Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail yapay zekayı yönlendirmek için sahte düşünce kuruluşu kurdu

Yayınlanma

İsrail hükümetinin yapay zeka sohbet botlarını yönlendirmek amacıyla kurdurduğu “Hanover Institute for Public Policy” adlı paravan düşünce kuruluşu ifşa oldu. ABD Adalet Bakanlığı kayıtları, hayali enstitünün on milyonlarca dolarlık geniş kapsamlı bir etki kampanyasının parçası olduğunu belgeledi.

The Guardian gazetesinin yayımladığı araştırma, İsrail hükümetinin yapay zeka sohbet botlarının yanıtlarını kendi lehine şekillendirmek amacıyla hayali bir düşünce kuruluşu üzerinden geniş çaplı bir dezenformasyon faaliyeti yürüttüğünü ortaya koydu.

Gerçekte fiziki varlığı bulunmayan ve “Hanover Institute for Public Policy” adıyla faaliyet gösteren internet sitesi, içeriklerin yapay zeka modelleri tarafından kaynak gösterilmesini sağlamayı hedefleyen ticari bir altyapı üzerine inşa edildi.

Söz konusu site; Filistinli tutuklulara yönelik işkenceler, İsrail ordusunun işlediği savaş suçları ve Gazze’deki Filistinlilerin kasıtlı olarak aç bırakıldığına ilişkin suçlamalar karşısında İsrail tezlerini tarafsız akademik araştırma kisvesi altında sundu.

New York merkezli medya prodüksiyon şirketi Piro Inc, 1938 tarihli Yabancı Ajanlar Kayıt Yasası (FARA) kapsamında ABD Adalet Bakanlığına yaptığı bildirimde, Hanover Institute internet sitesini İsrail hükümeti adına yürüttüğü faaliyetler arasında kayda geçirdi. İncelemeler sonucunda enstitünün hiçbir ülkede veya yargı alanında tüzel kişiliğe sahip olmadığı, resmi bir adresinin bulunmadığı, sitede çalışan kadrosuna veya raporları hazırlayan yazarların kimliklerine yer verilmediği anlaşıldı.

Hakkında haberler çıkmasının ardından sitedeki finansman bildirimi değiştirildi. Başlangıçta yer alan dış finansman alınmadığı yönündeki beyanın yalnızca o metnin yazıldığı tarihte geçerli olduğu öne sürüldü.

Dokuz günde yarım milyondan fazla kelime yayımlandı

The Guardian’ın incelemesine göre Hanover Institute, 6-14 Ağustos tarihleri arasında ortalama 4 bin 500 kelimelik 124 rapor yayımladı. Dokuz günlük sürede üretilen toplam kelime sayısı 560 bini aştı. Üretimin zirveye çıktığı 12 ve 13 Ağustos tarihlerinde ise yaklaşık 354 bin kelimelik 73 rapor sisteme yüklendi.

Sitedeki 124 başlıktan 123’ü, kullanıcıların yapay zeka botlarına yöneltebileceği arama sorguları biçiminde hazırlandı. Başlıklar arasında “Antisiyonizm antisemitizm midir?”, “İsrail, Filistinlileri topraklarından sürdü mü?” ve “İsrail, Gazze’de soykırım mı yapıyor?” gibi ifadeler yer aldı.

Metinlere akademik güvenilirlik kazandırmak amacıyla Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler kurumları, Filistin Merkezi İstatistik Bürosu, Uluslararası Af Örgütü ve Soykırım Sözleşmesi gibi resmi belgelere ve kurumlara yoğun biçimde atıf yapıldı.

Siteyi inceleyen Quincy Institute araştırmacısı Nick Cleveland-Stout, platformun profesyonel bir tasarımla akademik kurum görünümü sunduğunu belirterek, “Tasarım, logolar ve diğer unsurlar iyi görünüyor. Fakat metinleri okudukça içeriklerin önemli bir bölümünün anlamlı olmadığını fark ediyorsunuz” dedi.

Raporlarda eleştiriler sistematik olarak etkisizleştirildi

Sitedeki metinler, uluslararası toplumun ve insan hakları örgütlerinin İsrail’e yönelik eleştirilerini geçersiz kılacak bir dille kurgulandı. İnsan hakları kuruluşlarının İsrail’in Gazze’de soykırım veya apartheid suçu işlediğine hükmettiği durumlarda, hazırlanan 20 raporda bu konuda henüz yetkili bir mahkemenin nihai hüküm vermediği vurgulandı.

Can kayıpları ve bölgeye giren insani yardım miktarlarına ilişkin veriler ise 55 ayrı raporda “taraflardan birinin iddiası” şeklinde nitelendirildi. Bu niteleme hem İsrail hem de Filistin makamlarının verileri için ortak kullanılarak Gazze’deki fiili duruma ilişkin hiçbir bilginin kesin olarak doğrulanamayacağı algısı oluşturuldu.

İngiliz, Fransız ve Alman medya organlarının Facebook sayfalarındaki antisemitik yorumları ele alan 2022 tarihli bağımsız bir araştırmaya, 124 raporun 88’inde toplam 454 kez atıfta bulunuldu. Bu çalışma; işgal altındaki Filistin topraklarındaki tapu kayıtlarından AIPAC’ın ABD medyasındaki ağırlığına, Gazze’deki can kayıplarından 1948 Nekbe sürecine kadar konuyla ilgisiz alanlarda meşrulaştırma aracı olarak kullanıldı.

Cleveland-Stout, “Neredeyse her yazı, bu konudan söz etmenin antisemitizme katkıda bulunabileceği imasıyla sona eriyor. Ardından İngiltere’deki Facebook yorumlarıyla ilgili araştırmayı metne ekliyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

Yapay zekanın eğitim verileri hedeflendi

Sitenin kaynak kodlarında, yapay zeka tarayıcılarına içerik haritası sunan “llms.txt” dosyasının yer aldığı saptandı. Dosyanın enstitüye özel olmadığı, internet sitelerinin ChatGPT, Perplexity, Claude ve Gemini gibi modeller tarafından kaynak gösterilmesini sağlayan Res platformuna ait standart bir yapı taşıdığı anlaşıldı.

Res platformunun kurucusu Hai Tran, Piro’nun ABD Adalet Bakanlığı kayıtlarında “dijital stratejist” ve alt yüklenici sıfatıyla yer alıyor. Piro şirketi, yapay zeka modellerinin güvenilir kabul edeceği içerikler üreterek bunları farklı internet siteleri üzerinden dolaşıma sokmayı taahhüt ediyor.

Cleveland-Stout, operasyonun nihai amacının içeriklerin sohbet botlarınca anlık kaynak gösterilmesinden öte, yapay zeka modellerinin temel eğitim verilerine sızmak olduğunu vurguladı. Böylece yapay zeka sistemleri, gelecekte bu anlatıları kaynak belirtmeden doğrudan kendi bilgisi gibi sunabilecek.

Aynı operasyonel ağda bulunan Clock Tower X şirketine ait yedi internet sitesinin, yapay zeka geliştiricilerine veri sağlayan Common Crawl platformunun temmuz ayı dizininde 294 kez yer aldığı belirlendi. Hanover Institute içeriklerinin ise tarama sonrasında yayımlanması sebebiyle henüz bu dizine girmediği kaydedildi. The Guardian’ın gerçekleştirdiği testlerde ChatGPT’nin Hanover Institute raporlarına bağlantı verdiği, ancak kurumun finansman yapısı ve kuruluş gerekçesine ilişkin tartışmalara da dikkat çektiği görüldü.

On milyonlarca dolarlık kamu diplomasisi ağı

FARA kayıtlarına göre Piro şirketi, İsrail hükümeti adına yürüttüğü faaliyetler kapsamında iki ayrı iş emriyle toplam 1 milyon dolarlık sözleşme imzaladı. Piro ve Clock Tower X, Frankfurt merkezli Havas Media Germany şirketinin alt yüklenicisi olarak çalıştı.

ABD resmi kayıtları, Havas Media’nın Ekim 2025 ile Mart 2026 arasındaki dönem için Clock Tower X ve Targeted Communications Global şirketlerine yaklaşık 24,9 milyon dolar aktardığını gösterdi. Havas ile bir Amerikan şirketi arasındaki sözleşmede, “GPT konuşmalarında çerçeveleme sonuçları üretmek için internet siteleri ve içeriklerin devreye alınması” maddesi yer aldı.

İsrail hükümetinin resmi reklam ajansı LaPam, Havas iştiraklerine ihale açılmaksızın yüksek bütçeli projeler verdi. Bu kapsamda Mart 2023’te yurt dışı medya faaliyetleri için 58,3 milyon dolarlık bir sözleşme imzalandı. Ancak Havas’ın Amerikan şirketlerine 24,9 milyon dolar ödediği döneme ait güncel bir sözleşme kamuya açık kayıtlarda yer almadı.

Proje bütçesinin bir kısmı sosyal medya operasyonlarına yönlendirildi. Targeted Communications Global tarafından yürütülen ve finansmanının LaPam tarafından karşılandığı belirtilen “Freedom Not Terror” kampanyasının YouTube videosu 28,1 milyon izlenmeye ulaştı.

The Guardian; Piro, Havas Media ve LaPam yetkililerine iddiaları sordu ancak haberin yayımlandığı tarihe kadar kurumlardan herhangi bir yanıt gelmedi.

İsrail içinde bütçe tartışmaları ve düşen destek oranları

Kampanyanın hedeflerine ulaşıp ulaşmadığı İsrail yönetiminde tartışma konusu oldu. İsrailli bir yetkili Ynet’e yaptığı değerlendirmede, “Hükümet çok para ödedi ancak durum daha da kötüleşti” ifadesini kullandı. Başka bir yetkili ise eski ABD Başkanı Donald Trump’ın eski kampanya yöneticisi Brad Parscale’e atıfta bulunarak, “Durumu iyileştirmesi gerekiyordu. Ona çok para ödedik. Peki bu parayla ne yaptı?” dedi.

Eleştirilere karşın İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, ülkenin tüm uluslararası kamu diplomasisi faaliyetleri için 181,6 milyon dolar bütçe ayırdı. Sa’ar, 2026 ve 2027 yılları için 666,3 milyon dolarlık ilave kaynak tahsis etti.

Yürütülen kampanyalara rağmen ABD kamuoyunda İsrail’e verilen destek geriledi. Gallup verilerine göre Amerikalıların Filistinlilere duyduğu sempati ilk kez İsraillilerin önüne geçerken, İsrail’in yanında yer alanların oranı yüzde 36 seviyesinde kaldı. Pew araştırması Amerikalıların yüzde 60’ının İsrail hakkında olumsuz görüşe sahip olduğunu gösterdi. AP-NORC anketinde ise katılımcıların yüzde 31’i, Demokrat Partililerin ise yüzde 52’si İsrail’in Gazze’deki askeri harekatını soykırım olarak tanımladı.

Araştırmacı Cleveland-Stout, İsrailli yöneticilerin siyasi açmazları pazarlama sorunu olarak gördüğünü belirtti. Bu tutumu İsrailli siyasetçi Yossi Sarid’in “Hasbara her zaman tüm başarısızlıkların sığınağıdır” sözüyle açıklayan Cleveland-Stout, yapay zeka modellerinin hükümetler tarafından manipüle edilmesinin artık yeni bir gerçeklik haline geldiği uyarısında bulundu.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ABD’de herhangi bir etki operasyonu yürütülmediğini savundu. Piro’nun kurucu ortağı Daniel Rosenberg ise şirketin İsrail hakkındaki dezenformasyonla doğrulanabilir veriler üzerinden mücadele etmekle görevlendirildiğini öne sürdü.

Ortadoğu

ABD, Yemen ile görüştü iddiası

Yayınlanma

İddiaya göre ABD’li diplomatlar hafta sonu Umman’daki ABD büyükelçiliğinde Yemen direnişinin temsilcileriyle bir araya geldi.

Axios’a konuşan bölgeden bir kaynak, Umman hükümetinin yardımıyla düzenlenen Maskat’taki toplantının, ABD ile Ensarullah arasındaki ateşkesi sürdürmeye ve Bab el-Mendeb Boğazı’nın açık kalmasını sağlamaya odaklandığını belirtti.

ABD, Yemen direnişine karşı Suudi Arabistan’ın Yemen’de yürüttüğü savaşa çekilmeden hayati önem taşıyan bir deniz ticaret yolunu açık tutmak istediği için hassas bir konumda bulunuyor.

Washington, Suudi Arabistan’ın askeri müdahale taleplerini şu ana kadar reddetti.

Kaynak, toplantıda ABD’yi büyükelçilikten diplomatların temsil ettiğini fakat büyükelçinin toplantıya katılmadığını belirtti.

Söz konusu kişi, Yemenli temsilcilerin toplantı sırasında ABD ile Mayıs 2025’te imzalanan ateşkesin devam etmesini istediklerini açıkça ifade ettiklerini ekledi.

Suudi Arabistan, Yemen direnişine karşı İngiltere’den askeri yardım istedi

Kaynak ayrıca, Yemen temsilcilerinin, iki taraf arasında yeniden alevlenen çatışmalar kapsamında saldırılarının yalnızca Suudi gemilerini hedef aldığını vurguladıklarını belirtti.

Temsilciler, Bab el-Mendeb Boğazı’ndan geçen diğer tüm gemilerin serbestçe seyrüsefer etmesine izin vereceklerini taahhüt ettiler.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, “ABD’nin Orta Doğu’daki temel çıkarları arasında Kızıldeniz ve bölgede seyir özgürlüğünün sağlanması ve terörizmin yayılmasının önlenmesi yer almaktadır. Trump Yönetimi, İran ve onun vekillerinden gelen saldırılara karşı bu çıkarları savunma konusundaki kararlılığını açıkça ortaya koymuştur,” dedi.

Açıklama şöyle devam etti:

“Söz konusu toplantı hakkında yorum yapmayacağı. Fakat Yemen konusunda bölgesel müttefiklerimiz ve ortaklarımızla düzenli iletişim halindeyiz ve bölgede kaos yaratan Husi milisleri ve diğer terörist gruplara karşı ortak terörle mücadele hedeflerimize odaklanıyoruz.”

Toplantıdan bir gün sonra, Başkan Yardımcısı JD Vance gazetecilere, ABD’nin Ensarullah ile müzakere halinde olduğunu söyledi.

Bin Selman, Trump’tan Husilere saldırmasını talep etti

Vance, “Husilerle de doğrudan görüşmeler yürütüyoruz; bu nedenle durumun kontrolümüz altında olduğunu düşünüyoruz,” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı Marco Rubio salı günü Umman Dışişleri Bakanı Seyyid Bedr el-Busaydi ile bölgedeki gerginliği azaltmaya yönelik çabalar hakkında görüştü.

Bu görüşme, ABD ile Umman arasında haftalarca süren gerginliğin ardından gerçekleşti.

Başkan Trump, Umman’ın Hürmüz Boğazı konusunda İran ile yürüttüğü görüşmeler nedeniyle ülkeyi bombalamakla tehdit etmişti.

Son günlerde Yemen direnişi ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalar şiddetleniyor. Yemenliler, Bab el-Mendeb Boğazı’ndaki kıyı şeridini ve birkaç adayı hâlâ kontrol altında tutuyor.

Suudiler, Yemen’deki direniş güçlerine yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı. Ne var ki Yemen’de destekledikleri güçler, şu ana kadar etkili bir kara karşı saldırısı başlatamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez ülkelerinde ABD’nin güvenlik şemsiyesine dair şüpheler artıyor

Yayınlanma

İran savaşı, Körfez ülkelerinde ABD’nin sağladığı korumaya dönük güveni sarstı. Bölge yönetimleri, Washington’ın çatışma başlattığını ancak sonuçlarını yönetme iradesi gösteremediğini savunuyor. Time dergisinin haberine göre bölgedeki Arap monarşileri, Amerikan güvenlik şemsiyesine duyulan kuşkular nedeniyle Tahran ile doğrudan uzlaşı ve gerilimi azaltma yolları arıyor.

Ortadoğu’daki savaş, Körfez ülkelerinde ABD’nin sağladığı “güvenlik şemsiyesine” duyulan güveni sarstı.

Amerikan Time dergisi, bölge ülkelerinden yetkililere dayandırdığı haberinde, ABD ile İran arasındaki çatışmaların başlaması üzerine Körfez yönetimlerinin Amerikan korumasını artık güvenilir görmediğini yazdı.

Derginin aktardığına göre bölgedeki savaş, Körfez başkentlerinin Washington’a bakışını değiştirdi.

Arap ülkelerinin itirazlarına rağmen Washington yönetiminin İsrail ile birlikte bölgesel bir savaşa girmeye hazır olduğu, ancak doğacak sonuçları yönetme kabiliyetine veya niyetine sahip olmadığı değerlendirmesi öne çıkıyor.

Körfez ülkeleri, ABD’nin İran politikasına yönelik tutarlı bir strateji geliştiremediği görüşünü uzun süredir koruyor.

Savaş sürecinde ABD hedeflerinin her hafta değiştiği belirtilen haberde, Hürmüz Boğazı kapalıyken dahi savaştan çekilmeye çalışan Donald Trump yönetiminin müttefiklerini uyarısız, istişaresiz ve korumasız bıraktığı hissini yarattığı kaydedildi.

ABD’ye duyulan şüpheler nedeniyle bölge yönetimlerinin büyük bölümü Tahran ile cepheleşmek yerine gerilimi azaltma ve caydırıcılık stratejilerine yöneldi.

Katar ve Umman, Washington yönetimini Tahran ile bir mutabakat imzalamaya teşvik ederken, Suudi Arabistan Pakistan’ın arabuluculuk girişimine destek verdi. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt ve Bahreyn de barış odaklı diplomatik temaslara katıldı.

Bahreyn, Katar, Kuveyt, BAE, Umman ve Suudi Arabistan’ı kapsayan Körfez bloğu, on yılı aşkın süredir “güven vermeyen bir Washington ile tehdit oluşturan Tahran arasında” kalarak dış politikalarında çeşitlendirme arayışını sürdürüyor.

ABD egemenliğinin azaldığı bölgede nasıl hareket edileceğine dair ortak bir uzlaşı oluşmasa da, Arap başkentlerinde yeni bir güvenlik mimarisinin inşası bekleniyor.

Ağustos ayı sonunda İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney, Körfez ülkelerine seslenerek “gerçek düşmanı” doğru tespit etme ve onun “sinsi planlarına” alet olmama çağrısı yaptı.

Hamaney açıklamasında, ABD ve İsrail yönetimlerini yalnızca Tahran’ın ve “İslami direniş cephesinin” değil, Batı Asya ve Kuzey Afrika halkları dahil bütün İslam toplumunun ortak düşmanı ilan etti.

The Washington Post gazetesi, ABD’nin müttefikleri konumundaki Suudi Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt ve Bahreyn cephesinde Trump’ın İran politikasına dönük hoşnutsuzluğun arttığını yazdı.

Gazetenin ulaştığı kaynaklar, kimi ülkelerin kendi topraklarındaki devasa ABD askeri üslerinin varlığını sorgulamaya başladığını dile getirdi. Haberde, tepkilere karşın Körfez ülkelerinin kısa vadede başka bir müttefik seçeneğine sahip olmadığı da vurgulandı.

Financial Times gazetesi ise, İran’ın Ortadoğu’daki ABD üslerine düzenlediği saldırıların Washington’ın bölgedeki askeri varlığının geleceğine gölge düşürdüğünü aktardı.

Politico dergisi ise Tahran’ın misillemelerinden etkilenen Körfez devletlerinin İran ile barış zemini arayışında ortaklaşmaya çalıştığını, fakat Arap monarşileri arasındaki geçmişe dayalı anlaşmazlıkların uzlaşı sürecini engellediğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail ordusu, Gazze belgeseli NAZA’nın yapımcılarına dava açmaya hazırlanıyor

Yayınlanma

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Gazze’deki askeri operasyonlara katılan ordu ve istihbarat personelinin itiraflarına yer veren “NAZA” belgeselinin yapımcıları hakkında yasal işlem başlatılması talimatını verdi. Başbakan Binyamin Netanyahu yapımı “kabul edilemez” sözleriyle nitelerken, İsrailli bakanlar Venedik’te ödül alan yönetmenleri vatandaşlıktan çıkarmakla tehdit etti.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Gazze operasyonlarında görev alan asker ve istihbarat personelinin ifadelerine odaklanan “NAZA” belgeselinin yapım ekibine yönelik cezai ve hukuki adımların değerlendirilmesi talimatını verdi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yapımı “kabul edilemez” sözleriyle hedefe koyarken, 200’ü aşkın İsrailli sinemacı yönetmenlere arka çıkan ortak bir bildiri yayımladı.

Belgeselin orduya iftira attığını savunan Genelkurmay Başkanı Zamir, çalışmanın gerçekleri ortaya çıkarma amacı taşımadığını öne sürdü.

Zamir, “Eldeki veriler ışığında bu yapım, orduyu yapıcı şekilde eleştiren bir çalışma değildir. Tam aksine kan iftiralarına, sahadaki gerçekliğin kasten çarpıtılmasına, askerlerimiz ile komutanlarımıza yöneltilen mesnetsiz ithamlara dayanıyor” dedi.

Zamir ayrıca ordunun yasa dışı hareket eden bir yapı gibi sunulduğunu ve İsrail karşıtı çevrelerin tezlerinin uyarlandığını iddia etti.

İsrail ordusu, bu tür iddialarla mücadele amacıyla yurt içinden ve dışından uzmanların yer alacağı çok disiplinli, kurumlar arası yeni bir çalışma grubu kuruyor.

Ordunun en kıdemli hukuk yetkilisi Itai Ofir ise belgeselin yapımcılarına karşı işletilebilecek yasal süreçleri inceliyor.

Ordu yönetimi, filmde konuşan personelin kimlik, rütbe ve görev detaylarının gizlenmesi nedeniyle tanıklıkların güvenilir olmadığını savunuyor.

Hedeflerin yapay zekayla seçildiği tezini reddeden askeri yetkililer, bütün vuruş ve hedef onaylarının askeri yönergeler çerçevesinde insanlar eliyle kararlaştırıldığını ifade ediyor.

Başbakan Binyamin Netanyahu, Telegram üzerinden paylaştığı video mesajında yapıma tepki gösterdi.

Netanyahu, “Bu durum dehşet verici. Küresel çapta yürütülen antisemit kışkırtmaya karşı direnirken, benzer bir yaklaşımın kendi içimizden yükselmesi kabul edilemez. İsrail ordusunu savaş suçlusu gibi takdim eden iki İsrailli yönetmen Venedik Film Festivali’nde alkışlanıyor” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

80 dakika uzunluğundaki yapım, 83. Venedik Uluslararası Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’ne değer görüldü ve gösterim bitiminde salonda 25 dakika boyunca ayakta alkışlandı.

Kabineden yükselen tepkilerde Kültür ve Spor Bakanı Miki Zohar, yönetmenler Yuval Abraham ve Rachel Szor’u “vatana ihanetle” itham etti.

Zohar, “Dünyadaki antisemit çevrelerin takdirini toplamak adına kendi ülkesine zarar vermeyi göze alan bu yapımcıların sergilediği öz nefret akılalmaz boyutlardadır” dedi. Yönetmenlerin vatandaşlıktan çıkarılması amacıyla girişim başlatacağını duyuran Zohar, isimler hakkında doğrudan ihanet suçlaması yöneltilebileceğini belirtti.

Aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de yönetmenlere hitaben, “Sizler bütün İsrail halkı adına utanç kaynağısınız. Buradan defolup gidin” ifadesini kullandı. Mevcut İsrail mevzuatına göre kültür bakanının tek taraflı vatandaşlık iptal yetkisi yok; bu yöndeki kararlar İçişleri Bakanlığı ile yargı organlarının dahil olduğu adli süreçler neticesinde verilebiliyor.

Gelişen tepkilerin ardından Ari Folman, Shlomi Elkabetz, Ran Tal ve Michal Aviad gibi isimlerin de aralarında yer aldığı 200’den fazla İsrailli sinemacı ortak dayanışma metnine imza attı. Metinde, “Sanatın ve gazetecilik mesleğinin asli vazifesi, neşet ettiği topluma ayna tutabilmektir” vurgusu yapıldı.

The Guardian ile JW Films ortaklığında hazırlanan “NAZA”, Gazze’deki gözetleme, hedef tayini ve hava saldırısı kararlarında rol almış ancak kimlikleri gizli tutulan 24 ordu ve istihbarat mensubunun ifadelerini aktarıyor.

İsmini İbranicede operasyon esnasında hayatını kaybetmesi beklenen sivil sayısını belirten ve “tali zayiat” kavramını karşılayan askeri bir kısaltmadan alan film, hedeflerin yapay zeka ve kitlesel gözetim ağlarıyla tayin edildiğini belgeliyor.

Görüşü aktarılan bir asker, ileri teknoloji silahlar ile yapay zeka destekli hedef mekanizmalarını anlatırken “Her şey uzaktan kumandayla yürüdüğü için süreç video oyununu andırıyor” benzetmesini yaptı.

Bir diğer asker ise sahadaki ölümleri “inanılmaz derecede eğlenceli” sözleriyle niteledi.

Yönetmen Yuval Abraham, “Görüştüğümüz istihbarat personeli, kitlesel ölümlerin bir kaza olmadığını, aksine tasarlanmış ve sistematik bir tercihe dayandığını aktardı” dedi.

Abraham ve Szor, yapımın tekil asker ihlallerini değil, doğrudan kurumsal emir-komuta zincirini ve operasyonel doktrinleri mercek altına aldığını belirtti.

İki yönetmen, daha önce işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilerin tehcirini ve yerleşimci şiddetini konu alan Oscar ödüllü “No Other Land” belgeselini Filistinli sinemacılar Basel Adra ve Hamdan Ballal ile birlikte çekmişti.

Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, saldırılarda hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısının 73 bin 700’ü aştığını duyururken, enkaza dönen sağlık altyapısı ve yıkıntı altındaki kayıplar sebebiyle asıl can kaybının bu verinin çok üzerinde olduğu öngörülüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English