Avrupa
AB, Macaristan’ın vetosunu aşmak için Ukrayna ile yeni bir müzakere formatı başlattı

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin ilgili bakanları, Macaristan’ın itirazlarını aşarak Ukrayna ile yeni teknik müzakereler başlatma kararı aldı.
Ukrayna’nın Lviv kentinde düzenlenen iki günlük gayri resmi toplantının ardından yapılan açıklamada, Budapeşte’nin süreci engellemesini önlemek amacıyla “frontloading” (ön yükleme) olarak adlandırılan bir formatın devreye sokulacağı belirtildi.
Danimarka’nın AB Bakanı Marie Bjerre, “Bugün bu yeni yaklaşımı teyit ettik ve bir sonraki dönem başkanı Kıbrıs da bunu sürdürebilecek. Bu, Ukrayna’nın katılımıyla genişleme sürecinin durmadığı anlamına geliyor” diye konuştu.
AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Marta Kos da Ukrayna ve AB’nin Macaristan’ın veto tehlikesi olmadan teknik bir sürece geçtiğini teyit etti.
Kos, “Bugün AB üyesi ülkeler net bir çalışma yönü belirledi. Bir reform listesi var ve hiç kimse Ukrayna’nın bu reformları uygulamasını veto edemez” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, savaşın başlamasının ardından Şubat 2022’de ülkesinin AB’ye üyelik başvurusunu imzalamıştı. Aynı yılın haziran ayında Ukrayna ve Moldova aday ülke statüsü almış, Gürcistan’ın başvurusu ise reddedilmişti.
Kasım 2023’te Avrupa Komisyonu, Ukrayna ve Moldova ile üyelik müzakerelerinin başlatılmasını, Gürcistan’a ise “gerekli uyum derecesine ulaşıldığında” aday statüsü verilmesini tavsiye etmişti.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, katılım sürecinin aday ülkelerin liyakatine dayanacağını ve “kısa yol” olmayacağını belirtmişti.
Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ise Ukrayna’nın 2030 yılına kadar AB üyesi olabileceğini dile getirmişti.
Barış planında ‘2027’ye kadar AB üyeliği’ hedefi
Ukrayna’nın AB’ye garantili üyeliği, halihazırda geliştirilen barış planının maddelerinden birini oluşturuyor.
The Washington Post‘un 10 Aralık’ta Amerikalı ve Ukraynalı yetkililere dayandırdığı haberine göre, plan Kiev’in 2027 yılına kadar AB’ye katılmasını öngörüyor.
Köşe yazarı David Ignatius, “Üyelik, ticaret ve yatırımın gelişmesine katkıda bulunacaktır. Ama belki de en önemlisi, Ukrayna’yı kamu işletmelerindeki zararlı yolsuzluk kültürünü kontrol altına almaya zorlayacaktır” değerlendirmesini yaptı.
Ukrayna’da yayımlanan Zerkalo Nedeli gazetesi de 11 Aralık’ta, Trump’ın barış planını oluşturan dört belgeye atıfta bulunarak benzer bilgiler aktardı.
Gazete, “İşte size müjde: Ukrayna 1 Ocak 2027’ye kadar AB üyesi olacak. En azından Washington’dan böyle görünüyor” diye yazdı.
Haberde, “AB’nin kendisinin bu konuda ne düşündüğü, özellikle de Trump’ın dostu Orbán’ın bu adıma hazır olup olmadığı belgede belirtilmiyor. Fakat Ukrayna’nın AB üyeliğini beklerken birliğin bu süre için Avrupa pazarına kısa vadeli tercihli erişim sağlayacağı vaat ediliyor” ifadeleri yer aldı.
Kiev, üyeliği güvenlik garantisi olarak görüyor
Vladimir Zelenskiy, AB üyeliğini Batılı ortakların barışçıl bir çözüm çerçevesinde Kiev’e sunabileceği güvenlik garantilerinden biri olarak nitelendirmişti. Bu pozisyon Brüksel’de de karşılık buluyor.
Komisyon Üyesi Kos, Lviv’de yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın bloğa katılımının kaçınılmaz olduğunu ve bunu “güvenlik garantilerinin siyasi temeli” olarak gördüğünü söyledi.
Brüksel ‘reforma bağlı’ diyor, Kiev ‘hızlanabilir’
Ukrayna yönetimi, uzun süredir Brüksel’in ülkenin birliğe kabulü için somut bir takvim belirlemesi konusunda ısrar ediyor.
Zelenskiy, 2 Aralık’ta İrlanda’da düzenlediği basın toplantısında, “Ukrayna’yı Avrupa Birliği’nde gördükleri için Avrupa’ya minnettarız ve bizim için bu, güvenlik garantilerinin bir parçası. Mesele, bu yüzyılda mı yoksa gelecek yüzyılda mı AB’de olacağımızdır. Ukrayna halkı için kesinlik, işte gereken bu” demişti.
Buna karşılık Avrupa Komisyonu, 10 Aralık’ta yaptığı açıklamada, AB’ye katılım için önceden belirlenmiş bir takvim olmadığını, her şeyin yalnızca reformların uygulanmasına ve bu alanda sürdürülebilir sonuçlar elde edilmesine bağlı olduğunu belirtti.
Komisyon Sözcüsü Guillaume Mercier, “Ukrayna hükümeti, katılım müzakerelerini 2028 sonuna kadar tamamlama niyetini açıkladı. Komisyon bu iddialı hedefi desteklemeye kararlıdır ancak bu hedefe ulaşmak için başta hukukun üstünlüğü olmak üzere temel konularda reform hızının artırılması gerektiğine inanıyor” diye konuştu.
Mercier, her adayın “hazır olduğunda, koşulları ve Kopenhag kriterleri dahil AB anlaşmalarında yer alan kriterleri yerine getirdiğinde katılabileceğini” vurguladı.
Ukrayna’nın Avrupa ve Avrupa-Atlantik Entegrasyonundan Sorumlu Başbakan Yardımcısı Taras Kaçka ise Lviv’deki toplantının ardından, teknik müzakerelerin önünün açılmasının süreci Avrupa Komisyonu’nun önerdiğinden daha hızlı tamamlamayı sağlayacağını söyledi.
Kaçka, “Bu sonbaharda Avrupa Komisyonu müzakerelerin 2028’de tamamlanması gerektiğini bildirdi. Bu, tüm ev ödevlerimizin önümüzdeki 24 ay içinde yapılması gerektiği anlamına geliyor. Üyeliğin gelecekteki barış müzakerelerinin ve güvenlik garantilerinin temel taşlarından biri olduğu düşünüldüğünde, bu süre 24 aydan bile daha kısa olabilir” dedi.
Brüksel, Ukrayna’nın hazırlık seviyesini nasıl görüyor?
Avrupa Komisyonu, düzenli olarak yayımladığı raporlarla AB’ye katılmak isteyen on ülkenin (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Gürcistan, Moldova, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Türkiye, Ukrayna, Karadağ ve kısmen tanınan Kosova Cumhuriyeti) ilerlemesini altı başlık altında değerlendiriyor. Komisyon, 1’den 5’e kadar bir ölçek kullanıyor; 1 başlangıç, 5 ise ileri seviyeyi temsil ediyor.
4 Kasım 2025’te yayımlanan son raporda Brüksel, Ukrayna’nın ilerlemesini pek çok alanda 5 üzerinden 2, yani “bir miktar hazırlık seviyesi” olarak değerlendirdi. Yolsuzlukla mücadele konusunda ise bu alandaki başarıların oldukça sınırlı olduğu kaydedildi.
Raporda, Temmuz 2025’te Zelenskiy’nin girişimiyle Rada’nın, yolsuzlukla mücadele kurumları NABU ve SAP’ın bağımsızlığını sınırlayan ve onları devlet başkanı tarafından atanan başsavcıya bağlayan bir yasayı kabul ettiği hatırlatıldı.
O dönemde AB temsilcileri, Ukrayna makamlarından açıklama talep etmiş ve ülkeye “şeffaflık, yargı reformu ve demokratik yönetişim alanlarında ilerleme kaydedilmesi koşuluyla önemli mali yardım” sağlandığını belirtmişti.
Bunun üzerine Rada, iki gün sonra devlet başkanının sunduğu ve NABU ile SAP’ın bağımsızlığını yeniden tesis eden yasayı kabul etmişti.
Geçen ayki raporda, “Bu gelişmeler, Ukrayna’nın yolsuzlukla mücadele programına olan bağlılığını sorgulatıyor. Ukrayna, yolsuzlukla mücadele sistemini iyileştirmeli ve reformlardaki kayda değer başarılarından geri adım atmamalıdır” denildi.
Enerji ve savunma alanındaki yolsuzluk skandalı
Avrupa Komisyonu’nun raporu, Ukrayna’da enerji ve savunma alanlarında ortaya çıkan büyük yolsuzluk skandalından önce yayımlandı.
Skandal, 10 Kasım’da Zelenskiy’nin eski bir iş ortağı ve Kvartal 95 stüdyosunun kurucularından Timur Mindiç’in evinde yapılan aramalarla başladı.
Yolsuzlukla mücadele kurumlarına göre Mindiç, üç nükleer santralin işletmecisi olan devlet şirketi Energoatom’da büyük bir yolsuzluk şebekesi kuran suç örgütünü yönetiyordu.
Yayımlanan belgelere göre, grup üyeleri devlet şirketinin yüklenicilerinden, onlarla yapılan sözleşmelerin değerinin yüzde 10 ila 15’i oranında rüşvet alıyordu.
NABU ve SAP, 10 Kasım’da yaptıkları açıklamada, “Toplamda, sözde aklama mekanizmasından yaklaşık 100 milyon dolar geçti” bilgisini paylaştı.
Skandal kapsamında eski Başbakan Yardımcısı Aleksey Çernişov ve eski Enerji Bakanı Danışmanı İgor Mironyuk’un da aralarında bulunduğu en az beş kişi gözaltına alındı. Adalet Bakanı German Galuşçenko ve Enerji Bakanı Svetlana Grinçuk’un yanı sıra daha sonra Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andrey Yermak da istifa etti.
Macaristan, Ukrayna’nın AB üyeliğine neden karşı çıkıyor?
Ukrayna’nın AB yolundaki en büyük engel şimdiye kadar Macaristan’ın tutumu oldu. Budapeşte, bu yılın baharından bu yana Ukrayna’nın Avrupa entegrasyonunun yeni aşamalarının başlatılmasını sürekli olarak engelliyor.
Lviv’deki toplantıya katılmayı reddeden Macaristan AB Bakanı János Bóka, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Macaristan hükümetinin Ukrayna’nın AB üyeliğini desteklemediğini yazdı.
Bóka, mevcut zirvenin “Macar hükümetinin katılmak istemediği siyasi bir şov” olduğunu belirtti.
Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, daha önce Ukrayna’nın yolsuzluk nedeniyle Avrupa Birliği’ne üye olma hakkı olmadığını söylemişti.
Orbán, “Ukrayna’nın altın illüzyonu çöküyor. Başkan Zelenskiy ile sayısız bağlantısı olan savaş zamanı mafya şebekesi ortaya çıkarıldı. Teşekkürler, ama biz buna katılmak istemiyoruz” demişti.
Orbán, Ukrayna’nın birliğe katılmasının AB ile Rusya arasında bir savaş durumuna yol açacağını da pek çok kez dile getirmişti.
Komisyon Üyesi Kos ise Lviv’de yaptığı açıklamada, Macaristan’ın artık Ukrayna’nın AB’ye katılım sürecini engelleyemeyeceğini söyledi.
Kos, “Genişleme prosedürleri, müzakere kümelerinin açılması için oybirliği gerektiriyor. Bu blokajı kaldıramadık ama farklı bir yaklaşım seçtik. Resmi olarak bir abluka olsa bile, yapılması gereken teknik çalışmalara devam edebiliriz. Ve sonra, abluka kaldırıldığında, müzakere kümelerini çok hızlı bir şekilde açıp kapatabiliriz” diye açıkladı.
Politico dergisinin ekim ayında aktardığına göre, Avrupa Komisyonu, Ukrayna’nın Avrupa entegrasyonu sürecinin önünü açmak için birlikteki üyelik kurallarını değiştirmeyi de değerlendiriyor.
Bu değişikliğe göre, yeni üyeler ilk aşamada tam oy hakkına sahip olamayacak ve birliğin kararlarını veto edemeyecek. Avrupalı yetkililere göre bu durum, Orbán’ı Ukrayna’nın birliğe katılması konusunda daha uzlaşmacı hale getirebilir.
Lviv’deki toplantıda Ukrayna ile yeni müzakere planının duyurulmasının ardından Bóka, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın AB üyeliğinin barış getirmeyeceğini, aksine birliğin Rusya ile savaşa girmesine yol açacağını yazdı.
AB’ye katılım süreci hangi aşamalardan oluşuyor?
- Aday statüsü alınması: Avrupa Komisyonu’nun bir ülkenin AB üyeliği başvurusu hakkında görüşünü sunmasının ardından birliği tüm üyeleri tarafından onaylanıyor.
- Resmi üyelik müzakereleri: Bu aşama, aday ülkenin mevzuatının taranmasını ve mevcut AB mevzuatına uyarlanmasını, ayrıca birliğin gerekliliklerini (Kopenhag kriterleri) karşılamak için gerekli olan adli, idari, iktisadi ve diğer reformların uygulanmasını içeriyor. Tüm süreç, 35 başlığa ayrılan altı müzakere kümesinden oluşuyor.
- Katılım: Müzakereler ve ilgili reformlar tamamlandığında ve sonuç her iki tarafı da tatmin ettiğinde, aday ülke AB’ye katılabilir. Yeni devletin üyeliğini onaylayan anlaşma, Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu’nun desteğini almak zorunda. Belge, aday ülke ve tüm AB üyesi ülkelerin temsilcileri tarafından imzalanıyor ve her üye ülke tarafından anayasal kurallara göre ayrı ayrı onaylanıyor. AB, müzakereleri tek taraflı olarak askıya alma veya sonlandırma hakkına sahip.
Avrupa
AB genişleme sürecinde köklü reform planı

Avrupa Komisyonu, AB genişleme sürecinde ulusal veto haklarını aşmak amacıyla karar alma sürecinde köklü bir reform peşinde.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, önümüzdeki hafta 30’dan fazla üyeden oluşan daha büyük bir Birliğe nasıl hazırlanılacağına dair önemli bir duyuru yaparken AB’nin iç işleyişinde son on yılların en büyük değişikliğine yönelik bir plan sunacak.
Von der Leyen, bunu yaparken Lizbon AB Antlaşması’nda herhangi bir değişiklik yapmayacak.
Rapporteur tarafından incelenen, uzun süredir ertelenen genişleme stratejisine ait iki iç taslak belge, aday ülkelerin AB üyelik sürecinin birçok ara aşamasında 27 ülke arasında oybirliği şartını ortadan kaldırmak için yasal köprü hükümlerinin kullanılmasını öneriyor.
Komisyon başkanının gelecek haftaki planının temelini oluşturacak olan belgelerden birinde, AB’nin daha az uzlaşma ile hareket eder hale gelmesi gerektiği belirtiliyor:
“Uzlaşma, siyasi sahiplenmeyi ve demokratik meşruiyeti güçlendirir. Fakat Birliğin en çok harekete geçmesi gereken alanlarda zamanında alınacak kararları geciktirebilir veya engelleyebilir.”
Bu önlem –ki kendisi de oybirliği gerektiriyor– az sayıda AB üyesinin engellemeleriyle boğuşan Ukrayna, Karadağ ve Kuzey Makedonya gibi ülkelerin üyelik süreçlerini önemli ölçüde hızlandırabilir.
Ayrıca, veto hakkını kaybetmekten çekinen mevcut üyelerden de muhtemelen dirençle karşılaşacak.
Ne var ki taslak, bir hükümetin “hayati ulusal çıkarların” tehdit altında olduğunu düşünmesi halinde devreye sokabileceği bir “acil durum freni” öngörüyor.
Komisyon, yaptırımlar, insan hakları, savunma ve güvenlik ile vergi kaçakçılığı dahil olmak üzere daha geniş bir politika yelpazesinde, nitelikli çoğunluk oylamasının daha düşük eşiğinin –bloğun nüfusunun üçte ikisini temsil eden 15 ülke– uygulanmasını öneriyor.
İç belgede, “Birlik genişledikçe, kararların ertelenmesi veya engellenmesi riski kaçınılmaz olarak artacak,” deniliyor.
Bu amaçla Komisyon, “köprü hükümlerinin kullanılması için bir çalışma programı hazırlayacak.”
“Köprü hükümleri”, AB antlaşmalarında yer alan ve belirli politika alanlarındaki oylama kurallarının, tüm ülkelerin ulusal veto hakkını kullanabildiği oybirliği kuralından nitelikli çoğunluk oylamasına kalıcı olarak değiştirilmesine izin veren geçiş hükümleri.
Bununla birlikte, AB’nin aday bir ülkenin üyelik sürecinin en başında ve sonunda oybirliği şartından vazgeçeceğine dair herhangi bir işaret bulunmamakla birlikte, AB karar alma sürecindeki radikal değişiklik engellerle karşılaşacak.
Bir başka tartışmalı öneri ise, Birlik genişlediğinde AB ülkelerinin yalnızca üçte ikisinin bir Avrupa Komisyon Üyesi atayabilmesi anlamına geliyor.
Mevcut 27 üyeli Birlik kapsamında, dokuz ülke Brüksel’e temsilci gönderme hakkından vazgeçmek zorunda kalacaktır.
Bu durumun, Birliğin genişlemesiyle Brüksel’deki etkilerinin azaldığını tarihsel olarak savunan küçük üye devletleri rahatsız etmesi bekleniyor.
2008’de bir referandumu kaybeden İrlanda, “Komisyon’da her üye devletten bir vatandaşın yer almaya devam edeceği” yönünde bir yasal güvence sahibi ama Dublin bu güvenceyi feda etmek zorunda kalacaktır.
Taslak belgelere göre, yeni üyeler on yıl veya daha uzun bir süre boyunca deneme sürecinde tutulabilir. Bu süre zarfında Brüksel’den daha sıkı bir denetime tabi tutulacaklar.
Bu deneme süresi boyunca uygulanabilecek cezalar arasında, yeni oluşturulan “mali” ve “kurumsal koruma” hükümleri kapsamında, Konsey’deki oy haklarının askıya alınması ve mali cezalar yer alabilir.
Yeni üye ülkelerin, AB’nin geri kalanı tarafından kararlaştırılan kararları engellememek üzere yasal olarak bağlayıcı bir “geçici taahhüt” imzalaması gerekecek.
Ayrıca, adalet ve iç işlerden tarıma kadar AB’nin kilit politika alanlarına katılımla ilgili standart geçici koruma hükümleri de korunacak.
Yeni üye ülkeler, demokratik ve yargısal standartlarda gerileme yaşama durumunda Komisyon’un onları cezalandırmasına olanak tanıyan, süre sınırlı bir “mali koruma” hükümlerine de tabi tutulacak.
Yeni üyeler, katılımdan önce AB fonlarıyla ilgili dolandırıcılık soruşturmaları yürüten Avrupa Savcılığı’na da katılmak zorunda olacaklar.
Avrupa
AfD-CDU işbirliği: Nazi kurbanları için “tökezleme taşı” yapılmayacak

Doğu Almanya’daki Heidenau kasabasında Nazilerin kurbanlarına adanmış “tökezleme taşı” anıtları AfD-CDU işbirliği ile yasaklandı.
Tartışmanın odağında, Heidenau belediye meclisi tarafından 25 Eylül’de kabul edilen ve “Stolperstein” adı verilen bu tür anıtların kaldırımlara yerleştirilmesini “saygısızlık” olarak nitelendirerek durdurmayı ve bunun yerine kasabanın Kuzey Mezarlığı’nın kullanılmasını öngören bir önerge yer alıyor.
Yere gömülü, üzerine yazıt işlenmiş küçük pirinç “tökezleme taşları”, yayaların durup eski sakinlerin kaderini düşünmelerini sağlamayı amaçlıyor.
Projenin web sitesine göre, şu anda Avrupa genelinde, çoğunluğu Almanya’da olmak üzere 1.860 belediyede 116.000 adet bu tür taş bulunuyor.
Heidenau’daki anıt taşlarının yerleştirilmesini engelleme girişimi, Hıristiyan Demokratlar (CDU) ile Almanya için Alternatif (AfD) partisi tarafından ortaklaşa desteklendi.
Kasabanın şu anki belediye başkanı Conny Örtel, bağımsız bir politikacı.
AfD, genel olarak Almanya’nın Holokost anma kültürüne karşı çıkmasıyla tanınıyor. Komşu Thüringen eyaletinde partiye liderlik eden Björn Höcke, bir keresinde Berlin’deki Holokost anıtını, Alman gururunu zedeleyen bir “utanç anıtı” olarak nitelendirmişti.
Öte yandan, azınlıkta da olsa bazı Yahudiler, anıtların üzerine basılabileceği ve yapraklar ya da çöplerle kaplanabileceği yerlere dikilmesinin saygısızlık olduğunu öne sürerek anıtlara karşı çıkıyor. Bu kişiler, taşların ayrıca vandalizmin hedefi olduğunu da belirtiyor.
Ne var ki, Münih’te taşların yerleştirilmesine başarıyla karşı çıkan Charlotte Knobloch’a göre Heidenau’daki önerge kurbanlar için değil; daha ziyade Almanya’nın anma kültürünü bastırmak için “AfD’li aşırılıkçıların şeffaf bir manevrası.”
Holokosttan sağ kurtulan Knobloch, “Heidenau’da şu anda olduğu gibi, anma yerlerini şehir siluetinden kaldırmak kesinlikle yanlış bir yaklaşım,” dedi.
Saksonya eyaletindeki Heidenau, projeye karşı harekete geçen ilk kasaba değil. Bavyera’daki Münih şehri, Knobloch’un yanında yer alarak, kamusal alanlarda bu taşların yerleştirilmesine izin vermemeyi 2004 yılında oylamıştı.
Kuzey Ren-Vestfalya’daki Pulheim şehrinde proje 2011’de engellenmişti ama belediye sonunda kararını değiştirdi ve 2022’de ilk yerleştirmelerin yapılmasına izin verdi.
Stolpersteinlerin ilginç bir yönü, hem ulusal gururu zedelediğini düşünen Almanya’nın sağcıları hem de kurbanların anısını yeterince yüceltmediğini düşünen bir Yahudi azınlık tarafından karşı çıkılması.
Belediye meclisinin bu kararı, AfD’nin ülke çapındaki seçimlerde destek kazanmaya devam ettiği bir dönemde geldi.
Partinin Heidenau’daki projenin yasaklanmasına verdiği destek, Holokost’un resmi kamu anma etkinliklerinin bastırılmasına yönelik olası adımlara ilişkin endişeleri tetikledi.
Cuma günü basına yaptığı açıklamada Knobloch, CDU’nun bu hamleyi “desteklemeye yanaşmasına” “dehşete düştüğünü” ekledi ve “Demokratik merkez, bu konuda kendine geri dönmeli ve daha iyi bir çözüm bulmalı,” dedi.
Avrupa
İngiltere, demiryolu işletmecisi Avanti West Coast’u kamulaştıracak

İngiltere hükümeti, ülkenin en büyük demiryolu işletmecilerinden Avanti West Coast şirketini Mart 2027’de kamulaştıracağını duyurdu. Karar, yüksek bilet fiyatları, gecikmeler ve ülke ortalamasının iki katına çıkan sefer iptallerinin ardından geldi. Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, kamu denetimiyle güvenilir bir demiryolu ağı inşa etmeyi hedeflediklerini açıkladı.
İngiltere hükümeti, ülkenin en büyük demiryolu işletmecilerinden Avanti West Coast şirketini Mart 2027’de kamulaştıracak.
Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, X sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, “Avanti West Coast şirketinin demiryolu taşımacılığı hizmetlerini ilk fırsatta kamulaştıracağımızı yarın konferansta duyuracağım. Birleşik Krallık’ın güvenebileceği bir demiryolu inşa ediyoruz” dedi.
Alexander, The Times gazetesine verdiği mülakatta da Londra ile Manchester arasındaki hattaki hizmet kalitesinin uzun süredir memnuniyetsizlik yarattığına dikkat çekti. Bakan Alexander, şirketin kamu mülkiyetine geçmesiyle yolcuların “farkı hissetmeye başlayacaklarını” söyledi.
Avanti West Coast, Londra, Birmingham, İngiltere’nin kuzeybatısı ve Glasgow arasındaki ana güzergahta sefer düzenleyen, ülkenin en büyük şehirlerarası taşımacılık şirketleri arasında yer alıyor.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham da Avanti West Coast şirketini güvenilmezlik, sefer iptalleri ve yüksek bilet fiyatları nedeniyle defalarca eleştirdi.
The Times gazetesinin haberine göre hükümet, sözleşme süresinin sona ermesiyle şirketi Mart ayında kamu mülkiyetine geçirmeyi planlıyor.
Avanti West Coast, bu yaz İngiltere genelinde sefer iptal oranı en yüksek şirket oldu. Şirketin iptal oranı, ülke ortalamasının iki katına ulaştı.
Birleşik Krallık’ın en yoğun demiryolu hattında zamanında varış oranları da geriledi.
Beş yıl önce trenlerin yaklaşık yüzde 60’ı varış noktasına vaktinde ulaşıyordu.
Şirket bir yıl içinde rötarlar nedeniyle yapılan 1,4 milyondan fazla tazminat başvurusunu onayladı. Bu sayı, 2019 yılına kıyasla yaklaşık 1 milyon artış gösterdi.
İngiliz demiryolları büyük oranda 1990’lı yılların ortalarında özelleştirildi. Yolcular, o tarihten bu yana hizmet kalitesinin düştüğünü, bilet fiyatlarının ise yükseldiğini savunuyor.
Bu olumsuz değişimler, Birleşik Krallık hükümetini yeniden kamulaştırma adımlarını başlatmaya sevk etti.
Kamulaştırma süreci fiilen başlamış durumda. 2024 yılı itibarıyla altı yolcu taşımacılığı imtiyazı kamu mülkiyetine geçmiş vaziyette.
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Rusya2 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Dünya Basını2 hafta önceAkademisyen Norman Finkelstein: Üniversitelerdeki baskı McCarthy dönemini aştı
Rusya2 hafta önceWSJ: Rusya ucuz silah üretiminde ABD ve Ukrayna’yı geride bıraktı
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Rusya2 hafta önceRomanya’da Lukoil rafinerisinin kapatılması iflas dalgası yaratabilir
Diplomasi2 hafta önceABD ile Almanya savunma sanayii işbirliğini derinleştirecek








