Ortadoğu
Likud, Netanyahu ile Eisenkot arasında “rotasyonlu” başbakanlığı değerlendiriyor

Likud partisi ve Binyamin Netanyahu’nun yakın çevresinde yetkililer, dar bir koalisyonun kurulmasının imkânsız olduğu ve siyasi sistemin bir çıkmaza girdiği senaryoyu analiz ediyorlar.
Jerusalem Post’ta yer alan habere göre böyle bir senaryoda, Likud yetkilileri tarafından tartışılan seçeneklerden biri, Netanyahu ile Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot arasında görev dönüşümünün yapılacağı geniş bir koalisyon hükümeti.
Bu aşamada analistleri meşgul eden asıl soru, Netanyahu’nun Eisenkot’u kendisiyle birlikte bir dönüşümlü hükümet kurmaya ikna etmek için ne sunabileceği ve Netanyahu-Benny Gantz hükümetindeki emsali takip ederek, bu kez dönüşümlü yönetim anlaşmasına uyulacağına onu nasıl inandırabileceği.
Likud’un kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerinde gündeme getirilen olasılıklar arasında, Netanyahu’yu gelecekte cumhurbaşkanlığına aday göstermek de yer alıyor.
Bu, hem Netanyahu için üzerinde anlaşmaya varılmış bir siyasi çıkış yolu hem de başbakanlığın nihayetinde Eisenkot’a geçeceğine dair siyasi bir garanti yaratacak.
Bu aşamada bunlar, seçimler öncesinde Netanyahu’nun “geniş koalisyon” kampanyasını çevreleyen stratejik değerlendirmeler ve senaryo analizleri.
Likud yetkilileri, Netanyahu’nun 61 sandalyeye ulaşamadan seçimi tamamlayabileceğine inanıyor, fakat aynı zamanda muhalefet bloğunun da hükümet kurmak için yeterli sandalyeye sahip olamayacağı ihtimaline de güveniyorlar.
Her iki taraf da koalisyon kuramazsa, yetkililer, yeni bir seçimin önlenmesi yönündeki baskının bir birlik hükümeti olasılığını yeniden gündeme getirebileceğini tahmin ediyor.
Eisenkot, eğer Netanyahu karşıtı blokta büyük bir güçün başında seçime girerse, böyle bir hamlenin başlıca potansiyel ortaklarından biri olarak görülüyor.
Likud’da tartışılan senaryoya göre, olası senaryolardan biri, Netanyahu’nun rotasyon kapsamında ilk olarak başbakanlık görevini üstlenip, daha sonra bu görevi Eisenkot’a devretmesi.
Ne var ki böyle bir adımın önündeki en bariz engel, 2020 yılında Gantz ile kurulan dönüşümlü hükümetin yol açtığı güven krizi.
Eisenkot’un, o dönemde Gantz’ın bulunduğu durumun aynısına düşmemesini sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyacı olacak. Yani, hiçbir zaman hayata geçirilmeyen bir dönüşümlü hükümet anlaşmasının ortağı olmak.
Bu bağlamda, tartışmalarda cumhurbaşkanlığı olasılığı da gündeme geliyor. Bu senaryoya göre, liderlik devri tarihi, Isaac Herzog’un görev süresinin sona ermesinin ardından Netanyahu’nun Cumhurbaşkanı Konutu’na taşınmasıyla bağlantılı olabilir.
Bu olasılığı gündeme getirenler, böyle bir adımın Netanyahu’ya başbakanlık görev süresinin sona ermesinden sonra üzerinde mutabık kalınmış bir siyasi hedef sunabileceğine inanırken, aynı zamanda Eisenkot’a da görev dönüşümünün gerçekleşeceğine dair daha fazla güven vereceğini düşünüyorlar.
Likud içinde bile yetkililer, cumhurbaşkanlığı senaryosunun henüz kesinleşmiş bir plan olmaktan uzak olduğunu vurguluyor ve bazıları bunu uzak bir olasılık olarak nitelendiriyor.
Bununla birlikte, bu konu, güven sorununu aşabilecek bir mekanizma bulma çabalarının bir parçası olarak şimdiden tartışılmaya başlandı.
Likud içinde dile getirilen bir değerlendirmeye göre, cumhurbaşkanlığı senaryosu gelecekte gündeme gelirse, Netanyahu’nun ceza davasının sonuçlandırılması gerekecek.
Hukuki açıdan bakıldığında, bu tartışmalardaki argüman, yargılanan bir kişinin başkanlığa aday olmasını engelleyen otomatik bir hukuki engel bulunmadığı yönünde.
Asıl karmaşık mesele ise kamuoyu ve siyaset boyutunda olacak.
Bu senaryoyu gündeme getirenler, Netanyahu’nun başbakanlık görevini sona erdirecek ve istikrarlı bir hükümetin kurulmasına imkân tanıyacak daha kapsamlı bir anlaşmanın parçası olarak, böyle bir adımın kamuoyuna sunulmasının da mümkün olacağına inanıyorlar.
Bu tartışma, Netanyahu’nun son haftalarda “geniş bir hükümet” kurulması gerekliliği konusunda savunduğu çizgiyi de açıklıyor.
Likud yetkilileri, Netanyahu’nun 61 sandalyeli sağcı bir hükümetin garantili bir sonuç olmadığını anladığını ve bu nedenle seçimlerden sonra muhalif kamptan isimleri hükümete dahil etme olasılığına yönelik kamuoyu ve siyasi zemini önceden hazırlamanın önemli olduğuna inandığını tahmin ediyor.
Sonuçlar, hiçbir bloğun çoğunluğa sahip olmadığını gösterirse, Netanyahu, seçmenlerin her iki tarafa da kesin bir zafer vermediğini ve bu koşullar altında halkın büyük bir kesimini hükümetin dışında bırakmanın hiçbir gerekçesi olmadığını savunabilir.
Fakat Gantz örneği, gelecekteki tüm tartışmaların merkezinde yer almaya devam edecek. Likud yetkilileri, Netanyahu’nun siyasi vaadinin tek başına yeterli olmayacağını biliyor.
Bu nedenle, cumhurbaşkanlığı fikrinin yanı sıra siyasi tartışmalarda daha pratik mekanizmalar da inceleniyor: bütçe ve güvensizlik oylamalarıyla ilgili taahhütler, anlaşmanın ihlal edilmesini zorlaştıracak yasal mekanizmalar ve hatta Netanyahu’nun taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda devreye girecek şekilde bir mütevelliye istifa mektubunun teslim edilmesi olasılığı.
Likud yetkilileri ayrıca, böyle bir senaryo ile Netanyahu-Gantz hükümeti arasındaki temel bir farka da işaret ediyor.
Seçim sonuçları Netanyahu’ya bağımsız bir çoğunluk sağlamaz ve hükümeti ayakta tutmak için Eisenkot’a güvenmek zorunda kalırsa, bu bağımlılık başlı başına garanti sisteminin bir başka unsuru haline gelecek.
Ortaklığın feshedilip alternatif bir koalisyon kurulabileceği bir durumun aksine, bu senaryoda anlaşmanın ihlali tüm hükümetin düşmesine yol açabilir. Likud’un kazanacağı sandalye sayısı da belirleyici olacak.
Likud yetkilileri, mevcut beklentiler ışığında Netanyahu’nun 25-26’dan fazla sandalye kazanmasının, hükümet kurulurken göz ardı edilemeyecek büyük bir siyasi kampın lideri olarak kalabileceğini savunmasına olanak tanıyacak bir başarı olarak sunulacağını tahmin ediyor.
Buna karşılık, önemli ölçüde daha zayıf bir sonuç, rotasyonda ilk sırayı talep etme yeteneğine zarar verecek ve gelecekteki müzakerelerde güç dengesini değiştirecek.
Ortadoğu
ABD ara seçim sonrası İran’a saldırı için Körfez’i uyardı

Wall Street Journal gazetesinin haberine göre ABD yönetimi, ara seçimlerin hemen ardından İran’a yönelik kısa süreli fakat yoğun bir askeri saldırı ihtimaline karşı Körfez ülkelerini uyardı. Bölgeye yeni Patriot bataryaları sevk edilirken, Pentagon verileri savaşın Amerikan bütçesine maliyetinin 47 milyar doları aştığını ortaya koyuyor.
ABD yönetimi, Körfez’deki bazı müttefiklerine 3 Kasım’da düzenlenecek Kongre ara seçimlerinin hemen ertesinde İran’a yönelik kısa süreli fakat yoğun bir askeri harekât başlatabileceğini iletti. Washington, bölge ülkelerinden bu ihtimale karşı hazırlıklı olmalarını istedi.
Wall Street Journal gazetesinin haberinde, görüşmeler hakkında doğrudan bilgiye sahip kaynaklara dayandırılan bu uyarıda hangi ülkelerin bilgilendirildiği belirtilmedi. Sahadaki askeri hareketlilik ise iddialarla eşzamanlı olarak hız kazandı.
Amerikan ordusu, Teksas’tan Orta Doğu’ya bir Patriot hava savunma bataryası sevk ederken, bölgedeki askerlerini de İran’ın balistik füze ve insansız hava aracı menzilinde kalan açık üslerden daha güvenli noktalara çekmeye başladı. Bu adımlar, ABD ve İsrail’in Tahran yönetimiyle doğrudan ve kapsamlı bir çatışmaya hazırlandığı yönündeki işaretleri güçlendiriyor.
Beyaz Saray yönetimi, var olup olmadığı resmen doğrulanmayan hassas askeri planlar hakkında yorum yapmaktan kaçındı. Buna karşılık yapılan resmi açıklamada, Başkan Donald Trump’ın İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek amacıyla elindeki bütün seçenekleri geçerli tuttuğu vurgulandı.
New York Times da geçen hafta yayımladığı haberde, ABD ve İsrail ordularının kısa süreli fakat yoğun bir operasyon senaryosu üzerinden ortak askeri tatbikatlarını sıklaştırdığını duyurmuştu. Gazetenin işaret ettiği olası hedefler arasında İran’ın nükleer tesisleri, kritik enerji altyapısı ile füze ve silahlı insansız hava aracı üretim merkezleri yer alıyor.
Aynı haberde, düşük bir ihtimal olarak görülse de Trump’ın operasyon onayını ekim ayı bitmeden verebileceği, öte yandan hiçbir askeri eyleme izin vermeme seçeneğini de tercih edebileceği kaydedildi. Nitekim Trump’ın son aylarda yeniden sıcak çatışmaya girme kararını birçok kez son anda askıya aldığı biliniyor.
İki ülke arasındaki mevcut sıcak çatışma süreci, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran hedeflerine yönelik ortak saldırısıyla tetiklenmişti. Trump operasyonun temel gerekçesini Tahran’ın hiçbir koşulda nükleer silaha ulaşamamasını sağlamak olarak açıklamıştı.
Bu askeri hamleler, Haziran 2025’te yaşanan 12 günlük savaşın devamı niteliğini taşıyor. Washington, o dönemde yürüttüğü hava harekâtında İran’ın Fordo, Natanz ve İsfahan’da kurduğu ana nükleer tesisleri doğrudan hedef alarak vurmuştu.
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Başkanı Rafael Grossi ise BM Güvenlik Konseyinde yaptığı konuşmada sahadaki son tabloyu aktardı. Grossi, Tahran yönetiminin 2025 ve 2026 yıllarındaki saldırılarda hasar gören nükleer altyapısını onardığına veya sıfırdan yeniden inşa ettiğine dair herhangi bir ize rastlamadıklarını bildirdi.
Tesislerin kapalı devre tutulmasını eleştiren Grossi, İran’a hasar gören sahalar dahil olmak üzere bütün nükleer tesislerinin kapılarını uluslararası denetçilere derhal açması çağrısında bulundu. UAEK, Haziran 2025’teki Amerikan bombardımanından bu yana Tahran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun güncel durumunu bağımsız olarak teyit edemiyor.
Kurumun resmi kayıtlarına göre İran, Haziran 2025’teki savaştan önce elinde yüzde 60 saflıkta 440,9 kilogram zenginleştirilmiş uranyum tutuyordu. Nükleer fizikte yüzde 60 saflık düzeyi, silah yapımı için eşik kabul edilen yaklaşık yüzde 90 seviyesine teknik olarak son derece yakın sayılıyor.
Bombardımanların ardından Tahran yönetimi uluslararası müfettişlerin vurulan tesislere girişini engelledi. Bu kısıtlama nedeniyle denetim organı, söz konusu kritik stokun ne kadarının korunduğunu ve güncel olarak hangi noktalarda saklandığını kesinleştiremiyor.
Askeri faturanın büyümesi iç siyasetteki baskıyı tırmandırıyor
Başkan Trump, Haziran 2025’teki hava saldırılarının İran’ın nükleer kapasitesini yerle bir ettiğini savunmayı sürdürüyor. Buna karşın uzayan askeri operasyonların ekonomik dengeleri sarsması ve özellikle iç piyasada tırmanan akaryakıt fiyatları, yaklaşan ara seçimler öncesinde iktidardaki Cumhuriyetçi Parti grubunu ciddi bir siyasi baskıyla yüz yüze bırakıyor.
Trump ise yükselen enerji maliyetlerine yönelik eleştirilere karşı durarak, Tahran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi uğruna pompaya yansıyan yüksek fiyatlara katlanmanın gerekli olduğunu öne sürüyor.
Reuters’ın incelediği Pentagon bütçe kayıtlarına göre Amerikan ordusunun İran merkezli savaştaki toplam harcaması 47 milyar dolar sınırını aştı. Ortaya çıkan bu tablo, savunma yönetiminin temmuz ayında kamuoyuyla paylaştığı resmi tahminlerin yüzde 25 üzerinde gerçekleşti.
Toplam harcama kalemlerinin 29 milyar dolarlık ana gövdesini operasyonlarda harcanan mühimmat stokunun ikamesi oluştururken, 6 milyar dolarlık pay ise yıpranan askeri teçhizatın yenilenmesine ayrıldı. İran’ın misilleme olarak fırlattığı füze ve kamikaze insansız hava araçlarının hasar verdiği Amerikan üslerindeki onarım faturalarının bu 47 milyar dolarlık resmi toplama dahil edilip edilmediği ise henüz netlik kazanmadı.
Ortadoğu
İsrail’de rekor katılımlı seçim: İki blok da 61 sandalyeye ulaşamıyor

İsrail’de 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı operasyonundan bu yana yapılan ilk parlamento seçimlerinde oyların yüzde 41,9’u sayıldı. Katılımın yüzde 77,7 ile 1999’dan beri en yüksek seviyeye çıktığı oylamada, ilk verilere göre Binyamin Netanyahu bloku 57, muhalefet ise 47 sandalyede kalarak 61 vekillik çoğunluğu yakalayamadı.
İsrail’de seçmenler, 27 Ekim’de 120 sandalyeli tek kamaralı parlamento Knesset’in yeni üyelerini belirlemek üzere sandık başına gitti.
Bu oylama, 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı operasyonu ve ardından Gazze Şeridi, Lübnan ve İran’da başlayan savaştan bu yana yapılan ilk parlamento seçimi oldu.
28 Ekim saat 05.58 (Türkiye saatiyle 06.58) itibarıyla oyların yüzde 41,9’u sayıldı. İlk sonuçlar, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu destekleyen blokun 57, muhalefetin ise 47 sandalye kazandığını gösteriyor. Ağırlıklı olarak Arap seçmenleri temsil eden Ortak Liste ile Birleşik Arap Listesi (RAAM) ise toplamda mevcut 16 sandalyesini koruyor. Yani iki ana blok da meclis çoğunluğu için gereken 61 sandalyeye şimdilik ulaşamıyor.
Parti bazındaki ilk dağılımda Likud 28, Yaşar 21, Beyahad ise 11 milletvekili çıkarıyor. Ortak Liste 12 sandalyeye ulaşırken, Birleşik Tevrat Yahudiliği ve Evimiz İsrail (Yisrael Beiteinu) sekizer sandalye alıyor. Yahudi Gücü (Otzma Yehudit), Dini Siyonizm, Şas ve Demokratlar yedişer vekillik kazanıyor; RAAM ise ilk verilere göre dört sandalyede kalıyor.
Seçim barajı olan yüzde 3,25’i şimdilik aşamayan partiler de var. Yedek Askerler (Rezervistler) yüzde 2,7, İsrail Halkı yüzde 1,8 ve Haredim partisi yüzde 0,3 oy oranıyla baraj altında kalıyor.
Seçim öncesi son anketler de ne iktidar koalisyonuna ne de ana muhalefet blokuna 61 sandalyelik çoğunluğu veriyordu. Kanal 12’nin araştırmasına göre Netanyahu karşıtları 56, Başbakan’ın koalisyonu 50, Arap listeleri ise 14 sandalye alabiliyordu.
Son 27 yılın en yüksek katılımına ulaşıldı
Yaklaşık 7,3 milyon seçmenin oy kullanma hakkına sahip olduğu ülkede sandıklar 27 Ekim’de yerel saatle 07.00’de (Türkiye saatiyle 08.00) açıldı ve büyük çoğunluğu 22.00’de (Türkiye saatiyle 23.00) kapandı.
Ynet’in Merkez Seçim Komisyonu’na dayandırdığı haberine göre ilk üç saatte 1,2 milyondan fazla kişi oy kullandı. Saat 10.00’da (Türkiye saatiyle 11.00) yüzde 16,68’e ulaşan katılım, 2022’deki bir önceki seçimin aynı saatine kıyasla 0,78 yüzde puan artış gösterdi.
Ynet’e konuşan Merkez Seçim Komisyonu Genel Müdür Vekili Din Livne, yerel saatle 14.00’te (Türkiye saatiyle 15.00) 3,29 milyondan fazla seçmenin sandığa gittiğini açıkladı. Yüzde 44,9’a çıkan katılım oranı, 1973’ten bu yana bu saat dilimi için kaydedilen en yüksek seviye oldu. Livne bu tabloyu, “Seçim komisyonunun 1973’ten beri kaydettiği tüm rekorları kırdık. Daha önce böyle rakamlar görülmemişti” sözleriyle değerlendirdi.
Saat 20.00’de (Türkiye saatiyle 21.00) katılım yüzde 74,3’e vurarak son 38 yılın o saatteki zirvesine çıktı. Aynı saatte 2022 seçimlerinde seçmenlerin yüzde 66,3’ü, 1973’te ise yüzde 73,4’ü oy kullanmıştı; daha yüksek bir oran en son yüzde 75,6 ile 1988 yılında kaydedilmişti.
Sandıkların kapandığı 22.00’de (Türkiye saatiyle 23.00) toplam katılım oranı yüzde 77,7’ye ulaştı. 2022 parlamento seçimlerindeki yüzde 70,6’lık orana göre 7,1 yüzde puanlık bir artış yaşandı ve 1999’dan bu yana İsrail parlamento seçimlerindeki en yüksek katılım kayıtlara geçti.
Koalisyon pazarlıkları için 28 günlük takvim işleyecek
Ülke genelinin tek seçim bölgesi sayıldığı İsrail’de nispi temsil sistemi uygulanıyor; seçmenler tek tek adaylara değil, kapalı parti listelerine oy veriyor. Meclise girmek için gereken yüzde 3,25’lik baraj en az dört sandalyeye karşılık geliyor ve bu seçimde Knesset’e girmek için 37 parti yarıştı.
Ülke tarihinde hiçbir parti tek başına 61 sandalyeye ulaşamadığı için hükümetler her zaman koalisyonla kuruluyor. Oy sayımının 30 Ekim’e kadar tamamlanması, resmi sonuçların ise 4 Kasım’da ilan edilmesi bekleniyor. Ardından Cumhurbaşkanı İzhak Herzog meclise giren partilerle istişare yürütecek ve hükümeti kurma şansı en yüksek milletvekilini görevlendirecek; müzakereler için tanınan 28 günlük süre gerekirse 14 gün daha uzatılabilecek.
Liderler sandık çıkış anketlerini farklı yorumladı
Sandık çıkış anketlerinin yayımlanmasının ardından Kudüs’te Likud destekçilerine seslenen Başbakan Binyamin Netanyahu, sağ blokun Yahudi seçmenler ve İsrail devleti destekçileri arasında “açık ve kesin bir çoğunluk” elde ettiğini söyledi. Buna rağmen zafer ilan etmeyen Başbakan, nihai oy sayım sonuçlarının beklenmesi gerektiğini vurguladı.
“Likud, İsrail’in en büyük partisidir” diyen Netanyahu, ülkede “güçlü bir sağcı ulusal hükümet” kurulması gerektiğini savundu. Arap partilerinin desteğine bağımlı bir hükümete karşı çıkan Başbakan, İsrail’in varlığına karşı duran siyasi güçlerle koalisyon kurulamayacağını belirtti.
İran ile yaşanan çatışmaya ayrı bir parantez açan Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte İran tehdidini kalıcı olarak ortadan kaldırmak için “tarihi, eşsiz bir fırsat” yakaladıklarını dile getirdi. “İran her zamankinden daha zayıf, İsrail ise her zamankinden daha güçlü” diyen Başbakan, İsrail’in hasımlarına karşı üstünlük sağladığını ve bunu yeniden başarabileceğini ifade etti.
Yaşar lideri Gadi Eisenkot ise ilk sandık çıkış anketlerini yorumlarken, bu verilerin İsrail vatandaşlarının çoğunluğunun “Netanyahu ve hükümetine hiç güvenmediğini” kanıtladığını söyledi. Destekçilerine hitap eden Eisenkot, nihai sonuçların henüz bilinmediğini ve sayımın tamamlanması gerektiğini hatırlatmakla birlikte, Netanyahu’yu seçmenin güvensizliğini kabul edip siyaseti bırakmaya çağırdı.
Yüksek katılımın vatandaşların değişim arzusunu gösterdiğini belirten siyasetçi, böyle bir ortamda yeni bir seçime gitmenin hata olacağını savundu. Tüm İsraillilerin çıkarlarını temsil edecek bir hükümet kurmak için elinden geleni yapacağına söz veren Eisenkot, önceliklerini zorunlu askerlik hizmetinin herkesi kapsaması ve Hamas’ın tasfiyesi olarak sıraladı; güvenlik güçleri ile kamu görevlilerini de yalnızca ülkenin ve vatandaşların çıkarları doğrultusunda hareket etmeye davet etti.
Likud üyesi Dışişleri Bakanı Gideon Saar, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda muhalefetin sevincini erken bulduğunu belirtti. Saar, “Sol erken kutlama yapıyor. Önyargılı yorumcuların kesin konuşmaları gülünç. Tek bir şey yeterli güvenle söylenebilir: Likud, İsrail’in en büyük partisidir” ifadelerini kullandı. Çıkış anketlerinin Netanyahu destekçileri lehine güncellenmesinin ardından Saar, sağ blokun “açık bir Yahudi çoğunluğuna” sahip olduğunu söyleyerek “Üstelik gece daha yeni başladı” diye ekledi.
Muhalefet ve Arap partileri hükümet arayışına girdi
Eski Başbakan Yair Lapid, ilk sonuçları Netanyahu bloku için “ezici bir yenilgi” diye nitelendirdi ve seçmenin mevcut hükümete gitmesi gerektiği mesajını verdiğini söyledi. Demokratlar lideri Yair Golan da İsraillilerin Netanyahu’yu fiilen “kovduğunu” savunarak yeni hükümetin kurulması için diğer partilerle çalışmaya hazır olduğunu açıkladı.
Beyahad birliği lideri Naftali Bennett, nihai sonuçların değişebileceğini kabul etse de Netanyahu’nun yenildiğini ilan etti. Yeni bir hükümet kurmak uğruna kişisel hırslarını bir kenara bırakacağına söz veren Bennett, muhalefet siyasetçilerinin koalisyon görüşmelerine şimdiden başladığını duyurdu.
Arap partisi RAAM’ın lideri Mansur Abbas, sandık çıkış anketlerinin yayımlanmasından sonra her iki siyasi kamptan temsilcilerin kendisiyle temasa geçtiğini açıkladı.
Partisinin Eisenkot liderliğindeki bir hükümette yer alabileceğini belirten Abbas, böyle bir koalisyon için şimdilik yeterli oy çıkmadığını da kabul etti; tahminlere göre Arap listeleri hariç muhalefet partileri 52, RAAM ise yedi sandalye alıyor ve toplam sayı gereken 61’in altında, 59’da kalıyor.
Evimiz İsrail partisi lideri Avigdor Liberman ise asker oylarının sayılmasını beklemeye çağırdı ve partisinin ana televizyon kanallarının öngördüğü sekiz sandalye yerine 14 ila 15 vekillik çıkarabileceğini öne sürdü. Liberman ayrıca yeni bir sağ hükümet kurmak amacıyla Likud milletvekillerine Netanyahu’dan desteği çekme çağrısı yaptı.
İktidar cephesinde ise aşırı sağcı Yahudi Gücü partisi lideri İtamar Ben-Gvir, Netanyahu’yu Eisenkot’un partisiyle ulusal birlik hükümeti kurmaması konusunda uyardı ve böyle bir senaryoyu “korkunç bir hata” olarak adlandırdı.
Dini Siyonizm partisine liderlik eden Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, muhalefetin iktidar blokunun yenildiği yönündeki açıklamalarını reddetti.
Destekçilerine seslenen Smotrich, hükümet karşıtlarının Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinin genişlemesini durduramayacağını söyledi ve Gazze Şeridi’nde Yahudi yerleşimleri kurma sözü verdi.
Dini parti Şas’ın lideri Aryeh Deri ise sandık çıkış anketleri arasındaki farklara işaret ederek seçmenlerini resmi sonuçları beklemeye davet etti.
Ortadoğu
El Halil kuşatması 5. gününde: 3 binden fazla Filistinli sürüldü

İsrail ordusunun Batı Şeria’daki El Halil kentine dönük kuşatması beşinci gününe girerken, aralarında 200’den fazla bebeğin de yer aldığı 3 binden fazla Filistinli evlerinden çıkarıldı. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in sonuçsuz kalan operasyonu bitirme talebi ise Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı tarafından reddedildi.
İsrail ordusunun işgal altındaki Batı Şeria’da yer alan El Halil kentine yönelik kuşatması beşinci gününe girdi. Kentte baskınlar, ev yıkımları ve zorla tahliyeler sürerken 3 binden fazla Filistinli evini terk etmek zorunda kaldı.
El Halil Belediyesinin 26 Ekim’de paylaştığı verilere göre, yerinden edilen kişilerin sayısı 3 bin 189’a ulaştı. Bu kişilerin 200’den fazlası bebeklerden oluşuyor.
Kentteki yetkililer, yerinden edilen toplam nüfusun yaklaşık yarısının 18 yaşın altındaki çocuk ve gençlerden meydana geldiğini duyurdu.
Kuşatma altındaki kentte Filistinli yetkililer olağanüstü hal ilan ederek acil kriz masası kurdu.
Kriz masası üyesi Rami Hamis, Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada, sivil dayanışmaya dikkat çekerek, hemşehrilerinin geçici barınaklarda kalmasına razı olmayan bölge sakinlerinin ve hayırseverlerin evlerini yerinden edilen ailelere açtığını söyledi.
Evini apar topar terk etmek zorunda kalan bir Filistinli ise 26 Ekim’de Al Jazeera’ya verdiği demeçte yaşadıklarını anlattı.
Yalnızca üzerlerindeki kıyafetlerle kaçabildiklerini belirten kent sakini, birikimlerinin, ev eşyalarının ve resmi belgelerinin geride kaldığını, ailesini görece güvenli bir yere yerleştirdikten sonra eşyalarını kurtarmak için geri dönmeyi denediğini fakat bölge artık güvenli olmadığı için eve ulaşamadığını aktardı.
Kuşatma, 23 Ekim’de iki İsrail askerinin hayatını kaybettiği saldırının hemen ardından başladı. Eylemi gerçekleştiren iki Filistinli olay yerinde İsrail güçlerince öldürülmüştü.
Bu gelişmeyi gerekçe gösteren İsrail ordusu kenti abluka altına alarak geniş çaplı operasyonlara girişti. İngiliz Guardian gazetesi El Halil’de yürütülen bu uygulamayı “toplu cezalandırma” olarak nitelendirdi.
Hamas yetkilisi Mahmud Merdavi de 26 Ekim’de yaptığı açıklamada hem El Halil’deki kuşatmayı hem de işgal altındaki Batı Şeria geneline yayılan askeri müdahaleleri kınadı.
Bu adımların toplu cezalandırma niteliğinde olduğunu vurgulayan Merdavi, sahadaki gerilimi tırmandırmanın ağır sonuçlar doğurabileceği uyarısını yaptı.
Merdavi ayrıca Başbakan Binyamin Netanyahu ile hükümetinin bu saldırıları propaganda ve seçim hesaplarıyla kullandığını savundu; askeri baskının Filistinlilerin direncini kıramayacağını, ilhak ve kitlesel sürgün hesaplarının hedefine ulaşamayacağını dile getirdi.
İsrail yönetiminde operasyon çatlağı
Abluka beşinci gününde devam ederken, İsrail kanadında askeri kademe ile hükümet arasında görüş ayrılığı baş gösterdi.
Öte yandan Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ile Başbakan Binyamin Netanyahu operasyonun geleceği konusunda karşı karşıya geldi.
Zamir, sahadaki askeri harekatın sağlayabileceği faydayı sağladığını ve artık sona erdirilme vaktinin geldiğini savundu.
Askeri yetkililer, operasyon boyunca elde edilen somut kazanımların sınırlı kaldığını, bu nedenle mevcut harekatın sürdürülüp sürdürülmeyeceğinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Nitekim gazete, İsrail güçlerinin kentte yalnızca sınırlı sayıda silah ele geçirebildiğini, olağandışı bir cephanelik ya da büyük bir silah deposu ortaya çıkaramadığını yazdı.
Ancak Genelkurmay Başkanı Zamir’in operasyonu bitirme önerisi kabul görmedi. Başbakan Netanyahu ve Savunma Bakanı öneriyi geri çevirerek saldırıların devam etmesi yönünde karar aldı.
Kuşatmanın ve operasyonların başladığı günden bu yana El Halil’de en az 70 Filistinli gözaltına alındı. İsrail ordusu ayrıca sivillere ait evleri hedef alan kapsamlı yıkım faaliyetlerini kent genelinde sürdürüyor.
Amerika1 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi3 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını7 gün önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da
Ortadoğu2 hafta önceINSS: ABD gerileyen bir güç; artık etnik Yahudi kimliği demokratik normları önceliyor
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi5 gün önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Ortadoğu1 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi












