Amerika
ABD yönetimi akaryakıt fiyatları için Jones Yasası muafiyetini uzatabilir

ABD’de Donald Trump yönetiminin, iç limanlar arasındaki deniz taşımacılığına yönelik Jones Yasası kısıtlamalarını askıya alan kararın süresini önümüzdeki günlerde uzatması bekleniyor. Reuters’ın aktardığına göre bu adımla benzin fiyatlarının düşürülmesi hedefleniyor ancak düzenleme denizcilik sektörü ve bazı Cumhuriyetçilerin tepkisini çekiyor.
ABD’de Donald Trump yönetimi, akaryakıt fiyatlarını dizginlemeye yönelik temel önlemlerden biri olan deniz taşımacılığı muafiyetini sürdürmeyi hedefliyor.
Reuters’ın konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre Beyaz Saray, ABD limanları arasındaki yük taşımacılığının yalnızca ABD yapımı, ABD bayraklı ve ABD mürettebatına sahip gemilerle yapılmasını zorunlu kılan Jones Yasası’nın askıya alınma süresini önümüzdeki günlerde uzatabilir.
Mevcut muafiyet kararının süresi 16 Ağustos’ta doluyor. Haberde, dört buçuk aylık süreçte söz konusu esnekliğin yaklaşık 200 kez uygulandığı ve bunun programın tüm tarihi boyunca gerçekleşen en uzun süreli istisna olduğu kaydedildi.
Reuters’a konuşan kaynaklar, nihai kararın henüz alınmadığını bildirdi. Yönetim yetkililerinin, muafiyet mekanizmasını korurken kapsamını daraltma seçeneğini değerlendirdiği belirtildi.
Görüşmelere Beyaz Saray temsilcileri, denizcilik sektörü yetkilileri ve Kongre üyeleri katılıyor.
ABD Enerji Bakanı Chris Wright, uygulanan muafiyetin Kaliforniya ve ülkenin Doğu Yakası’nda enerji fiyatlarının düşmesine yardımcı olduğunu söyledi.
Wright, yakıt maliyetlerinin önümüzdeki haftalarda gerilemesini beklediğini belirterek muafiyet süresinin yeniden uzatılmasının muhtemel olduğunu dile getirdi.
Trump yönetimi, kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde galon başına ortalama 4 doları aşan benzin fiyatlarını düşürmenin yollarını arıyor.
Bu süreçte kamuoyu önündeki eleştirilerini artıran Başkan Donald Trump, petrol şirketleri Exxon Mobil ve Chevron’u hedef aldı.
Trump, söz konusu şirketlerin aşırı yüksek kârlar elde ettiğini belirterek bu gelirin bir kısmını akaryakıt fiyatlarını indirerek tüketicilere geri vermeleri gerektiğini ifade etti.
Diğer yandan denizcilik sektörü temsilcileri ile bazı Cumhuriyetçi siyasetçiler muafiyetin uzatılmasına karşı çıkıyor. Karşıt görüştekiler, esnekliğin geniş çaplı uygulanmasının yabancı taşıyıcılara haksız avantaj sağladığını, ABD ticaret filosunu zayıflattığını ve Jones Yasası’nın ulusal güvenlikle ilgili hedeflerini zedelediğini savunuyor.
Trump yönetimi, İran ile yaşanan gerilimin ardından petrol fiyatlarında görülen artış üzerine Mart ayında Jones Yasası’nın şartlarını ilk kez geçici olarak esnetmişti. 1920 yılından bu yana yürürlükte olan yasa, ABD limanları arasındaki deniz nakliyatının yerli üretim gemiler ve yerli mürettebatla yapılmasını şart koşuyor.
Bloomberg’in daha önce aktardığı analizde, kısıtlamaların kaldırılmasının daha düşük maliyetle çalışan yabancı tankerlerin Meksika Körfezi kıyılarından ABD’nin Doğu Yakası’ndaki rafinerilere petrol ve işlenmiş akaryakıt taşımasına imkan tanıdığı belirtilmişti.
Amerika
Bankalar, veri merkezi için 15 milyar dolarlık borcu elden çıkaracak

Bankalar, Anthropic’e kiralanmış olan ve Google’ın desteklediği Teksas’taki veri merkeziyle bağlantılı 15 milyar dolarlık borcu elden çıkarmayı planlıyor.
Konuya yakın kaynakların Financial Times’a (FT) aktardığına göre, Morgan Stanley liderliğindeki bir banka konsorsiyumu, krediler çekilir çekilmez, Teksas’ın Hubbard kentinde inşaatı devam eden yaklaşık 8.100 dönümlük veri merkezi kampüsüne taahhüt ettikleri borcu yeniden finanse etmek için tahvil piyasasına başvurmayı planlıyor.
Tahvil piyasası, devasa yapay zeka girişimlerinin uzun vadeli sermaye elde etmeleri için giderek daha popüler bir yol haline geldi.
Piyasanın derinliği, projelerin banka kredilerine kıyasla daha hızlı ve daha düşük maliyetle finanse edilebilmesini sağlıyor.
Bankalar açısından ise bu borcu elden çıkarmak, genel yapay zeka risk maruziyetlerini azaltmaya yardımcı oluyor ve daha fazla kredi verebilmek için kapasite yaratıyor.
Öte yandan, eskiden gaz boru hatları ve havaalanları gibi projeleri finanse eden, bankalar odaklı altyapı finansmanı piyasası, yapay zeka altyapı yatırımlarının devasa sermaye ihtiyaçları karşısında bunalmış durumda.
Wall Street’in büyük bankaları, bu yılın başlarında Oracle’a kiralanan çeşitli veri merkezi projelerine ait 50 milyar dolardan fazla inşaat borcunun alıcılarını bulmak için aylarca uğraştı.
Bazı kredi verenler ise risk transferi anlaşmaları yoluyla maruz kaldıkları riski yönetmeye çalıştı.
Kaynaklara göre, 15 milyar dolarlık borç paketi birden fazla tahvil satışına bölünmesi bekleniyordu.
Zira banka kredisi, proje geliştiricisi Nexus Data Centers’ın belirli inşaat aşamalarına ulaştıktan sonra bir süre boyunca borcu çekmesine olanak tanıyan “gecikmeli çekim” özelliğine sahip.
Borcun bir kısmı da kaldıraçlı kredi piyasasında yeniden finanse edilebilir.
Tahvilin, veri merkezi tamamen inşa edildikten sonra geçerli olacak olan Google’ın destek garantisine rağmen spekülatif derecelendirme alması bekleniyor.
Kaynaklar, bunun yatırımcıların inşaat gecikmeleri ve maliyet aşımları gibi riskleri üstlenmek zorunda kalacağı anlamına geldiğini ekledi.
Veri merkezi, ayrı olarak finanse edilecek olan Google’ın özel TPU çipleri ile donatılacak.
Teksas’taki yeni kampüs, gecikmeleri ve maliyet artışlarını önlemek için kendi doğalgaz santralinden enerji alacak.
Eyalette inşa edilmesi planlanan çok sayıda veri merkezi projesi, elektrik ve su kaynaklarındaki sıkıntıların yanı sıra kamu hizmetleri fiyatlarındaki artışa ilişkin endişelerin artmasına neden oldu.
Fakat veri merkezi ve enerji varlıklarının birleştirilmesi, kredi verenlerin aynı anda iki farklı türdeki riski üstlenmeleri gerektiğinden karmaşık bir finansman sürecine yol açabilir.
Meta tarafından yürütülen ve “behind-the-metre” enerji sistemine sahip benzer bir veri merkezi projesi olan Project Walleye, ek riskleri telafi etmek için yatırımcılara ek getiri sunmak zorunda kalmıştı.
Amerika
Moody’s uyardı: Devlerin yapay zeka harcamaları kredi kalitesini tehdit ediyor

Google, Meta, Microsoft ve Amazon gibi küresel teknoloji devleri, yapay zeka altyapı yatırımlarını finanse etmek amacıyla devasa miktarlarda borçlanmaya gidiyor. Derecelendirme kuruluşları ve analistler, milyarlarca dolarlık harcamaların şirketlerin bilanço yapısını değiştirdiği ve kredi kalitesini tehdit edebileceği konusunda uyarılarda bulunuyor.
Dünyanın önde gelen teknoloji şirketleri, iddialı yapay zeka hedeflerini finanse etmek amacıyla devasa miktarlarda borç yükünün altına giriyor.
Şirketlerin borçlanma oranlarındaki bu hızlı artış, yatırımcıların yapay zeka odaklı hisse senetlerine yönelik daha önce sınırsız görünen coşkusuna gölge düşürürken piyasalarda da tedirginliğe yol açıyor.
Google, Meta, Microsoft ve Amazon gibi teknoloji devleri, son yıllarda yapay zeka geliştirmelerini destekleyecek altyapıları inşa etmek için yüz milyarlarca dolar taahhüt etti.
Yatırımcılar başlangıçta bu yüklü harcamaları büyük ölçüde ödüllendirdi. Ancak şirketlerin bu maliyetli yatırımı finanse etmek için giderek daha fazla borca dayanmasıyla birlikte piyasa, en büyük yapay zeka aktörlerinin bazılarına kaygılı bir gözle bakmaya başlıyor.
Moody’s Ratings tarafından yayımlanan yakın tarihli rapora göre, veri merkezi kurulumuna öncülük eden Amazon, CoreWeave, Google, Meta, Microsoft ve Oracle firmalarının bu yıl altyapı için 785 milyar dolar harcaması bekleniyor. Raporda, bu toplamın 2027 yılında daha da büyüyerek 1 trilyon dolara yaklaşacağı öngörülüyor.
Moody’s, bu firmaların “tarihin en zengin nakit rezervine sahip şirketleri arasında” yer almasına rağmen, yapay zeka harcamalarını desteklemek amacıyla yaklaşık 460 milyar dolar borç aldıklarına dikkat çekti. Kuruluş, bu durumun “kredi kalitesini tehdit edebileceği” uyarısında bulundu.
Raporda ayrıca, “Kredi göstergeleri bu şirketlerin çoğu için halen çok güçlü seyrediyor; ancak bilanço yapılarında maddi bir kayma olduğu açıkça görülüyor” değerlendirmesine yer verildi.
LSEG verilerine göre, CoreWeave dışındaki söz konusu dev altyapı sağlayıcılarının (hyperscaler) ihraç ettiği tahvillerde muazzam bir artış yaşandı. Şirketlerin tahvil ihraçları 2024 yılındaki 16,7 milyar dolar seviyesinden 2026’da şu ana kadar 193 milyar dolara fırladı.
Ritholtz Wealth Management Baş Piyasa Stratejisti Callie Cox, konuya ilişkin The Hill’e yaptığı değerlendirmede, “Büyük teknoloji şirketlerinin piyasaya çıkıp özkaynak ve borçlanma piyasalarını kullanması beni şaşırtmadı. Harcamalarını artırmaya ve cesur yapay zeka stratejileri hakkında konuşmaya başladıklarında bu durum zaten tahmin ediliyordu” dedi.
Cox sözlerini şöyle sürdürdü: “Bence şaşırtıcı olan, harcamaların büyüklüğü ve bu şirketlerin hisse senetleri ile borçlanma piyasalarından temin ettiği kaynağın miktarıdır.”
S&P Global analistleri de geçen hafta yayımladıkları raporda piyasaların borç akını karşısında “bazı yorgunluk belirtileri gösterdiğini” yazdı.
Yatırımcıların daha yüksek getiri arayışına girdiğini gösteren bir işaret olarak, bu şirketlerin tahvil spread’lerinin (getiri farkları) yükseldiği kaydedildi.
S&P Global analistleri raporda şu ifadelere yer verdi:
“Dev altyapı sağlayıcılarının spread’leri, geçen sonbahardan bu yana gerçekleşen her yeni borç enjeksiyonuyla hızlı bir şekilde genişliyor; hatta Microsoft yeni bir tahvil ihraç etmemesine rağmen bu dönemde daha geniş spread’lerle karşılaşıyor. Piyasa katılımcıları, daha önce güçlü ve güvenilir nakit akışıyla karakterize edilen ihraççıların hızla artan kaldıracından giderek daha fazla endişe duyuyor.”
Aynı zamanda ana altyapı sağlayıcılarının borçlarını sigortalamanın maliyeti de son haftalarda artış gösterdi.
S&P Global verilerine göre, büyüyen borç yükü hakkında uzun süredir sorularla karşılaşan Oracle’ın beş yıllık kredi temerrüt takası (CDS) primleri geçen çarşamba günü 218 baz puana yükseldi.
Kredi temerrüt takasları, alıcının bir prim karşılığında borçlunun borcunu temerrüde düşürme riskine karşı korunmasını sağlıyor. Bu fiyat yükseldiğinde, genellikle daha yüksek bir temerrüt riskini yansıtıyor.
Amazon, Microsoft, Alphabet, Meta, Nvidia, CoreWeave ve SpaceX’in CDS primleri de geçen ayın sonunda benzer şekilde artış kaydetti.
Bu yılın başlarında xAI’ı satın alan SpaceX, işlem gücü sağlamak amacıyla yapay zeka laboratuvarlarıyla milyarlarca dolarlık anlaşmalar imzalayarak kendisini giderek daha fazla bir dev altyapı sağlayıcısı olarak konumlandırıyor.
Cox, CDS fiyatlarındaki bu duruma dair şunları söyledi:
“Büyük teknoloji şirketlerinin CDS oranlarında, özellikle de serbest nakit akışı biraz düşük olanlarda yükselişler görüyoruz. Bunun temel nedeni, risk yönetimi perspektifinden bakıldığında gelecekte bir şeylerin başarısız olabileceğini düşünmenin makul olmasıdır. Bu mutlaka bir şeylerin başarısız olacağına dair bir bahis değildir. Ancak Wall Street’te kesinlikle kaşların çatılmasına neden oluyor.”
Piyasa uzun süredir yapay zeka sektörünün sürekli büyüyen altyapı taahhütlerini desteklese de, yatırımcıların teknolojinin beklenen yatırım getirisini sağlayıp sağlamayacağını sorgulamasıyla bu coşku bocalamaya başlıyor.
Google’ın hisseleri, ikinci çeyrek kazançlarını açıkladıktan sonra geçen ay darbe aldı.
Arama motoru devi, bu yılki harcama tahminini 15 milyar dolar artırırken, halka açılmasından bu yana serbest nakit akışının ilk kez negatife döndüğünü ortaya koydu.
Meta’nın hisseleri de geçen hafta açıklanan çeyreklik kazançların ardından geriledi.
Facebook’un ana şirketi, 2026 harcama tahmininin alt sınırını 5 milyar dolar yükseltti ve serbest nakit akışının yaklaşık 780 milyon dolara gerilediğini açıkladı.
Öte yandan Microsoft, sonuçlarını açıkladığı günün ardından değerine yaklaşık 450 milyar dolar kattı. Şirket, harcamalarını bu yıl sabit tutacağını duyurdu ve serbest nakit akışının 2027 mali yılı boyunca pozitif kalacağına işaret etti.
Amazon ise bu eğilimi tersine çevirmiş göründü. E-ticaret devi 20 milyar dolarlık ek sermaye harcaması ve negatif nakit akışı açıklamasına rağmen, beklenenden yüksek gelen geliri sayesinde hisselerinde artış kaydetti.
Yapay zeka harcama çılgınlığının büyük ölçüde dışında kalan Apple ise rakiplerinden ayrılarak nispeten benzersiz bir konumda yer aldı.
Cox, Apple’ın durumunu değerlendirirken, “Apple son zamanlarda dev altyapı sağlayıcılarına karşı adeta ters bir işlem konumunda. Apple iyi gidiyorsa dev altyapı sağlayıcıları iyi gitmiyor veya bunun tersi yaşanıyor” dedi.
Cox ayrıca, “Yapay zeka etrafında finansal kalite ile esneklik arasında gerçekten bir çekişme olduğunu düşünüyorum. Günün koşullarına, olaya veya ruh haline bağlı olarak yatırımcılar bu denklemin her iki tarafını da beğenebilir” ifadelerini kullandı.
Yapay zeka harcamalarına ilişkin endişeler ve Çin’den gelen rekabet korkularının etkisiyle geçen hafta yaşanan teknoloji hissesi satışlarına rağmen, piyasalar salı günü yeniden yükselişe geçti; hem S&P 500 hem de Dow Jones Industrial Average endeksleri kapanışta yeni zirvelere ulaştı.
Amerika
ABD Savaş Bakanlığından yeni nükleer strateji hazırlığı

ABD Savaş Bakanlığının, küçük menzilli taktik nükleer silahların olası kullanımına özel önem veren yeni bir nükleer strateji geliştirdiği bildirildi. NBC kanalının haberinde, yeni yaklaşımın ABD Başkanı için eylem seçeneklerini genişletmeyi amaçladığı aktarıldı. Öte yandan Kongre ve askeri çevrelerdeki bazı eleştirmenler, planın askeri hazırlık seviyesini düşürebileceği ve nükleer caydırıcılığa zarar verebileceği yönünde endişelerini dile getirdi.
ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon), taktik ve daha kısa menzilli nükleer silahların olası kullanımına özel önem veren yeni bir nükleer strateji hazırlıyor.
NBC’nin konuya vakıf beş bilgilendirilmiş kaynağa dayandırdığı haberine göre, hazırlanan yeni strateji on yıllardır sarsılmaz kabul edilen nükleer silah yaklaşımını sorguluyor.
Haberde, bakanlığın sunduğu önerilerin ABD Başkanı için hiçbir hareket seçeneğini dışarıda bırakmayacağı, aksine kendisine gerçekçi ve güvenilir seçenekler sunarak “karar alanını genişletmeyi ve böylece caydırıcılığı güçlendirmeyi” hedeflediği öne sürüldü.
Pentagon’dan bir kaynak, yaptığı açıklamada, “Nükleer silahların kullanımı konusunda güvenilir seçeneklere ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz” ifadesini kullandı.
Yeni strateji çalışması, Pentagon Siyasi Müsteşarı Elbridge Colby tarafından yürütülüyor. Sürecin, genellikle her yeni başkan döneminde gerçekleştirilen düzenli gözden geçirme kapsamında sürdürüldüğü kaydedildi.
Taktik silahların rolünün artırılmasını uzun süredir savunan Colby, ABD’nin rakiplerinin, Washington’ın yürürlükteki stratejide öngörüldüğü şekliyle düşmanın nükleer güçlerini yok etmek amacıyla uzun menzilli nükleer silahları gerçekten kullanabileceğine inandıklarını ileri sürüyor.
Colby’nin önerdiği strateji, bazı ABD’li milletvekilleri arasında endişeye yol açtı. Eleştirmenler, bu yaklaşımın nükleer silah kullanımını daha az tehditkar gösterebileceğini veya belirli senaryolarda askeri hazırlık seviyesinin düşmesine neden olabileceğini savunuyor.
Ayrıca bazı çevreler, askerlerin eğitimindeki odağın daha kısa menzilli silahların kullanımını içeren yeni stratejiye kayması nedeniyle ABD Silahlı Kuvvetlerinin harbe hazırlık durumunun olumsuz etkilenebileceğini değerlendiriyor.
Bu görüşü dile getirenler, olası bir felaket senaryosunda ABD ordusunun nükleer silah kullanımı konusunda yeterli uzmanlığa sahip olamayacağı için sürece daha az hazırlıklı olacağını iddia ediyor.
ABD Kongresinden bir kaynak NBC’ye yaptığı değerlendirmede, “Başkan Donald Trump’ın nükleer caydırıcılık sistemimizi yeniden harika yapmamız gerektiği yönünde beyan ettiği pozisyonla bu kadar çelişen başka bir çalışma hayal etmek zor. O açıkça daha az değil, daha fazla imkana sahip olmak istiyor. Bu çalışma tam bir fiyaskodur” dedi.
Kanala konuşan kaynaklar, Colby’nin yürüttüğü çalışmaları ABD nükleer güçlerini denetleyen ABD Silahlı Kuvvetleri Stratejik Komutanlığına yapacağı ziyaret sırasında, Nebraska’da basına kapalı düzenlenecek askeri bir etkinlikte sunacağını aktardı.
ABD’nin nükleer stratejisi son olarak 2024 yılında güncellenmişti.
Amerikan Bilim İnsanları Federasyonunun (FAS) Şubat 2026 tarihli araştırmasına göre, ABD Savaş Bakanlığının elinde balistik füzeler ve stratejik bombardıman uçaklarıyla sevk edilmek üzere tasarlanmış yaklaşık 3 bin 700 nükleer harp başlığı stoku bulunuyor.
Dünyadaki toplam nükleer silah stokunun yaklaşık yüzde 90’ı ortaklaşa olarak Rusya ve ABD’nin kontrolünde yer alıyor. Rusya’nın nükleer cephaneliğinin ise 4 bin 300’den fazla harp başlığından oluştuğu tahmin ediliyor.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi6 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı









