Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de Cumhuriyetçilerin nakit üstünlüğü ara seçim hesaplarını değiştirebilir

Yayınlanma

ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin ulusal komiteleri ve partiyle uyumlu süper PAC’leri, haziran sonu itibarıyla Demokrat rakiplerinin yaklaşık iki katı nakit rezervine ulaştı. Donald Trump’a bağlı MAGA Inc.’in 400 milyon doları aşan kasası da tabloyu Cumhuriyetçiler lehine daha da büyütürken, Demokratlar aday düzeyindeki bağış üstünlüğünün dış harcamadaki farkı tek başına dengeleyemeyebileceğinden endişe ediyor.

ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin dış harcama kapasitesi, Demokratlar arasında ara seçimlere giderken ciddi bir kaygı yaratıyor.

Parti yöneticileri ve stratejistler, Cumhuriyetçilerin sahip olduğu geniş mali üstünlüğün, Demokratların uygun gördüğü siyasi ortamdan doğabilecek olası seçim başarısını gölgeleyebileceğini düşünüyor.

Federal Seçim Komisyonu’na (FEC) sunulan son mali bildirimlere göre Cumhuriyetçi Parti’nin üç ana komitesi ile Kongre’deki iki Cumhuriyetçi grubun desteklediği süper PAC’ler haziran ayı sonunda toplam 657 milyon dolar nakit rezervine sahipti.

Demokrat Parti’nin aynı kategorideki komiteleri ve süper PAC’lerinin kasasında ise toplam 334 milyon dolar yer alıyor.

Bu fark, Başkan Donald Trump’la bağlantılı MAGA Inc. süper PAC’ini içermiyor.

Birkaç hafta önce açıklanan mali bildirimlere göre MAGA Inc.’in kasasında 400 milyon doların üzerinde kaynak var. Demokratların elinde bu ölçekte bir yapı yok.

Trump’ın süper PAC’i, Cumhuriyetçi Parti komiteleri ve Kongre’yle bağlantılı süper PAC’lerin toplam kaynağı, Demokrat Parti komiteleri ile Demokrat süper PAC’lerinin elindeki toplam paranın üç katından fazla seviyeye ulaşıyor.

Bu tablo, bireysel adayların bağış performansıyla çelişiyor. Demokrat adaylar, Senato’daki öne çıkan yarışlarda ve Temsilciler Meclisi’ndeki birçok kritik bölgede Cumhuriyetçi rakiplerinden daha fazla bağış topluyor.

Buna karşın Demokratlar, süper PAC’ler arasındaki büyük mali farkın Cumhuriyetçilere çok sayıda kritik yarışta daha yüksek harcama imkanı verebileceğini, bunun da Demokratların mesajını seçmene ulaştırmasını zorlaştırabileceğini değerlendiriyor.

Politico’nun haberine göre Kuzey Carolina’da uzun yıllardır Demokrat stratejist olarak çalışan ve Senato adaylığını sürdüren eski Vali Roy Cooper’ın danışmanlarından Morgan Jackson şöyle konuştu:

“Temsilciler Meclisi çoğunluğunu ve Senato çoğunluğunu ulusal ölçekte riske atan unsur, Cumhuriyetçilerin karşılık vermek için oluşturduğu devasa kaynak stoğu.”

Jackson sözlerini şöyle sürdürdü:

“Beşe bir, altıya bir ya da sekize bir oranında geride kalırsanız, Demokratların bu seçim döneminde sahip olduğu çevresel avantajı, yani Beyaz Saray’daki zayıf liderlik, işlevini yerine getiremeyen Kongre ve Cumhuriyetçilerin sorumluluğunu taşıdığı kötü ekonomi gibi etkenleri etkisiz hale getirebilir. Bu konuda ciddi kaygı var.”

Cumhuriyetçilerin resmi parti komitelerindeki üstünlüğü de dikkat çekiyor. Cumhuriyetçi Ulusal Komite’nin (RNC) kasasında 128 milyon dolar yer alırken Demokrat Ulusal Komite’nin (DNC) elinde yalnızca 16 milyon dolar var. DNC ayrıca 18 milyon dolar borç taşıdığı için mali tabloda eksi bakiyede.

Kongre’nin kontrolü için çalışan parti komitelerinde de Cumhuriyetçiler önde. Ulusal Cumhuriyetçi Senato Komitesi’nin (NRSC) kasasında 55,9 milyon dolar yer alırken Demokrat muadili DSCC’nin kaynağı 41 milyon dolar seviyesinde.

Ulusal Cumhuriyetçi Kongre Komitesi (NRCC) ise 92,7 milyon dolarla Demokratların DCCC’sindeki 79 milyon doları geride bırakıyor.

Cumhuriyetçilerin mali üstünlüğü, Yüksek Mahkeme’nin geçen ay adaylarla siyasi partiler arasındaki koordinasyona ilişkin kısıtlamaları gevşeten kararının ardından daha da değer kazandı.

Karar sayesinde parti komiteleri adaylarla koordineli biçimde daha serbest harcama yapabilecek. Cumhuriyetçilerin daha büyük mali kaynağı da bu değişiklikle birlikte daha geniş etki yaratabilecek.

Benzer tablo süper PAC’lerde de görülüyor.

Cumhuriyetçilerin Senato odaklı en büyük süper PAC’i Senate Leadership Fund’ın kasasındaki para, Demokrat muadili Senate Majority PAC’in yaklaşık 112 milyon dolar üzerinde.

Temsilciler Meclisi yarışlarına odaklanan Congressional Leadership Fund da Demokratlara yakın House Majority PAC’ten yaklaşık 51 milyon dolar daha fazla kaynağa sahip.

Bu fark önceki seçim dönemlerinden ayrışıyor. Aynı dönemde 2024 yılında Senate Majority PAC’in kasasında Senate Leadership Fund’dan biraz daha fazla para vardı.

Congressional Leadership Fund’ın House Majority PAC karşısındaki üstünlüğü ise yalnızca 22 milyon dolar düzeyindeydi.

Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün ardından Cumhuriyetçi bağış toplama performansı hızlanırken Demokrat süper PAC’lerinin finansmanı daha istikrarlı bir seyir izledi.

Demokrat süper PAC’leri ise Cumhuriyetçilerin mali üstünlüğünü küçümsüyor.

Senate Majority PAC Sözcüsü Lauren French, Cumhuriyetçilerin topladığı bağışların siyasi ivmeden çok büyük bağışçıların “oyna ve karşılığını al” anlayışını yansıttığını savundu.

French şöyle dedi:

“Cumhuriyetçiler bağışçılardan, şirketlerden ve milyarderlerden aldıkları dev çeklerle övünebilir. Biz ise gerçekten oy kullanan insanların desteği sayesinde kazanacağız.”

House Majority PAC İletişim Direktörü CJ Warnke de süper PAC’in bu seçim döneminde kendi bağış toplama rekorunu kırdığını söyledi ve şu ifadeleri kullandı:

“Hiçbir para miktarı, Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçilerinin maliyetleri artıran, yeni savaşlar başlatan ve sağlık hizmetlerinin finansmanını kesen tarihsel ölçüde popüler olmayan sicilini kurtaramaz.”

Buna karşılık Demokratlar aday düzeyinde belirgin mali üstünlüğünü koruyor.

Georgia’da Senatör Jon Ossoff’un kasasında, Cumhuriyetçi rakibi Temsilciler Meclisi Üyesi Mike Collins’ten 40 milyon dolar daha fazla kaynak var.

Teksas’ta James Talarico’nun seçim hesabı, Başsavcı Ken Paxton’ın yaklaşık 20 milyon dolar önünde.

Kuzey Carolina’da Roy Cooper’ın kasasında ise eski RNC Başkanı Michael Whatley’den 17 milyon dolar daha fazla para yer alıyor.

İkinci çeyrekte en fazla bağış toplayan kritik Temsilciler Meclisi adaylarının büyük bölümü de Demokratlardan oluştu.

Ancak adayların bağış toplaması, parti komiteleri ve süper PAC’lere kıyasla daha güç ilerliyor. Bağış sınırları nedeniyle adaylar çok daha geniş bağışçı kitlesine ulaşmak zorunda kalırken süper PAC’ler birkaç büyük bağışçıdan milyonlarca dolar toplayabiliyor.

Demokratlar, özellikle medya tüketiminin parçalandığı ve kampanya maliyetlerinin yükseldiği ortamda bu durumun Cumhuriyetçilere ilave avantaj sağlayabileceğini düşünüyor.

Uzun yıllardır Demokrat stratejist olarak çalışan Jesse Ferguson şöyle konuştu:

“Çok fazla kişi medyanın parçalanmasının daha verimli olup daha az harcama gerektirdiğini sandı. Yanlış. Bu durum daha fazla harcama yapmanız gerektiği anlamına geliyor.”

Ferguson, seçmenlerin yayın platformları, sosyal medya, kablolu yayın ve açık televizyon arasında dağılması nedeniyle “Onlara ulaşmak ve mesajınızı yeterli sıklıkta gösterebilmek için bulundukları her yerde olmanız gerekiyor” dedi.

Ulusal ölçekteki bu mali fark, Demokratları kampanyanın son döneminde kaynaklarını hangi yarışlara aktaracakları konusunda zor kararlarla karşı karşıya bırakabilir.

Morgan Jackson bu konuda da şu değerlendirmeyi yaptı:

“Cumhuriyetçilerin bu yıl her yerde en üst düzey kampanya planını uygulayacak parası var. İyi kampanya yürüttüğü ya da kazanma ihtimali daha yüksek olduğu için kimi finanse edeceklerini seçmek zorunda değiller.”

Jackson sözlerini şöyle tamamladı:

“Demokratlar ise bu tercihleri yapmak zorunda kalacak. Bu da önümüzdeki fırsatların sınırını daraltan başka bir unsur.”

Demokrat Ulusal Komitesi’nin mali sıkıntısı parti içinde uzun süredir tartışma konusu.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir DNC yetkilisi, büyük bağışçılardan gelen katkılarda artış yaşandığını, haziran ayında beş haneli bağışların yaklaşık yarısının 2024’ten bu yana partiye katkı vermeyen kişilerden geldiğini söyledi.

DNC Başkanı Ken Martin ise pazartesi günü yayımladığı Substack yazısında görev süresi boyunca yürütülen bağış çalışmalarını savundu.

Martin, toplanan kaynağın “daha fazla insan, daha erken örgütlenme, daha iyi teknoloji ve daha güçlü eyalet örgütleri gibi seçim varlıklarına dönüştürüldüğünü” ifade etti.

Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisi seçim komiteleri de Cumhuriyetçi muadilleriyle aralarındaki finansman farkından çok adaylar arasındaki mali üstünlüğün önem taşıdığını savundu.

DSCC Sözcüsü Tommy Garcia şöyle dedi:

“Haritanın tamamında Demokrat Senato adaylarının daha güçlü adayları, daha sağlam kampanyaları ve kazandıran mesajı var. Bu nedenle mor ve Cumhuriyetçilere yakın eyaletlerde Demokrat adaylar hem anketlerde hem de bağış toplamada Cumhuriyetçi rakiplerinin önünde.”

DCCC Sözcüsü Viet Shelton ise şu değerlendirmeyi yaptı:

“Temsilciler Meclisi’ndeki tüm kritik yarışlarda Demokratlar Cumhuriyetçi rakiplerinden düzenli ve belirgin biçimde daha fazla bağış topluyor; maliyetleri düşürme ve Cumhuriyetçi yönetimindeki Kongre’deki yolsuzluğu sona erdirme mesajını seçmene ulaştıracak gerekli kaynakları biriktiriyor.”

Şimdilik Trump, 400 milyon doları aşan seçim kasasını kullanıma açmadı. Bu durum, bazı Cumhuriyetçiler arasında bu kaynağın adaylar için ne zaman ve hangi ölçekte devreye sokulacağı yönünde soru işaretleri yaratıyor.

Trump’ın siyasi direktörü James Blair geçen ay Cumhuriyetçi harcamaların “çok yakında” başlayacağını söyledi ancak net bir takvim paylaşmadı.

Demokratlar ise Trump’ın MAGA Inc.’i ile Cumhuriyetçilere bağlı diğer dış harcama gruplarının kampanyanın son haftalarında çok daha yoğun biçimde devreye gireceğini ve bunun bağış açığını kapatma baskısını artıracağını düşünüyor.

Ara seçim görünümünü değerlendiren ve isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan Demokrat bir siyasi danışman şu ifadeleri kullandı:

“Demokratların rekabetçi kalabilmesi için ihtiyaç duyduğu kaynağı toplaması gerekiyor. Son dört ya da beş haftada Trump’ın MAGA PAC’i ile Demokrat dış gruplardan çok daha fazla paraya sahip diğer komitelerin çok sert biçimde sahaya ineceğini varsayıyoruz.”

Amerika

Devlet tahvillerinde küresel satış dalgası şiddetlendi

Yayınlanma

Salı günü devlet tahvillerinde küresel çapta yaşanan satış dalgası şiddetlendi ve borçlanma maliyetlerini son yılların en yüksek seviyesine çıkardı.

Yükselen petrol fiyatları enflasyon endişelerini daha da artırırken, tahvil getirileri yeni zirvelere ulaşarak devlet bütçelerini sıkıştırıyor ve çok çeşitli tüketici ve işletme kredilerinin faiz oranlarını yükseltiyor.

Belki de dünyanın en etkili faiz oranı olan 10 yıllık ABD Hazine tahvillerinin getirisi, Ocak 2025’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaşırken, 30 yıllık tahvil getirisi ise son yirmi yılın en yüksek seviyesinde seyretmeye devam etti.

Diğer önemli tahvil piyasalarında ise, 10 yıllık Japon tahvillerinin getirisi 1996’dan bu yana ilk kez yüzde 3’ün üzerine çıktı.

10 yıllık İngiliz tahvillerinin getirisi 2007 ortasından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı ve 10 yıllık Alman tahvillerinin getirisi en son 2011’de görülen seviyelere ulaştı.

Amerika’da artan borçlanma maliyetleri, Hazine Bakanı Scott Bessent ile tahvil yatırımcıları arasında bir çatışmaya yol açtı.

Fakat ABD’de getirileri yukarı çeken faktörler, diğer büyük piyasalarda da sorun teşkil ediyor. 

Birçok gelişmiş ekonomide, genişleyen bütçe açıkları, yüksek borç seviyeleri ve enflasyon, hükümetlerin mali durumlarını iyileştirmek için adım atamayacak ya da atmak istemeyeceklerine inanan yatırımcıları tedirgin etti.

Yapay zeka yatırımlarını finanse etmek için teknoloji şirketlerinin gerçekleştirdiği yoğun borçlanma, getirilerin yükselmesindeki bir başka faktör.

Şirketler milyarlarca dolarlık tahvil ihraç ederek piyasaları doldurdu ve yatırımcıları devlet tahvillerinden uzaklaştırdı.

Yüksek getirilerin en acil ve öngörülemez etkenlerinden biri, İran’da süren uzun soluklu savaş. 

ABD ve İran’ın son günlerde saldırılarını yenilemesi üzerine, petrol ve doğalgaz fiyatları yeniden yükselmeye başladı.

Uluslararası petrol referans fiyatı olan Brent ham petrolü, Salı günü tekrar yükselerek varil başına 90 doların üzerine çıktı; bu rakam, savaş öncesi seviyelere kıyasla yaklaşık yüzde 30 daha yüksek.

Enerji maliyetlerindeki artış enflasyonun hızlanacağına dair beklentileri artırdı. Bu durum, merkez bankalarını kontrol ettikleri kısa vadeli faiz oranlarını yükseltmeye sevk edebilir.

Yüksek yakıt fiyatları, aynı zamanda büyük enerji ithalatçısı olan Asya ve Avrupa’daki hükümetlere de muazzam maliyetler getiriyor.

Bazı durumlarda, kamu borç seviyeleri şimdiden devasa boyutlara ulaştı. Amerika’nın brüt ulusal borcu geçen ay ilk kez 40 trilyon doları aştı.

Bu rakam, ekonominin büyüklüğünün yüzde 120’sinden fazlasına denk geliyor.

Fransa’da kamu borcu, ülke ekonomisinin büyüklüğünün yüzde 117’sine denk gelen 3,5 trilyon avroyu (yaklaşık 4 trilyon dolar) aştı.

Japonya’da ise hükümet, kamu borcunun ülke ekonomisinin iki katından fazla olmasına rağmen büyük harcamalar yapmaya devam ediyor.

Yatırımcıların gözünde, pek çok siyasetçi bu borç seviyeleri konusunda yeterince endişeli görünmüyor.

Bunun yerine, yatırımcılar bütçe açıklarını azaltma olasılığı düşük olan hükümet planları görüyor.

Avrupa’da, Fransa, gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yatırımcıların şüpheciliğinin odağında yer alıyor.

Bu seçimlerde önde gelen adayların hiçbirinin, yatırımcıların gözünde şişen borç seviyelerini azaltmaya yönelik inandırıcı planlara sahip olduğu görülmüyor.

Avrupa’nın en güvenli finansal limanlarından biri olarak bilinen Fransa’nın itibarı zedelendi ve ülke, geçmişteki borç krizlerinin merkezinde yer alan İtalya ve Yunanistan gibi Güney Avrupa ekonomilerinden bile daha fazla, hızla bölgenin en endişe verici borç piyasası haline geliyor.

Bu yaz, Fransız devlet tahvillerinin getirisi İtalya’nınkini aştı.

Bu durumun yakın zamanda nasıl çözüleceği belli değil fakat tahvil piyasasından gelen baskı bazı değişikliklere yol açabilir.

Okumaya Devam Et

Amerika

Pentagon, yapay zeka araçları listesine ChatGPT’yi de ekledi

Yayınlanma

Pentagon, yapay zeka araçlarına yönelik ana portalına Google Gemini’nin yanı sıra ChatGPT ve Grok for Government hizmetlerini de ekledi.

Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili, ChatGPT Mil olarak adlandırılan OpenAI ürününün, askerlerin ve savunma sektöründeki sivil personelin üretken yapay zeka araçlarını kullanarak kontrollü, gizli olmayan bilgiler (CUI) üzerinde çalışabilecekleri GenAI.mil platformuna yeni güçler kazandıracağını belirtti.

Bir Pentagon yetkilisi şunları söyledi:

“Gemini’yi arama işlevselliği veya belirli kaynaklardan veri toplama için tercih ediyorum. ChatGPT ise daha çok metin tabanlı çalışmalar için uygun. Tüm bu farklı modellere erişim sağlamak istiyoruz; böylece kullanıcılar belirli bir görev için bir modeli tercih ederlerse onu kullanabilirler.”

CUI için kullanılabilecek bir ChatGPT sürümü oluşturma çalışmaları Şubat ayında başladı. Haziran ayında bir OpenAI yetkilisi , bu sürümün “Temmuz başında” kullanıma sunulacağına inandıklarını söylemişti.

Bugün yayınlanması planlanan bir Savunma Bakanlığı basın açıklamasında, ChatGPT Mil’in “savaşçıların ihtiyaçlarına göre uyarlanmış, Bakanlığın güvenli ortamına tanıdık bir ticari deneyim getireceği” belirtildi.

ChatGPT Mil, planlama, politika, lojistik ve idare dahil olmak üzere Bakanlık genelinde belge yoğunluğu yüksek, gizli olmayan işleri destekliyor ve 3 milyondan fazla Bakanlık personelini destekleyecek şekilde ölçeklendirildi.

Resmi duyurudan önce konuşmak üzere isminin açıklanmamasını isteyen bir OpenAI yetkilisi, ordunun ChatGPT’nin bu özel sürümünü nasıl kullanabileceğine dair fikirler sundu.

Kuzey Komutanlığı’ndaki operatörler, FEMA veya federal hükümetin diğer birimleriyle birlikte planlama, kaynak tahsisi veya afet müdahalesini kolaylaştırmak için bu sistemi kullanabilir.

Bunun yanı sıra Müşterek Kurmay Başkanlığı’nın lojistik müdürlüğü, evrak işlerini ve belgelemeyi basitleştirmek için de bu sistemi kullanabilir.

Yetkili ayrıca, muharebe komutanlıklarındaki lojistikçilerin “tedarik ve bakım güncellemelerini uzlaştırma, nakliye gereksinimlerini hazırlama gibi kullanım alanlarıyla doğal bir hedef kitle olacağını” belirtti.

Arka plandaki görüşmelerde, OpenAI ve Pentagon yetkilileri, GenAI.mil platformundaki modelleri savaş amaçlı kullanmak istemediklerini söylediler.

Pentagon, yapay zeka ürünlerini istedikleri gibi kullanabilmeleri gerektiğini savunuyor; bu, bakanlık ile yapay zeka modeli üreticisi Anthropic arasındaki anlaşmazlıkların odak noktası.

OpenAI ise ChatGPT’nin bağlantı gereksinimi ve büyük miktarda hesaplama gücü ihtiyacının, onu savaş için uygun bir seçenek haline getirmediğini savunuyor.

Bakanlık, bu tür operasyonlar ve eylemler için sürekli olarak bir dizi başka aracı test ediyor ve araştırıyor.

Gemini’nin GenAI.mil sürümü gibi, ChatGPT’nin askeri sürümünde de yerleşik ek güvenlik işlevleri bulunuyor.

Yetkili, “Bakanlık içinde CUI ile uğraşırken, bunların ticari bir modelde bulunamayacağı açıktır. Bunu ayrı bir ortamda geliştirmeliyiz. Dolayısıyla ticari modelden ayrı olacak şekilde tasarlanmıştır,” dedi.

Pentagon, 9 Aralık’ta GenAI.mil’i tek bir araçla Gemini ile hizmete sunmuştu. Aynı dönemde Pentagon yetkilileri, Elon Musk’ın xAI aracını platforma getirmek için bir anlaşma imzalamıştı ama o zamandan beri resmi bir devreye alma duyurusu yapılmadı.

Pazartesi günü Pentagon, Musk’ın Starshield AI şirketine ait bir yapay zeka ürünü olan Grok for Government’ın artık GenAI.mil’de kullanılabilir olduğunu duyurdu.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD, Venezuela’da Çinli ve Rus şirketler tarafından işletilen petrol sahalarını devralacak

Yayınlanma

ABD’li petrol şirketi North American Blue Energy Partners (NABEP) daha önce birkaç Çinli şirket ve bir Rus firması tarafından kontrol edilen bazı petrol sahalarını devralacak.

İki ABD’li yetkili Reuters’a verdikleri demeçte, bu devralmanın Başkan Donald Trump’ın Venezuela ile açıkladığı kapsamlı petrol üretim anlaşmasının bir parçası olacağını belirtti.

Yetkililere göre, söz konusu projeler, ABD destekli North American Blue Energy Partners’a yeni verilen 14 sözleşme arasında yer alıyor.

NABEP, daha önce ABD’li petrol devi Harry Sargeant’a aitti ve şu anda Venezuelalı iş adamı Alejandro Betancourt tarafından kontrol ediliyor.

Betancourt, anlaşmayı doğrulayan bir açıklamada şunları söyledi:

“Venezuela, bol miktarda doğal kaynak, çalışkan insan ve henüz değerlendirilmemiş bir potansiyele sahip. Bu işlem, hem Venezuelalıların hem de Amerikalıların büyük yararına olacak şekilde bu potansiyeli ortaya çıkaracak.”

NABEP, işletmenin operasyonel kontrolünün kendisinde olacağını, ABD hükümetinin ise şirketteki %35 hisseye sahip olacağını ve şirketin üretiminin %20’sine maliyet bedeli üzerinden “tercihli erişim” hakkına sahip olacağını açıkladı.

Beyaz Saray, NABEP’in ayrıca ABD Dışişleri Bakanlığı’na, üretiminin geri kalan %80’ini satın alma konusunda ön alım hakkı tanıdığını belirtti.

Venezuela petrolünün üretimi ve satışında söz hakkı Washington’un

Geçen hafta Trump, ABD’nin özel sektörle kurulan bir ortaklık aracılığıyla Venezuela’nın kanıtlanmış petrol rezervlerinden yaklaşık 64 milyar varile erişim sağladığını duyurdu.

Bu anlaşma, ABD şirketlerine Venezuela’nın stratejik öneme sahip bazı petrol varlıklarında bir dayanak noktası sağlarken, ülkenin enerji sektöründe uzun süredir önemli bir rol oynayan Çin ve Rusya’nın çıkarlarını kenara itiyor.

Ayrıca, Trump yönetiminin ülkenin petrol endüstrisini yeniden şekillendirmeyi ve devasa rezervlerini ABD’nin iktisadi ve jeopolitik çıkarlarına yaklaştırmayı hedeflediği bu düzenleme, Washington’a Venezuela’nın petrolünü kimin üreteceği ve satacağına karar verme konusunda doğrudan bir rol de tanıyor.

Beyaz Saray, ABD’nin ayrıca NABEP’in yönetim kurulu ve yöneticileri üzerinde veto hakkına sahip olacağını ve yönetim kurulunun çoğunluğunun ABD vatandaşı olması şartını koyduğunu da ekledi.

NABEP’in, Venezuela’da toplam 17 projeyi kontrol etmesi ve bu projeleri geliştirerek nihai olarak ABD’ye petrol tedarik etmek için kullanması bekleniyor.

Yetkililer, bu projelerin 14’ünün Venezuela hükümeti tarafından yeni olarak verileceğini belirtti.

Çin’e giden petrol artık ABD’ye gidecek

Yetkililer, 14 sahadan beşinin, Nicolas Maduro tarafından teşvik edilen bir model kapsamında Çinli şirketler tarafından işletildiğini, birinin ise daha önce bir Rus şirketi tarafından işletildiğini söyledi.

Projelerden ikisi, İran’la ilgili faaliyetleri nedeniyle 2019 yılında ABD tarafından yaptırım uygulanan China Concord Resources tarafından işletiliyordu.

Yetkililer, bir projenin Sinopec, bir diğerinin ise China National Petroleum Corp tarafından işletildiğini belirtti.

Yetkili, “Sadece ABD hükümetinin ve ABD’li işletmecilerin yararlanması için yeni fırsatlar yaratmakla kalmıyoruz, aynı zamanda daha önce Çin’e gönderilen bu petrolün pazarı olarak ABD’yi de açıyoruz,” dedi.

Yetkililer, diğer iki projenin ise, Maduro’nun eski yakın yardımcısı olan ve şu anda ABD’de gözaltında tutulan Alex Saab’ın bağlı şirketleri tarafından işletildiğini belirtti.

Yetkililer, başka bir petrol sahasının da Maduro’nun eşi Cilia Flores’in yeğeniyle bağlantılı olduğunu belirtti.

Trump, 2015 Meclisi’ni meşru sayıyor

Trump, Pazartesi günü erken saatlerde gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’nin şu anda Teksas ve Louisiana’daki rafinerilere ve diğer yerlere sevk edilen “milyonlarca ve milyonlarca varil petrol”ü ele geçirdiğini söyledi.

Trump, bugün (1 Eylül) petrol ve gaz perakendecileri ile rafineri yetkilileriyle bir araya gelecek.

Yetkililer, Venezuela’nın geçici yetkilileri ile 2015 Ulusal Meclisi temsilcileri arasındaki görüşmelerin, anayasal düzeni bir ölçüde yeniden tesis etmeyi ve ülkenin geçiş süreciyle ilgili hukuki meseleleri ele almayı amaçladığını belirtti.

Trump yönetimi, 2015 Meclisi’ni, resmi yönetim yetkisi olmamasına rağmen, ülkenin anayasası uyarınca seçilmiş ve faaliyet gösteren son Venezuela yasama organı olarak görüyor.

Bir yetkili, 2015 Ulusal Meclisi ile bir anlaşmaya varılmasının, Venezuela’nın petrol endüstrisinin canlandırılması gibi ekonomik kararlar da dahil olmak üzere, daha geniş kapsamlı bir geçiş süreci için anayasal ve hukuki bir temel sağlayabileceğini belirtti.

Caracas’a tepkiler büyüyor

Öte yandan ABD ile petrol anlaşması nedeniyle geçici Delcy Rodríguez yönetimine yönelik tepkiler artıyor.

Orinoco Tribune için yazan gazeteci ve siyaset bilimci William Serafino, anlaşma ile birlikte 20. yüzyılın üçte birinde Washington-Caracas enerji ilişkilerini belirleyen “aşağılayıcı imtiyaz modeline”, yani şirketler lehine vergi yükü karşılığında petrol sahalarının kiralanmasına, geri dönüldüğünü savunuyor.

Anlaşmanın duyurulduğu 28 Ağustos 2026 tarihini, “Venezuela’nın 1908 yılına geri döndüğü tarih” olarak yorumlanacağını düşünen Serafino, o yıl, Cipriano Castro’yu mağlup eden Juan Vicente Gómez’in önce İngiliz, ardından ABD’li şirketlere yönelik “feodal-petrol temelli bir bacakları aralama” doktrini uygulayarak modern devletin temellerini attığını hatırlatıyor.

Anlaşmanın, “siyaseti ve cumhuriyetçi vizyonu, güce takıntılı bir imparatora yalakalık yapmakla değiştiren elitlerin damgasını vurduğu bir kırılma noktası” olarak da hatırlanacağını ileri süren yazar, Gómez’in “Monroe Doktrini”nin uygulanmasından büyük sevinç duyan Washington tarafından teşvik edilip desteklenmesi gibi, Rodríguez’in de kuzeydeki büyük komşu tarafından böyle görüldüğüne işaret ediyor.

Serafino şöyle devam ediyor:

“Bu anlaşma haklı olarak tarihi olarak nitelendirilebilir; Rodríguez ve Trump bu konuda tamamen hemfikirdir. Fakat bunun nedeni anlaşmanın teknik ve mali özellikleri değil; siyasi açıdan, Venezuela’nın iktidar elitlerinin ulusa, ABD için kârlı bir petrol ticareti dışında sunacak başka hiçbir şeyleri olmadığı gerçeğinin acı bir şekilde kabul edilmesi anlamına gelmesidir. Bu kabul, çıkarılan varillerden elde edilecek gelirin, yaptırımların ve iktisadi kötü yönetimin yol açtığı yıkımdan bizi kurtarmaya yeteceği tesellisiyle örtbas edilmektedir.”

Sürecin “elitlerin başarısızlığını” ortaya koyduğunu belirten Serafino, artık siyasi yelpazedeki rakipler-düşmanlar arasındaki ayrımın “kimin Trump’a yakın olduğuna, kimi desteklediklerine ve kiminle müzakere ettiklerine bağlı hale geldiğini” yazıyor.

Yazar, “Teknik dilin etkisiyle okunaksız hale gelen bu senaryoda, Bolivarcı Cumhuriyet’in geleceği, Beyaz Saray’ın başını ulusal ufkun rektörü haline getiren tersine çevrilmiş bir meşruiyet piramidinin içinden geçen acı bir geçiş sürecinde belirleniyor,” diyor.

“Teknik anlatıların geride bıraktığı derin boşlukta”, “kendi kaderinin kontrolünü yitirmiş bir ulusun acı gerçeğinin” gizlendiğini düşünen Serafino, bu kaderin artık “İngilizce dilinde ve Trump imparatorluğunun metropolünde” belirlendiğini söylüyor ve yazısını şöyle bitiriyor:

“Belki de gerçeği olduğu gibi kabul etmek, partizanca sloganlarla, henüz gerçekleşmemiş vaatlerle ya da tarihi ve onun derslerini geçersiz kılan anlatılarla çözülmesi imkânsız olan, sorular ve şüphelerle dolu bir gelecekle yüzleşmenin ilk adımı olabilir.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English