Avrupa
AB, Macaristan’ın vetosunu aşmak için Ukrayna ile yeni bir müzakere formatı başlattı

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin ilgili bakanları, Macaristan’ın itirazlarını aşarak Ukrayna ile yeni teknik müzakereler başlatma kararı aldı.
Ukrayna’nın Lviv kentinde düzenlenen iki günlük gayri resmi toplantının ardından yapılan açıklamada, Budapeşte’nin süreci engellemesini önlemek amacıyla “frontloading” (ön yükleme) olarak adlandırılan bir formatın devreye sokulacağı belirtildi.
Danimarka’nın AB Bakanı Marie Bjerre, “Bugün bu yeni yaklaşımı teyit ettik ve bir sonraki dönem başkanı Kıbrıs da bunu sürdürebilecek. Bu, Ukrayna’nın katılımıyla genişleme sürecinin durmadığı anlamına geliyor” diye konuştu.
AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Marta Kos da Ukrayna ve AB’nin Macaristan’ın veto tehlikesi olmadan teknik bir sürece geçtiğini teyit etti.
Kos, “Bugün AB üyesi ülkeler net bir çalışma yönü belirledi. Bir reform listesi var ve hiç kimse Ukrayna’nın bu reformları uygulamasını veto edemez” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, savaşın başlamasının ardından Şubat 2022’de ülkesinin AB’ye üyelik başvurusunu imzalamıştı. Aynı yılın haziran ayında Ukrayna ve Moldova aday ülke statüsü almış, Gürcistan’ın başvurusu ise reddedilmişti.
Kasım 2023’te Avrupa Komisyonu, Ukrayna ve Moldova ile üyelik müzakerelerinin başlatılmasını, Gürcistan’a ise “gerekli uyum derecesine ulaşıldığında” aday statüsü verilmesini tavsiye etmişti.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, katılım sürecinin aday ülkelerin liyakatine dayanacağını ve “kısa yol” olmayacağını belirtmişti.
Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ise Ukrayna’nın 2030 yılına kadar AB üyesi olabileceğini dile getirmişti.
Barış planında ‘2027’ye kadar AB üyeliği’ hedefi
Ukrayna’nın AB’ye garantili üyeliği, halihazırda geliştirilen barış planının maddelerinden birini oluşturuyor.
The Washington Post‘un 10 Aralık’ta Amerikalı ve Ukraynalı yetkililere dayandırdığı haberine göre, plan Kiev’in 2027 yılına kadar AB’ye katılmasını öngörüyor.
Köşe yazarı David Ignatius, “Üyelik, ticaret ve yatırımın gelişmesine katkıda bulunacaktır. Ama belki de en önemlisi, Ukrayna’yı kamu işletmelerindeki zararlı yolsuzluk kültürünü kontrol altına almaya zorlayacaktır” değerlendirmesini yaptı.
Ukrayna’da yayımlanan Zerkalo Nedeli gazetesi de 11 Aralık’ta, Trump’ın barış planını oluşturan dört belgeye atıfta bulunarak benzer bilgiler aktardı.
Gazete, “İşte size müjde: Ukrayna 1 Ocak 2027’ye kadar AB üyesi olacak. En azından Washington’dan böyle görünüyor” diye yazdı.
Haberde, “AB’nin kendisinin bu konuda ne düşündüğü, özellikle de Trump’ın dostu Orbán’ın bu adıma hazır olup olmadığı belgede belirtilmiyor. Fakat Ukrayna’nın AB üyeliğini beklerken birliğin bu süre için Avrupa pazarına kısa vadeli tercihli erişim sağlayacağı vaat ediliyor” ifadeleri yer aldı.
Kiev, üyeliği güvenlik garantisi olarak görüyor
Vladimir Zelenskiy, AB üyeliğini Batılı ortakların barışçıl bir çözüm çerçevesinde Kiev’e sunabileceği güvenlik garantilerinden biri olarak nitelendirmişti. Bu pozisyon Brüksel’de de karşılık buluyor.
Komisyon Üyesi Kos, Lviv’de yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın bloğa katılımının kaçınılmaz olduğunu ve bunu “güvenlik garantilerinin siyasi temeli” olarak gördüğünü söyledi.
Brüksel ‘reforma bağlı’ diyor, Kiev ‘hızlanabilir’
Ukrayna yönetimi, uzun süredir Brüksel’in ülkenin birliğe kabulü için somut bir takvim belirlemesi konusunda ısrar ediyor.
Zelenskiy, 2 Aralık’ta İrlanda’da düzenlediği basın toplantısında, “Ukrayna’yı Avrupa Birliği’nde gördükleri için Avrupa’ya minnettarız ve bizim için bu, güvenlik garantilerinin bir parçası. Mesele, bu yüzyılda mı yoksa gelecek yüzyılda mı AB’de olacağımızdır. Ukrayna halkı için kesinlik, işte gereken bu” demişti.
Buna karşılık Avrupa Komisyonu, 10 Aralık’ta yaptığı açıklamada, AB’ye katılım için önceden belirlenmiş bir takvim olmadığını, her şeyin yalnızca reformların uygulanmasına ve bu alanda sürdürülebilir sonuçlar elde edilmesine bağlı olduğunu belirtti.
Komisyon Sözcüsü Guillaume Mercier, “Ukrayna hükümeti, katılım müzakerelerini 2028 sonuna kadar tamamlama niyetini açıkladı. Komisyon bu iddialı hedefi desteklemeye kararlıdır ancak bu hedefe ulaşmak için başta hukukun üstünlüğü olmak üzere temel konularda reform hızının artırılması gerektiğine inanıyor” diye konuştu.
Mercier, her adayın “hazır olduğunda, koşulları ve Kopenhag kriterleri dahil AB anlaşmalarında yer alan kriterleri yerine getirdiğinde katılabileceğini” vurguladı.
Ukrayna’nın Avrupa ve Avrupa-Atlantik Entegrasyonundan Sorumlu Başbakan Yardımcısı Taras Kaçka ise Lviv’deki toplantının ardından, teknik müzakerelerin önünün açılmasının süreci Avrupa Komisyonu’nun önerdiğinden daha hızlı tamamlamayı sağlayacağını söyledi.
Kaçka, “Bu sonbaharda Avrupa Komisyonu müzakerelerin 2028’de tamamlanması gerektiğini bildirdi. Bu, tüm ev ödevlerimizin önümüzdeki 24 ay içinde yapılması gerektiği anlamına geliyor. Üyeliğin gelecekteki barış müzakerelerinin ve güvenlik garantilerinin temel taşlarından biri olduğu düşünüldüğünde, bu süre 24 aydan bile daha kısa olabilir” dedi.
Brüksel, Ukrayna’nın hazırlık seviyesini nasıl görüyor?
Avrupa Komisyonu, düzenli olarak yayımladığı raporlarla AB’ye katılmak isteyen on ülkenin (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Gürcistan, Moldova, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Türkiye, Ukrayna, Karadağ ve kısmen tanınan Kosova Cumhuriyeti) ilerlemesini altı başlık altında değerlendiriyor. Komisyon, 1’den 5’e kadar bir ölçek kullanıyor; 1 başlangıç, 5 ise ileri seviyeyi temsil ediyor.
4 Kasım 2025’te yayımlanan son raporda Brüksel, Ukrayna’nın ilerlemesini pek çok alanda 5 üzerinden 2, yani “bir miktar hazırlık seviyesi” olarak değerlendirdi. Yolsuzlukla mücadele konusunda ise bu alandaki başarıların oldukça sınırlı olduğu kaydedildi.
Raporda, Temmuz 2025’te Zelenskiy’nin girişimiyle Rada’nın, yolsuzlukla mücadele kurumları NABU ve SAP’ın bağımsızlığını sınırlayan ve onları devlet başkanı tarafından atanan başsavcıya bağlayan bir yasayı kabul ettiği hatırlatıldı.
O dönemde AB temsilcileri, Ukrayna makamlarından açıklama talep etmiş ve ülkeye “şeffaflık, yargı reformu ve demokratik yönetişim alanlarında ilerleme kaydedilmesi koşuluyla önemli mali yardım” sağlandığını belirtmişti.
Bunun üzerine Rada, iki gün sonra devlet başkanının sunduğu ve NABU ile SAP’ın bağımsızlığını yeniden tesis eden yasayı kabul etmişti.
Geçen ayki raporda, “Bu gelişmeler, Ukrayna’nın yolsuzlukla mücadele programına olan bağlılığını sorgulatıyor. Ukrayna, yolsuzlukla mücadele sistemini iyileştirmeli ve reformlardaki kayda değer başarılarından geri adım atmamalıdır” denildi.
Enerji ve savunma alanındaki yolsuzluk skandalı
Avrupa Komisyonu’nun raporu, Ukrayna’da enerji ve savunma alanlarında ortaya çıkan büyük yolsuzluk skandalından önce yayımlandı.
Skandal, 10 Kasım’da Zelenskiy’nin eski bir iş ortağı ve Kvartal 95 stüdyosunun kurucularından Timur Mindiç’in evinde yapılan aramalarla başladı.
Yolsuzlukla mücadele kurumlarına göre Mindiç, üç nükleer santralin işletmecisi olan devlet şirketi Energoatom’da büyük bir yolsuzluk şebekesi kuran suç örgütünü yönetiyordu.
Yayımlanan belgelere göre, grup üyeleri devlet şirketinin yüklenicilerinden, onlarla yapılan sözleşmelerin değerinin yüzde 10 ila 15’i oranında rüşvet alıyordu.
NABU ve SAP, 10 Kasım’da yaptıkları açıklamada, “Toplamda, sözde aklama mekanizmasından yaklaşık 100 milyon dolar geçti” bilgisini paylaştı.
Skandal kapsamında eski Başbakan Yardımcısı Aleksey Çernişov ve eski Enerji Bakanı Danışmanı İgor Mironyuk’un da aralarında bulunduğu en az beş kişi gözaltına alındı. Adalet Bakanı German Galuşçenko ve Enerji Bakanı Svetlana Grinçuk’un yanı sıra daha sonra Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andrey Yermak da istifa etti.
Macaristan, Ukrayna’nın AB üyeliğine neden karşı çıkıyor?
Ukrayna’nın AB yolundaki en büyük engel şimdiye kadar Macaristan’ın tutumu oldu. Budapeşte, bu yılın baharından bu yana Ukrayna’nın Avrupa entegrasyonunun yeni aşamalarının başlatılmasını sürekli olarak engelliyor.
Lviv’deki toplantıya katılmayı reddeden Macaristan AB Bakanı János Bóka, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Macaristan hükümetinin Ukrayna’nın AB üyeliğini desteklemediğini yazdı.
Bóka, mevcut zirvenin “Macar hükümetinin katılmak istemediği siyasi bir şov” olduğunu belirtti.
Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, daha önce Ukrayna’nın yolsuzluk nedeniyle Avrupa Birliği’ne üye olma hakkı olmadığını söylemişti.
Orbán, “Ukrayna’nın altın illüzyonu çöküyor. Başkan Zelenskiy ile sayısız bağlantısı olan savaş zamanı mafya şebekesi ortaya çıkarıldı. Teşekkürler, ama biz buna katılmak istemiyoruz” demişti.
Orbán, Ukrayna’nın birliğe katılmasının AB ile Rusya arasında bir savaş durumuna yol açacağını da pek çok kez dile getirmişti.
Komisyon Üyesi Kos ise Lviv’de yaptığı açıklamada, Macaristan’ın artık Ukrayna’nın AB’ye katılım sürecini engelleyemeyeceğini söyledi.
Kos, “Genişleme prosedürleri, müzakere kümelerinin açılması için oybirliği gerektiriyor. Bu blokajı kaldıramadık ama farklı bir yaklaşım seçtik. Resmi olarak bir abluka olsa bile, yapılması gereken teknik çalışmalara devam edebiliriz. Ve sonra, abluka kaldırıldığında, müzakere kümelerini çok hızlı bir şekilde açıp kapatabiliriz” diye açıkladı.
Politico dergisinin ekim ayında aktardığına göre, Avrupa Komisyonu, Ukrayna’nın Avrupa entegrasyonu sürecinin önünü açmak için birlikteki üyelik kurallarını değiştirmeyi de değerlendiriyor.
Bu değişikliğe göre, yeni üyeler ilk aşamada tam oy hakkına sahip olamayacak ve birliğin kararlarını veto edemeyecek. Avrupalı yetkililere göre bu durum, Orbán’ı Ukrayna’nın birliğe katılması konusunda daha uzlaşmacı hale getirebilir.
Lviv’deki toplantıda Ukrayna ile yeni müzakere planının duyurulmasının ardından Bóka, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın AB üyeliğinin barış getirmeyeceğini, aksine birliğin Rusya ile savaşa girmesine yol açacağını yazdı.
AB’ye katılım süreci hangi aşamalardan oluşuyor?
- Aday statüsü alınması: Avrupa Komisyonu’nun bir ülkenin AB üyeliği başvurusu hakkında görüşünü sunmasının ardından birliği tüm üyeleri tarafından onaylanıyor.
- Resmi üyelik müzakereleri: Bu aşama, aday ülkenin mevzuatının taranmasını ve mevcut AB mevzuatına uyarlanmasını, ayrıca birliğin gerekliliklerini (Kopenhag kriterleri) karşılamak için gerekli olan adli, idari, iktisadi ve diğer reformların uygulanmasını içeriyor. Tüm süreç, 35 başlığa ayrılan altı müzakere kümesinden oluşuyor.
- Katılım: Müzakereler ve ilgili reformlar tamamlandığında ve sonuç her iki tarafı da tatmin ettiğinde, aday ülke AB’ye katılabilir. Yeni devletin üyeliğini onaylayan anlaşma, Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu’nun desteğini almak zorunda. Belge, aday ülke ve tüm AB üyesi ülkelerin temsilcileri tarafından imzalanıyor ve her üye ülke tarafından anayasal kurallara göre ayrı ayrı onaylanıyor. AB, müzakereleri tek taraflı olarak askıya alma veya sonlandırma hakkına sahip.
Avrupa
Macron ve Sánchez direndi: AB zirvesinde göç bildirgesi tıkandı

AB liderler zirvesinde Danimarka, İtalya ve Polonya’nın göç kurallarını sertleştirme girişimi, 12’den fazla ülkenin desteğine rağmen Fransa, İspanya ve Lüksemburg’un vetosuna takıldı. Fransa ve İtalya’da hayat pahalılığına karşı yüz binlerce kişinin sokağa çıktığı bir dönemde gerçekleşen toplantıda diplomatlar, liderler arasındaki diyaloğu “korkunç ve çirkin” olarak nitelendirdi.
Avrupa Birliği (AB) liderlerinin zirvesinde göç politikası üzerine yaşanan tartışmalar, diplomatların aktardığına göre sertleşerek kriz boyutuna ulaştı.
Politico‘ya konuşan Avrupalı diplomatlar, liderlerin göç konusunda “Avrupa Konseyi oturumuna yakışmayacak” nitelikte “korkunç”, “çirkin” ve “fazlasıyla doğrudan” bir tartışma yürüttüğünü bildirdi.
Gerilim, Danimarka, İtalya ve Polonya’nın zirve sonuç bildirgesindeki göç ifadelerini sertleştirme girişimiyle tetiklendi.
Üç diplomatik kaynağın aktardığına göre bu girişimi 12’den fazla ülke destekledi; ancak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ve Lüksemburg Başbakanı Luc Frieden metne imza atmayı reddedince uzlaşma sağlanamadı.
Liderler “Avrupa medeniyetini koruma” söylemiyle karşı karşıya geldi
Kaynaklar, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile Çekya Başbakanı Andrej Babiš’in tartışmada sert ifadeler kullandığını ve göç politikasını “Avrupa medeniyetinin korunmasıyla” doğrudan ilişkilendirdiğini kaydetti.
Görüşmeyi aktaran diplomatlardan biri, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın müdahale ederek bu tartışmayı sonlandırması gerektiğini dile getirdi.
Bir başka kaynak ise tartışmanın hararetli geçmesine rağmen “siyasi nitelik taşıdığını” ve “seçmenlerin gerçek sorunlarına odaklanmak açısından zorunlu olduğunu” savundu.
Zirve sonrası liderlerden Fransa’daki olaylara gönderme
Zirvenin ardından Macaristan Başbakanı Péter Magyar, X hesabından yaptığı açıklamada Fransa’daki şehirleri saran sokak olaylarının “Macaristan’ın göç konusunda neden en katı yaklaşımı benimsediğini herkes için anlaşılır kıldığını” öne sürdü.
Polonya Başbakanı Donald Tusk ise Fransa’daki gelişmelere doğrudan değinmeden, “Polonya diğer Avrupa ülkelerinin hatalarını tekrarlamayacak ve bunların bedelini ödemeyecektir” açıklamasını yaptı.
Politico, Magyar ve Tusk’ın çıkışlarının AB içindeki görüş ayrılıklarını derinleştirdiğine dikkat çekti.
Bu gerilimin, üye ülkelerin birliğin uzun vadeli bütçesi ile Ukrayna’ya sağlanacak mali kaynakları karara bağlaması gereken bir süreçte öne çıktığı belirtildi.
Fransa’da ekim ayında hayat pahalılığı ve hükümetin sosyal politikalarına karşı başlayan kitlesel gösteriler geniş çaplı sokak olaylarına dönüştü.
İçişleri Bakanlığı eylemlere yaklaşık 550 bin kişinin katıldığını duyururken, sendikalar katılımcı sayısını 800 bin olarak açıkladı; Paris, Lyon ve Marsilya gibi kentlerde polisle çatışmalar, yağma ve kundaklama olayları kaydedildi.
Fransa’nın ardından İtalya’da da hayat pahalılığı, akaryakıt zamları ve vergiler nedeniyle protestolar düzenlendi.
Milano, Torino, Bologna ve Bergamo’da göstericiler polise taş ve patlayıcı maddeler fırlattı; eş zamanlı olarak Arnavutluk’ta da yolsuzluk karşıtı gruplar Başbakan Edi Rama’nın istifasını talep eden gösteriler yaptı.
Sokak eylemleri üzerine açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, Fransa hükümetine sınırlarını kapatma çağrısında bulundu.
Trump, “Tamamen farklı bir dünyadan gelen, yüreklerinde nefret taşıyan insanların göçü bu bir zamanların büyük ülkesini mahvetti. Sınırları kapatın ve çok geç olmadan durumu kontrol altına alın” ifadelerini kullandı.
Avrupa
Fransa’da protestolar devam ediyor: Kentlerde sokağa çıkma yasağı adımı

Fransa’da hayat pahalılığı ve eğitim şartlarına karşı başlayan protestolar devam ederken hükümet bazı kentlerde sokağa çıkma yasağı getirilmesini istedi. İçişleri Bakanlığı olaylarda yarım milyondan fazla kişinin sokağa çıktığını, yaklaşık 2 bin 400 kişinin gözaltına alındığını ve 1000’e yakın güvenlik görevlisinin yaralandığını bildirdi.
Fransa’da hayat pahalılığı ve eğitim koşullarına tepki olarak başlayan eylemler, hafta sonu ülke genelinde sokak çatışmalarına dönüştü.
Yaşananları son yılların en ağır şiddet dalgası olarak niteleyen yetkililer, büyük kentlerde kontrolü kaybettiklerini itiraf etti.
Hükümet kriz toplantısının ardından düzeni yeniden sağlamak amacıyla bazı kentlerde sokağa çıkma yasağı getirilmesini talep ederken, güneydeki liman kenti Marsilya pazartesi günü boyunca kamuya açık toplanmaları yasakladı.
Paris’te eylemcilerin ablukaya alacağını duyurduğu Louvre Müzesi kapılarını kapatırken, pazar günü Cumhuriyet Meydanı’nda polis ile göstericiler arasındaki gerilim sürdü.
Belediye binaları ve kamu kurumları ateşe verildi
Ülke genelindeki tahribat başkentle sınırlı kalmadı. Porseleniyle tanınan Limoges kentinin 19’uncu yüzyıldan kalma tarihi belediye binası alevlere teslim oldu; yapının kulesi çevrede toplananların tezahüratları arasında çöktü ve geriye yalnızca iskeleti kaldı.
Belediye Başkanı Guillaume Guérin, sosyal medya platformu X’teki paylaşımında belediyeye yapılan saldırının doğrudan cumhuriyete yöneldiğini kaydetti.
İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, Marsilya, Lille ve Angers kentlerinde belediye binalarına girildiğini açıkladı.
Bakan istifasını sundu, yarım milyonu aşkın kişi sokağa çıktı
Büyük kentlerde hakimiyetin yitirildiğini kabul eden İçişleri Bakanı Nuñez, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a istifasını sunduğunu ancak Macron’un bu talebi geri çevirdiğini bildirdi.
İçişleri Bakanlığı verilerine göre Fransa genelinde eylemlere yarım milyondan fazla kişi katıldı. Olaylarda yaklaşık 2 bin 400 kişi gözaltına alınırken, 1000’e yakın polis ve itfaiye görevlisi yaralandı.
Nuñez, gözaltına alınanların öğrenci protestolarıyla doğrudan ilgisi bulunmadığını savundu.
Macron solu suçladı, muhalefet iktidara yüklendi
Sağ siyasetçilerin olağanüstü hal ilan edilmesi çağrılarına rağmen Macron bu adımı atmaktan kaçındı. Pazar akşamı televizyondan halka seslenen Cumhurbaşkanı, şiddetten soldaki “marjinal grupları” sorumlu tuttu.
Görüntüleri izlerken yurttaşların bunu kendi ülkelerine nasıl yapabildiğini sorguladıklarını belirten Macron, “Bunu hiçbir şey haklı çıkaramaz, hiçbir şey açıklayamaz, hiçbir şey affettiremez” dedi ve cumhuriyeti yıkmaya çalışanların hesap vereceğini dile getirdi.
Cumhurbaşkanlığı görevinin son aylarında artan borç yükü, duraklayan ekonomik büyüme ve toplumsal hoşnutsuzlukla yüzleşen Macron yönetimi, nisan seçimleri öncesinde sert eleştirilerin hedefi oldu.
Solun lideri Jean-Luc Mélenchon faturayı iktidara keserken, kamuoyu yoklamalarında önde giden sağcı cumhurbaşkanı adayı Marine Le Pen yönetimi “tükenmiş, yönünü yitirmiş ve kendi acizliğine yorum yapmaktan başka hiçbir şey üretemeyen” bir ekip olarak niteledi.
Washington’dan göçmen çıkışı geldi
Fransız yetkililer göstericilerin dile getirdiği hayat pahalılığı gibi kaygıları meşru bulup şiddet için solu işaret ederken, göçmenlere yönelik bir suçlamada yer almadı.
ABD Başkanı Donald Trump ise Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda şiddetin nedenini göç olarak gösterdi ve “Fransa yanıyor!” ifadesini kullandı.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de sosyal medya üzerinden yaptığı değerlendirmede Fransa’daki görüntülerin Amerikalılar için uyarı niteliğinde olduğunu belirterek, “Kongre’deki Demokratların ülkeniz için istediği gelecek tam olarak bu” sözleriyle Amerikan iç siyasetine atıf yaptı.
Öğrenci taleplerinden sendika ve çiftçi grevlerine
Ülkedeki dalga, geçen ay lise öğrencilerinin yetersiz derslik koşulları, eskiyen binalar ve öğretmen eksikliğine karşı sokağa çıkmasıyla başladı. Polisin biber gazıyla müdahale ettiği öğrenci eylemlerine ilerleyen haftalarda sendikalar ile çiftçiler de eklendi.
Toplumsal tepkinin odağında yükselen yaşam maliyeti ve İran’daki savaşın etkisiyle artan doğalgaz fiyatları yer alıyor.
Fransız öğrencilerin eğitim şartlarına yönelik talepleri, son günlerde benzer gerekçelerle sokaklara çıkan İspanya, Portekiz ve Arnavutluk’taki akranlarının itirazlarıyla benzerlik gösteriyor.
Avrupa
Polonya: Hegseth Afganistan’da ölen askerlerin ailelerine hesap versin

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in NATO ülkelerinin Afganistan’daki muharebe katkısını sorgulaması Varşova’nın tepkisini çekti. Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Hegseth’e yanıtında Gazni vilayetinde 44 Polonyalı askerin hayatını kaybettiğini hatırlattı.
Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in NATO müttefiklerinin Afganistan’daki muharebe katkısını sorgulayan sözlerine sert tepki gösterdi.
Sikorski, Amerikalı bakana hitaben, bu ifadeleri Gazni vilayetinde hayatını kaybeden Polonyalı askerlerin ailelerine söylemesi gerektiğini kaydetti.
Tartışma, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü Knoxville’deki Tennessee Üniversitesinde Yedek Subay Hazırlık Kolordusu (ROTC) öğrencilerine ve yeni ordu mensuplarına hitap etmesiyle başladı.
Yüzbaşı rütbesiyle Afganistan’da yaptığı askeri göreve değinen Hegseth, Kabil’deki NATO karargahını ziyaret ettiği dönemi anlattı.
Karargahta yaklaşık 50 ülkenin bayrağının dalgalandığını hatırlatan Hegseth, o döneme ilişkin izlenimini aktardı. Hegseth, “Bu güzel bir manzaraydı: NATO ittifakına ve bölgedeki ISAF misyonuna katkı sunan 50 farklı ülke” dedi.
Hegseth: Çatışmalara yalnızca birkaç ülke katıldı
Konuşmasında sahadaki askeri operasyonlara değinen Hegseth, bu ülkelerin yalnızca küçük bir bölümünün muharebe faaliyetlerinde yer aldığını öne sürdü.
Hegseth, “Gerçek katkıyı sağlayan belki beş ülke hariçti. Doğrusunu söylemek gerekirse, misyonun sonuna doğru muharebe operasyonlarına katılan ülke sayısı bir veya ikiye inmişti” iddiasını dile getirdi.
Aynı zamanda Başbakan Yardımcısı olan Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Hegseth’in bu değerlendirmesine pazar günü X platformu üzerinden yanıt verdi.
Sikorski paylaşımında, “Sayın Savunma Bakanı, bunu zorlu Gazni vilayetini emniyete alırken hayatını kaybeden 44 Polonyalı askerin ailelerine söyleyin” ifadesini kullandı.
Afganistan misyonunda 33 binden fazla Polonyalı görev aldı
NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti (ISAF), 11 Eylül’de Dünya Ticaret Merkezine düzenlenen saldırıların ardından 2001 yılında kuruldu.
Gücün mevcudu, en yoğun döneminde 40’tan fazla ülkeden yaklaşık 130 bin askere ulaştı.
Bu uluslararası gücün bünyesinde 2002 ile 2021 yılları arasında Afganistan’daki Polonya Askeri Birliği de görev yaptı.
Bütün görev değişimleri boyunca misyonda 33 binden fazla Polonyalı asker ve askeri personel hizmet verdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceHindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor










