Amerika
Bazı Kongre üyeleri Suudi nükleer anlaşmasından rahatsız

Her iki partiden bazı Kongre üyeleri, Suudi Arabistan ile yeni imzalanan ABD nükleer anlaşmasının Orta Doğu’da bir silahlanma yarışını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Anlaşma, İran ile savaş başlamadan önce başlayan bir sürecin sonucu olsa da, Suudi Arabistan’ı eleştiren Senato Dış İlişkiler Komitesi üyesi Demokrat Senatör Chris Murphy, anlaşmanın şu anda duyurulmasının çatışmalar üzerinde anında bir etki yaratacağını savundu.
Murphy, “Riyad’da olan her şeyin Tahran’da bir yankısı olur. ABD’nin Suudi Arabistan’a bu anlaşmayı vermekte isteksiz olmasının nedenlerinden biri, bunun İran’ı nükleer silaha bir adım daha yaklaştıracağını bilmemizdi ve bu durum bugün de geçerli,” dedi.
Cumhuriyetçi Senatör John Kennedy ise, Suudi Arabistan’ın gelecekte nükleer zenginleştirme yapma olasılığının bile bölgedeki ve ötesindeki dengeyi hızla değiştirebileceğini belirtti.
Kennedy, “Orta Doğu, Japonya ve Güney Kore’de nükleer silahların yayılmasından endişe duyuyorum,” dedi.
Trump yönetimi Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmaya halihazırda taahhüt vermiş durumda olduğundan, anlaşmayı reddetme yetkisi artık Kongre’ye geçiyor.
Fakat anlaşmayı engellemek zorlu bir mücadele olacak, zira üyelerin her iki mecliste de veto edilemeyecek üçte iki çoğunluğa ulaşması gerekecek.
Çarşamba günü açıklanan 30 yıllık anlaşma, özel Amerikan nükleer şirketlerinin Suudi pazarına ihracat yapmasına izin veriyor ve Amerikan güvenlik önlemleri için bir çerçeve oluşturuyor.
Anlaşma, Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştireceğini garanti etmese de ve bu tür faaliyetlerin gerçekleşmesi muhtemelen en az on yıl sürse de, Kongre üyeleri bu ilk taahhüdün bile domino etkisi yaratabileceğini savunuyor.
Senato Dış İlişkiler Komitesi üyesi Cumhuriyetçi Senatör John Barrasso, bu durumun ABD’nin İran’ı uranyum zenginleştirmeyi tamamen durdurmaya ikna etme çabalarını daha da zorlaştırabileceğinden endişe duyduğunu dile getirdi.
Barrasso, “Bunun yol açabileceği sonuçlar nedeniyle Orta Doğu’daki nükleer silahların yayılmasından büyük endişe duyuyorum,” dedi.
ABD ve Suudi Arabistan, yaklaşık yirmi yıldır ABD’nin Riyad’ın sivil nükleer programının geliştirilmesine yardımcı olacağı bir anlaşma üzerinde görüşüyorlar.
Konuya yakın iki kaynağa göre, hem Biden hem de Trump yönetimleri başlangıçta bu teklifi Suudi Arabistan’ı İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye ikna etmek için bir teşvik olarak sunmuştu.
Fakat 7 Ekim 2023’te İsrail’e yönelik saldırıların ardından normalleşmenin daha karmaşık hale geldiği netleşince Trump yönetimi iki konuyu birbirinden ayırmaya karar verdi.
Çarşamba günü Filipinler’de seyahat ederken anlaşma hakkında soru sorulan Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bu düzenlemenin nükleer teknolojinin yayılmasına yol açacağına dair endişeleri kabul etmedi.
Rubio, “ABD, nükleer silahların yayılması riskine yol açacak hiçbir ülkeyle herhangi bir anlaşmaya varmayacak,” dedi.
Enerji Bakanı Chris Wright, anlaşmayı duyuran açıklamada, “İçiniz rahat olsun, bu anlaşmalar nükleer güvenlik ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda en yüksek standartları koruyor,” demişti.
Suudi Arabistan ise yaptığı açıklamada, anlaşmanın “nükleer enerjinin barışçıl kullanımında… nükleer güvenlik, nükleer emniyet ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda en yüksek uluslararası standartlara uygun olarak” işbirliğini güçlendirmeyi amaçladığını belirtmişti.
ABD, on yıllardır yeni nükleer işbirliği ortaklarının kendi ülkelerinde zenginleştirme yapmasına izin vermekten kaçınmış ve bunun yerine, en belirgin örneği 2009’da Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan anlaşmada olduğu gibi, “altın standart” olarak adlandırılan zenginleştirme yapmama taahhüdünde ısrar etmişti.
Washington’daki endişe, Suudi Arabistan’ın “Ek Protokol” olarak bilinen belgeyi imzalamayı reddetmesine de odaklanıyor.
Bu protokol, BM’nin nükleer denetim kurumu ile yapılan ve denetçilere sadece beyan edilen tesislerin ötesinde, gizli nükleer faaliyetleri tespit etmek için daha geniş erişim hakkı verecek bir düzenleme.
Bu durum ve Suudi Arabistan’ın potansiyel zenginleştirme kabiliyeti, anlaşmayı 2009 BAE anlaşmasıyla belirlenen “altın standart”ın çok gerisinde bırakıyor.
Söz konusu anlaşmada Abu Dabi bu tür denetimleri kabul etmiş ve kendi ülkesinde uranyum zenginleştirme ya da plütonyum yeniden işleme hakkından vazgeçmişti.
Eleştirmenler, her iki taahhüdün de göz ardı edilmesinin, ABD’nin nükleer silahların yayılmasını önlemek için on yıllardır kullandığı şablondan sapma anlamına geldiğini söylüyor.
ABD çarşamba günü, Suudi Arabistan ile ikili bir güvenlik önlemleri anlaşmasına vardığını açıkladı fakat herhangi bir ayrıntı vermedi.
Senatör Ron Johnson (Wisconsin, Cumhuriyetçi), yönetimin geçmişteki nükleer işbirliği anlaşmalarından farklı olarak Riyad’ın uranyum zenginleştirmesine izin verebilecek bir anlaşmaya varmış olmasına şaşırdığını belirtti.
Johnson, “Beni endişelendiren şey, İran’ın veya Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirme potansiyeli. Fakat bunun tamamen kontrol altında tutulabileceğini de öngörebiliyorum,” dedi.
İlk Trump yönetimi döneminde üst düzey bir yetkili olarak ABD’nin Riyad’a nükleer teknoloji satıp satamayacağını araştıran Victoria Coates, anlaşmanın bir risk oluşturduğunu, “fakat bu riskin hafifletilebileceğini” söyledi.
Şu anda muhafazakâr Heritage Vakfı düşünce kuruluşunda görev yapan Coates, “Durumu yakından takip ettiğimiz ve net bir şekilde görebildiğimiz sürece, bence bu alınmaya değer bir risk,” dedi.
Cumhuriyetçi Senatör Mike Rounds, anlaşmanın buna ne ölçüde izin vereceğine bağlı olarak Suudi Arabistan’ın kendi ülkesinde zenginleştirme yapmasına izin verilmesinden rahatsızlık duymayacağını belirtti:
“Bu, uranyumu ne kadar zenginleştirdiklerine bağlı. Eğer yüzde 60 veya daha azsa, bu [sivil amaçlar] için ihtiyaç duyulan miktarın çok üzerindedir. Fakat eğer sadece nükleer santrallerde kullanılabilecek düzeye kadar zenginleştirilmesinden bahsediliyorsa, bununla bir sorunum yok. Birinin bunu yapması gerekiyor ve bunu başkası değil de biz yapmamız daha iyi olur.”
Anlaşma kapsamında, ABD ve Suudi Arabistan, ülkede uranyum zenginleştirilmesinin fizibilitesini ortaklaşa inceleyecek.
Anlaşmaya yakın iki kaynağa göre, eğer bunu kabul edilebilir bulurlarsa, herhangi bir zenginleştirme işlemi, hassas teknolojinin Suudi Arabistan’a aktarılmasını önlemek amacıyla tasarlanmış, “kara kutu” düzenlemesi kapsamında gerçekleştirilecek.
Suudi Arabistan uzun süredir kendi sivil nükleer programını kurmaya çalışıyor. Bazı analistler, Riyad’ın Moskova veya Pekin yerine ABD ile işbirliği yapmasının daha iyi olacağını söylüyor.
Atlantic Council’da görev yapan eski bir istihbarat yetkilisi olan Jonathan Panikoff, “ABD ile anlaşma yapılmamış olsaydı, Riyad’ın neredeyse kesin olarak Çin veya Rusya’ya yöneleceği ve bu ülkelerin anlaşmalarında ABD anlaşmasındaki kısıtlamaların yer almayacağı muhtemeldi. Fakat bu, bu tür bir anlaşmada riskin sıfır olduğu anlamına gelmez,” dedi.
Amerika
El Salvador, Haiti’yi işgal etmeye başladı

El Salvador lideri Nayib Bukele, adadaki çete sorununu ortadan kaldırma çabalarına destek olmak iddiasıyla Haiti’ye binlerce asker göndermeye başladı.
Axios’ta yer alan habere göre Bukele, salı günü ABD Başkanı Donald Trump’ı arayarak, Haiti hükümetinin de kabul ettiği bu büyük çaplı askeri tırmanışa ilişkin herhangi bir sakıncası olup olmadığını teyit etti.
Görüşmeyle ilgili bilgi sahibi kaynaklara göre, Trump ona “Ne yapman gerekiyorsa yap,” dedi.
Haiti, Bukele ve kötü şöhretli güvenlik şirketi Blackwater’ın eski sahibi Erik Prince için, bu yarımkürede ABD’nin gücünün kamu-özel sektör vekilleri olarak hareket etmeleri açısından bir “deneme alanı” olabilir.
Irak’ta yaptığı katliamlarla bilinen Blackwater’ın kurucusu Prince, hem Trump’ın hem de Bukele’nin müttefiki olan ve aynı zamanda Haiti’de faaliyet gösteren bir isim.
Blackwater kurucusu Prince Haiti’de gizli operasyon yürütüyor
CNN muhabiri Caitlin Stephen Hu’nun aktardığına göre iki bin asker, buraya yapılan önemli bir sevkiyat.
Çünkü bu sayı, Haiti’nin tüm ordusundan daha fazla ve Haiti Ulusal Polisi’nin kentsel faaliyet alanının yaklaşık dörtte birine denk geliyor.
Salvador işgal gücü, BM destekli çok uluslu Çete Bastırma Gücü’nün (GSF) mevcut personel sayısına yaklaşık olarak eşit ve Haiti hükümetinin gizli “görev gücü”ndeki özel askeri müteahhitlerin sayısını bir hayli aşıyor.
CNN’e konuşan konuya yakın bir kaynağa göre, Salvadorlu güçlerin komuta yapısı şimdilik belirlenmiş durumda değil.
Eril Prince ayrıca Haiti’ye insansız hava aracı (drone) savaşını da getirmiş durumda. Görev Gücü’nün geçen Mart ayında operasyonlara başlamasından bu yana 2.000’den fazla saldırı gerçekleştirildi.
CNN’in görüntülediği bir videoda, minik bir insansız hava aracının bir çatının üzerindeki su deposuna benzeyen bir yapıya doğru uçtuğu görülüyor. Aracın çarpmasıyla yapı patlıyor ve aniden bina alevler içinde kalıyor.
Görev Gücü’nden bir kaynak, buranın bir çetenin Molotof kokteyli üretim tesisi olduğunu söylüyor.
Prince, geçen ay Port-au-Prince’de CNN’e verdiği özel röportajda şunları söyledi:
“İsyancılar sadece liderlerini ortadan kaldırarak yenilmez. “Amerika Birleşik Devletleri’nde bu konuda bir takıntı olduğunu biliyorum, fakat savaşlar, önemli sayıda düşman askerini savaş alanından uzaklaştırarak kazanılır. Onlar kötü suçlular ve onlar için en iyi yer toprağın altı.”
Prince’in yeni şirketi Vectus Global, geçen yıl Haiti’nin geçici hükümeti tarafından görevlendirildi. Görev Gücü şu anda, Haiti Ulusal Polisi, BM tarafından yetkilendirilen yeni Çete Bastırma Gücü, Haiti’nin uzun süredir ihmal edilmiş ordusu ve silahlı milis gruplarından oluşan bir ağın yer aldığı parçalanmış bir güvenlik ortamında faaliyet gösteriyor.
CNN’e göre “yüz yüze konuşurken yumuşak başlı ama sosyal medyada oldukça aktif” olan Prince, Haiti’deki çalışmalarını, kendi çözümsüz güvenlik sorunlarıyla boğuşan diğer çökmekte olan devletler için bir model olarak tanıtıyor.
Bukele: Sizi işgal etmeye gelmedik
El Salvador çarşamba günü, Haiti’ye 2.000 kadar asker gönderdiğini duyurdu. Kaynaklara göre bu sayı ikiye ya da üçe katlanabilir.
Bukele, perşembe günü X’te yaptığı paylaşımda, “Haiti’ye para kazanmak için gelmedik, çünkü kimse bize bunun için para ödemiyor. Haiti’ye kötülere karşı savaşmak için geldik,” dedi.
El Salvador, diğer ülkelerle birlikte, BM tarafından kurulan ve Haiti’nin başkenti Port-au-Prince’te faaliyet gösteren “Çete Bastırma Gücü” (GSF) adlı girişimin bir parçası.
Miami Herald’a göre, 18 Ekim’de dört Salvadorlu havacılık teknisyeni pusuya düşürüldü ve akıbetleri hâlâ bilinmiyor.
Üç gün sonra Bukele, X’te bir uyarı yayınlayarak şunları söyledi:
“Siz çete liderlerinin bir şeyi çok net bir şekilde anlamanızı istiyorum: Dört rehineyi de sağ salim geri alamazsak, bugünkü saldırı gelecekte olacakların yanında hiçbir şey kalmayacak. El Salvador’daki çetelerin işini çoktan bitirdik, sizinkini de bitirebiliriz.”
Haiti halkından kendisine güvenmelerini isteyen Bukele, Karayip ülkesini işgal etmediğini, tek istediğinin askerlerini geri almak olduğunu ve Haiti’deki çetelere bir ders vermek olduğunu ileri sürdü.
El Salvador lideri şöyle devam etti:
“Bu, Haiti halkına yönelik bir operasyon değil, ne de Haiti ülkesine yönelik bir işgal. Biz bir süper güç değiliz. Haiti halkını egemenliğimiz altına almak ya da Haiti’nin zenginliklerine el koymak gibi bir niyetimiz yok. Biz gelişmekte olan mütevazı bir ülkeyiz. Tek istediğimiz, dört havacılık teknisyenimizin evlerine dönmesi.”
Bukele’nin ifadesine göre, çeteler Haitililere acı çektiriyor, sevdiklerini öldürüyor ve halkın “korkusuz, normal ve özgür bir hayat sürmesini” engelliyor.
Bukele, “bu operasyonun masraflarını karşılayanın” El Salvador olduğunu söyledi. “Giderlerin %90’ını kendi mütevazı kaynaklarımızla karşılıyoruz,” diyen Bukele, birliklerin konuşlandırılmasının neredeyse tamamlandığını da duyurdu.
Bukele, “Bize pahalıya mal oluyor ama kendi acılarımızdan ders aldık: Adalet ve barışın bedeli yoktur,” dedi.
Haitililerden kendisine güvenmelerini ve şifa için Tanrı’ya dua etmelerini isteyen bu güçlü lider, ardından Eski Ahit’ten 2. Tarihler 7:14 ayetini alıntıladı.
Haiti Seçim Kurulu, çete şiddeti gerekçesiyle seçimleri erteledi
2019’da ilk kez seçilen Bukele, El Salvador’da MS-13 çetesini acımasız bir askeri güç kullanımı ve kitlesel tutuklamalardan oluşan bir kampanya ile ortadan kaldırmasıyla dikkatleri üzerine çekti.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile güçlü bir ilişkisi olan Bukele, ABD’den toplu olarak sınır dışı edilen ve ardından Bukele’nin kötü şöhretli CECOT hapishanesine hapsedilen üçüncü ülke göçmenlerini kabul etmeyi kabul ederek yeni Trump yönetiminin gönlünü kazandı.
Bukele’nin birimleri, Salvadorlu özel kuvvetler ve askeri teçhizatın adaya akın etmeye başlamasıyla birlikte, çarşamba günü onaylanan Haiti ile yapılan ikili anlaşma kapsamında adada operasyon yürütme yetkisi aldı.
Yine çarşamba günü, Haiti Seçim Kurulu, çete şiddeti nedeniyle cumhurbaşkanlığı seçimlerini gelecek yıla erteledi.
Bukele’nin işgal güçleri, şu anda üyesi olduğu GSF ile ve Prince’in Blackwater’ın halefi olan özel güvenlik şirketi Vectus Global ile paralel olarak faaliyet gösteriyor gibi görünüyor.
Haiti, “çete şiddetini bastırma” misyonundaki ilk Kenyalı subayları bekliyor
ABD, BM gücünü “bürokratik ve çekingen” buluyor
Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi Başkanı, Cumhuriyetçi Florida Kongre üyesi Brian Mast, BM destekli GSF’nin fazla bürokratik ve çekingen olduğunu söyledi.
Mast, Kenya’nın liderlik ettiği GSF’nin öncülünün çok beceriksiz ve 1 milyar dolarlık maliyeti nedeniyle çok pahalı olduğunu savundu.
Mast, “Her Kenyalı için 1 milyon dolarlık bir harcama yaptık ve sonuçta durum daha da kötüleşti,” dedi.
Haiti çetelerinin işlediği katliamları göstermek amacıyla Mast, GSF’ye yardım ettiği için palalarla parçalanarak öldürülen bir Haitili erkeğin videosunu Axios ile paylaştı.
Adada tecavüz, kundaklama, haraç ve adam kaçırma olayları yaygın bir şekilde yaşanıyor.
Mast, El Salvador’un kayıp dört personelini bulmasının ötesinde şunları da yapmasını istedi:
“Umarım bu görevin amacı intikam almak, cezalandırmak ve çeteleri yok etmektir. Orada bir amaç ve motivasyonla hareket eden birinin olması gerekiyor. Artık bu mücadele onlar için kişisel bir mesele haline geldi ve mücadele çetelerin kalesine taşınacak. ABD bu işten çıkmak ve milyonları boşa harcamamak istiyor.”
Kolombiya, gayri resmi işgal aracısı olarak işlev görebilir
Bukele, Trump yönetiminin El Salvador’un ABD adına bir vekil güç olarak Haiti’yi sakinleştirmesine izin vermesini önermişti.
Fakat Axios’a konuşan bir kaynak, “Rubio bu konudan uzak durmak istedi. Haiti’yi gündemden uzak tutmak istiyor,” diye konuştu.
Bukele, insansız hava araçları ve nakliye uçakları da dahil olmak üzere ABD’den askeri teçhizat talep etmişti; fakat bu talep resmi olarak reddedildi.
Başka bir kaynağa göre, Kolombiya nihayetinde, görevde ABD’nin izi kalmayacak şekilde Bukele’nin güçlerine teçhizat sağlamak üzere gayri resmi bir aracı olarak hareket edebilir.
Bir Beyaz Saray yetkilisinin verdiği bilgiye göre, Bukele salı günü Trump’ı aradığında, başkan, Bukele’nin kayıp askeri personelinin içinde bulunduğu zor durum nedeniyle üzüntülerini dile getirdi.
Görüşmeyle ilgili bilgi sahibi bir kaynak, “Bukele, oraya gittiği için ABD’nin aniden ona darbe vurmasını istemiyor,” dedi.
Trump’ın Haiti’ye yönelik ilgisi, büyük ölçüde, Trump’ın geçen yıl sonlandırdığı geçici koruma statüsü kapsamında ABD’de bulunan vatandaşlarını geri almasını sağlamaya sınırlı.
Görüşmeyle ilgili bilgi sahibi bir kaynak, “Bukele, başkana bu işi halledebileceğinden emin olduğunu söyledi. Fakat işler karışabilir. Çeteler yanlış adama bulaştı. Bukele’nin kanıtlaması gereken bir şey var,” dedi.
El Salvador’a “sivillere saldırı” suçlaması
Öte yandan bir Haiti hak savunuculuğu grubu, Salvadorlu güçleri Port-au-Prince yakınlarında sivilleri bombalamakla suçladı.
BM Genel Sekreteri António Guterres’e açık mektubunda “Birleşmiş Milletler Derneği-Haiti” isimli grup, “Çocuklar çeteler tarafından değil, yabancı bombalar tarafından öldürülüyor,” dedi.
Adından farklı olarak, Birleşmiş Milletler Derneği-Haiti, BM’nin bir parçası değil, diasporaya ait bir savunma grubu.
Croix-des-Bouquets doğumlu kurucu Harvey Dupiton, 22 Ekim’den bu yana Salvadorlu askerlerin buradaki ve yakınlardaki Canaan’daki sivil mahalleleri hava saldırıları, helikopterler ve ağır silahlarla vurduğunu yazdı.
Dupiton, “Ailelerimiz bize yatakların altına saklandıklarını söylüyor,” diye ekledi.
Grup, Salvador’un “saldırı amaçlı bombalama operasyonlarının” derhal durdurulmasını, sivil ölümlerine ilişkin bir BM soruşturması açılmasını ve BM Güvenlik Konseyi’nin El Salvador’un “Haiti’de tek taraflı savaş yürütme hakkı olmadığına” dair bir açıklama yapmasını talep etti.
Amerika
ABD’de Rus dizeli krizi: Demokratlar sevkiyatın yasa dışı olduğunu savunuyor

ABD’nin doğu kıyısındaki en büyük petrol ürünleri dağıtım merkezine ev sahipliği yapan New Jersey’nin Valisi Mikie Sherrill, Rusya’dan gelen dizel yakıtın limanlara girişini engelleme tehdidinde bulundu. ABD Hazine Bakanlığının verdiği geçici lisansla 140 bin tonluk ilk yakıt sevkiyatı yola çıkarken, üç tankerin ara seçimlerden sonra ülkeye ulaşması bekleniyor.
ABD’nin doğu kıyısındaki en büyük petrol ürünleri dağıtım ve ithalat merkezine ev sahipliği yapan New Jersey eyaletinin Valisi Mikie Sherrill, Rusya’dan yapılan dizel yakıt ithalatını engelleme tehdidinde bulundu.
Financial Times gazetesine konuşan Sherrill, Rusya ile varılan dizel anlaşmasını yasa dışı olarak nitelendirdi.
Sherrill, “ABD Başkanı Donald Trump benzin, dizel yakıt fiyatlarını veya maliyetleri düşürmek için hiçbir adım atmıyor. Şu anda dizelin New Jersey limanına ulaşmasını nasıl engelleyebileceğimize dair seçenekleri değerlendiriyorum” dedi.
New York ve New Jersey Limanı, ABD’nin doğu kıyısında petrol ürünlerinin ithalatı, depolanması ve dağıtımı açısından ana merkez konumunda.
Altyapının büyük kısmı ise New Jersey eyaleti sınırlarında yer alıyor. Boru hatları ve dağıtım ağının yanı sıra Bayonne ve Linden’deki büyük yakıt depolama terminalleri başlıca tesisleri oluşturuyor.
Gazetenin aktardığına göre dizel taşıyan tankerler yüklerini genellikle Bayonne, Linden, Carteret, Perth Amboy, Port Reading ve Sewaren’deki özel petrol terminallerine boşaltıyor.
Financial Times, üç tankerin ara seçimlerin ardından ABD’ye ulaşmasının beklendiğini yazdı. 140 bin tonluk bu yakıt sevkiyatı, ABD makamlarının anlaşma kapsamında izin verdiği ilk parti oldu.
Buna karşın Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler, Trump’a anlaşmayı iptal etme çağrısı yaptı.
ABD Hazine Bakanlığı, Rus yakıtıyla işlem yapılmasına geçici izin veren genel bir lisans yayımlamıştı.
Demokratlar ise Kongre’nin 2022 yılında Rus petrolü ithalatını sonlandıran ve Rus enerji kaynaklarının ülkeye girişine tam yasak getiren yasayı kabul ettiğini hatırlatarak, bakanlığın verdiği belgenin hukuki geçerliliği olmadığını savunuyor.
Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Jamie Raskin, bu hafta petrol şirketlerini Rus dizel yakıtı ithal etmeleri halinde 1 milyon dolara varan para cezaları ve 20 yıla kadar hapis dahil çeşitli yaptırımlarla tehdit etti.
Rusya’ya yönelik ağır yaptırım tasarılarının ortak hazırlayıcılarından Demokrat Senatör Richard Blumenthal ise deniz taşımacılığı şirketlerinden Rus dizeli taşıyan tankerleri geri çağırmalarını talep etti.
Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis’in “Rusların Başkan Trump’ı istedikleri gibi yönlendirdiği” yönündeki sözlerine ise Başkan Yardımcısı JD Vance yanıt verdi.
Vance, “Sizi temin ederim ki hiç kimse ABD Başkanı’nı istediği gibi yönlendiremez. Kendisi durumu son derece gerçekçi biçimde değerlendiriyor” ifadelerini kullandı.
Kremlin geçen hafta Washington ile varılan mutabakat kapsamındaki sevkiyatların başladığını ve süreceğini duyurmuştu.
Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak da ülkesinin ihracata ayrılan dizel yakıttan ABD’ye istenilen her miktarda sevkiyat yapmaya hazır olduğunu belirtmişti.
Novak, 27 Ekim’de üç dizel tankerinin Rus limanlarından ayrıldığını, dördüncü tankerin ise 28 Ekim’de yola çıkmasının beklendiğini açıkladı.
Amerika
ABD ekonomisinde beklenmedik büyüme

Yatırımlardaki patlama ve dayanıklı tüketici harcamaları sayesinde ABD ekonomisi, üçüncü çeyrekte yıllık bazda %3,4 oranında büyüdü.
İktisadi büyüme, analistlerin beklentilerinin üzerinde gerçekleşti ve önceki iki çeyrekteki %2,5 ve %2,2’lik büyüme oranlarına kıyasla keskin bir ivme kazandı.
Tüketici harcamalarındaki yıllık büyüme, geçen çeyrekte %3,8’e ulaşarak 2024’ten bu yana en hızlı artışını kaydetti.
İşletme yatırımları %12,7 oranında sıçradı ve GSYİH artışının yarısından fazlasını oluşturdu.
Yapay zeka yatırımları, GSYİH’yi iten başlıca faktörlerden biri oldu: Ekipman alımları, yapay zeka alanında faaliyet gösteren hiper ölçekli şirketlerin veri merkezi teknolojisine yaptığı büyük harcamalar da dahil olmak üzere, %20,9 gibi muazzam bir oranda yükseldi.
Paradoksal olarak, yapay zeka altyapısının geliştirilmesi de bunlardan biriydi. Bunun nedeni, bilgisayar çipleri gibi birçok yapay zeka donanımı alımının yurtdışında gerçekleştirilmiş olmasıydı.
Bu durum, ABD’nin ticaret dengesini ithalata doğru kaydırarak (ithalat, GSYİH’dan düşülür) büyümeyi yavaşlattı.
Ayrıca, artan mortgage faiz oranları konut inşaatını da olumsuz etkiledi.
İşsizlik oranı düşük seviyelerde seyretse de, geçen ay enflasyon gelir artışlarını geride bıraktı.
Federal Rezerv’in tercih ettiği enflasyon göstergesine göre, Eylül ayında fiyat artışları hem aylık hem de yıllık bazda hızlandı.
Bu artış, merkez bankasının %2’lik yıllık enflasyon hedefinin oldukça üzerinde seyretti ve faiz oranlarının yükseltilmesi yönündeki görüşleri güçlendirdi.
Yüksek fiyatların Amerikan hane halkı bütçelerini zorlayabileceğine işaret eden bir gelişme olarak, vergi sonrası tasarruf oranı geçen ay %3,8’e geriledi. Bu, 2022’den bu yana kaydedilen en düşük seviye.
Ayrıca otomobil, mobilya ve elektronik eşya gibi ürünlerin satışlarında durgunluk yaşandı.
Birçok iktisatçı, hisse senedi portföylerindeki kazançlardan (ki bunlar büyük ölçüde yapay zeka patlamasına bağlı) cesaret alan daha varlıklı Amerikalıların tüketimi ayakta tuttuğunu düşünüyor.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi6 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı










