Avrupa
Kallas: Değişen jeopolitik dinamikler EEAS krizine yol açtı

AB’nin diplomatik şefi Kaja Kallas, kendi kurumu AB diplomatik servisi (EEAS) etrafında dönen tartışmalara ilişkin açıklamalar yaptı.
Euractiv’e göre AB’nin diplomatik hizmetinin geleceği konusundaki mücadele, Brüksel’deki bir yetki alanı savaşından öte bir anlam taşıyor.
Kallas, EEAS personeline yaptığı açıklamada, bu mücadelenin “giderek daha düşmanca hale gelen küresel düzene dayandığını” öne sürdü.
Toplantıda bir personel, kurumun olası feshine dair haberleri medyadan almanın “motivasyon kırıcı” olduğunu söyledi.
Zor durumda kalan AB dışişleri şefi, geçen perşembe günü gizli bir toplantı için EEAS kantininde toplanan diplomatlara şunları söyledi:
“Herkes haberleri sürekli takip ediyor ve uluslararası bağlamın giderek daha karmaşık hale geldiği açık; kurumsal bağlam da öyle ve bu bir tesadüf değil.”
Kallas, 5.000 kişilik Avrupa Dış Eylem Servisi’ni Avrupa Komisyonu ile birleştirmeyi ve AB’nin kurumsal çerçevesini, 2011’de Lizbon Antlaşması’nın diplomatik servisi kurmasından önceki haline geri döndürmeyi amaçlayan Almanya öncülüğündeki planlara karşı mücadele ediyor.
Kallas, “Dış Eylem Servisi’ne başından beri yerleşik olan [yapısal] zorluklar şimdi yeniden su yüzüne çıkıyor,” dedi.
EEAS’ın yeni genel sekreteri Kajsa Ollongren de servisin karşı karşıya olduğu belirsizliğin temel nedenleri olarak jeopolitik durumu ve Donald Trump’ı gösterdi.
Ollongren, personele yaptığı açıklamada, EEAS’ın çok taraflılığın neredeyse kusursuz işlediği ve transatlantik ilişkilerin güçlü olduğu bir dönemde kurulduğunu belirtti.
Eski Hollanda Savunma Bakanı, “Bu durum tamamen değişti. Artık birçok açıdan saldırı altında olduğumuz bir durumdayız,” dedi.
Sızıntılara ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile yaşanan kurumsal iç çekişmelere açıkça atıfta bulunarak Ollongren, dış politika ve AB antlaşmalarına dayalı, daha ölçülü bir tartışma çağrısında bulundu:
“AB dış güvenlik politikalarımızı güçlendirmek istiyorsak, sabahları okuduklarımızın ötesine geçmeliyiz. Kimin yükselişte, kimin düşüşte olduğunu aşmamız gerekiyor. Bilirsiniz, bu Brüksel balonudur. Karşı karşıya olduğumuz durum karmaşıktır. Orada, Antlaşma’da yazıyor; elimizdeki bu.”
Ollongren, “Hakkında konuşulmaktan daha kötü tek bir şey vardır, o da hakkında hiç konuşulmamaktır,” diye ekledi.
Kallas ise, AB’nin harekete geçmesinin önündeki asıl engelin EEAS değil, her ulusal başkenti sürece dahil etme zorunluluğu olduğunu savundu.
Bazen pazar günü izinli olmayı dört gözle beklediğini fakat sonunda politika pozisyonlarını koordine etmek için dışişleri bakanlarını aradığını belirtti.
Kallas ve Ollongren, ulusal hükümetlere, EEAS ve dünya çapındaki 145 diplomatik temsilciliklerine güvenmenin, büyüklükleri ve geçmişleri farklı olan 27 dışişleri teşkilatına güvenmekten daha verimli olduğunu savunmayı planladıklarını belirtti.
Ollongren, bu konuyu anlatmak üzere AB başkentlerini kapsayan bir turneye halihazırda başladı.
Kallas, İrlanda’da yakın zamanda düzenlenen bir toplantıda dışişleri bakanlarının “dış politikanın dümenini elinde tutma ihtiyacını gerçekten vurguladıklarını” söyledi ve “mevcut kurumsal yapının işlediğini” savundu.
Ayrıca, EEAS’ın lağvedilmesi yönündeki argümanlardan biri olan “AB’nin bir sonraki bütçesi ile ilgili müzakereler etrafındaki baskı”yı bu yapının korunması için bir gerekçeye dönüştürmeye çalıştı.
Kallas, “Herkesin ciddi bütçe sıkıntısı yaşadığı göz önüne alındığında, üye devletlerin asıl istediği şey, işlerin çakışmaması,” dedi ve “çift yapıları yaratanın kendileri olmadığını” ekleyerek von der Leyen’e bir gönderme yaptı.
Ortak bir belgede, Paris ve Berlin, AB liderlerinden yıl sonundan önce düzenlenecek bir zirvede EEAS’ın geleceğini görüşmelerini istedi.
Kallas bu konu hakkında şunları söyledi:
“O masada epey bir süredir yer aldığım için başbakanlarla çok iyi ilişkilerim var. Başbakanlar bunu pek bilmiyorlar ve kurumsal olarak kimin ne yaptığını umursamıyorlar. Onlar için sorun değil. Fakat umursadıkları şey maliye; yani, işin üst üste binmesi durumunda bundan hoşlanmıyorlar.”
Kallas, başbakanların “dışişleri bakanlarının ne yaptığını çoğu zaman bilmemelerine” şaşırdığını belirtti ve “Bu yüzden her şeye sıfırdan başlıyorlar. Benim amacım, onların yükünü hafifletmek,” dedi.
Avrupa
AfD’li Siegmund, silahlanmaya destek verdi

Saksonya-Anhalt’ın bir sonraki başbakanı olması beklenen AfD’li Ulrich Siegmund, “tersine göç” sürecinde kullanılacağı için Almanya’nın silahlanmasına karşı olmadıklarını söyledi.
Konu, özellikle Saksonya-Anhalt’ın Sangerhausen kentindeki bir fabrikayla ilgili. İsrailli savunma şirketi Elbit, burada üretim tesisleri kurmak istiyor fakat plana karşı protestolar bir süredir devam ediyor.
Şirket, diğer ürünlerin yanı sıra Hermes savaş insansız hava aracını, obüsleri ve roketatarları üretiyor.
CDU’lu Belediye Başkanı Torsten Schweiger’e göre, Sangerhausen’da ne insansız hava araçları ne de mühimmat üretilecek.
BSW, eyaletin İsrail için bir savunma sanayii merkezi haline gelmesine karşı olduğunu açıklamıştı.
Parti grubu toplantısının ardından düzenlenen basın toplantısında, Siegmund’a önerilen yatırım projesi hakkında doğrudan soru soruldu.
Siegmund şu cevabı verdi:
“Tutumumuz çok net. Askeri teçhizat üretimini genel olarak kınamıyoruz çünkü gelecekteki göçmenleri ülkelerine iade etme ve sınır dışı etme kampanyaları sırasında doğal olarak uygun araçlara ihtiyacımız olacak. Bu durum iç güvenlik, kendi istikrarımız ve ulusal savunma için de geçerli. Bu tür şeylerin gökten düşmediğinin farkındayız.”
Siegmund, Almanların kendi paraları ile yabancı ülkelerdeki savaşlara askeri teçhizat gönderilmesi ile bu savundukları uygulama arasında bir fark olduğunu da savundu.
BSW: Saksonya-Anhalt, İsrail savaş sanayisinin merkezi olmamalı
AfD henüz nihai kararını vermedi
Siegmund, AfD’nin Sangerhausen’daki durumu takip ettiğini ve yerel siyasi temsilcilerle temas halinde olduğunu açıkladı.
Aynı zamanda, olası bir fabrika yerinin ekonomik yönlerinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. Parti ayrıca Sangerhausen’da neyin hangi koşullarda üretildiğini yakından incelemeyi planlıyor.
Siegmund, “Şunu yakından incelemek istiyoruz: Orada ne üretiliyor ve hangi koşullarda? Ve bunun sonucunda yabancı ülkelerin çatışmalarına karışma riskiyle karşı karşıya kalır mıyız? Eğer öyleyse, bu duruma büyük bir şüpheyle bakıyoruz,” diye konuştu.
Siegmund, seçim kampanyası sırasında vatandaşlarla yaptığı görüşmelere de değindi. Sangerhausen’daki yerel halk da dahil olmak üzere pek çok kişi, AfD’nin tutumunu olumlu karşıladı.
Fakat partisi, potansiyel tesis konusunda henüz nihai bir karara varmadı. AfD’li, “Fakat henüz geçerli bir karar alınmadı çünkü elimizde hala tüm bilgiler yok,” dedi.
“Tersine göç” ve “iç güvenlik” gerekçesiyle militarizasyona yeşil ışık
Siegmund’un “tersine göç” için silahlara ihtiyaç olduğu yönündeki açıklaması dikkat çekti. Bu terim, göç geçmişi olan kişilerin sınır dışı edilmesini ifade ediyor ve Avusturyalı sağcı aktivist Martin Sellner tarafından ortaya atılmıştı. Son birkaç yıldır AfD de bu terimi benimsedi.
Yıllar önce, Thüringen AfD Başkanı Björn Höcke, geri gönderme işlemleri bağlamında “ölçülü zulüm”den bahsetmişti.
AfD’li siyasetçiler Kay Gottschalk ve Lena Kotré, Mayıs ayı sonunda Portekiz’de düzenlenen uluslararası “Tersine Göç Zirvesi”ne katıldılar.
Orada “Kimlik” hareketinden Martin Sellner, “Avrupa’nın etnokültürel sürekliliğini” güvence altına almayı, Avrupa’ya yönelik her türlü yasal veya yasadışı göçü durdurmayı ve “milyonlarca” Batılı olmayan göçmeni kıtadan uzaklaştırmayı hedeflediklerini dile getirmişti.
Hollandalı aktivist Eva Vlaardingerbroek, Sellner ile birlikte çekilen bir videoda “Kimse içeri giremez, milyonlar ise dışarı atılır” demişti.
Kotré ve Gottschalk, röportajlarda milyonlarca insanın toplu olarak sınır dışı edilmesini konut piyasası, eğitim sistemi ve toplum için her derde deva bir çözüm olarak sundular.
Federal Şansölye Friedrich Merz çarşamba günü AfD’yi, “tersine göç” kavramının “ten rengi ve kökenine göre etnik temizlik”ten başka bir şey olmadığı gerekçesiyle eleştirdi.
Wagenknecht’ten “tersine göç” eleştirisi
Öte yandan oybirliği ile Saksonya-Anhalt’ta AfD ile görüşme kararı alan BSW, “kırmızı çizgilerini” de kamuoyuna duyurdu.
Partinin kurucusu Sahra Wagenknecht, AfD’ye karşı, özellikle de “tersine göç” konusunda kırmızı çizgileri olduğunu söyledi.
Wagenknecht, RTL ve ntv’ye verdiği röportajda, “Bu konuda güçlü muhalefetimizi hissedecekler. İnsanların endişelenmesi, korkması bence korkunç bir şey,” dedi.
“Topluma iyi entegre olmuş vatandaşların” bundan etkilenmesinin kabul edilemez olduğunu söyleyen BSW lideri, “Ve biz de buna boyun eğmeyeceğiz,” ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti:
“Eğer AfD, ülkemize gelen, burada çalışan, topluma iyi entegre olmuş, vergilerini ödeyen ve çocukları burada büyüyen insanları korkutmak konusunda gerçekten ciddiyse; onlara ‘Siz buraya ait değilsiniz’ demek ya da ‘Sizi kovmak istiyoruz’ mesajını vermek istiyorsa [buna engel olacağız].”
AfD’nin seçim programında eşcinselliğin “cinsel sapkınlık” ile eşdeğer tutulmasına ilişkin olarak Wagenknecht, “Elbette, her insanın istediği gibi yaşayıp sevebileceğine ve burada eşitlik olduğuna, yasal eşitlik de dahil olmak üzere, inanıyoruz. Bunu sorgulayan kimse günümüzde yaşamıyor,” cevabını verdi.
BSW, Siegmund’un başbakanlığını desteklemiyor
Wagenknecht, BSW’nin Saksonya-Anhalt’ta AfD adayı Ulrich Siegmund’u eyalet başbakanı olarak seçecekleri iddiasını da reddetti ve “Ne istediğimizi her zaman çok net bir şekilde ortaya koyduk,” dedi.
Wagenknecht, Siegmund’un “ne zaman eyalet başbakanı olmak istediği, ne zaman istemediği konusunda tamamen çelişkili açıklamalar yaptığını” savundu.
Wagenknecht, “Aslında kendisinin de bunun o kadar da iyi bir fikir olmayabileceğini düşündüğü hissine kapılıyorsunuz,” dedi.
BSW kurucusu, herkesin üzerinde anlaşabileceği ve “bu ülkeyi biraz daha bir araya getirebilecek” “parti sınırları ötesinde saygı duyulan bir isim” çağrısında bulundu.
Avrupa
Wagenknecht: AfD ile koalisyon kurmak hata olur

BSW kurucusu Sahra Wagenknecht, partisinin Saksonya-Anhalt’ta AfD ile koalisyon kurmasını doğru bulmadığını söyledi.
Wagenknecht, WELT TV’de yaptığı açıklamada, “Şu anda AfD ile hükümet kurmaya çalışmak da bir hata olur,” dedi.
Öte yandan BSW’nin belirli konularda ortak çoğunluklar sağlamaya çalışacağını da ekledi.
Wagenknecht, reddinin gerekçesi olarak partisinin Thüringen ve Brandenburg’daki deneyimlerini de gösterdi.
2024 yılında, eyalet parlamentolarına ilk kez girdikten hemen sonra BSW’nin iktidar koalisyonlarına girdiğini ve bunun bedelini, özellikle Thüringen’de “ağır bir şekilde” ödediğini belirtti.
BSW lideri, yeni bir partinin, başlangıçta eyalet siyasetinde yeterli deneyime sahip olmadığı için koalisyon ortakları tarafından kolayca “istismar edilebilir” olduğunu savundu.
AfD’nin sert saldırılarına rağmen Wagenknecht, görüşmelerden yana olduğunu belirtti ve “Her demokrat, parlamentoda temsil edilen tüm güçlerle konuşmalıdır,” dedi.
Wagenknecht’e göre ancak bu şekilde, hangi siyasi projelerin birlikte hayata geçirilebileceği belirlenebilir.
Avrupa
İspanyol istihbaratı, Ceuta krizinin öncesinde uyarılmış

Gizli istihbarat dosyaları ve yazışmalar, İspanyol makamlarının 30 Temmuz’da Ceuta sınırını ihlal etme planları hakkında önceden uyarı aldıklarını ortaya koyuyor.
İspanyol hükümeti, yaklaşık 80.000 kişinin Kuzey Afrika’daki İspanyol bölgesi Ceuta’ya yasadışı olarak giriş yaptığı göçmen akınından önce düzenlenen onlarca gizli belgeyi kamuoyuna açıkladı.
Hem iç hem de dış istihbarattan sorumlu İspanya ulusal istihbarat servisi CNI tarafından sağlanan bilgiler, Fas’ta Kral VI. Muhammed’in hükümdarlığını anmak için düzenlenen önemli bir kutlama olan “Taht Günü” festivaliyle aynı zamana denk gelen, sınırı geçmeye yönelik kitlesel çevrimiçi çağrıları ortaya çıkardı.
29 Temmuz’daki akının bir gün öncesinde merkezi hükümet yetkilisiyle yapılan bir WhatsApp sohbetinde, Ceuta’da görevli bir CNI ajanı, Fas’tan koordineli sınır geçişleri konusunda yaklaşan bir tehdide işaret etmiş.
Ajan, “Sosyal medyada, ‘Taht Günü’ festivalinden ve güvenlik güçlerinin meşgul olacağından yararlanarak yarın saat 20:00’de çitleri ve denizi aşma çağrısı yapılıyor,” diye yazdı.
Ajan, Ceuta’ya girme çağrısı yapan, toplam 180.000 takipçisi olan iki farklı grup olduğunu belirtti.
Aynı gün gizliliği kaldırılan başka bir konuşmada, bir CNI ajanı, sivil muhafız polis gücüyle olan iç iletişim kanalında, “yüzerek ve çiti atlayarak giriş yapma girişimine dair bilgiler” olduğunu belirtti ve Facebook ile WhatsApp gruplarının bu girişi teşvik ettiğine dikkat çekti.
Pedro Sánchez, geçen hafta Kongre’de gizli belgelerin toplu olarak yayınlanacağını duyurmuştu.
Başbakan, hükümetinin gizli servislerinden ve güvenlik güçlerinden önceden istihbarat uyarısı almadığı için önleyemediğini ve harekete geçemediğini kanıtlamayı amaçlıyor.
Fakat hükümet kaynakları, Cadena SER’e, gizlilik derecesinin kaldırılmasının sadece kısmi olduğunu ve birçok raporun açıklama yapılmaksızın dışarıda bırakıldığını veya sansürlendiğini belirtti.
Krizin başlangıcından bu yana, kriz öncesinde istihbarat servislerinin rolü, Sánchez’in kilit bakanları arasında kamuoyuna yansıyan bir kabine anlaşmazlığına yol açtı.
İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska, istihbarat servislerinin göç akını konusunda uyarıda bulunmadığını savundu.
Buna karşılık, CNI’yı denetleyen Savunma Bakanı Margarita Robles, şimdiye kadar açıklanan raporların da doğruladığı üzere, birimlerin “görevlerini yerine getirdiğini” ve yetkilileri ile güvenlik güçlerini uyardığını belirtti.
Bir CNI notunda ortaya çıktığı üzere, kısaltmalarıyla DGED ve DGST olarak bilinen Fas güvenlik servislerine bile bir uyarı gönderilmişti.
Avrupa4 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa3 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa4 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya1 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında










