Ortadoğu
İsrail yapay zekayı yönlendirmek için sahte düşünce kuruluşu kurdu

İsrail hükümetinin yapay zeka sohbet botlarını yönlendirmek amacıyla kurdurduğu “Hanover Institute for Public Policy” adlı paravan düşünce kuruluşu ifşa oldu. ABD Adalet Bakanlığı kayıtları, hayali enstitünün on milyonlarca dolarlık geniş kapsamlı bir etki kampanyasının parçası olduğunu belgeledi.
The Guardian gazetesinin yayımladığı araştırma, İsrail hükümetinin yapay zeka sohbet botlarının yanıtlarını kendi lehine şekillendirmek amacıyla hayali bir düşünce kuruluşu üzerinden geniş çaplı bir dezenformasyon faaliyeti yürüttüğünü ortaya koydu.
Gerçekte fiziki varlığı bulunmayan ve “Hanover Institute for Public Policy” adıyla faaliyet gösteren internet sitesi, içeriklerin yapay zeka modelleri tarafından kaynak gösterilmesini sağlamayı hedefleyen ticari bir altyapı üzerine inşa edildi.
Söz konusu site; Filistinli tutuklulara yönelik işkenceler, İsrail ordusunun işlediği savaş suçları ve Gazze’deki Filistinlilerin kasıtlı olarak aç bırakıldığına ilişkin suçlamalar karşısında İsrail tezlerini tarafsız akademik araştırma kisvesi altında sundu.
New York merkezli medya prodüksiyon şirketi Piro Inc, 1938 tarihli Yabancı Ajanlar Kayıt Yasası (FARA) kapsamında ABD Adalet Bakanlığına yaptığı bildirimde, Hanover Institute internet sitesini İsrail hükümeti adına yürüttüğü faaliyetler arasında kayda geçirdi. İncelemeler sonucunda enstitünün hiçbir ülkede veya yargı alanında tüzel kişiliğe sahip olmadığı, resmi bir adresinin bulunmadığı, sitede çalışan kadrosuna veya raporları hazırlayan yazarların kimliklerine yer verilmediği anlaşıldı.
Hakkında haberler çıkmasının ardından sitedeki finansman bildirimi değiştirildi. Başlangıçta yer alan dış finansman alınmadığı yönündeki beyanın yalnızca o metnin yazıldığı tarihte geçerli olduğu öne sürüldü.
Dokuz günde yarım milyondan fazla kelime yayımlandı
The Guardian’ın incelemesine göre Hanover Institute, 6-14 Ağustos tarihleri arasında ortalama 4 bin 500 kelimelik 124 rapor yayımladı. Dokuz günlük sürede üretilen toplam kelime sayısı 560 bini aştı. Üretimin zirveye çıktığı 12 ve 13 Ağustos tarihlerinde ise yaklaşık 354 bin kelimelik 73 rapor sisteme yüklendi.
Sitedeki 124 başlıktan 123’ü, kullanıcıların yapay zeka botlarına yöneltebileceği arama sorguları biçiminde hazırlandı. Başlıklar arasında “Antisiyonizm antisemitizm midir?”, “İsrail, Filistinlileri topraklarından sürdü mü?” ve “İsrail, Gazze’de soykırım mı yapıyor?” gibi ifadeler yer aldı.
Metinlere akademik güvenilirlik kazandırmak amacıyla Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler kurumları, Filistin Merkezi İstatistik Bürosu, Uluslararası Af Örgütü ve Soykırım Sözleşmesi gibi resmi belgelere ve kurumlara yoğun biçimde atıf yapıldı.
Siteyi inceleyen Quincy Institute araştırmacısı Nick Cleveland-Stout, platformun profesyonel bir tasarımla akademik kurum görünümü sunduğunu belirterek, “Tasarım, logolar ve diğer unsurlar iyi görünüyor. Fakat metinleri okudukça içeriklerin önemli bir bölümünün anlamlı olmadığını fark ediyorsunuz” dedi.
Raporlarda eleştiriler sistematik olarak etkisizleştirildi
Sitedeki metinler, uluslararası toplumun ve insan hakları örgütlerinin İsrail’e yönelik eleştirilerini geçersiz kılacak bir dille kurgulandı. İnsan hakları kuruluşlarının İsrail’in Gazze’de soykırım veya apartheid suçu işlediğine hükmettiği durumlarda, hazırlanan 20 raporda bu konuda henüz yetkili bir mahkemenin nihai hüküm vermediği vurgulandı.
Can kayıpları ve bölgeye giren insani yardım miktarlarına ilişkin veriler ise 55 ayrı raporda “taraflardan birinin iddiası” şeklinde nitelendirildi. Bu niteleme hem İsrail hem de Filistin makamlarının verileri için ortak kullanılarak Gazze’deki fiili duruma ilişkin hiçbir bilginin kesin olarak doğrulanamayacağı algısı oluşturuldu.
İngiliz, Fransız ve Alman medya organlarının Facebook sayfalarındaki antisemitik yorumları ele alan 2022 tarihli bağımsız bir araştırmaya, 124 raporun 88’inde toplam 454 kez atıfta bulunuldu. Bu çalışma; işgal altındaki Filistin topraklarındaki tapu kayıtlarından AIPAC’ın ABD medyasındaki ağırlığına, Gazze’deki can kayıplarından 1948 Nekbe sürecine kadar konuyla ilgisiz alanlarda meşrulaştırma aracı olarak kullanıldı.
Cleveland-Stout, “Neredeyse her yazı, bu konudan söz etmenin antisemitizme katkıda bulunabileceği imasıyla sona eriyor. Ardından İngiltere’deki Facebook yorumlarıyla ilgili araştırmayı metne ekliyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
Yapay zekanın eğitim verileri hedeflendi
Sitenin kaynak kodlarında, yapay zeka tarayıcılarına içerik haritası sunan “llms.txt” dosyasının yer aldığı saptandı. Dosyanın enstitüye özel olmadığı, internet sitelerinin ChatGPT, Perplexity, Claude ve Gemini gibi modeller tarafından kaynak gösterilmesini sağlayan Res platformuna ait standart bir yapı taşıdığı anlaşıldı.
Res platformunun kurucusu Hai Tran, Piro’nun ABD Adalet Bakanlığı kayıtlarında “dijital stratejist” ve alt yüklenici sıfatıyla yer alıyor. Piro şirketi, yapay zeka modellerinin güvenilir kabul edeceği içerikler üreterek bunları farklı internet siteleri üzerinden dolaşıma sokmayı taahhüt ediyor.
Cleveland-Stout, operasyonun nihai amacının içeriklerin sohbet botlarınca anlık kaynak gösterilmesinden öte, yapay zeka modellerinin temel eğitim verilerine sızmak olduğunu vurguladı. Böylece yapay zeka sistemleri, gelecekte bu anlatıları kaynak belirtmeden doğrudan kendi bilgisi gibi sunabilecek.
Aynı operasyonel ağda bulunan Clock Tower X şirketine ait yedi internet sitesinin, yapay zeka geliştiricilerine veri sağlayan Common Crawl platformunun temmuz ayı dizininde 294 kez yer aldığı belirlendi. Hanover Institute içeriklerinin ise tarama sonrasında yayımlanması sebebiyle henüz bu dizine girmediği kaydedildi. The Guardian’ın gerçekleştirdiği testlerde ChatGPT’nin Hanover Institute raporlarına bağlantı verdiği, ancak kurumun finansman yapısı ve kuruluş gerekçesine ilişkin tartışmalara da dikkat çektiği görüldü.
On milyonlarca dolarlık kamu diplomasisi ağı
FARA kayıtlarına göre Piro şirketi, İsrail hükümeti adına yürüttüğü faaliyetler kapsamında iki ayrı iş emriyle toplam 1 milyon dolarlık sözleşme imzaladı. Piro ve Clock Tower X, Frankfurt merkezli Havas Media Germany şirketinin alt yüklenicisi olarak çalıştı.
ABD resmi kayıtları, Havas Media’nın Ekim 2025 ile Mart 2026 arasındaki dönem için Clock Tower X ve Targeted Communications Global şirketlerine yaklaşık 24,9 milyon dolar aktardığını gösterdi. Havas ile bir Amerikan şirketi arasındaki sözleşmede, “GPT konuşmalarında çerçeveleme sonuçları üretmek için internet siteleri ve içeriklerin devreye alınması” maddesi yer aldı.
İsrail hükümetinin resmi reklam ajansı LaPam, Havas iştiraklerine ihale açılmaksızın yüksek bütçeli projeler verdi. Bu kapsamda Mart 2023’te yurt dışı medya faaliyetleri için 58,3 milyon dolarlık bir sözleşme imzalandı. Ancak Havas’ın Amerikan şirketlerine 24,9 milyon dolar ödediği döneme ait güncel bir sözleşme kamuya açık kayıtlarda yer almadı.
Proje bütçesinin bir kısmı sosyal medya operasyonlarına yönlendirildi. Targeted Communications Global tarafından yürütülen ve finansmanının LaPam tarafından karşılandığı belirtilen “Freedom Not Terror” kampanyasının YouTube videosu 28,1 milyon izlenmeye ulaştı.
The Guardian; Piro, Havas Media ve LaPam yetkililerine iddiaları sordu ancak haberin yayımlandığı tarihe kadar kurumlardan herhangi bir yanıt gelmedi.
İsrail içinde bütçe tartışmaları ve düşen destek oranları
Kampanyanın hedeflerine ulaşıp ulaşmadığı İsrail yönetiminde tartışma konusu oldu. İsrailli bir yetkili Ynet’e yaptığı değerlendirmede, “Hükümet çok para ödedi ancak durum daha da kötüleşti” ifadesini kullandı. Başka bir yetkili ise eski ABD Başkanı Donald Trump’ın eski kampanya yöneticisi Brad Parscale’e atıfta bulunarak, “Durumu iyileştirmesi gerekiyordu. Ona çok para ödedik. Peki bu parayla ne yaptı?” dedi.
Eleştirilere karşın İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, ülkenin tüm uluslararası kamu diplomasisi faaliyetleri için 181,6 milyon dolar bütçe ayırdı. Sa’ar, 2026 ve 2027 yılları için 666,3 milyon dolarlık ilave kaynak tahsis etti.
Yürütülen kampanyalara rağmen ABD kamuoyunda İsrail’e verilen destek geriledi. Gallup verilerine göre Amerikalıların Filistinlilere duyduğu sempati ilk kez İsraillilerin önüne geçerken, İsrail’in yanında yer alanların oranı yüzde 36 seviyesinde kaldı. Pew araştırması Amerikalıların yüzde 60’ının İsrail hakkında olumsuz görüşe sahip olduğunu gösterdi. AP-NORC anketinde ise katılımcıların yüzde 31’i, Demokrat Partililerin ise yüzde 52’si İsrail’in Gazze’deki askeri harekatını soykırım olarak tanımladı.
Araştırmacı Cleveland-Stout, İsrailli yöneticilerin siyasi açmazları pazarlama sorunu olarak gördüğünü belirtti. Bu tutumu İsrailli siyasetçi Yossi Sarid’in “Hasbara her zaman tüm başarısızlıkların sığınağıdır” sözüyle açıklayan Cleveland-Stout, yapay zeka modellerinin hükümetler tarafından manipüle edilmesinin artık yeni bir gerçeklik haline geldiği uyarısında bulundu.
İsrail Dışişleri Bakanlığı ABD’de herhangi bir etki operasyonu yürütülmediğini savundu. Piro’nun kurucu ortağı Daniel Rosenberg ise şirketin İsrail hakkındaki dezenformasyonla doğrulanabilir veriler üzerinden mücadele etmekle görevlendirildiğini öne sürdü.
Ortadoğu
İran, Hürmüz Boğazı’ndaki kaçak geçiş yollarını kapatacağını duyurdu

İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’nda kayalıklar patlatılarak açılan kaçak petrol yollarının kapatılacağını ve su yolundaki tam askeri denetimin süreceğini açıkladı. Bölgede her 24 saatte bir çatışma yaşandığını duyuran Tahran yönetimi, geçişlerin yeniden başlaması için Umman ile ortak yönetim ve ABD ablukasının kalkmasını şart koşuyor.
İran Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutan Danışmanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Nakdi, Hürmüz Boğazı’nda petrol kaçakçılığı amacıyla kayalık geçitler tahrip edilerek açılan güzergahların yakında kapatılacağını duyurdu.
Nakdi, boğazın ulaşıma açıldığı yönündeki iddiaları reddederek su yolunun kapalı kalmayı sürdürdüğünü ve İran silahlı kuvvetlerinin bölgede tam denetim sağladığını vurguladı.
Yasa dışı faaliyet yürüten kişilerin kayalıkları patlatıp tahrip ederek açtığı az sayıdaki geçidin hedefte olduğunu belirten Nakdi, “İran’ın meşru talepleri karşılanana kadar bu durum sürecek. Kaçak yollarla taşınan petrolün miktarı son derece az. Bu faaliyetlere bakarak Hürmüz Boğazı’nın açık olduğu söylenemez. Bu meseleye de müdahale edeceğiz” diye konuştu.
Nakdi ayrıca bazı kişilerin küçük teknelerle taşıdıkları petrolü tankerlere aktardığını ifade etti.
Hürmüz Boğazı, ABD ve İsrail’in şubat ayında İran’a karşı başlattığı savaş sürecinde kapatılmıştı. İran güçleri, donanmanın uyarılarına uymayarak su yolunu kullanmaya çalışan gemileri hedef almayı sürdürüyor.
Devrim Muhafızları Ordusu, 30 Eylül’deki açıklamasında kurallara uymayan gemilere her gün saldırı düzenlendiğini ve boğazda her 24 saatte bir askeri çatışma yaşandığını duyurmuştu.
Bölgesel zirve uzlaşmazlık nedeniyle ertelendi
Tahran yönetimi, haziran ayında imzalanan mutabakat çerçevesinde boğazın ABD müdahalesi olmaksızın, Umman ile işbirliği halinde ve kendi egemenliği altında yönetilmesini istiyor.
Sürece bölge ülkelerinin katılımına açık olduğunu belirten İran, ağustos ayında Umman ile deniz trafiğini yeniden başlatmaya yönelik anlaşmada son aşamaya gelindiğini açıklamıştı.
Buna karşın geçen ay düzenlenmesi öngörülen bölgesel zirve, İran ve Umman’ın açıklamalarına göre uzlaşı sağlanamaması nedeniyle ertelendi.
Tahran ertelemenin Suudi Arabistan’ın talebiyle gerçekleştiğini bildirirken, Umman ile ABD’nin haziran ayında devreye aldığı geçici güzergahı da ihlal olarak nitelendirdi.
Tahran’ın önerisini Trump reddetti
İran’ın geçen ay ABD’ye sunduğu öneride; saldırıların durdurulması ve İran limanlarına uygulanan deniz ablukasının kaldırılması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ile nükleer müzakerelere dönüş teklif edilmişti.
ABD Başkanı Donald Trump ise bu öneriyi kamuoyu önünde geri çevirerek İran’a yönelik bombardımanı yeniden başlatma tehdidinde bulundu.
Tahran’ın nihai bir anlaşma için öne sürdüğü şartlar arasında Lübnan dahil bölge genelinde ateşkes ilan edilmesi, Hürmüz Boğazı’nın İran ve Umman tarafından ortak yönetilmesi, yaptırımların bütünüyle kaldırılması ve ABD askeri unsurlarının bölgeden çekilmesi yer alıyor.
Ortadoğu
İran nükleer müzakere iddialarını reddetti: “Esneklik göstermeyiz”

İran yönetimi, ABD ile nükleer müzakere yürütüldüğü iddialarını reddederek uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını şart koştu. Katar üzerinden dolaylı mesaj trafiğinin sürdüğü belirtilirken Tahran, yedi koşulu karşılanmadan Hürmüz Boğazı’nın açılmayacağını duyurdu.
İran, ABD ile nükleer program konusunda herhangi bir müzakere yürütüldüğü yönündeki açıklamaları yalanladı.
Reuters haber ajansına 7 Ekim’de konuşan İranlı bir yetkili, nükleer görüşmelerin başlayabilmesi için öncelikle Washington yönetiminin Tahran’ın şartlarını yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.
Yetkili, uranyum zenginleştirme hakkının ABD tarafından tanınmasını Tahran’ın “kırmızı çizgisi” olarak nitelendirerek, “İran, zenginleştirme konusunda hiçbir şekilde esneklik göstermeyecek” dedi.
Barışçıl nükleer program çerçevesinde bu haktan geri adım atılmayacağını hatırlatan yetkili, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in kapasite düşürme çağrısının yalnızca Washington’ın taleplerini yansıttığını ve bu fikirlerin İran’ın talepleriyle uyuşmadığını söyledi.
Vance, 5 Ekim’deki mülakatında Tahran’ın nükleer silah üretmeme kararlılığını kanıtlamak için zenginleştirme kapasitesinde anlamlı adımlar atması gerektiğini savunmuştu.
İran tarafı, Beyaz Saray’dan gelen yönetim yapısına ilişkin açıklamalara da karşı çıktı. Vance, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile temas kurduklarını belirtmiş ancak bu aktörlerin yetki sınırlarının belirsiz olduğunu öne sürmüştü.
ABD Başkanı Donald Trump’ın da İran’da idarenin kimde olduğunun bilinmediğini iddia etmesi üzerine İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi yanıt verdi.
Bekayi, esas meselenin ABD’li yetkililerin çelişkili tutumları ve tutarsız mesajları olduğunu kaydetti. Trump ayrıca nükleer programın tamamen yok edildiğini savunurken bu iddia ABD istihbarat raporlarınca doğrulanmadı.
Katar arabuluculuğunda dolaylı mesaj trafiği sürüyor
Müzakere yalanlamasına karşın taraflar arasındaki dolaylı temaslar kesilmiş değil. Katar Dışişleri Bakanlığı yetkilisi İbrahim el-Haşimi, taraflar arasındaki mesaj alışverişinin Katar ve bölgesel ortaklar üzerinden devam ettiğini teyit etti.
Geçen ay Tahran yönetiminin, ABD saldırılarının durdurulması ve limanlara uygulanan deniz ablukasının kaldırılması karşılığında Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı ve müzakerelere dönmeyi önerdiği bildirilmişti.
Trump ise bu teklifi kamuoyu önünde geri çevirerek bombardımanı yeniden başlatma tehdidinde bulundu.
Tahran müzakere masası için yedi şart koşuyor
İran’ın müzakerelere dönüş için belirlediği kapsamlı çerçeve geçerliliğini koruyor.
Tahran yönetimi eylül ayındaki Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda çatışmaların tüm cephelerde sona ermesini, ABD saldırıları ile deniz ablukasının kaldırılmasını, ekonomik savaşa son verilmesini ve dondurulan varlıkların serbest bırakılmasını talep etmişti.
Nihai anlaşma hedefleri arasında Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğin tanınması ile ABD güçlerinin bölgeden çekilmesi yer alıyor.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf da İslamabad mutabakatına dayanan yedi şart karşılanmadan Hürmüz Boğazı’nın açılmayacağını açıkladı.
Ortadoğu
BAE ve Ürdün, 2,5 milyar dolarlık demiryolu projesinin temelini attı

Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Akabe-El Şidiya-Maan Demiryolu Projesi’nin temel atma törenine katıldı.
Proje, Akabe Limanı’nı Ürdün’deki El Şidiya ve Gor el-Safi’deki önemli madencilik merkezlerine bağlayan 403 kilometrelik 2,5 milyar dolarlık bir ulaşım ağının inşasını öngörüyor.
Bu yatırımın, madenler ile limanlar arasında doğrudan bir bağlantı sağlayarak, nakliye maliyetlerini düşürmesi ve tedarik verimliliğini artırmasıyla madencilik sektörüne ivme kazandırması bekleniyor.
BAE, Temmuz ayında Başkan Yardımcısı Şeyh Mansur bin Zayed’in de katılımıyla projeyi imzalamıştı.
Pazartesi günü gerçekleştirilen temel atma töreni, Ürdün-BAE Demiryolları Şirketi tarafından geliştirilen bölgesel ulaşım altyapısı alanında atılmış bir adım.
Şeyh Halid, birkaç üst düzey yetkiliyle birlikte Akabe’deki Kral Hüseyin Uluslararası Havalimanı’nda Kral Abdullah tarafından karşılandı
Veliaht Prens ayrıca projeye dahil olan yetkililerle de bir araya geldi. Projenin, iki ülkenin kilit sektörlerde ikili ortaklıklarını daha da güçlendirme konusundaki kararlılığını yansıttığını belirtti.
Ürdün-BAE Demiryolları Şirketi Başkanı Dr. Muhammed Sneybat, temel atma töreninin Ürdün-BAE ortaklığında yeni bir sayfanın açıldığını ifade etti.
Demiryolu hatlarının yanı sıra, yaklaşık 55 köprü, altı tünel ve ilgili mühendislik yapıları inşa edilecek.
Yılda yaklaşık 16 milyon ton fosfat ve potas taşımak üzere tasarlanan hat, nakliye maliyetlerini önemli ölçüde azaltmayı ve Ürdün’ün madencilik merkezlerinden Akabe’deki nakliye terminallerine doğrudan yapılan ihracat lojistiğini kolaylaştırmayı hedefliyor.
Yeni demiryolu hattı, Ürdün Vadisi’ndeki Gor el Safi’den Akabe’ye uzanan ve şu anda potasın kamyonlarla taşındığı tıkanık karayolunun yanı sıra, güneydeki El Şidiye’den limana fosfat ihracat yükünü taşıyan eski demiryolu hattının yerini alacak.
Projenin iktisadi etkisi, hizmet verdiği çeşitli sektörlere ve bölgelere yayılacak. Projenin, Ürdün’ün güneyinde yaklaşık 5.000 istihdam yaratması ve maden nakliye maliyetlerini yıllık yaklaşık 40 milyon dolar azaltarak Ürdün madencilik sektörünün rekabet gücünü artırması bekleniyor.
Petra haber ajansının bildirdiğine göre, BAE-Ürdün Demiryolu Şirketi tarafından geliştirilen ve işletilen bu inşaat projesi, BAE devlet yatırım şirketi L’imad Holding ile Ürdün Fosfat Madencilik Şirketi, Arab Potash Şirketi, yatırım yönetim şirketi Musahamat ve Sosyal Güvenlik Fonu’ndan oluşan bir konsorsiyum arasında %50-50 oranında bir ortak girişim. İnşaatın beş yıl sürmesi bekleniyor.
BAE, ağır yük ve yolcu taşımacılığı hizmetleri için yedi emirliği de kapsayan 1.200 km uzunluğundaki demiryolu ağı olan Etihad Rail ağı da dahil olmak üzere, çeşitli ulusal ve sınır ötesi demiryolu girişimlerinde yer alıyor.
BAE ayrıca, Abu Dabi’yi Sohar Limanı’na bağlayan Hafeet Rail (Umman-BAE Demiryolu) bağlantısını ortaklaşa geliştiriyor.
BAE, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nun da kilit imzacılarından biri.
Bu çok uluslu ulaşım çerçevesi, BAE, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail’i geçen birleşik gemi-demiryolu transit ağı aracılığıyla Hindistan’ı Avrupa’ya bağlamak üzere tasarlandı.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Görüş7 gün önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Sachs: Trump’ın Genel Kurul konuşması diplomasi standartlarını sarstı
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri












