinde anında bir etki yaratacağını savundu.

Murphy, “Riyad’da olan her şeyin Tahran’da bir yankısı olur. ABD’nin Suudi Arabistan’a bu anlaşmayı vermekte isteksiz olmasının nedenlerinden biri, bunun İran’ı nükleer silaha bir adım daha yaklaştıracağını bilmemizdi ve bu durum bugün de geçerli,” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör John Kennedy ise, Suudi Arabistan’ın gelecekte nükleer zenginleştirme yapma olasılığının bile bölgedeki ve ötesindeki dengeyi hızla değiştirebileceğini belirtti.

Kennedy, “Orta Doğu, Japonya ve Güney Kore’de nükleer silahların yayılmasından endişe duyuyorum,” dedi.

Trump yönetimi Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmaya halihazırda taahhüt vermiş durumda olduğundan, anlaşmayı reddetme yetkisi artık Kongre’ye geçiyor.

ABD’den Suudilere nükleer silah vizesi

Fakat anlaşmayı engellemek zorlu bir mücadele olacak, zira üyelerin her iki mecliste de veto edilemeyecek üçte iki çoğunluğa ulaşması gerekecek.

Çarşamba günü açıklanan 30 yıllık anlaşma, özel Amerikan nükleer şirketlerinin Suudi pazarına ihracat yapmasına izin veriyor ve Amerikan güvenlik önlemleri için bir çerçeve oluşturuyor.

Anlaşma, Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştireceğini garanti etmese de ve bu tür faaliyetlerin gerçekleşmesi muhtemelen en az on yıl sürse de, Kongre üyeleri bu ilk taahhüdün bile domino etkisi yaratabileceğini savunuyor.

Senato Dış İlişkiler Komitesi üyesi Cumhuriyetçi Senatör John Barrasso, bu durumun ABD’nin İran’ı uranyum zenginleştirmeyi tamamen durdurmaya ikna etme çabalarını daha da zorlaştırabileceğinden endişe duyduğunu dile getirdi.

Barrasso, “Bunun yol açabileceği sonuçlar nedeniyle Orta Doğu’daki nükleer silahların yayılmasından büyük endişe duyuyorum,” dedi.

ABD ve Suudi Arabistan, yaklaşık yirmi yıldır ABD’nin Riyad’ın sivil nükleer programının geliştirilmesine yardımcı olacağı bir anlaşma üzerinde görüşüyorlar.

Konuya yakın iki kaynağa göre, hem Biden hem de Trump yönetimleri başlangıçta bu teklifi Suudi Arabistan’ı İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye ikna etmek için bir teşvik olarak sunmuştu.

Fakat 7 Ekim 2023’te İsrail’e yönelik saldırıların ardından normalleşmenin daha karmaşık hale geldiği netleşince Trump yönetimi iki konuyu birbirinden ayırmaya karar verdi.

Çarşamba günü Filipinler’de seyahat ederken anlaşma hakkında soru sorulan Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bu düzenlemenin nükleer teknolojinin yayılmasına yol açacağına dair endişeleri kabul etmedi.

Rubio, “ABD, nükleer silahların yayılması riskine yol açacak hiçbir ülkeyle herhangi bir anlaşmaya varmayacak,” dedi.

Enerji Bakanı Chris Wright, anlaşmayı duyuran açıklamada, “İçiniz rahat olsun, bu anlaşmalar nükleer güvenlik ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda en yüksek standartları koruyor,” demişti.

Suudi Arabistan ise yaptığı açıklamada, anlaşmanın “nükleer enerjinin barışçıl kullanımında… nükleer güvenlik, nükleer emniyet ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda en yüksek uluslararası standartlara uygun olarak” işbirliğini güçlendirmeyi amaçladığını belirtmişti.

ABD, on yıllardır yeni nükleer işbirliği ortaklarının kendi ülkelerinde zenginleştirme yapmasına izin vermekten kaçınmış ve bunun yerine, en belirgin örneği 2009’da Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan anlaşmada olduğu gibi, “altın standart” olarak adlandırılan zenginleştirme yapmama taahhüdünde ısrar etmişti.

Washington’daki endişe, Suudi Arabistan’ın “Ek Protokol” olarak bilinen belgeyi imzalamayı reddetmesine de odaklanıyor.

Bu protokol, BM’nin nükleer denetim kurumu ile yapılan ve denetçilere sadece beyan edilen tesislerin ötesinde, gizli nükleer faaliyetleri tespit etmek için daha geniş erişim hakkı verecek bir düzenleme.

Bu durum ve Suudi Arabistan’ın potansiyel zenginleştirme kabiliyeti, anlaşmayı 2009 BAE anlaşmasıyla belirlenen “altın standart”ın çok gerisinde bırakıyor.

Söz konusu anlaşmada Abu Dabi bu tür denetimleri kabul etmiş ve kendi ülkesinde uranyum zenginleştirme ya da plütonyum yeniden işleme hakkından vazgeçmişti.

Eleştirmenler, her iki taahhüdün de göz ardı edilmesinin, ABD’nin nükleer silahların yayılmasını önlemek için on yıllardır kullandığı şablondan sapma anlamına geldiğini söylüyor.

ABD çarşamba günü, Suudi Arabistan ile ikili bir güvenlik önlemleri anlaşmasına vardığını açıkladı fakat herhangi bir ayrıntı vermedi.

Senatör Ron Johnson (Wisconsin, Cumhuriyetçi), yönetimin geçmişteki nükleer işbirliği anlaşmalarından farklı olarak Riyad’ın uranyum zenginleştirmesine izin verebilecek bir anlaşmaya varmış olmasına şaşırdığını belirtti.

Johnson, “Beni endişelendiren şey, İran’ın veya Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirme potansiyeli. Fakat bunun tamamen kontrol altında tutulabileceğini de öngörebiliyorum,” dedi.

İlk Trump yönetimi döneminde üst düzey bir yetkili olarak ABD’nin Riyad’a nükleer teknoloji satıp satamayacağını araştıran Victoria Coates, anlaşmanın bir risk oluşturduğunu, “fakat bu riskin hafifletilebileceğini” söyledi.

Şu anda muhafazakâr Heritage Vakfı düşünce kuruluşunda görev yapan Coates, “Durumu yakından takip ettiğimiz ve net bir şekilde görebildiğimiz sürece, bence bu alınmaya değer bir risk,” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Mike Rounds, anlaşmanın buna ne ölçüde izin vereceğine bağlı olarak Suudi Arabistan’ın kendi ülkesinde zenginleştirme yapmasına izin verilmesinden rahatsızlık duymayacağını belirtti:

“Bu, uranyumu ne kadar zenginleştirdiklerine bağlı. Eğer yüzde 60 veya daha azsa, bu [sivil amaçlar] için ihtiyaç duyulan miktarın çok üzerindedir. Fakat eğer sadece nükleer santrallerde kullanılabilecek düzeye kadar zenginleştirilmesinden bahsediliyorsa, bununla bir sorunum yok. Birinin bunu yapması gerekiyor ve bunu başkası değil de biz yapmamız daha iyi olur.”

Anlaşma kapsamında, ABD ve Suudi Arabistan, ülkede uranyum zenginleştirilmesinin fizibilitesini ortaklaşa inceleyecek.

Anlaşmaya yakın iki kaynağa göre, eğer bunu kabul edilebilir bulurlarsa, herhangi bir zenginleştirme işlemi, hassas teknolojinin Suudi Arabistan’a aktarılmasını önlemek amacıyla tasarlanmış, “kara kutu” düzenlemesi kapsamında gerçekleştirilecek.

Suudi Arabistan uzun süredir kendi sivil nükleer programını kurmaya çalışıyor. Bazı analistler, Riyad’ın Moskova veya Pekin yerine ABD ile işbirliği yapmasının daha iyi olacağını söylüyor.

Atlantic Council’da görev yapan eski bir istihbarat yetkilisi olan Jonathan Panikoff, “ABD ile anlaşma yapılmamış olsaydı, Riyad’ın neredeyse kesin olarak Çin veya Rusya’ya yöneleceği ve bu ülkelerin anlaşmalarında ABD anlaşmasındaki kısıtlamaların yer almayacağı muhtemeldi. Fakat bu, bu tür bir anlaşmada riskin sıfır olduğu anlamına gelmez,” dedi.

Amerika

ABD Temsilciler Meclisi’nde altı Demokrat savunma tasarısına destek verdi

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi, yaklaşık 1,15 trilyon dolarlık 2027 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nı altı Demokrat milletvekilinin Cumhuriyetçilere verdiği destekle kabul etti. Tasarı, asker maaşlarına zamdan savunma üretimine ve askeri konut yatırımlarına kadar geniş bir harcama paketi içerirken, İran politikası ve ABD-İsrail Savunma Teknolojisi İşbirliği Girişimi’ne ilişkin hükümler nedeniyle Demokratların büyük bölümünün itirazıyla karşılaştı.

ABD Temsilciler Meclisi, yaklaşık 1,15 trilyon dolarlık 2027 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası‘nı (NDAA) çarşamba günü 216’ya karşı 212 oyla kabul etti.

Tasarıya altı Demokrat milletvekili Cumhuriyetçilerle birlikte destek verirken, yedi Cumhuriyetçi ise tasarıya karşı oy kullandı.

Cumhuriyetçilerle aynı yönde oy kullanan Demokratlar Henry Cuellar (Teksas), Don Davis (Kuzey Carolina), Jared Golden (Maine), Vicente Gonzalez (Teksas), Adam Gray (Kaliforniya) ve Marie Gluesenkamp Perez (Washington) oldu.

Bu isimlerin tamamı, partilerinden farklı oy kullanmalarıyla tanınıyor ve çoğu kasım ayında salıncak bölgelerde yeniden seçime hazırlanıyor.

Bağımsız milletvekili Kevin Kiley de tasarıya destek verdi. Kiley, bu yılın başlarında Cumhuriyetçi Parti’den ayrılarak bağımsız kimliğe geçmişti.

Cuellar, oylamanın ardından yaptığı açıklamada, “Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’na, ulusal savunmamızı güçlendirirken askerlerimiz ve aileleri için maaş, barınma ve çocuk bakımını iyileştirmek amacıyla oy verdim. Bu oylama yasama sürecinin yalnızca bir adımı ve ulusal güvenliğimizi güçlendiren, ülkemize hizmet eden kadın ve erkeklere daha fazla kaynak sağlayan nihai partiler üstü uzlaşı için çalışmayı sürdüreceğim” dedi.

Silahlı Hizmetler Komisyonu üyesi Don Davis ise tasarıdaki çeşitli hükümlerin seçim bölgesindeki başlıca askeri tesisleri destekleyeceğini söyledi.

Davis, Seymour Johnson Hava Üssü ile Cherry Point Deniz Piyadeleri Hava İstasyonu’nun bu düzenlemelerden yararlanacağını belirtti.

Davis açıklamasında, “Askeri tesislerimize yatırım yaparak, Amerikan imalatını güçlendirerek ve ordumuzu modernize ederek bu yasa, askerlerimizin değişen küresel güvenlik sınamalarına hazır kalmasına katkı sağlıyor. Bu yatırımlar doğu Kuzey Carolina için fırsatlar yaratacak, askeri aileleri destekleyecek ve ülkemizin ortaya çıkan tehditlerle mücadele ederek Amerikan halkını koruma kabiliyetini güçlendirecek” ifadelerini kullandı.

Demokratların büyük bölümü ise tasarıya karşı çıktı. Muhalefetin gerekçeleri arasında İran’a yönelik savaşa karşı duruş ve tasarıdaki ABD-İsrail Savunma Teknolojisi İşbirliği Girişimi’ni kuracak hüküm yer aldı. İlgili madde ayrıca ABD Savaş Bakanı’na, girişimi denetlemek üzere Pentagon’da bir “icra sorumlusu” atama talimatı veriyor.

Cumhuriyetçi milletvekili Thomas Massie, hafta başında tasarıdaki 219. maddenin çıkarılması için sonuçsuz kalan girişime öncülük etmişti.

Massie, tasarının kabul edilmesinin ardından sosyal medya hesabında, bu hükmün “trajik biçimde ordumuzu ve tedarik zincirlerimizi İsrail’inkilerle birleştirdiğini” savundu. “Umarım bu metin Senato’da kabul görmez; çünkü 219. madde egemenliğimize ihanettir” dedi.

Tasarıyı destekleyen Cumhuriyetçiler ise Massie’nin değerlendirmesine katılmadı. Teksas milletvekili Keith Self, The Hill’e yaptığı açıklamada, “Bu, metindeki ifadelerin fazlasıyla zorlanmış bir yorumudur” dedi.

Tasarı, asker maaşlarında yüzde 5 ila yüzde 7 arasında artış öngörüyor.

Düzenleme ayrıca ABD’nin savunma üretim kapasitesini genişletiyor, kışla ve aile konutları için yaklaşık 1,8 milyar dolarlık harcamaya izin veriyor ve yeni nesil savaş uçağı, B-21 Raider, F-35 ile diğer hava platformlarının geliştirilmesi için yaklaşık 56 milyar dolarlık yetkilendirme sağlıyor.

Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson da oylamanın ardından yaptığı açıklamada, “Giderek daha tehlikeli hale gelen dünyada Başkan Reagan’ın, özgürlüğün kan yoluyla aktarılmadığı; gelecek nesillerin bugün sahip olduğumuz güvenlik ve fırsatlardan yararlanabilmesi için mücadele edilmesi ve korunması gerektiği yönündeki uyarısını hatırlıyoruz. Bu sorumluluk Kongre’de başlıyor” dedi.

Johnson sözlerini, “Özgürlüklerimizi ortak savunmamız yoluyla güvence altına almak, seçilmiş temsilciler olarak en temel sorumluluklarımızdan biri ve bu yılki NDAA bu ihtiyaca karşılık veriyor” ifadeleriyle tamamladı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Gizli Servisi 2026’da 10 bini aşkın tehdit soruşturması açtı

Yayınlanma

ABD Gizli Servisi Direktörü Sean Curran, kurumun 2026 yılı içinde koruma altındaki kişilere yönelik tehditler nedeniyle 10 bini aşkın soruşturma açtığını açıkladı. Curran, tehdit sayısının geçen yıla göre yüzde 40 arttığını ve mevcut tablonun kariyerinde gördüğü en yoğun güvenlik ortamını yansıttığını söyledi.

ABD Gizli Servisi Direktörü Sean Curran, çarşamba günü yaptığı açıklamada kurumun 2026 yılı içinde koruma altındaki kişilere yönelik tehditler nedeniyle 10 bini aşkın soruşturma açtığını duyurdu.

Curran, tehdit sayısının geçen yıla kıyasla yüzde 40 arttığını söyledi ve mevcut tabloyu “ölçülerin ötesinde” sözleriyle niteledi.

Curran, gazetecilere yaptığı açıklamada, “Ortam her açıdan çok daha oynak hale geldi. Tehdit tablosu ve güvenlik ortamı, bugüne kadar gördüğüm en geniş seviyeye ulaştı” dedi.

Kurum yetkilileri, koruma altındaki kişileri tehdit eden bireylerle bağlantılı ruh sağlığı müdahalelerinin geçen yıla göre yaklaşık on kat arttığını aktardı.

Yetkililere göre bu yükselişin ardında çevrim içi tehditlerdeki artış, yabancı kaynaklı tehditler, yalnız hareket eden failler ve ideolojik saiklerle hareket eden kişiler yer alıyor.

Yetkililerin basın toplantısı, Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin (White House Correspondents’ Association) gelecek günlerde Waldorf Astoria’da düzenleyeceği akşam yemeği öncesine denk geldi.

Etkinlik, Başkan Donald Trump’a yönelik suikast girişimi nedeniyle ertelenmişti. Haberde, bu olayın Trump’a Temmuz 2024’ten bu yana, seçim kampanyası esnasında Pensilvanya’nın Butler kentinde başlayan süreç dahil, üçüncü suikast girişimi olduğu kaydedildi.

ABD Gizli Servisi daha önce de Trump’ın geçen ay kutlanan 80. doğum günü kapsamında Beyaz Saray’ın bahçesinde planlanan “Freedom 250 UFC” etkinliğine yönelik saldırı planını engellediğini açıklamıştı.

Gizli Servis Direktör Yardımcısı Matthew Quinn, etkinliğin “hiçbir zaman risk altında olmadığını” söyledi.

Bir gazetecinin insansız hava araçlarının koruma altındaki kişilere yönelik saldırılarda kullanılma ihtimaline ilişkin sorusunu yanıtlayan Quinn, “Tehdit gerçek. Ancak Beyaz Saray saldırılara karşı son derece güvenli” dedi.

Quinn, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yalnızca Beyaz Saray’da değil, koruma sağladığımız tüm alanlarda kullandığımız teknoloji bugün en ileri düzeyde. Tehdit sürekli zorlaşıyor. Artık fiber optik kontrollü dronlardan, tespit edilmesi güç dronlara kadar farklı kabiliyetlerle karşı karşıyayız. Bu yarışta geride kalmamak için sürekli kendimizi geliştiriyoruz. Özellikle Beyaz Saray’ın güvenliğini sağlama konusunda tehdidin önünde kalmayı başarıyoruz.”

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD rafinerileri tam kapasite sınırında çalışıyor

Yayınlanma

Financial Times, ABD’deki petrol rafinerilerinin küresel yakıt arzındaki daralma nedeniyle kapasite sınırında çalıştığını, olası bir arıza ya da kasırganın hem ABD’de hem de dünya genelinde ciddi arz sorunlarına yol açabileceğini yazdı. Gazeteye göre ihracattaki artış piyasayı şimdilik dengelese de uzmanlar bu durumun kalıcı çözüm sunmadığı uyarısını yaparken, Stratejik Petrol Rezervi’nin önemli bölümünün de kullanılamaz durumda olduğu kaydedildi.

ABD’deki petrol rafinerileri, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmaların küresel yakıt arzını daraltması nedeniyle kapasite sınırında üretim yapıyor.

Financial Times’ın haberine göre bu yüksek üretim seviyesi, herhangi bir teknik arıza ya da doğal afet halinde ağır sonuçlar doğurabilecek kırılgan bir tablo ortaya koyuyor.

ABD Enerji Enformasyon İdaresi’nin (EIA) verileri, ülke genelindeki rafinerilerin kapasitesinin yüzde 96’sını kullandığını gösteriyor. Orta Batı ile Kayalık Dağlar bölgelerindeki tesislerde ise kapasite kullanım oranı yüzde 100’e ulaştı.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından ABD’li enerji şirketleri, başta dizel ve jet yakıtı olmak üzere petrol ürünleri ihracatını rekor düzeye çıkardı. Rafinerilerin yüksek kapasiteyle üretim yapması, iç ve dış pazara kesintisiz yakıt akışını sürdürürken Valero ile Marathon Petroleum gibi şirketlerin hisselerine de destek verdi.

Söz konusu şirketlerin hisseleri yıl başından bu yana yaklaşık iki kat değer kazandı.

Goldman Sachs daha önce petrol fiyatlarının 2026 sonuna kadar varil başına 120 doların üzerine çıkabileceği koşulları değerlendirmişti.

Buna karşın analistler, ekipman arızası ya da kasırga gibi herhangi bir kesintinin, zaten yüksek enerji maliyetleriyle karşı karşıya olan tüketiciler üzerinde küresel ölçekte ağır baskı oluşturacağı uyarısında bulundu.

Rabobank enerji stratejisti Joe DeLaura, “ABD’den artan ihracat yardımcı oluyor ama bu yalnızca ciddi bir kurşun yarasına yapıştırılmış bir yara bandı” dedi.

DeLaura, “Açığı kapasitemizin sınırında çalışarak telafi etmeye çalışıyoruz ancak bu da herhangi bir rafineri duruşunun son derece ağır sonuçlar doğuracağı anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump ilkbaharda petrol fiyatlarındaki yükselişi sınırlamak amacıyla Stratejik Petrol Rezervi’ni devreye sokacaklarını açıklamıştı.

ABD Enerji Bakanlığı, toplam 172 milyon varillik rezervin piyasaya sunulacağını duyurmuştu. Washington, bu miktarın yaklaşık yüzde 77’sini piyasaya sürdü.

Temmuz ayında Hükümet Hesap Verebilirlik Ofisi, Stratejik Petrol Rezervi’ndeki toplam stokların yaklaşık yüzde 25’ine fiilen erişilemediğini bildirdi.

Teksas’taki Big Hill depolama tesisi, ham petrol pompaları, boru hatları ve kontrol sistemlerinin yenilenmesi nedeniyle hizmet veremiyor.

Louisiana’nın güneyindeki Bayou Choctaw ve West Hackberry yer altı ham petrol depolarında da rezervlerin yeniden doldurulması ciddi kısıtlarla karşı karşıya.

Tuzlu formasyon sularının bertarafındaki sorunlar ve kritik düzeye inen yer altı su seviyesi bu tesislerin dolum kapasitesini sınırlandırıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English