Amerika
Bazı Kongre üyeleri Suudi nükleer anlaşmasından rahatsız

Her iki partiden bazı Kongre üyeleri, Suudi Arabistan ile yeni imzalanan ABD nükleer anlaşmasının Orta Doğu’da bir silahlanma yarışını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Anlaşma, İran ile savaş başlamadan önce başlayan bir sürecin sonucu olsa da, Suudi Arabistan’ı eleştiren Senato Dış İlişkiler Komitesi üyesi Demokrat Senatör Chris Murphy, anlaşmanın şu anda duyurulmasının çatışmalar üzerinde anında bir etki yaratacağını savundu.
Murphy, “Riyad’da olan her şeyin Tahran’da bir yankısı olur. ABD’nin Suudi Arabistan’a bu anlaşmayı vermekte isteksiz olmasının nedenlerinden biri, bunun İran’ı nükleer silaha bir adım daha yaklaştıracağını bilmemizdi ve bu durum bugün de geçerli,” dedi.
Cumhuriyetçi Senatör John Kennedy ise, Suudi Arabistan’ın gelecekte nükleer zenginleştirme yapma olasılığının bile bölgedeki ve ötesindeki dengeyi hızla değiştirebileceğini belirtti.
Kennedy, “Orta Doğu, Japonya ve Güney Kore’de nükleer silahların yayılmasından endişe duyuyorum,” dedi.
Trump yönetimi Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmaya halihazırda taahhüt vermiş durumda olduğundan, anlaşmayı reddetme yetkisi artık Kongre’ye geçiyor.
Fakat anlaşmayı engellemek zorlu bir mücadele olacak, zira üyelerin her iki mecliste de veto edilemeyecek üçte iki çoğunluğa ulaşması gerekecek.
Çarşamba günü açıklanan 30 yıllık anlaşma, özel Amerikan nükleer şirketlerinin Suudi pazarına ihracat yapmasına izin veriyor ve Amerikan güvenlik önlemleri için bir çerçeve oluşturuyor.
Anlaşma, Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştireceğini garanti etmese de ve bu tür faaliyetlerin gerçekleşmesi muhtemelen en az on yıl sürse de, Kongre üyeleri bu ilk taahhüdün bile domino etkisi yaratabileceğini savunuyor.
Senato Dış İlişkiler Komitesi üyesi Cumhuriyetçi Senatör John Barrasso, bu durumun ABD’nin İran’ı uranyum zenginleştirmeyi tamamen durdurmaya ikna etme çabalarını daha da zorlaştırabileceğinden endişe duyduğunu dile getirdi.
Barrasso, “Bunun yol açabileceği sonuçlar nedeniyle Orta Doğu’daki nükleer silahların yayılmasından büyük endişe duyuyorum,” dedi.
ABD ve Suudi Arabistan, yaklaşık yirmi yıldır ABD’nin Riyad’ın sivil nükleer programının geliştirilmesine yardımcı olacağı bir anlaşma üzerinde görüşüyorlar.
Konuya yakın iki kaynağa göre, hem Biden hem de Trump yönetimleri başlangıçta bu teklifi Suudi Arabistan’ı İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye ikna etmek için bir teşvik olarak sunmuştu.
Fakat 7 Ekim 2023’te İsrail’e yönelik saldırıların ardından normalleşmenin daha karmaşık hale geldiği netleşince Trump yönetimi iki konuyu birbirinden ayırmaya karar verdi.
Çarşamba günü Filipinler’de seyahat ederken anlaşma hakkında soru sorulan Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bu düzenlemenin nükleer teknolojinin yayılmasına yol açacağına dair endişeleri kabul etmedi.
Rubio, “ABD, nükleer silahların yayılması riskine yol açacak hiçbir ülkeyle herhangi bir anlaşmaya varmayacak,” dedi.
Enerji Bakanı Chris Wright, anlaşmayı duyuran açıklamada, “İçiniz rahat olsun, bu anlaşmalar nükleer güvenlik ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda en yüksek standartları koruyor,” demişti.
Suudi Arabistan ise yaptığı açıklamada, anlaşmanın “nükleer enerjinin barışçıl kullanımında… nükleer güvenlik, nükleer emniyet ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda en yüksek uluslararası standartlara uygun olarak” işbirliğini güçlendirmeyi amaçladığını belirtmişti.
ABD, on yıllardır yeni nükleer işbirliği ortaklarının kendi ülkelerinde zenginleştirme yapmasına izin vermekten kaçınmış ve bunun yerine, en belirgin örneği 2009’da Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan anlaşmada olduğu gibi, “altın standart” olarak adlandırılan zenginleştirme yapmama taahhüdünde ısrar etmişti.
Washington’daki endişe, Suudi Arabistan’ın “Ek Protokol” olarak bilinen belgeyi imzalamayı reddetmesine de odaklanıyor.
Bu protokol, BM’nin nükleer denetim kurumu ile yapılan ve denetçilere sadece beyan edilen tesislerin ötesinde, gizli nükleer faaliyetleri tespit etmek için daha geniş erişim hakkı verecek bir düzenleme.
Bu durum ve Suudi Arabistan’ın potansiyel zenginleştirme kabiliyeti, anlaşmayı 2009 BAE anlaşmasıyla belirlenen “altın standart”ın çok gerisinde bırakıyor.
Söz konusu anlaşmada Abu Dabi bu tür denetimleri kabul etmiş ve kendi ülkesinde uranyum zenginleştirme ya da plütonyum yeniden işleme hakkından vazgeçmişti.
Eleştirmenler, her iki taahhüdün de göz ardı edilmesinin, ABD’nin nükleer silahların yayılmasını önlemek için on yıllardır kullandığı şablondan sapma anlamına geldiğini söylüyor.
ABD çarşamba günü, Suudi Arabistan ile ikili bir güvenlik önlemleri anlaşmasına vardığını açıkladı fakat herhangi bir ayrıntı vermedi.
Senatör Ron Johnson (Wisconsin, Cumhuriyetçi), yönetimin geçmişteki nükleer işbirliği anlaşmalarından farklı olarak Riyad’ın uranyum zenginleştirmesine izin verebilecek bir anlaşmaya varmış olmasına şaşırdığını belirtti.
Johnson, “Beni endişelendiren şey, İran’ın veya Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirme potansiyeli. Fakat bunun tamamen kontrol altında tutulabileceğini de öngörebiliyorum,” dedi.
İlk Trump yönetimi döneminde üst düzey bir yetkili olarak ABD’nin Riyad’a nükleer teknoloji satıp satamayacağını araştıran Victoria Coates, anlaşmanın bir risk oluşturduğunu, “fakat bu riskin hafifletilebileceğini” söyledi.
Şu anda muhafazakâr Heritage Vakfı düşünce kuruluşunda görev yapan Coates, “Durumu yakından takip ettiğimiz ve net bir şekilde görebildiğimiz sürece, bence bu alınmaya değer bir risk,” dedi.
Cumhuriyetçi Senatör Mike Rounds, anlaşmanın buna ne ölçüde izin vereceğine bağlı olarak Suudi Arabistan’ın kendi ülkesinde zenginleştirme yapmasına izin verilmesinden rahatsızlık duymayacağını belirtti:
“Bu, uranyumu ne kadar zenginleştirdiklerine bağlı. Eğer yüzde 60 veya daha azsa, bu [sivil amaçlar] için ihtiyaç duyulan miktarın çok üzerindedir. Fakat eğer sadece nükleer santrallerde kullanılabilecek düzeye kadar zenginleştirilmesinden bahsediliyorsa, bununla bir sorunum yok. Birinin bunu yapması gerekiyor ve bunu başkası değil de biz yapmamız daha iyi olur.”
Anlaşma kapsamında, ABD ve Suudi Arabistan, ülkede uranyum zenginleştirilmesinin fizibilitesini ortaklaşa inceleyecek.
Anlaşmaya yakın iki kaynağa göre, eğer bunu kabul edilebilir bulurlarsa, herhangi bir zenginleştirme işlemi, hassas teknolojinin Suudi Arabistan’a aktarılmasını önlemek amacıyla tasarlanmış, “kara kutu” düzenlemesi kapsamında gerçekleştirilecek.
Suudi Arabistan uzun süredir kendi sivil nükleer programını kurmaya çalışıyor. Bazı analistler, Riyad’ın Moskova veya Pekin yerine ABD ile işbirliği yapmasının daha iyi olacağını söylüyor.
Atlantic Council’da görev yapan eski bir istihbarat yetkilisi olan Jonathan Panikoff, “ABD ile anlaşma yapılmamış olsaydı, Riyad’ın neredeyse kesin olarak Çin veya Rusya’ya yöneleceği ve bu ülkelerin anlaşmalarında ABD anlaşmasındaki kısıtlamaların yer almayacağı muhtemeldi. Fakat bu, bu tür bir anlaşmada riskin sıfır olduğu anlamına gelmez,” dedi.
Amerika
Devlet tahvillerinde küresel satış dalgası şiddetlendi

Salı günü devlet tahvillerinde küresel çapta yaşanan satış dalgası şiddetlendi ve borçlanma maliyetlerini son yılların en yüksek seviyesine çıkardı.
Yükselen petrol fiyatları enflasyon endişelerini daha da artırırken, tahvil getirileri yeni zirvelere ulaşarak devlet bütçelerini sıkıştırıyor ve çok çeşitli tüketici ve işletme kredilerinin faiz oranlarını yükseltiyor.
Belki de dünyanın en etkili faiz oranı olan 10 yıllık ABD Hazine tahvillerinin getirisi, Ocak 2025’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaşırken, 30 yıllık tahvil getirisi ise son yirmi yılın en yüksek seviyesinde seyretmeye devam etti.
Diğer önemli tahvil piyasalarında ise, 10 yıllık Japon tahvillerinin getirisi 1996’dan bu yana ilk kez yüzde 3’ün üzerine çıktı.
10 yıllık İngiliz tahvillerinin getirisi 2007 ortasından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı ve 10 yıllık Alman tahvillerinin getirisi en son 2011’de görülen seviyelere ulaştı.
Amerika’da artan borçlanma maliyetleri, Hazine Bakanı Scott Bessent ile tahvil yatırımcıları arasında bir çatışmaya yol açtı.
Fakat ABD’de getirileri yukarı çeken faktörler, diğer büyük piyasalarda da sorun teşkil ediyor.
Birçok gelişmiş ekonomide, genişleyen bütçe açıkları, yüksek borç seviyeleri ve enflasyon, hükümetlerin mali durumlarını iyileştirmek için adım atamayacak ya da atmak istemeyeceklerine inanan yatırımcıları tedirgin etti.
Yapay zeka yatırımlarını finanse etmek için teknoloji şirketlerinin gerçekleştirdiği yoğun borçlanma, getirilerin yükselmesindeki bir başka faktör.
Şirketler milyarlarca dolarlık tahvil ihraç ederek piyasaları doldurdu ve yatırımcıları devlet tahvillerinden uzaklaştırdı.
Yüksek getirilerin en acil ve öngörülemez etkenlerinden biri, İran’da süren uzun soluklu savaş.
ABD ve İran’ın son günlerde saldırılarını yenilemesi üzerine, petrol ve doğalgaz fiyatları yeniden yükselmeye başladı.
Uluslararası petrol referans fiyatı olan Brent ham petrolü, Salı günü tekrar yükselerek varil başına 90 doların üzerine çıktı; bu rakam, savaş öncesi seviyelere kıyasla yaklaşık yüzde 30 daha yüksek.
Enerji maliyetlerindeki artış enflasyonun hızlanacağına dair beklentileri artırdı. Bu durum, merkez bankalarını kontrol ettikleri kısa vadeli faiz oranlarını yükseltmeye sevk edebilir.
Yüksek yakıt fiyatları, aynı zamanda büyük enerji ithalatçısı olan Asya ve Avrupa’daki hükümetlere de muazzam maliyetler getiriyor.
Bazı durumlarda, kamu borç seviyeleri şimdiden devasa boyutlara ulaştı. Amerika’nın brüt ulusal borcu geçen ay ilk kez 40 trilyon doları aştı.
Bu rakam, ekonominin büyüklüğünün yüzde 120’sinden fazlasına denk geliyor.
Fransa’da kamu borcu, ülke ekonomisinin büyüklüğünün yüzde 117’sine denk gelen 3,5 trilyon avroyu (yaklaşık 4 trilyon dolar) aştı.
Japonya’da ise hükümet, kamu borcunun ülke ekonomisinin iki katından fazla olmasına rağmen büyük harcamalar yapmaya devam ediyor.
Yatırımcıların gözünde, pek çok siyasetçi bu borç seviyeleri konusunda yeterince endişeli görünmüyor.
Bunun yerine, yatırımcılar bütçe açıklarını azaltma olasılığı düşük olan hükümet planları görüyor.
Avrupa’da, Fransa, gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yatırımcıların şüpheciliğinin odağında yer alıyor.
Bu seçimlerde önde gelen adayların hiçbirinin, yatırımcıların gözünde şişen borç seviyelerini azaltmaya yönelik inandırıcı planlara sahip olduğu görülmüyor.
Avrupa’nın en güvenli finansal limanlarından biri olarak bilinen Fransa’nın itibarı zedelendi ve ülke, geçmişteki borç krizlerinin merkezinde yer alan İtalya ve Yunanistan gibi Güney Avrupa ekonomilerinden bile daha fazla, hızla bölgenin en endişe verici borç piyasası haline geliyor.
Bu yaz, Fransız devlet tahvillerinin getirisi İtalya’nınkini aştı.
Bu durumun yakın zamanda nasıl çözüleceği belli değil fakat tahvil piyasasından gelen baskı bazı değişikliklere yol açabilir.
Amerika
Pentagon, yapay zeka araçları listesine ChatGPT’yi de ekledi

Pentagon, yapay zeka araçlarına yönelik ana portalına Google Gemini’nin yanı sıra ChatGPT ve Grok for Government hizmetlerini de ekledi.
Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili, ChatGPT Mil olarak adlandırılan OpenAI ürününün, askerlerin ve savunma sektöründeki sivil personelin üretken yapay zeka araçlarını kullanarak kontrollü, gizli olmayan bilgiler (CUI) üzerinde çalışabilecekleri GenAI.mil platformuna yeni güçler kazandıracağını belirtti.
Bir Pentagon yetkilisi şunları söyledi:
“Gemini’yi arama işlevselliği veya belirli kaynaklardan veri toplama için tercih ediyorum. ChatGPT ise daha çok metin tabanlı çalışmalar için uygun. Tüm bu farklı modellere erişim sağlamak istiyoruz; böylece kullanıcılar belirli bir görev için bir modeli tercih ederlerse onu kullanabilirler.”
CUI için kullanılabilecek bir ChatGPT sürümü oluşturma çalışmaları Şubat ayında başladı. Haziran ayında bir OpenAI yetkilisi , bu sürümün “Temmuz başında” kullanıma sunulacağına inandıklarını söylemişti.
Bugün yayınlanması planlanan bir Savunma Bakanlığı basın açıklamasında, ChatGPT Mil’in “savaşçıların ihtiyaçlarına göre uyarlanmış, Bakanlığın güvenli ortamına tanıdık bir ticari deneyim getireceği” belirtildi.
ChatGPT Mil, planlama, politika, lojistik ve idare dahil olmak üzere Bakanlık genelinde belge yoğunluğu yüksek, gizli olmayan işleri destekliyor ve 3 milyondan fazla Bakanlık personelini destekleyecek şekilde ölçeklendirildi.
Resmi duyurudan önce konuşmak üzere isminin açıklanmamasını isteyen bir OpenAI yetkilisi, ordunun ChatGPT’nin bu özel sürümünü nasıl kullanabileceğine dair fikirler sundu.
Kuzey Komutanlığı’ndaki operatörler, FEMA veya federal hükümetin diğer birimleriyle birlikte planlama, kaynak tahsisi veya afet müdahalesini kolaylaştırmak için bu sistemi kullanabilir.
Bunun yanı sıra Müşterek Kurmay Başkanlığı’nın lojistik müdürlüğü, evrak işlerini ve belgelemeyi basitleştirmek için de bu sistemi kullanabilir.
Yetkili ayrıca, muharebe komutanlıklarındaki lojistikçilerin “tedarik ve bakım güncellemelerini uzlaştırma, nakliye gereksinimlerini hazırlama gibi kullanım alanlarıyla doğal bir hedef kitle olacağını” belirtti.
Arka plandaki görüşmelerde, OpenAI ve Pentagon yetkilileri, GenAI.mil platformundaki modelleri savaş amaçlı kullanmak istemediklerini söylediler.
Pentagon, yapay zeka ürünlerini istedikleri gibi kullanabilmeleri gerektiğini savunuyor; bu, bakanlık ile yapay zeka modeli üreticisi Anthropic arasındaki anlaşmazlıkların odak noktası.
OpenAI ise ChatGPT’nin bağlantı gereksinimi ve büyük miktarda hesaplama gücü ihtiyacının, onu savaş için uygun bir seçenek haline getirmediğini savunuyor.
Bakanlık, bu tür operasyonlar ve eylemler için sürekli olarak bir dizi başka aracı test ediyor ve araştırıyor.
Gemini’nin GenAI.mil sürümü gibi, ChatGPT’nin askeri sürümünde de yerleşik ek güvenlik işlevleri bulunuyor.
Yetkili, “Bakanlık içinde CUI ile uğraşırken, bunların ticari bir modelde bulunamayacağı açıktır. Bunu ayrı bir ortamda geliştirmeliyiz. Dolayısıyla ticari modelden ayrı olacak şekilde tasarlanmıştır,” dedi.
Pentagon, 9 Aralık’ta GenAI.mil’i tek bir araçla Gemini ile hizmete sunmuştu. Aynı dönemde Pentagon yetkilileri, Elon Musk’ın xAI aracını platforma getirmek için bir anlaşma imzalamıştı ama o zamandan beri resmi bir devreye alma duyurusu yapılmadı.
Pazartesi günü Pentagon, Musk’ın Starshield AI şirketine ait bir yapay zeka ürünü olan Grok for Government’ın artık GenAI.mil’de kullanılabilir olduğunu duyurdu.
Amerika
ABD, Venezuela’da Çinli ve Rus şirketler tarafından işletilen petrol sahalarını devralacak

ABD’li petrol şirketi North American Blue Energy Partners (NABEP) daha önce birkaç Çinli şirket ve bir Rus firması tarafından kontrol edilen bazı petrol sahalarını devralacak.
İki ABD’li yetkili Reuters’a verdikleri demeçte, bu devralmanın Başkan Donald Trump’ın Venezuela ile açıkladığı kapsamlı petrol üretim anlaşmasının bir parçası olacağını belirtti.
Yetkililere göre, söz konusu projeler, ABD destekli North American Blue Energy Partners’a yeni verilen 14 sözleşme arasında yer alıyor.
NABEP, daha önce ABD’li petrol devi Harry Sargeant’a aitti ve şu anda Venezuelalı iş adamı Alejandro Betancourt tarafından kontrol ediliyor.
Betancourt, anlaşmayı doğrulayan bir açıklamada şunları söyledi:
“Venezuela, bol miktarda doğal kaynak, çalışkan insan ve henüz değerlendirilmemiş bir potansiyele sahip. Bu işlem, hem Venezuelalıların hem de Amerikalıların büyük yararına olacak şekilde bu potansiyeli ortaya çıkaracak.”
NABEP, işletmenin operasyonel kontrolünün kendisinde olacağını, ABD hükümetinin ise şirketteki %35 hisseye sahip olacağını ve şirketin üretiminin %20’sine maliyet bedeli üzerinden “tercihli erişim” hakkına sahip olacağını açıkladı.
Beyaz Saray, NABEP’in ayrıca ABD Dışişleri Bakanlığı’na, üretiminin geri kalan %80’ini satın alma konusunda ön alım hakkı tanıdığını belirtti.
Venezuela petrolünün üretimi ve satışında söz hakkı Washington’un
Geçen hafta Trump, ABD’nin özel sektörle kurulan bir ortaklık aracılığıyla Venezuela’nın kanıtlanmış petrol rezervlerinden yaklaşık 64 milyar varile erişim sağladığını duyurdu.
Bu anlaşma, ABD şirketlerine Venezuela’nın stratejik öneme sahip bazı petrol varlıklarında bir dayanak noktası sağlarken, ülkenin enerji sektöründe uzun süredir önemli bir rol oynayan Çin ve Rusya’nın çıkarlarını kenara itiyor.
Ayrıca, Trump yönetiminin ülkenin petrol endüstrisini yeniden şekillendirmeyi ve devasa rezervlerini ABD’nin iktisadi ve jeopolitik çıkarlarına yaklaştırmayı hedeflediği bu düzenleme, Washington’a Venezuela’nın petrolünü kimin üreteceği ve satacağına karar verme konusunda doğrudan bir rol de tanıyor.
Beyaz Saray, ABD’nin ayrıca NABEP’in yönetim kurulu ve yöneticileri üzerinde veto hakkına sahip olacağını ve yönetim kurulunun çoğunluğunun ABD vatandaşı olması şartını koyduğunu da ekledi.
NABEP’in, Venezuela’da toplam 17 projeyi kontrol etmesi ve bu projeleri geliştirerek nihai olarak ABD’ye petrol tedarik etmek için kullanması bekleniyor.
Yetkililer, bu projelerin 14’ünün Venezuela hükümeti tarafından yeni olarak verileceğini belirtti.
Çin’e giden petrol artık ABD’ye gidecek
Yetkililer, 14 sahadan beşinin, Nicolas Maduro tarafından teşvik edilen bir model kapsamında Çinli şirketler tarafından işletildiğini, birinin ise daha önce bir Rus şirketi tarafından işletildiğini söyledi.
Projelerden ikisi, İran’la ilgili faaliyetleri nedeniyle 2019 yılında ABD tarafından yaptırım uygulanan China Concord Resources tarafından işletiliyordu.
Yetkililer, bir projenin Sinopec, bir diğerinin ise China National Petroleum Corp tarafından işletildiğini belirtti.
Yetkili, “Sadece ABD hükümetinin ve ABD’li işletmecilerin yararlanması için yeni fırsatlar yaratmakla kalmıyoruz, aynı zamanda daha önce Çin’e gönderilen bu petrolün pazarı olarak ABD’yi de açıyoruz,” dedi.
Yetkililer, diğer iki projenin ise, Maduro’nun eski yakın yardımcısı olan ve şu anda ABD’de gözaltında tutulan Alex Saab’ın bağlı şirketleri tarafından işletildiğini belirtti.
Yetkililer, başka bir petrol sahasının da Maduro’nun eşi Cilia Flores’in yeğeniyle bağlantılı olduğunu belirtti.
Trump, 2015 Meclisi’ni meşru sayıyor
Trump, Pazartesi günü erken saatlerde gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’nin şu anda Teksas ve Louisiana’daki rafinerilere ve diğer yerlere sevk edilen “milyonlarca ve milyonlarca varil petrol”ü ele geçirdiğini söyledi.
Trump, bugün (1 Eylül) petrol ve gaz perakendecileri ile rafineri yetkilileriyle bir araya gelecek.
Yetkililer, Venezuela’nın geçici yetkilileri ile 2015 Ulusal Meclisi temsilcileri arasındaki görüşmelerin, anayasal düzeni bir ölçüde yeniden tesis etmeyi ve ülkenin geçiş süreciyle ilgili hukuki meseleleri ele almayı amaçladığını belirtti.
Trump yönetimi, 2015 Meclisi’ni, resmi yönetim yetkisi olmamasına rağmen, ülkenin anayasası uyarınca seçilmiş ve faaliyet gösteren son Venezuela yasama organı olarak görüyor.
Bir yetkili, 2015 Ulusal Meclisi ile bir anlaşmaya varılmasının, Venezuela’nın petrol endüstrisinin canlandırılması gibi ekonomik kararlar da dahil olmak üzere, daha geniş kapsamlı bir geçiş süreci için anayasal ve hukuki bir temel sağlayabileceğini belirtti.
Caracas’a tepkiler büyüyor
Öte yandan ABD ile petrol anlaşması nedeniyle geçici Delcy Rodríguez yönetimine yönelik tepkiler artıyor.
Orinoco Tribune için yazan gazeteci ve siyaset bilimci William Serafino, anlaşma ile birlikte 20. yüzyılın üçte birinde Washington-Caracas enerji ilişkilerini belirleyen “aşağılayıcı imtiyaz modeline”, yani şirketler lehine vergi yükü karşılığında petrol sahalarının kiralanmasına, geri dönüldüğünü savunuyor.
Anlaşmanın duyurulduğu 28 Ağustos 2026 tarihini, “Venezuela’nın 1908 yılına geri döndüğü tarih” olarak yorumlanacağını düşünen Serafino, o yıl, Cipriano Castro’yu mağlup eden Juan Vicente Gómez’in önce İngiliz, ardından ABD’li şirketlere yönelik “feodal-petrol temelli bir bacakları aralama” doktrini uygulayarak modern devletin temellerini attığını hatırlatıyor.
Anlaşmanın, “siyaseti ve cumhuriyetçi vizyonu, güce takıntılı bir imparatora yalakalık yapmakla değiştiren elitlerin damgasını vurduğu bir kırılma noktası” olarak da hatırlanacağını ileri süren yazar, Gómez’in “Monroe Doktrini”nin uygulanmasından büyük sevinç duyan Washington tarafından teşvik edilip desteklenmesi gibi, Rodríguez’in de kuzeydeki büyük komşu tarafından böyle görüldüğüne işaret ediyor.
Serafino şöyle devam ediyor:
“Bu anlaşma haklı olarak tarihi olarak nitelendirilebilir; Rodríguez ve Trump bu konuda tamamen hemfikirdir. Fakat bunun nedeni anlaşmanın teknik ve mali özellikleri değil; siyasi açıdan, Venezuela’nın iktidar elitlerinin ulusa, ABD için kârlı bir petrol ticareti dışında sunacak başka hiçbir şeyleri olmadığı gerçeğinin acı bir şekilde kabul edilmesi anlamına gelmesidir. Bu kabul, çıkarılan varillerden elde edilecek gelirin, yaptırımların ve iktisadi kötü yönetimin yol açtığı yıkımdan bizi kurtarmaya yeteceği tesellisiyle örtbas edilmektedir.”
Sürecin “elitlerin başarısızlığını” ortaya koyduğunu belirten Serafino, artık siyasi yelpazedeki rakipler-düşmanlar arasındaki ayrımın “kimin Trump’a yakın olduğuna, kimi desteklediklerine ve kiminle müzakere ettiklerine bağlı hale geldiğini” yazıyor.
Yazar, “Teknik dilin etkisiyle okunaksız hale gelen bu senaryoda, Bolivarcı Cumhuriyet’in geleceği, Beyaz Saray’ın başını ulusal ufkun rektörü haline getiren tersine çevrilmiş bir meşruiyet piramidinin içinden geçen acı bir geçiş sürecinde belirleniyor,” diyor.
“Teknik anlatıların geride bıraktığı derin boşlukta”, “kendi kaderinin kontrolünü yitirmiş bir ulusun acı gerçeğinin” gizlendiğini düşünen Serafino, bu kaderin artık “İngilizce dilinde ve Trump imparatorluğunun metropolünde” belirlendiğini söylüyor ve yazısını şöyle bitiriyor:
“Belki de gerçeği olduğu gibi kabul etmek, partizanca sloganlarla, henüz gerçekleşmemiş vaatlerle ya da tarihi ve onun derslerini geçersiz kılan anlatılarla çözülmesi imkânsız olan, sorular ve şüphelerle dolu bir gelecekle yüzleşmenin ilk adımı olabilir.”
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Dünya Basını6 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Trump İran konusunda kendini çıkamayacağı bir köşeye sıkıştırdı
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Rusya1 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı










