Bizi Takip Edin

Avrupa

AB içindeki nükleer çatlağı büyüyor

Yayınlanma

Avrupa Birliği içerisinde Almanya’nın başını çektiği nükleer karşıtı ülkeler ile içinde Fransa ve İtalya’nın yer aldığı ‘nükleer lobisi’ arasındaki uçurum genişliyor.

Nükleer enerjinin Avrupa Komisyonu tarafından Taksonomi Yönetmeliğine ‘yeşil enerji’ kaynağı olarak dahil edilmesi, nükleerin gerçekten ‘yeşil ve sürdürülebilir’ olarak kabul edilip edilemeyeceği konusunda tartışmalar nedeniyle Avrupa’daki bölünmeleri daha da açığa çıkardı.

Cumartesi günü Alman Şansölyesi Olaf Scholz, iktidardaki koalisyonun bir parçası olan Hür Demokratların (FDP) nükleer enerjinin yeniden canlandırılması yönündeki çağrılarına cevap olarak, nükleer enerjinin ‘eskimiş meseleyi diriltmeyeceklerini’ söyledi.

Almanya’nın son nükleer santralleri Isar 2, Emsland ve Neckarwestheim 2, artan enerji fiyatlarına ve soğuk ve pahalı bir kış yaşanacağı korkusuna rağmen Nisan 2023’te kapatıldı. Hükümet, 2000 yılında başlayan nükleerden çıkış sürecinin ülkeyi daha güvenli hale getireceğini, çünkü nükleerin risklerinin yönetilemez olduğunu savunuyor.

Scholz Cumartesi günü Dlf radyosuna verdiği bir mülakatta, Almanya’nın enerji portföyünde nükleer enerjiyi kullanmanın artık bir seçenek olmadığını vurguladı. Şansölye,”Bugün Almanya’da nükleer enerji konusu artık kapanmış bir mesele,” dedi ve yeni nükleer santraller inşa etmek isteyenlerin 15 yıllarını alacaklarını ve ünite başına 15 ila 20 milyar harcamak zorunda kalacaklarını da sözlerine ekledi.

Scholz’un açıklamaları, Şansölye’nin liberal koalisyon ortağı FDP’nin temsilcilerinin, hâlâ kullanılabilir durumda olan reaktörlerin sökülmesinin durdurularak yeniden faaliyete geçirilmesi çağrısında bulunmasının ardından geldi. FDP’nin parlamento grubu başkanı Christian Dürr Perşembe günü SZ gazetesine verdiği demeçte, “Her durumda hareket kabiliyetine sahip olmanın tek yolu budur,” dedi.

Almanya’da nükleer enerjinin kullanılmaya devam edilip edilmemesi konusundaki görüş ayrılıkları geçen yılın sonunda koalisyon içinde ciddi gerginliklere yol açmıştı.

Fakat Scholz, bu konuda kararlı görünüyor. Alman başbakan, “Nükleer enerjinin sonu geldi: Almanya’da artık kullanılmıyor, çıkış yasal olarak gerçekleştirildi,” diye vurguladı.

İtalya’da koalisyon hükümeti nükleer göz kırpıyor

Öte yandan İtalya’da işler tam tersi yönde ilerleyebilir. Ulaştırma Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve Lega lideri Matteo Salvini Pazar günü Cernobbio’daki Ambrosetti Forumu’nda, AB’nin dayattığı ‘yeşil enerji’ politikalarıyla da uyumlu olacak nükleer kaynaklı enerji üretimine hız verme niyetini açıkladı.

İtalya 8 Kasım 1987’de yapılan referandumda nükleer enerjiye hayır demiş ve bu da birçok nükleer santralin kapatılmasına yol açmıştı. Fakat referandum herhangi bir yasak getirmediği gibi nükleer enerji santrallerinin inşasına devam etmek için referandumun tekrarlanması da gerekmiyor.

Nükleer enerji tüm ‘merkez sağ’ partilerin geniş desteğine sahip ve seçim kampanyası sırasında şu anda koalisyonda bulunan Salvini’nin Lega’sı, Dışişleri Bakanı Antonio Tajani’nin Forza Italia’sı ve Başbakan Giorgia Meloni’nin Fratelli d’Italia’sı (İtalya’nın Kardeşleri) tarafından dile getirilmişti.

Salvini forumda yaptığı konuşmada, “Bu bir yasama hükümeti olacak ve eğer iyi çalıştıysak, umarım önümüzdeki beş yılı da alacağız. Bu süre içerisinde, bu hükümetin mevcut yapısıyla nükleerden elde edilen ilk (enerji) üretiminin açılışını yapabileceğini düşünüyorum,” dedi.

İtalya’nın bu yıl içinde nükleer enerjiye yönelik araştırma ve katılımını yeniden başlatması gerektiğine inandığını kaydeden Salvini, “İtalya kendini bu işin dışında tutamaz. Bu hükümetin 2023 yılına kadar İtalyanlara teknolojik tarafsızlık adına neden hiçbir enerji kaynağına hayır diyemeyeceğimizi açıklayacak güce sahip olacağına inanıyorum,” ifadelerini kullandı.

Kamu harcamaları üzerindeki sıkı bütçe kısıtlamaları konusunda da AB’ye ağır eleştiriler yönelten Salvini, “Avrupa bizden tarım ve balıkçılıktan fedakarlık ederek konut ve otomobiller konusunda iddialı yeşil hedefler istiyorsa, başkalarının evimize girmesine izin veren bütçe kısıtlamaları koyamaz,” iddiasında bulundu.

Bu arada Çevre ve Enerji Güvenliği Bakanı Gilberto Pichetto Fratin, nükleer enerji, güvenlik ve radyasyondan korunma ve radyoaktif atıklarla çeşitli kapasitelerde ilgilenen tüm farklı ulusal aktörler arasında bağlantı ve koordinasyon unsuru olacak Ulusal Sürdürülebilir Nükleer Enerji Platformu’nun ilk toplantısı için 21 Eylül’de kurum ve şirketlerin Bakanlıkta bir araya geleceğini duyurdu.

Fratin, “Uluslararası düzeyde çeşitli anlaşmalarla füzyonu denemeye kararlıyız ve dördüncü nesil fisyona azami dikkat gösteriyoruz, bu da on yıl içinde ülke için bir fırsat olabilecek küçük reaktörlerin değerlendirilmesi anlamına geliyor,” dedi.

Fransa için nükleer ‘kırmızı çizgi’

Geçtiğimiz hafta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya’nın tutumuna sert tepki göstererek Berlin’i nükleer enerjinin Avrupa’da giderek daha fazla kabul görmesine kasıtlı olarak karşı çıkmakla suçlamıştı.

“Avrupa’da nükleer enerji yatırımlarını yavaşlatmak tarihi bir hata olur,” diyen Macron, özellikle de bunun ‘daha fazla kömür’ lehine sonuçlanması durumuna işaret etti. Macron’un açıklamalarının Scholz’un bu hafta sonu verdiği mesajı tetiklediği düşünülüyor.

Fransa aynı zamanda Nükleer İttifak’ın da önemli bir oyuncusu ve ‘Fransız nükleer gücü müzakere edilemez ve asla müzakere edilmeyecek’ konusunda net. Avrupa Birliği’nin ‘yeşil enerji’ envanterine nükleerin de dahil edilmesinde Fransa’nın önemli bir rol oynadığına dikkat çekiliyor.

Nükleer santrallerini modernize etmesi gereken Fransa için Brüksel’de incelenmekte olan Avrupa elektrik piyasası reformu büyük bir zorluk teşkil ediyor. Fransa, Komisyon’u taleplerini dikkate almaya ikna etti ama başta Almanya olmak üzere birçok ortağının şiddetli muhalefetiyle karşı karşıya. Geleneksel nükleer yanlısı ülkeler olan Doğu Avrupa ülkeleri ve Finlandiya ise artık Paris’e temkinli bir şekilde destek veriyor.

Fransa, enerji tüketiminin yüzde 40’ını nükleer enerjiden sağlıyor. Nükleeri yüzde 28 ile petrol, yüzde 15 ile doğalgaz takip ediyor.

Ukrayna savaşı başlamadan önce nükleer kapasitesini artıracağını açıklayan Fransa’ya Almanya’dan tepki gelmişti. O dönemde Almanya’nın Yeşiller üyesi Ekonomi ve İklim Bakanı Robert Habeck, Fransa’nın nükleer enerjiye yeniden odaklanmasının vaat edilen faydaları sağlamayacağını savunmuş ve Fransa’nın, yüksek maliyetler ve teknik belirsizliklerin giderek kârsız hale getirdiği ‘modası geçmiş bir endüstri tarafından devletin yönlendirdiği ve sınırlandırılmış bir enerji arzı peşinde’ olduğunu öne sürmüştü.

Bir yıldan uzun bir süre sonra, Fransız mevkidaşı Bruno Le Maire, ülkesinin ‘nükleer enerjiyle bağlantılı rekabet avantajlarının hiçbirinden vazgeçmeyeceği’ konusunda ısrar etmişti. Reaktörlerin Fransa’nın ‘ekonomik egemenliğini ve bağımsızlığını’ desteklediğini söyleyen Le Maire, nükleer enerjinin kullanımını engellemeye yönelik girişimleri Paris için ‘kırmızı çizgi’ ilan etmişti.

Avrupa nükleerden çıkış konusunda ihtiyatlı

Belçika kısa bir süre önce 2025’e kadar tamamlanması planlanan aşamalı nükleerden çıkışı yasal zorluklar ve Ukrayna savaşı nedeniyle durdurdu. Belçika iki reaktörün kapatılmasını 10 yıl ertelemeyi tercih etti.

Avrupa’nın diğer bölgelerinde nükleer enerji, hâlâ enerji portföyünün önemli bir parçası ve hükümetler nükleer enerjiden vazgeçmek istediklerine dair hiçbir işaret göstermiyor. Örneğin Bulgaristan, Çekya, Slovakya, Slovenya ve Hırvatistan’da ulusal enerjinin önemli bir kısmını sağlayan aktif nükleer reaktörler bulunuyor. Bu ülkelerdeki hükümetlerin nükleer enerjiyi aşamalı olarak sonlandırmak için çok az motivasyonları var ve esas olarak nükleer kapasitelerini genişletmeyi düşünüyorlar.

Avrupa

Sadiq Khan, Palantir’i “ihale kurallarına uymamak” ile suçladı

Yayınlanma

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan adına çalışan avukatlar, başkent polisinin, Palantir ile işbirliğinde ihale kurallarını ihlal ettiğini iddia etti.

Teknoloji şirketi, Khan’ın belediye başkan yardımcısının, yapay zeka ve veri analizi hizmeti sağlanması amacıyla Metropolitan Polisi ile yapılan 50 milyon sterlinlik sözleşmeyi onaylamayı reddetmesinin ardından, haziran ayında Yüksek Mahkeme’de Belediye Başkanı’nın Polislik ve Suçla Mücadele Ofisi aleyhine dava açtı.

Palantir, belediye başkanının sözcüsüne atfedilen ve şirketin belirtilmeyen “değerleri ve etik ilkeleri”ne atıfta bulunan açıklamaları gerekçe göstererek, Khan’ın ofisinin sözleşmeyi hukuka aykırı ve “mantıksız” bir şekilde engellediğini iddia ediyor.

Palantir’in Birleşik Krallık CEO’su Louis Mosley, Khan’ın kararının siyaseti Londralıların güvenliğinin üstünde tuttuğunu savunurken, Metropolitan Polis Komiseri Mark Rowley ise polis teşkilatının Palantir teknolojisine erişememesinin, teşkilatın bütçesindeki kesintilerin etkisini daha da kötüleştireceğini belirtti.

Geçen perşembe günü sunulan ve POLITICO tarafından incelenen duruşma öncesi savunma beyanında, belediyenin polis departmanı MOPAC’ın avukatları Palantir’in iddiasının “haksız olduğunu ve reddedilmesi gerektiğini” belirterek, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün “hukuka aykırı bir ihale süreci yürüttüğünü” savundu.

Açıklamada, Londra Emniyet Müdürlüğü ile Palantir’in 2025 yılında teknolojinin bir pilot uygulamasını tasarladıkları ve böylece tutarın, MOPAC onayı gerektirecek 500.000 sterlinlik eşiğin altında kalmasının sağlandığı belirtildi.

Khan’ın emniyet ve suçla mücadele alanından sorumlu belediye başkan yardımcısının liderliğindeki MOPAC, Londra Emniyet Müdürlüğü’nü denetliyor.

Açıklamaya göre, söz konusu pilot projenin Nisan 2026’da sona ermesinden önce, Londra Emniyet Müdürlüğü ve Palantir, pilot projenin süresini uzatmak üzere Palantir’e çok daha büyük bir sözleşmeyi doğrudan vermek üzere görüşmelere başladı.

Açıklamada, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün “her aşamada” daha büyük sözleşmeyi Palantir’e verme niyetinde olduğu belirtilirken, bu yaklaşımın şirket tarafından “desteklendiği/teşvik edildiği/yardımcı olunduğu” da eklendi.

Khan’ın avukatları, bunun kasıtlı bir “Palantir stratejisi”ni yansıttığını savunuyor. Bu stratejiye göre şirket, genellikle pilot proje olarak adlandırılan düşük maliyetli kamu sözleşmelerine, “etkili ve şeffaf rekabet ve/veya ihale kanunu gerekliliklerinden kaçınmak niyetiyle, amacı ve/veya etkisiyle” giriyor ve ardından kamu kurumunu “etkili ve şeffaf bir rekabet yürütmeden ve/veya ihale kanununa uymadan” daha fazla sözleşme vermeye “etkilemeye” çalışıyor.

Açıklamada ayrıca, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün ihale stratejisi için MOPAC’tan onay almayı kasıtlı olarak kaçındığı ve Palantir dışındaki firmaların da yarışta olduğu izlenimini vermek amacıyla MOPAC’a defalarca “yanıltıcı ve/veya tutarsız” bilgiler sağladığı belirtiliyor.

Açıklamada, bu faktörlerin yetkililerin Khan’ın yardımcısına sözleşmenin paranın karşılığını verdiğini bildirememelerine neden olduğu ifade ediliyor.

Bir Palantir sözcüsü, savunma açıklamasını “yanlış” olarak nitelendirdi ve açıklamanın hem pilot uygulamanın sonuçlarını hem de hükümetin dış kaynak kullanımı kılavuzunu göz ardı ettiğini söyledi.

Met, devam eden dava hakkında yorum yapmayı reddetti. Dava dilekçesinde taraf olarak adı geçmemekle birlikte, davaya bir cevap sunduğunu doğruladı.

Davanın 2027 yılının Ocak ayında mahkemeye taşınması bekleniyor.

MOPAC, Met Polisi ile işbirliği yaparak, Palantir’in de teklif verebileceği, talep gören yapay zeka ve veri yetenekleri için rekabetçi bir ihale tasarlayacağını açıkladı.

Bu arada Met Polisi, teşkilat içindeki suistimalleri tespit etmek için Palantir’in yazılımını kullanan önceki pilot uygulamayı uzattı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

NATO, Avrupa’daki nükleer silah yığınağını artıyor

Yayınlanma

NATO, Avrupa’da nükleer silahlanmayı daha da artırmaya hazırlanıyor ve Rusya sınırına yakın bölgelerde nükleer silah konuşlandırılmasını değerlendiriyor.

Geçen hafta, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa kıtasına ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasını ihtimal dışı bırakmadı.

German Foreign Policy’nin aktardığı uzmanlara göre, yeni ABD nükleer bombaları Birleşik Krallık’ta halihazırda konuşlandırılmış durumda.

Finlandiya ve Litvanya da dahil olmak üzere Rusya sınırında veya sınırına yakın ülkeler, olası ek konuşlandırma yerleri olarak gündeme getiriliyor.

Bunu mümkün kılmak için Litvanya anayasasında değişiklik yapıyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise kısa süre önce bu adımı onayladığını belirtti.

Rutte, “nükleer silaha sahip Rusya” göz önüne alındığında planın oldukça “hassas” olduğunu kamuoyuna açıkça kabul etti.

ABD, Büchel’de depolanan bombaları, “taktik” amaçlarla kullanılabilen yeni B61-12 modeliyle değiştirerek nükleer savaş eşiğini düşürdü.

Büchel’in nükleer kapasitesini modernize etmek için gerekli yenileme çalışmaları milyarlarca dolara mal oluyor.

Aynı zamanda Fransa da Almanya ile koordineli olarak ulusal nükleer kapasitesini geliştiriyor.

Rutte’den nükleer caydırıcılık vurgusu

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 21–22 Nisan tarihlerinde İstanbul’da üye ülkelerden yaklaşık 150 uzmanı bir araya getiren bu yılki NATO Nükleer Politika Sempozyumu’nda, NATO’nun sadece konvansiyonel değil, nükleer yeteneklerini de geliştirmeye devam edeceğini zaten ima etmişti.

Rutte o sırada, “büyük istikrarsızlık dönemlerinde nükleer caydırıcılığın öneminin arttığını” söylemiş, bu nedenle caydırıcılığın “inandırıcı, güvenli ve etkili” kalmasının sağlanması gerektiğine işaret etmişti.

Bu bağlamda, “NATO’nun nükleer duruşunun kötüleşen güvenlik ortamına nasıl daha fazla uyum sağlaması gerektiği de dahil olmak üzere” “önemli kararlar” alınması gerekeceğini belirtmişti.

Rutte, o dönemde NATO’nun modernizasyonu kapsamında nükleer konulara ilişkin çalışmaların halihazırda devam ettiğini kaydetmiş; “nükleer silaha sahip Rusya” ile çatışmanın “tırmanma” riski göz önünde bulundurulduğunda bunun özellikle “hassas” bir konu olduğunu ifade etmişti.

İki ay sonra, 18 Haziran’da Brüksel’de düzenlenen olağan yıllık toplantının ardından NATO Nükleer Planlama Grubu, şu anda “NATO’nun nükleer yeteneklerini modernize etme” ve “nükleer planlama yeteneklerini güçlendirme” sürecinde olduğunu yeniden teyit etti.

Grup, gerekli “yeteneklere” bu doğrultuda “yatırım” yapacağını da ekledi.

Nükleer yeteneklerin modernizasyonu: Savaş riski arttı

Halihazırda devam etmekte olan modernizasyon, bir yandan “nükleer paylaşım” kapsamında beş Avrupa ülkesinde depolanan eski ABD nükleer bombalarının yenileriyle değiştirilmesini içeriyor.

Üst düzey askeri yetkililerin açıklamalarının da gösterdiği ve uzmanların da doğruladığı üzere, bu süreç artık tamamlandı.

Spesifik olarak, eski B61 bombaları yeni B61-12 modelleriyle değiştirilmiş durumda.

B61-12’ler, önceki modellere kıyasla önemli ölçüde daha isabetli; ayrıca ölçeklendirilebilir, yani farklı patlayıcı güç seviyelerinde konuşlandırılabilir.

Uzmanların da doğruladığı üzere, bu durum prensipte bu bombaların “taktik” amaçlarla da kullanılabileceği anlamına gelir.

Yani örneğin, düşman komuta merkezlerini ve diğer askeri altyapıyı imha etmek için olduğu kadar, düşman kuvvetlerinin yoğunlaştığı bölgeleri de yok etmek için kullanılabilirler.

Prensipte savaş alanında kullanılması bile düşünülebilir. Bu durum, bombaların kullanım eşiğini düşürüyor ve nükleer savaş riskini artırıyor.

Söz konusu ABD bombaları, Eifel bölgesindeki Büchel’deki hava üslerinde, Belçika’daki Kleine Brogel’de, Hollanda’daki Volkel’de, İtalya’daki Aviano ve Ghedi’de ve Türkiye’deki İncirlik’te konuşlandırılmış durumda.

Uzmanlara göre, şu anda herhangi bir anda kullanıma hazır toplamda yaklaşık 100 nükleer bomba bulunuyor. Büchel için şu ana kadar belirtilen rakam 20

Nükleer bomba modernizasyonunda F-35 faktörü

Yeni B61-12 bombalarına geçiş, başka modernizasyon önlemleriyle birlikte gerçekleşiyor. Bunlar arasında özellikle yeni ABD yapımı F-35 avcı uçaklarına geçiş yer alıyor.

Nükleer paylaşım programına dahil olan tüm silahlı kuvvetler halihazırda F-35 uçaklarına sahip ya da bunları edinme sürecinde.

Buna, 10 milyar avro karşılığında 35 adet F-35 uçağı satın alan Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) de dahil.

F-35’leri işletmek için Büchel Hava Üssü’nün kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmesi gerekiyor.

Diğer hususların yanı sıra, görev kontrolü için tamamen yeni bir altyapıya ihtiyaç duyuluyor. Yenileme çalışmalarının en geç 2027 yılına kadar tamamlanması planlanıyor.

Yoğun zaman baskısı ve ABD’nin belirli güvenlik şartları (örneğin, Çin’de üretilen çeliğin bile kullanılamaması gibi) şu anda maliyetleri hızla artırıyor.

İlk planlarda maliyetin 700 milyon avronun biraz üzerinde olacağı öngörülürken, kısa sürede bu rakam 1,1 milyar avroya çıktı.

Geçen temmuz ayında Savunma Bakanlığı, nihai maliyetin muhtemelen iki milyar avroya kadar çıkabileceğini kabul etti.

Haziran ayında, inşaat çalışmaları nedeniyle geçici olarak Nörvenich’e taşınan Tornado jetleri Büchel’e geri dönebildi.

Haberlere göre, yenileme çalışmalarının 2030 yılına kadar tamamen tamamlanması beklenmiyor.

Rusya sınırına NATO nükleer silahları gidebilir

Cuma günü bildirildiği üzere, NATO devam eden nükleer silahlanma çabalarının bir parçası olarak yeni konuşlandırma üsleri kurmayı da değerlendiriyor.

Birleşik Krallık’ta bu planın halihazırda uygulamaya konulduğu bildiriliyor. Daha geçen yaz, silah karşıtı aktivistler, B61-12 bombalarının Cambridge’in kuzeydoğusundaki Lakenheath Hava Üssü’ne nakledildiğine dair net kanıtlara sahip olduklarını belirtmişlerdi.

Bu, 2008’den bu yana ilk kez Birleşik Krallık’ta ABD nükleer silahlarının depolandığı anlamına geliyor.

Uzmanlar artık genel olarak ABD nükleer bombalarının Lakenheath’e ulaştığını varsayıyor.

2021 yılında bu hava üssü, Avrupa’da ABD’ye ait F-35 savaş uçaklarını barındıran ilk üs olmuştu. Yeni B61-12’lerle birlikte Birleşik Krallık, Avrupa’da ABD nükleer bombalarını depolayan altıncı ülke konumuna geldi.

NATO Genel Sekreteri Rutte’nin dpa’ya verdiği röportajda bu olasılığı açıkça dışlamaması nedeniyle, diğer ülkeler de bu örneği takip edebilir.

Bahsedilen olası yerler arasında Finlandiya, Litvanya ve Polonya bulunuyor; bu ülkelerin tümü Rusya sınırında ya da sınırına yakın konumda yer alıyor.

Litvanya kısa süre önce anayasasından nükleer silah konuşlandırma yasağını kaldıracağını duyurdu.

Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda, temmuz ayı başında Berlin’de yaptığı açıklamada, amacın “nükleer caydırıcılık için tüm seçenekleri kullanmak” olduğunu belirtti.

Şansölye Friedrich Merz de bu adımı onayladığını belirtti.

Avrupa’ya ilave 100 ila 150 B61-12 nükleer bombası konuşlandırılacak

Uzmanlar, Avrupa’da toplam 100 ila 150 adet ek B61-12 nükleer bombasının konuşlandırılabileceğini tahmin ediyor.

Aynı zamanda Fransa da nükleer silah stokunu artırma planlarını açıkladı. Paris, Rusya’yı “karanlıkta bırakmak” amacıyla kesin sayıyı açıklamak istemiyor.

Haberlere göre NATO da planlanan nükleer silahlanma konusunda ayrıntı vermemeyi düşünüyor. Bunun nedeni de yine Moskova’da belirsizlik yaratmak olarak gösteriliyor.

Bu durum stratejik bir avantaj olarak lanse ediliyor olsa da, aslında Avrupa’daki belirsizliği daha da artırıyor. Çünkü Rusya’nın Batı Avrupa’ya daha yakın yerlere nükleer silah konuşlandırarak aynı şekilde karşılık vermesi ve dolayısıyla Batı’yı da karanlıkta bırakması son derece muhtemel.

Bu durum, ABD’nin tüm ilgili anlaşmaların süresinin dolmasına izin vererek nükleer silah kontrolünü sistematik olarak baltalamasının ardından yaşanıyor.

Son olarak, bu yıl 5 Şubat’ta resmi olarak yürürlükten kalkan Yeni START Anlaşması da buna dahil.

Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Kampanya (ICAN) temsilcisi Alistair Burnett, “Artık yürürlükte olan tek bir nükleer silah kontrol anlaşması bile yok,” diyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Masonlar genç üye avında: Giriş yaşı 40’ın altına düştü

Yayınlanma

İngiltere’deki masonlar, giderek yaşlanan üye profilini yenilemek amacıyla kapılarını gençlere açtı ve üniversite yapılanmalarına ağırlık verdi. Birleşik Büyük Loca, yürütülen açık kapı günleri ve sosyal medya kampanyaları sayesinde yeni katılanların yüzde 47’sinin 40 yaş altı kişilerden oluştuğunu duyurdu.

İngiliz masonları, üye profilinin hızla yaşlanması üzerine örgütlenme stratejisinde köklü değişikliğe giderek genç nüfusu bünyesine katmak için harekete geçti.

Financial Times gazetesinin haberine göre, geleneksel kapalılığıyla bilinen yapı, toplumla daha açık ilişki kurma yolunu seçti.

İngiltere ve Galler Birleşik Büyük Locası (UGLE) verilerine göre, geçmişte yaklaşık 500 bin olan üye sayısı günümüzde 175 bin seviyesine kadar geriledi.

UGLE Büyük Sekreteri Adrian Marsh, yeni katılımcı kazanımının teşkilatın uzun vadeli varlığını sürdürebilmesi için temel bir zorunluluk haline geldiğini kaydetti.

Sayıları giderek azalan örgüt, son yıllarda gençlere ulaşmak amacıyla üniversitelerde özel localar kurmaya başladı. Öğrenci oryantasyon dönemlerinde etkinlikler düzenleyen ve halka açık günler ilan eden geleneksel yapı, geçmişte yalnızca üyelere açık olan tarihi binaları ile tören simgelerini ziyarete açtı.

Uygulanan yöntemler sonucunda, organizasyona yeni girenlerin yüzde 47’sini 40 yaş altı bireyler oluşturdu. Bu oran 2020 yılında yüzde 45 seviyesindeydi.

17’nci yüzyıldan bu yana varlığını sürdüren ve dünya genelinde yaklaşık 6 milyon üyesi bulunan yapı, kendisini felsefi, hayırsever ve ilerici bir kardeşlik örgütü olarak tanımlıyor.

Yapı, ana hedeflerini “ahlaki gelişim” ve dünyayı tanıyarak daha iyiye taşıma çabası olarak açıklıyor.

Şeffaflaşma adımlarına karşın, organizasyonun İngiltere’deki devlet kurumları ve ticari ağlar üzerindeki olası nüfuzuna dair tartışmalar sürüyor.

Yürütülen bir araştırmada, Londra Finans Merkezi (City of London) Belediye Meclisi üyelerinin yaklaşık üçte birinin masonik bağlarını beyan ettiği ortaya çıktı.

Süreç içerisinde Londra Emniyet Teşkilatı, olası çıkar çatışmalarının önüne geçmek amacıyla personeline geçmişteki ya da mevcut masonluk bağlarını bildirme zorunluluğu getirdi.

Masonların bu kararı iptal ettirmek için mahkemeye yaptığı başvuru reddedildi.

Glasgow Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren tarihçi Andrew Prescott, genç üye bulma sıkıntısının yaklaşık yarım asırdır devam ettiğini belirtti.

Prescott, modern gençliğin asırlık karmaşık ritüelleri öğrenmek yerine, daha esnek kuralları bulunan kulüpleri tercih ettiğini vurguladı.

The Telegraph gazetesinin ocak ayındaki haberine göre, İngiltere’deki localar üye toplamak amacıyla Facebook ve benzeri sosyal medya platformları üzerinden ilk kez geniş çaplı sponsorlu reklam kampanyaları başlattı.

Country genelindeki birimler, yayınladıkları ilanlarla doğrudan üyelik çağrısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English