Bizi Takip Edin

Diplomasi

Anthropic raporu: Yemen’deki Husiler ve İran, askeri hedeflerde Claude’u kullanmış

Yayınlanma

Yapay zeka şirketi Anthropic, yayımladığı detaylı raporda Yemen’deki Husiler ile İran bağlantılı aktörlerin füze geliştirme ve ABD donanmasını hedefleme amacıyla Claude modelini kullandığını açıkladı. Belgede, Yemen’de yapılan başarısız roket testinin ardından aktörlerin hata analizi için doğrudan modele başvurduğu, İran unsurlarının ise Amerikan savaş gemilerini haritalandırdığı kaydedildi.

Yapay zeka şirketi Anthropic, yayımladığı detaylı tehdit istihbaratı raporunda, Claude adlı yapay zeka modelinin devlet bağlantılı yapılar, yabancı istihbarat servisleri ve siber suç şebekeleri eliyle konvansiyonel silahlardan biyolojik araştırmalara kadar uzanan alanlarda kötüye kullanım girişimlerini kamuoyuna duyurdu.

Raporun önemli kısmını, Yemen’in kuzeyindeki Husilerin güdümlü füze yazılımı geliştirmesi ve İran bağlantılı aktörlerin Ortadoğu’daki ABD donanma unsurlarını hedef almak üzere modeli askeri keşif aracına dönüştürmesi oluşturdu.

Aralık 2025 ile Ağustos 2026 arasındaki dönemi kapsayan raporda; siber saldırılar, etki operasyonları, kitlesel gözetleme, konvansiyonel silah geliştirme, biyolojik riskler ve yetkisiz model kopyalama dahil yedi ana alanda tespit edilen faaliyetlerin ayrıntıları paylaşıldı.

Şirket, kurallarını ihlal eden tüm hesapları kapattığını ve elde edilen verileri ilgili uluslararası muhataplarla paylaştığını açıkladı.

Anthropic Tehdit İstihbaratı biriminin tespitlerine göre, Yemen’in kuzeyinde yerleşik bir silah hücresi (ki Yemen’in kuzeyinde Husiler var), üç farklı füze geliştirme programında insan yazılım mühendislerinin yerine Claude Code sistemini yerleştirdi.

Bu çalışmalar; ticari bir akıllı telefon işlemcisiyle çalışan son aşama güdüm sistemine sahip taktik roket, menzil hedefi 2 bin kilometreyi aşan çok aşamalı balistik füze ve hipersonik kayma aracı taşıyan füze modellerinden meydana geldi.

Söz konusu hücre, açık kaynaklı otopilot yazılımlarını telefon işlemcisine uyarlamak, uçuş kontrol algoritmalarını optimize etmek ve donanım yazılımı derlemek amacıyla yapay zekadan yararlandı.

Husiler; Claude hesaplarını sanal bir mühendislik ekibi gibi yapılandırarak bir hesaba kod yazma, diğerine araştırma yapma, üçüncüsüne ise yazılan kodları denetleme görevi verdi.

Raporda, grubun Yemen sahasında güdümlü bir roketle gerçek bir test atışı gerçekleştirdiği kaydedildi.

Canlı atış testinin başarısızlıkla sonuçlanmasının hemen ardından aktörlerin, telemetri verilerini yükleyip hatanın nedenini tespit etmek amacıyla saatler içinde yeniden Claude platformuna başvurduğu belgelendi.

Hücrenin, Claude erişimi kesilse dahi bağımsız çalışabilen çevrimdışı simülasyon araçları derlemeyi başardığı görüldü.

İran ABD savaş gemilerini ve personeli izledi

Raporda yer alan bir diğer askeri vaka, İran bağlantılı siber aktörlerin Ortadoğu’daki ABD deniz kuvvetlerini hedef alma girişimleri oldu.

Bu aktörlerin, açık kaynaklı askeri verileri tarayarak Amerikan savaş gemilerine ve personeline yönelik operasyonel hedefleme kılavuzları hazırladığı ortaya çıktı.

İran; kamuya açık askeri fotoğrafların alt yazılarından Amerikan askeri personelinin isim listelerini çıkardı, gemi ve uçak transponder verilerini takip etti, ticari uydu görüntülerini tarayan kodlar yazdı ve denizcilik uydu iletişim terminallerindeki güvenlik açıklarını haritalandırdı.

Tahran yönetimiyle bağlantılı diğer şebekelerin ise yerel ve bölgesel gözetleme sistemleri geliştirdiği belirlendi. Kum merkezli bir birimin, sosyal ağ kullanıcılarının kimlik bilgilerini toplamak üzere namaz vakti uygulaması kılıfına sokulmuş zararlı bir internet tarayıcısı eklentisi ürettiği ve verileri “Arman” adlı merkezi vaka yönetim sistemine aktardığı saptandı.

Ayrıca İran resmi kurumlarının, dini liderlik verasetine zemin hazırlamak amacıyla yazarların seslerini yapay zekayla kopyaladığı ve çok dilli dezenformasyon ağları işlettiği aktarıldı.

Rusya da otonom kamikaze İHA sürüsü için kullanmış

Raporda, Rusya merkezli serbest bir yazılım ekibinin “DronDoc” veya “Serafim” adını verdikleri tam otonom kamikaze insansız hava aracı sürüsü yazılımı geliştirdiği belirtildi.

Rusya Bilimler Akademisi ile bağlantılı bir üniversiteyle ilişkisi bulunan bu ekibin, Ukrayna savaş sahasından elde edilen görüntüleri kullanarak yapay zekayı dost ve düşman unsurları ayırt edecek şekilde eğittiği ifade edildi.

Geliştirilen sistemin, insan müdahalesine ihtiyaç duymadan hedef seçme, canlı insan sınıflandırması yapma ve patlama emri verme yeteneğiyle kurgulandığı ve simülasyonların doğrudan Donetsk bölgesindeki koordinatlar üzerinden yürütüldüğü kaydedildi.

Rusya kaynaklı “Midnight Blizzard” grubu ise Ukrayna İHA tedarik zincirini hedef alırken, otel kablosuz ağlarını yönlendirerek yabancı yetkilileri ve drone mühendislerini hedef alan saldırılar düzenledi.

Moskova’daki bir tasarım bürosunda görevli tedarik yöneticisinin de Claude üzerinden Avrupa yaptırımlarını aşma planları hazırladığı tespit edildi. Şahsın; Alman yapımı manyetometreler, uzay sınıfı fotovoltaik plakalar ve askeri havacılık oksijen sistemlerini Çin ile Hong Kong merkezli aracı şirketler üstünden Rusya’ya taşımak amacıyla sahte ihale ve lojistik yazışmaları derlediği kayıtlara geçti.

Biyolojik tehditler, patojen mühendisliği

Raporda, yapay zekanın tehlikeli biyolojik araştırmalarda kullanımına dair beş somut vaka paylaşıldı. Askeri bir araştırma enstitüsünde görevli virologların, sivrisinekler yoluyla bulaşan Chikungunya virüsünün bulaşıcılığını ve bağışıklıktan kaçma yeteneğini artırmayı hedefleyen işlev kazanımı araştırmaları için yapay zekayı kullandığı belgelendi.

Benzer şekilde, insanlarda yüzde 50 ölüm oranına sahip H5 varyantı kuş gribinin memelilere uyarlanması ve havadan bulaşma yeteneği kazanması üzerine deney tasarımları yapıldığı, çiçek virüsü ailesinden gelen patojenlerin bağışıklık sisteminden kaçış mekanizmalarının modellendiği bildirildi.

İhracat kontrol listelerinde bulunan felç edici zehirler ile Dünya Sağlık Örgütü’nün öncelikli salgın listesindeki kanamalı ateş virüsü proteinlerinin kimlikleri kasıtlı olarak gizlenerek yapay zekaya analiz ettirildiği duyuruldu.

Bunun yanı sıra Mali Devlet İstihbarat Servisi adına çalışan bir danışmanın, Claude yardımıyla “Lakana 360” isimli bir kitle gözetleme platformu tasarladığı ortaya çıktı.

Sistemin, ülkedeki üç mobil operatörde kayıtlı yaklaşık 25 milyon SIM kartı mahkeme kararı şartı olmaksızın izlemek, ses kayıtlarını toplamak ve biyometrik veritabanıyla eşleştirmek üzere kurgulandığı açıklandı.

Öte yandan Alibaba, Moonshot, DeepSeek, Zhipu ve Xiaomi gibi önde gelen Çinli yapay zeka şirketlerinin, Claude modellerinin mantıksal muhakeme zincirlerini çalmak amacıyla yüz milyonlarca yetkisiz oturum açtığı iddia edildi. Moonshot ve DeepSeek platformlarının kendi kullanıcılarının sorgularını gizlice Claude’a yönlendirdiği ve bu esnada Çin polisinin Çengdu’daki yüzlerce kameradan aldığı askeri üs gözetleme kayıtlarını, Çin kamu şirketlerinin dahili şifrelerini ve Rusya Savunma Bakanlığı bağlantılı canlı veri tabanı erişim kodlarını üçüncü taraflara ifşa ettiği öne sürüldü.

Diplomasi

Bin Selman, Trump’tan Husilere saldırmasını talep etti

Yayınlanma

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, ABD Başkanı Donald Trump’tan Yemen’de Husilere karşı hava saldırıları düzenlemesini istedi.

İki ABD’li yetkilinin Axios’a verdiği bilgiye göre, Trump bu talebi reddetti ve ABD’li yetkililer, yönetimin şimdilik Husilere karşı doğrudan müdahale etme planı olmadığını vurguladılar.

Perşembe günü, Husi milislerinin (Ensarullah) öncülüğündeki direnişin Yemen’de stratejik sahil kenti Muha’yı ele geçirmesiyle petrol fiyatları ani bir artış yaşadı.

Bu gelişme, Yemen direnişini küresel ticaret ve Suudi petrol ihracatı için hayati önem taşıyan Bab el-Mendeb Boğazı’na bir adım daha yaklaştırdı.

İran’ın halihazırda Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği aksatması nedeniyle, Husilerin Bab el-Mendeb’i kontrol altına alması, Tahran’a ABD ve Körfez müttefikleri üzerinde güçlü bir yeni baskı aracı sağlayabilir.

Perşembe günü, Husi güçlerinin sahil kenti Muha’ya doğru ilerlemesi ve Suudi destekli Yemenli güçlerin geri çekilmesi üzerine, bin Selman, kötüleşen durum hakkında Trump’ı bilgilendirmek üzere onu aradı.

Birkaç saat sonra prens tekrar aradı ve Trump’tan Husilere karşı ABD hava saldırıları düzenlemesini talep etti.

Trump bunu reddetti fakat bir ABD’li yetkili, yönetimin Suudi Arabistan’a Husilerle ilgili istihbarat ve hedef verileri sağlayacağını söyledi.

Yetkili, yaklaşık 200 ABD askeri personelinin halihazırda Suudi Arabistan’da bulunarak askeri olmayan destek sağladığını belirtti.

Trump yönetiminin üst düzey bir yetkilisi, Washington’un önceliğinin Kızıldeniz’i açık tutmak olduğunu, daha geniş kapsamlı mücadeleyi ise bölgesel ortaklarına bırakmak olduğunu belirtti.

Yetkili, “Bölgesel istikrar konusunda Suudi Arabistan ve Yemen Cumhuriyeti Hükümeti ile sürekli diyalog halindeyiz,” dedi.

Yetkili şöyle devam etti:

“ABD, Kızıldeniz’de seyir özgürlüğünü sağlamak gibi temel ulusal güvenlik çıkarlarımızı korumaya odaklanırken, bölgesel güvenlik sorunlarının yönetilmesi ve çözülmesinde öncülüğü üstlenmeleri için bölgesel ortaklarımızı güçlendiriyor.”

ABD, Yemen’de hızla tırmanan çatışmalardan endişe duyuyor ve doğrudan askeri müdahaleyi önlemeye çalışırken Suudi Arabistan’a verdiği desteği artırıyor.

Konuyla ilgili bilgisi olan iki kaynağın aktardığına göre, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, acil koordinasyon toplantıları için perşembe günü Suudi Arabistan’a gitti.

Suudi Arabistan ile Yemen direniş güçleri arasındaki çatışma, Riyad’ın Ali Hamaney’in cenaze töreninden dönen üst düzey Husi yetkililerini taşıyan bir İran uçağının Sana’ya inişini engellemesinin ardından Temmuz ayında yeniden alevlendi.

Bin Selman, Sana havaalanına saldırmak için Trump’tan siyasi destek istedi fakat Suudi Arabistan’ın ABD’nin askeri yardımına ihtiyaç duymadığını açıkça belirtti. Trump ona desteğini verdi.

Bunun ardından Husiler, Kızıldeniz’deki Suudi tankerlerine saldırarak misilleme yaptı. Bu saldırılar, krallığın petrol ihracatı için hayati önem taşıyan bir güzergâhı tehdit etti ve daha sonra saldırılarını Suudi enerji tesislerine de genişletti.

Suudi Arabistan ve Yemenli müttefikleri, Husi mevzilerine yönelik hava saldırıları ve kara operasyonlarıyla karşılık verdi.

Suudi Arabistan’ın ABD’den doğrudan askeri müdahale talebi, Riyad’ın Washington’a Husilerle kendi başına başa çıkabileceğini söylediği Temmuz ayına kıyasla keskin bir dönüşü işaret ediyor.

Çatışmaların şiddetlenmesi üzerine Suudiler, ABD’den giderek artan düzeyde destek talep etmeye başladı.

Görüşmelere yakın kaynaklar, son haftalarda ABD’li askeri ve sivil yetkililerin Suudi meslektaşlarına, Trump’ın talimatının Amerikan kuvvetlerinin İran ve Hürmüz Boğazı’na odaklanmasını sağlamak ve yeni bir cephe açılmasını önlemek olduğunu ilettiklerini belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, müttefiklerini Uluslararası Ceza Mahkemesini ortadan kaldırmaya zorluyor

Yayınlanma

ABD, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM) “sistematik olarak ortadan kaldırmak” amacıyla bir kampanya başlatmak için NATO müttefiklerini yanına çekmeye çalışıyor.

Temmuz ortasında Brüksel’de NATO’nun 32 büyükelçisinin katıldığı kapalı kapılar ardındaki bir toplantıda, ABD temsilcisi Matthew Whitaker, NATO ülkelerinden bu uluslararası kurumu ortadan kaldırmak için yardım istedi ve onları ICC’nin kuruluş belgesi olan Roma Statüsü’nden çekilmeye çağırdı.

POLITICO’ya konuşan üç diplomat, Whitaker’ın konuşmasını “Amerika’nın yanında duranları yakından izleyeceğiz,” diyerek bitirdiğini aktardı.

Müttefiklere mahkemeyi terk etmeleri yönündeki baskı ABD’nin hareket özgürlüğünü kısıtladığı düşünülen uluslararası kurum ve kurallara karşı Trump yönetiminin yürüttüğü daha geniş kapsamlı kampanyanın bir parçası.

Beyaz Saray, ABD’yi Paris İklim Anlaşması’ndan çekme kararı aldı, Dünya Sağlık Örgütü’nden ayrıldı, BM İnsan Hakları Konseyi’ndeki katılımını sonlandırdı ve şirketlere bu hafta Paris’te düzenlenecek uzay zirvesini boykot etmeleri için baskı uygularken, bir dizi ticaret savaşı da başlattı.

Whitaker’ın açıklamalarına paralel olarak, ABD misyonu NATO delegasyonlarına bir belge göndererek şunları bildirdi:

“ABD, UCM’nin yetki alanını sistematik olarak ortadan kaldıracaktır… derhal çekilme adımlarını atmanızı kesin bir dille talep ediyoruz.”

Belge ayrıca müttefikleri, UCM’nin kendi ülkelerine yönelik “tehdidini incelemeleri”, mahkemenin “yetki aşımını” “kamuoyu önünde kınamaları” ve mahkemeye sağladıkları her türlü maddi desteği “derhal kesmeleri” için zorluyor.

Belgede, “UCM’nin bu maskaralığını bir kez ve sonsuza kadar sonlandıralım,” deniyor.

NATO, mahkemenin imzacı tarafı olmasa da, Türkiye ve ABD hariç tüm ittifak üyeleri UCM’ye üyedir.

UCM’ye karşı bu baskı, mahkemeyi ABD’nin egemenliğini ihlal etmekle suçlayan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio tarafından bu yaz başlatıldı.

Rubio, 13 Temmuz’da şöyle konuşmuştu:

“UCM ve yandaşları, ülkemize karşı mermi veya füzelerle değil, tüzükler, anlaşmalar ve sözde uluslararası hukukun gücüyle bir savaş yürütüyorlar. Eğer bizi egemenliğimizden mahrum bırakabileceklerini sanıyorlarsa, onlara Amerikan kararlılığının tam anlamını öğreteceğiz.”

Mahkeme, soykırım ve savaş suçları da dahil olmak üzere en ciddi uluslararası suçlarla suçlanan kişileri yargılamak üzere 2002 yılında kurulmuştu.

UCM, ABD’li yetkililere yönelik iddiaları en son 2020 yılında soruşturmuştu; o yıl, Afganistan’daki Amerikan askerlerinin işlediği iddia edilen savaş suçlarına ilişkin bir soruşturma açmış ama ertesi yıl bu soruşturmaya öncelik vermeme kararı almıştı. 

Fakat o zamandan beri, Karayipler’deki teknelere yönelik ABD’nin uyuşturucu bağlantılı saldırılarını soruşturması yönünde baskılarla karşı karşıya kaldı.

NATO diplomatlarından biri, bu açıklamaların “oldukça şok edici” olduğunu söyledi. İkinci diplomat ise bunun “hayal kırıklığı” olduğunu ekledi.

Diplomatların aktardığına göre, normalde sıradan bir toplantının gündeminin bir yan maddesi olarak gündeme getirilen Whitaker’ın açıklamalarına yanıt olarak Fransa ve Hollanda, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni savundu ve bu hamleye karşı olduklarını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı, “ABD’nin yardımına güvenirken UCM’nin sahte otoritesini reddetmeyi reddeden ülkeleri daha sıkı bir şekilde denetleyeceğine” söz verdi.

Geçen ay Washington, UCM Başkanı Tomoko Akane dahil olmak üzere mahkemenin üst düzey yetkililerine yaptırım uyguladı.

Bir UCM sözcüsü yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Mahkeme, mağdurlar adına ve adaletin yararına, Roma Statüsü’ne uygun olarak görevini tarafsız ve bağımsız bir şekilde yerine getirmeye odaklanmaya devam ediyor. Çalışmalarını engelleme girişimleri karşısında UCM, kararlı ve dirençli olmaya devam ediyor.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’de lobi şirketi Rusya ve İran yaptırımlarının esnetilmesini istedi

Yayınlanma

Lobi şirketi Qorvis, petrol piyasasını dengeleme gerekçesiyle Trump yönetiminden Rusya ve İran’a yönelik yaptırımları hafifletmesini talep etti. Girişimin hemen akabinde ABD Hazine Bakanlığı, tankerlerde mahsur kalan petrolün boşaltılması için geçici izin çıkardı.

ABD merkezli lobi şirketi Qorvis, petrol piyasasını dengelemek amacıyla Donald Trump yönetimine başvurarak İran ve Rusya’ya yönelik yaptırımların kısmen hafifletilmesini istedi.

Bloomberg’in konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bu çağrıdan birkaç gün sonra ABD Hazine Bakanlığı, tankerlerde mahsur kalan Rus ve İran petrolünün boşaltılması ve satılması için kısa süreli muafiyet lisansları çıkardı.

Haberde, Qorvis’in hazırladığı tavsiyelerin Washington yönetiminin kararında doğrudan payı olup olmadığının bilinmediği kaydedildi. Bununla birlikte söz konusu adım, “gölge taşımacılık” yapan aktörlerin Amerikan kararlarından kazanç sağlamasına kapı araladığı gerekçesiyle eleştirilere yol açtı.

Bu girişim, Qorvis’in petrol sektöründeki ilk lobi çalışması değil. Şirket son yıllarda Singapur merkezli Wellbred Capital ve Dubai merkezli 2Rivers Group’un temsilciliğini üstlendi.

Bloomberg’e konuşan Batılı yetkililer, iki şirketin yaptırım listesindeki İranlı petrol tüccarı Hüseyin Şamhani ile Azerbaycanlı iş insanı Etibar Eyyub’un denetiminde olduğunu ifade ediyor.

Qorvis yetkilileri ise doğrudan Şamhani veya Eyyub için çalıştıkları iddiasını reddediyor ve yaptırım altındaki şahıslardan herhangi bir ödeme kabul etmediklerini savunuyor.

Eski şirket çalışanları ve diğer kaynaklar, Qorvis’in bu iki iş insanıyla bağlantılı yapılara geniş kapsamlı hizmetler sunduğunu öne sürüyor. Bu hizmetler arasında ABD’nin yaptırım politikaları konusunda danışmanlık vermek ve Amerikan makamlarıyla temasları koordine etmek yer alıyordu.

Şirket temsilcilerinin, finans ağını Amerikalı denetleyicilerden koruma yöntemlerini aktarmak üzere Şamhani ile doğrudan görüştüğü iddia ediliyor.

Qorvis ayrıca Eyyub ile bağlantılı Coral Energy şirketinin 2Rivers Group adıyla yeniden markalaşma sürecine destek verdi.

Avrupa Birliği, Aralık 2025’te paylaştığı verilerde Eyyub’un Coral Energy dahil geniş bir şirket ağını kurup yönettiğini, bu ağın da “Rusya’nın gölge filosuna ait gemilerin önemli bir bölümünü kontrol ve idare ettiğini” kaydetmişti. Qorvis ise Eyyub ile herhangi bir temas kurmadığını öne sürüyor.

Şirketin yöneticisi Samantha Sault, Şamhani ve Eyyub’un hiçbir zaman resmi müşterileri olmadığını, bu nedenle şirketin yabancı ajan sıfatıyla kayıt yaptırma yükümlülüğü taşımadığını savundu.

Daha önce ABD yönetimi, Şamhani’nin ağıyla bağlantılı 10’dan fazla kuruluşa yaptırım uygulamıştı. ABD Adalet Bakanlığı ise bu şirketlerle ilişkili varlıklara el koymak üzere iki ayrı sivil müsadere davası açtı. Washington, petrol tüccarının kendisine ve şebekesine ilk kısıtlamaları Temmuz 2025’te getirmişti.

Yaptırım çemberi daralmadan önce ABD, Şamhani kontrolündeki tankerler de dahil olmak üzere İran bağlantılı gemilerin açık denizdeki petrolü tahliye etmesine geçici onay vermişti. Bloomberg, bu iznin ilgili ağa ciddi kazanç sağladığını aktarmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English