Avrupa
AB, Macaristan’ın vetosunu aşmak için Ukrayna ile yeni bir müzakere formatı başlattı

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin ilgili bakanları, Macaristan’ın itirazlarını aşarak Ukrayna ile yeni teknik müzakereler başlatma kararı aldı.
Ukrayna’nın Lviv kentinde düzenlenen iki günlük gayri resmi toplantının ardından yapılan açıklamada, Budapeşte’nin süreci engellemesini önlemek amacıyla “frontloading” (ön yükleme) olarak adlandırılan bir formatın devreye sokulacağı belirtildi.
Danimarka’nın AB Bakanı Marie Bjerre, “Bugün bu yeni yaklaşımı teyit ettik ve bir sonraki dönem başkanı Kıbrıs da bunu sürdürebilecek. Bu, Ukrayna’nın katılımıyla genişleme sürecinin durmadığı anlamına geliyor” diye konuştu.
AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Marta Kos da Ukrayna ve AB’nin Macaristan’ın veto tehlikesi olmadan teknik bir sürece geçtiğini teyit etti.
Kos, “Bugün AB üyesi ülkeler net bir çalışma yönü belirledi. Bir reform listesi var ve hiç kimse Ukrayna’nın bu reformları uygulamasını veto edemez” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, savaşın başlamasının ardından Şubat 2022’de ülkesinin AB’ye üyelik başvurusunu imzalamıştı. Aynı yılın haziran ayında Ukrayna ve Moldova aday ülke statüsü almış, Gürcistan’ın başvurusu ise reddedilmişti.
Kasım 2023’te Avrupa Komisyonu, Ukrayna ve Moldova ile üyelik müzakerelerinin başlatılmasını, Gürcistan’a ise “gerekli uyum derecesine ulaşıldığında” aday statüsü verilmesini tavsiye etmişti.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, katılım sürecinin aday ülkelerin liyakatine dayanacağını ve “kısa yol” olmayacağını belirtmişti.
Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ise Ukrayna’nın 2030 yılına kadar AB üyesi olabileceğini dile getirmişti.
Barış planında ‘2027’ye kadar AB üyeliği’ hedefi
Ukrayna’nın AB’ye garantili üyeliği, halihazırda geliştirilen barış planının maddelerinden birini oluşturuyor.
The Washington Post‘un 10 Aralık’ta Amerikalı ve Ukraynalı yetkililere dayandırdığı haberine göre, plan Kiev’in 2027 yılına kadar AB’ye katılmasını öngörüyor.
Köşe yazarı David Ignatius, “Üyelik, ticaret ve yatırımın gelişmesine katkıda bulunacaktır. Ama belki de en önemlisi, Ukrayna’yı kamu işletmelerindeki zararlı yolsuzluk kültürünü kontrol altına almaya zorlayacaktır” değerlendirmesini yaptı.
Ukrayna’da yayımlanan Zerkalo Nedeli gazetesi de 11 Aralık’ta, Trump’ın barış planını oluşturan dört belgeye atıfta bulunarak benzer bilgiler aktardı.
Gazete, “İşte size müjde: Ukrayna 1 Ocak 2027’ye kadar AB üyesi olacak. En azından Washington’dan böyle görünüyor” diye yazdı.
Haberde, “AB’nin kendisinin bu konuda ne düşündüğü, özellikle de Trump’ın dostu Orbán’ın bu adıma hazır olup olmadığı belgede belirtilmiyor. Fakat Ukrayna’nın AB üyeliğini beklerken birliğin bu süre için Avrupa pazarına kısa vadeli tercihli erişim sağlayacağı vaat ediliyor” ifadeleri yer aldı.
Kiev, üyeliği güvenlik garantisi olarak görüyor
Vladimir Zelenskiy, AB üyeliğini Batılı ortakların barışçıl bir çözüm çerçevesinde Kiev’e sunabileceği güvenlik garantilerinden biri olarak nitelendirmişti. Bu pozisyon Brüksel’de de karşılık buluyor.
Komisyon Üyesi Kos, Lviv’de yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın bloğa katılımının kaçınılmaz olduğunu ve bunu “güvenlik garantilerinin siyasi temeli” olarak gördüğünü söyledi.
Brüksel ‘reforma bağlı’ diyor, Kiev ‘hızlanabilir’
Ukrayna yönetimi, uzun süredir Brüksel’in ülkenin birliğe kabulü için somut bir takvim belirlemesi konusunda ısrar ediyor.
Zelenskiy, 2 Aralık’ta İrlanda’da düzenlediği basın toplantısında, “Ukrayna’yı Avrupa Birliği’nde gördükleri için Avrupa’ya minnettarız ve bizim için bu, güvenlik garantilerinin bir parçası. Mesele, bu yüzyılda mı yoksa gelecek yüzyılda mı AB’de olacağımızdır. Ukrayna halkı için kesinlik, işte gereken bu” demişti.
Buna karşılık Avrupa Komisyonu, 10 Aralık’ta yaptığı açıklamada, AB’ye katılım için önceden belirlenmiş bir takvim olmadığını, her şeyin yalnızca reformların uygulanmasına ve bu alanda sürdürülebilir sonuçlar elde edilmesine bağlı olduğunu belirtti.
Komisyon Sözcüsü Guillaume Mercier, “Ukrayna hükümeti, katılım müzakerelerini 2028 sonuna kadar tamamlama niyetini açıkladı. Komisyon bu iddialı hedefi desteklemeye kararlıdır ancak bu hedefe ulaşmak için başta hukukun üstünlüğü olmak üzere temel konularda reform hızının artırılması gerektiğine inanıyor” diye konuştu.
Mercier, her adayın “hazır olduğunda, koşulları ve Kopenhag kriterleri dahil AB anlaşmalarında yer alan kriterleri yerine getirdiğinde katılabileceğini” vurguladı.
Ukrayna’nın Avrupa ve Avrupa-Atlantik Entegrasyonundan Sorumlu Başbakan Yardımcısı Taras Kaçka ise Lviv’deki toplantının ardından, teknik müzakerelerin önünün açılmasının süreci Avrupa Komisyonu’nun önerdiğinden daha hızlı tamamlamayı sağlayacağını söyledi.
Kaçka, “Bu sonbaharda Avrupa Komisyonu müzakerelerin 2028’de tamamlanması gerektiğini bildirdi. Bu, tüm ev ödevlerimizin önümüzdeki 24 ay içinde yapılması gerektiği anlamına geliyor. Üyeliğin gelecekteki barış müzakerelerinin ve güvenlik garantilerinin temel taşlarından biri olduğu düşünüldüğünde, bu süre 24 aydan bile daha kısa olabilir” dedi.
Brüksel, Ukrayna’nın hazırlık seviyesini nasıl görüyor?
Avrupa Komisyonu, düzenli olarak yayımladığı raporlarla AB’ye katılmak isteyen on ülkenin (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Gürcistan, Moldova, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Türkiye, Ukrayna, Karadağ ve kısmen tanınan Kosova Cumhuriyeti) ilerlemesini altı başlık altında değerlendiriyor. Komisyon, 1’den 5’e kadar bir ölçek kullanıyor; 1 başlangıç, 5 ise ileri seviyeyi temsil ediyor.
4 Kasım 2025’te yayımlanan son raporda Brüksel, Ukrayna’nın ilerlemesini pek çok alanda 5 üzerinden 2, yani “bir miktar hazırlık seviyesi” olarak değerlendirdi. Yolsuzlukla mücadele konusunda ise bu alandaki başarıların oldukça sınırlı olduğu kaydedildi.
Raporda, Temmuz 2025’te Zelenskiy’nin girişimiyle Rada’nın, yolsuzlukla mücadele kurumları NABU ve SAP’ın bağımsızlığını sınırlayan ve onları devlet başkanı tarafından atanan başsavcıya bağlayan bir yasayı kabul ettiği hatırlatıldı.
O dönemde AB temsilcileri, Ukrayna makamlarından açıklama talep etmiş ve ülkeye “şeffaflık, yargı reformu ve demokratik yönetişim alanlarında ilerleme kaydedilmesi koşuluyla önemli mali yardım” sağlandığını belirtmişti.
Bunun üzerine Rada, iki gün sonra devlet başkanının sunduğu ve NABU ile SAP’ın bağımsızlığını yeniden tesis eden yasayı kabul etmişti.
Geçen ayki raporda, “Bu gelişmeler, Ukrayna’nın yolsuzlukla mücadele programına olan bağlılığını sorgulatıyor. Ukrayna, yolsuzlukla mücadele sistemini iyileştirmeli ve reformlardaki kayda değer başarılarından geri adım atmamalıdır” denildi.
Enerji ve savunma alanındaki yolsuzluk skandalı
Avrupa Komisyonu’nun raporu, Ukrayna’da enerji ve savunma alanlarında ortaya çıkan büyük yolsuzluk skandalından önce yayımlandı.
Skandal, 10 Kasım’da Zelenskiy’nin eski bir iş ortağı ve Kvartal 95 stüdyosunun kurucularından Timur Mindiç’in evinde yapılan aramalarla başladı.
Yolsuzlukla mücadele kurumlarına göre Mindiç, üç nükleer santralin işletmecisi olan devlet şirketi Energoatom’da büyük bir yolsuzluk şebekesi kuran suç örgütünü yönetiyordu.
Yayımlanan belgelere göre, grup üyeleri devlet şirketinin yüklenicilerinden, onlarla yapılan sözleşmelerin değerinin yüzde 10 ila 15’i oranında rüşvet alıyordu.
NABU ve SAP, 10 Kasım’da yaptıkları açıklamada, “Toplamda, sözde aklama mekanizmasından yaklaşık 100 milyon dolar geçti” bilgisini paylaştı.
Skandal kapsamında eski Başbakan Yardımcısı Aleksey Çernişov ve eski Enerji Bakanı Danışmanı İgor Mironyuk’un da aralarında bulunduğu en az beş kişi gözaltına alındı. Adalet Bakanı German Galuşçenko ve Enerji Bakanı Svetlana Grinçuk’un yanı sıra daha sonra Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andrey Yermak da istifa etti.
Macaristan, Ukrayna’nın AB üyeliğine neden karşı çıkıyor?
Ukrayna’nın AB yolundaki en büyük engel şimdiye kadar Macaristan’ın tutumu oldu. Budapeşte, bu yılın baharından bu yana Ukrayna’nın Avrupa entegrasyonunun yeni aşamalarının başlatılmasını sürekli olarak engelliyor.
Lviv’deki toplantıya katılmayı reddeden Macaristan AB Bakanı János Bóka, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Macaristan hükümetinin Ukrayna’nın AB üyeliğini desteklemediğini yazdı.
Bóka, mevcut zirvenin “Macar hükümetinin katılmak istemediği siyasi bir şov” olduğunu belirtti.
Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, daha önce Ukrayna’nın yolsuzluk nedeniyle Avrupa Birliği’ne üye olma hakkı olmadığını söylemişti.
Orbán, “Ukrayna’nın altın illüzyonu çöküyor. Başkan Zelenskiy ile sayısız bağlantısı olan savaş zamanı mafya şebekesi ortaya çıkarıldı. Teşekkürler, ama biz buna katılmak istemiyoruz” demişti.
Orbán, Ukrayna’nın birliğe katılmasının AB ile Rusya arasında bir savaş durumuna yol açacağını da pek çok kez dile getirmişti.
Komisyon Üyesi Kos ise Lviv’de yaptığı açıklamada, Macaristan’ın artık Ukrayna’nın AB’ye katılım sürecini engelleyemeyeceğini söyledi.
Kos, “Genişleme prosedürleri, müzakere kümelerinin açılması için oybirliği gerektiriyor. Bu blokajı kaldıramadık ama farklı bir yaklaşım seçtik. Resmi olarak bir abluka olsa bile, yapılması gereken teknik çalışmalara devam edebiliriz. Ve sonra, abluka kaldırıldığında, müzakere kümelerini çok hızlı bir şekilde açıp kapatabiliriz” diye açıkladı.
Politico dergisinin ekim ayında aktardığına göre, Avrupa Komisyonu, Ukrayna’nın Avrupa entegrasyonu sürecinin önünü açmak için birlikteki üyelik kurallarını değiştirmeyi de değerlendiriyor.
Bu değişikliğe göre, yeni üyeler ilk aşamada tam oy hakkına sahip olamayacak ve birliğin kararlarını veto edemeyecek. Avrupalı yetkililere göre bu durum, Orbán’ı Ukrayna’nın birliğe katılması konusunda daha uzlaşmacı hale getirebilir.
Lviv’deki toplantıda Ukrayna ile yeni müzakere planının duyurulmasının ardından Bóka, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın AB üyeliğinin barış getirmeyeceğini, aksine birliğin Rusya ile savaşa girmesine yol açacağını yazdı.
AB’ye katılım süreci hangi aşamalardan oluşuyor?
- Aday statüsü alınması: Avrupa Komisyonu’nun bir ülkenin AB üyeliği başvurusu hakkında görüşünü sunmasının ardından birliği tüm üyeleri tarafından onaylanıyor.
- Resmi üyelik müzakereleri: Bu aşama, aday ülkenin mevzuatının taranmasını ve mevcut AB mevzuatına uyarlanmasını, ayrıca birliğin gerekliliklerini (Kopenhag kriterleri) karşılamak için gerekli olan adli, idari, iktisadi ve diğer reformların uygulanmasını içeriyor. Tüm süreç, 35 başlığa ayrılan altı müzakere kümesinden oluşuyor.
- Katılım: Müzakereler ve ilgili reformlar tamamlandığında ve sonuç her iki tarafı da tatmin ettiğinde, aday ülke AB’ye katılabilir. Yeni devletin üyeliğini onaylayan anlaşma, Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu’nun desteğini almak zorunda. Belge, aday ülke ve tüm AB üyesi ülkelerin temsilcileri tarafından imzalanıyor ve her üye ülke tarafından anayasal kurallara göre ayrı ayrı onaylanıyor. AB, müzakereleri tek taraflı olarak askıya alma veya sonlandırma hakkına sahip.
Avrupa
AB, Ukrayna’ya kredi programı kapsamında ek 8,3 milyar euro verecek

AB Konseyi, Ukrayna yardım planında yapılan değişiklikler kapsamında Kiev’e 2026 yılı için 8,3 milyar euro tutarında ek kaynak ayrılmasını onayladı. Avrupa Komisyonu tarafından yapılan açıklamada, güncellenen planda reform adımlarının da öngörüldüğü bildirildi.
AB Konseyi, Ukrayna yardım planında yapılan değişiklikler çerçevesinde, Kiev yönetimine 2026 yılı için 8,3 milyar euro tutarında ek kaynak sağlanmasını onayladı.
Avrupa Komisyonunun resmi internet sitesinde yer alan açıklamada, “Avrupa Komisyonunun teklifi doğrultusunda, değiştirilen Ukrayna planında hukukun üstünlüğü ve yolsuzlukla mücadele alanları da dahil olmak üzere ek reform adımları öngörülmektedir” ifadesine yer verildi.
Avrupa Komisyonu, Mart 2024’ten bu yana uygulanan destek programı kapsamında Ukrayna’ya köprü finansman olarak 6 milyar euro, ön finansman olarak 1,89 milyar euro ve toplam tutarı yaklaşık 21,6 milyar euro olan yedi dilim halinde kaynak aktarıldığını bildirdi.
AB ülkeleri Kiev’e verilmesi planlanan krediyi 22 Nisan’da onaylamış, karar daha sonra Avrupa Birliği Liderler Zirvesi (AB Konseyi) tarafından kabul edilmişti.
AB, kredinin onaylanmasıyla eş zamanlı olarak Rusya’ya yönelik 20’nci yaptırım paketini kabul etmişti. Rusya ise yaptırımların etkisiz ve yasadışı olduğunu belirterek bunlara karşı çıkmayı sürdürüyor.
Ukrayna merkezli Yevropeyska Pravda (EP) gazetesinin Nisan ayında aktardığı bilgilere göre, AB’den sağlanacak kaynağın 30 milyar eurosu bütçe desteği, 60 milyar eurosu ise savunma harcamaları için kullanılacak. Bu miktar Ukrayna’nın iki yıllık finansman ihtiyacının üçte ikisini karşılıyor.
Bütçe finansmanı reform şartına bağlı kılınırken, askeri yardımlar Ukrayna’ya herhangi bir ek koşul öne sürülmeksizin aktarılıyor.
Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Valdis Dombrovskis, Haziran ayı sonunda yaptığı açıklamada, kredi kapsamındaki 3,2 milyar euroluk ilk dilimin serbest bırakıldığını bildirmişti.
Öte yandan Uluslararası Para Fonu (IMF) Yönetim Kurulu, 8,1 milyar dolarlık kredi programı çerçevesinde Ukrayna’ya 690 milyon dolarlık bir dilim verilmesini onayladı.
Ukrayna hükümeti söz konusu dilime ilişkin anlaşmayı IMF ile teknik düzeyde 12 Haziran’da kararlaştırmıştı.
AB Konseyi, geçen yılın Kasım ayında Ukrayna’ya 1,8 milyar eurodan fazla kaynak ayrılmasını kararlaştırmıştı. Aynı ay içinde Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, dondurulan Rus varlıklarının gelirleriyle ödenen ERA Loans kredi programı ve Ukraine Facility hibe mekanizması kapsamında Ukrayna’ya 6 milyar euroluk finansal yardım sağlanacağını duyurmuştu.
Ukrayna, Ukraine Facility programı kapsamında 2025 yılının 2,3 milyar euro tutarındaki son dilimini Aralık ayında almıştı.
Avrupa
AB üyeleri İtalya’nın kararsızlığı nedeniyle savunma fonuna erişemiyor

İtalya, Avrupa Birliği’nin 14,9 milyar avroluk SAFE savunma kredisine ilişkin anlaşmayı imzalamayı geciktiriyor. Roma yönetiminin enerji krizi ve iç siyasi tartışmalar nedeniyle net bir tutum takınmaması, fondan yararlanmak isteyen diğer üye ülkelerin kaynağa erişimini engelliyor. Euronews, bu gecikme nedeniyle İtalya’nın Avrupa ülkelerini adeta “rehin aldığı” değerlendirmesinde bulundu.
İtalya, Avrupa Birliği’nin SAFE adlı savunma programı kapsamında tahsis edilen 14,9 milyar avroluk kredi sözleşmesini imzalamayı geciktiriyor.
Roma yönetiminin enerji krizi ve iç siyasette süregelen tartışmalar yüzünden talep edeceği nihai miktarı netleştirmemesi, diğer üye ülkelerin kullanılmayan kaynaklara erişmesini engelliyor.
Yeniden dağıtım için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını aktaran Euronews, İtalya’nın bu tutumuyla Avrupa ülkelerini “rehin tuttuğunu” yazdı.
İtalya hükümeti daha önce 14,9 milyar avroluk kredi talebinde bulunmuş, bu başvuru Avrupa Komisyonu ve Avrupa Birliği Konseyi tarafından hızla onaylanmıştı. Ancak Roma yönetimi, çekilecek net miktar konusunda henüz nihai kararını vermedi.
İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani bu hafta yaptığı açıklamada, ülkesinin olası en yüksek miktar olarak 14,9 milyar avronun tamamını “rezerve ettiğini” ifade etti.
Tajani, hükümetin gerçek kredi hacmini ancak yıl sonuna doğru belirleyeceğini kaydetti. Dışişleri Bakanı’nın değerlendirmesine göre bu miktarın 6 ila 9 milyar avro arasında şekillenmesi bekleniyor.
Doğu bloğu ülkeleri kararsızlıktan rahatsız
Euronews’un haberine göre Roma’nın sergilediği bu kararsızlık Avrupa’da giderek büyüyen bir rahatsızlığa yol açıyor. Avrupa Birliği üyesi 17 ülke Avrupa Komisyonu ile anlaşmalarını tamamlamış durumda.
Ancak İtalya’nın pozisyonu nedeniyle, talep edilmeyen fona erişim sağlayamıyorlar. Başlangıçta aldıklarından daha fazla kaynak talep etmiş olan Polonya ve Litvanya’nın da aralarında bulunduğu doğu kanadı ülkelerinin bu fonlara özellikle ihtiyaç duyduğu kaydedildi.
SAFE kurallarına göre, harcanmayan tüm kaynakların yıl sonuna kadar yeniden dağıtılması gerekiyor. Euronews, İtalya’nın adım atmakta gecikmesi halinde Avrupa Komisyonu’nun eylül ayında İtalyan başvurusunu resmen kısıtlayabileceğini ve kalan yaklaşık 10 milyar avro için diğer ülkelerden başvuru almaya başlayabileceğini bildirdi.
Avrupa’nın Güvenlik Eylemi (SAFE), Avrupa hükümetlerinin askeri kapasitelerindeki eksikleri gidermeleri ve Ukrayna’ya verilen desteği sürdürebilmeleri için düşük faizli kredi sağlayan bir AB finansman mekanizması olarak işlev görüyor.
Toplam 150 milyar avro hacme sahip olan SAFE kredi mekanizması, birliğin yeniden silahlanması amacıyla geçen yılın mayıs ayında AB büyükelçileri tarafından onaylanmıştı.
Program, Avrupa Komisyonu’nun mart ayında duyurduğu 800 milyar avroluk “ReArm Europe” (Avrupa’yı Yeniden Silahlandırma) planının bir parçası niteliğini taşıyor.
Enerji krizi ve iç siyaset kararı zorlaştırıyor
İtalya’nın tereddütlü tutumunun arkasında bir dizi iç siyasi ve ekonomik gerekçe yatıyor. Ülke, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması nedeniyle yükselen enerji fiyatlarından olumsuz etkileniyor.
Bunun karşısında İtalyan hükümeti, enerji harcamalarını karşılayabilmek için AB’den bütçe esnekliği talep ediyor.
Diğer yandan, İtalya Fratelli d’Italia (İtalya’nın Kardeşleri), Lega (Lig) ve Forza Italia (Haydi İtalya) partilerinden oluşan iktidar koalisyonu içinde, yaklaşan seçimler öncesinde savunma harcamalarının artırılmasını eleştiren aşırı sağ kanadın baskısı artıyor. İtalya’da bir sonraki parlamento seçimlerinin en geç 22 Aralık 2027 tarihine kadar yapılması gerekiyor.
Euronews, mayıs ayında yayımladığı haberde İtalya’nın SAFE programında 14,9 milyar avro rezerve etmesine rağmen, daha sonra yalnızca imzalanmış sözleşmeleri kapsayacak şekilde 4 ila 5 milyar avro talep etme kararı aldığını duyurmuştu.
Başbakan Giorgia Meloni ve Dışişleri Bakanı Tajani, bu durumu enerji krizine öncelik verilmesi gereğiyle açıklamıştı. Roma’nın enerji harcamaları konusunda Brüksel’den bütçe esnekliği istediği ve bu nedenle SAFE projelerini sunma son tarihini kaçırdığı aktarılmıştı.
Meloni konuya ilişkin olarak, “Vatandaşlarımıza sadece savunma için para olduğunu söyleyemeyiz” ifadelerini kullanmıştı.
La Repubblica gazetesi de Meloni ile AB liderleri arasında Ukrayna konusunda görüş ayrılıkları yaşandığını yazmıştı. Haziran ayı sonunda Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi, NATO müttefiklerinin Ankara Zirvesi’nde üzerinde uzlaşmayı planladığı metinde, Kiev’e 2026 yılında sağlanması öngörülen 70 milyar avroluk desteğin 2027 yılında da aynı seviyede korunmasının yer aldığını aktarmıştı.
Ancak İtalya, Kiev’e yönelik bu uzun vadeli finansman taahhüdüne karşı çıkarak ilgili taslak metne onay vermemişti.
Avrupa
İrlanda Dışişleri Bakanı AB’nin yaptırım stratejisini açıkladı

İrlanda Dışişleri Bakanı Helen McEntee, Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik kapsamlı yaptırım paketleri yerine daha sık ve aşamalı tedbirleri değerlendirdiğini açıkladı. McEntee, yeni kısıtlamalar ile Avrupa ekonomilerinin korunması arasında denge kurulması gerektiğini vurguladı. Brüksel yönetimi üye ülkelerin veto hakkını sınırlandırmayı hedefleyen yeni mekanizmalar üzerinde çalışıyor.
İrlanda Dışişleri Bakanı Helen McEntee, Euractiv’e verdiği mülakatta, Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya’yı hedef alan geniş kapsamlı yaptırım paketleri uygulama yönteminden vazgeçerek daha sık aralıklarla alınan ve aşamalı olarak hayata geçirilen tedbirlere yönelmeyi değerlendirdiğini söyledi.
Yeni bir yaptırım paketinin kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin soruya yanıt veren McEntee, “Hangi yaklaşımın en iyisi olacağını düşünmemiz ve buna karar vermemiz gerekiyor” dedi.
İrlandalı Bakan, mevcut şartlarda AB’nin bir yandan yeni yaptırımlar uygularken diğer yandan bu tedbirlerin Avrupa ülkelerinin ekonomilerine zarar vermesini önleyecek bir denge kurması gerektiğini vurguladı.
McEntee, “Sanayi kollarının, kuruluşların ve bireysel olarak çok sayıda kişinin yaptırım kapsamına alınmış olması sebebiyle, bu süreç uzadıkça görev daha da zorlaşıyor; ancak bu durum yaptırımlardan vazgeçmek için bir gerekçe oluşturamaz” diye konuştu.
Veto yetkisini sınırlandırma arayışı
Financial Times gazetesinin ulaştığı bilgilere göre, Avrupalı yetkililer üye devletlerin veto hakkını kullanma imkanlarını azaltmak amacıyla daha hedef odaklı finansal kısıtlamaların kabul edilmesini hızlandıracak yöntemler aramaya başladı.
Gazeteye konuşan konuya vakıf bir kaynak, 21’inci kısıtlama setinin kabul edilmesini değerlendirirken, “Bu son yaptırım ‘paketi’ olabilir. Artık bu yaklaşımın işlemediği tamamen netleşti” ifadesini kullandı.
AB, 23 Temmuz tarihinde Rusya karşıtı 21’inci yaptırım paketini kabul etmişti. Söz konusu paket, 48’i gerçek ve 170’i tüzel kişi olmak üzere toplam 218 tarafı kapsayan ve “son dört yılın en büyüğü” olarak nitelendirilen bireysel kısıtlamaları içeriyordu.
Paket ayrıca finans, enerji, ticaret ve kripto para sektörlerini de hedef almıştı. Yaptırımlar üzerindeki uzlaşı, birtakım münferit kısıtlamalara dair uzun süren tartışmaların ardından sağlanabilmişti.
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Dünya Basını3 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Avrupa1 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Görüş2 hafta önceEndüstriyel futbolun kıskacında bir dev: 2026 Dünya Kupası ve küresel ticaretin gölgesi
Asya2 hafta önceTokyo’dan Hürmüz Boğazı’nı baypas edecek hatlara destek
Asya2 hafta önceRusya’nın benzin talebine Hindistan’dan ret
Dünya Basını2 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa1 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor










