Avrupa
AB, Macaristan’ın vetosunu aşmak için Ukrayna ile yeni bir müzakere formatı başlattı

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin ilgili bakanları, Macaristan’ın itirazlarını aşarak Ukrayna ile yeni teknik müzakereler başlatma kararı aldı.
Ukrayna’nın Lviv kentinde düzenlenen iki günlük gayri resmi toplantının ardından yapılan açıklamada, Budapeşte’nin süreci engellemesini önlemek amacıyla “frontloading” (ön yükleme) olarak adlandırılan bir formatın devreye sokulacağı belirtildi.
Danimarka’nın AB Bakanı Marie Bjerre, “Bugün bu yeni yaklaşımı teyit ettik ve bir sonraki dönem başkanı Kıbrıs da bunu sürdürebilecek. Bu, Ukrayna’nın katılımıyla genişleme sürecinin durmadığı anlamına geliyor” diye konuştu.
AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Marta Kos da Ukrayna ve AB’nin Macaristan’ın veto tehlikesi olmadan teknik bir sürece geçtiğini teyit etti.
Kos, “Bugün AB üyesi ülkeler net bir çalışma yönü belirledi. Bir reform listesi var ve hiç kimse Ukrayna’nın bu reformları uygulamasını veto edemez” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, savaşın başlamasının ardından Şubat 2022’de ülkesinin AB’ye üyelik başvurusunu imzalamıştı. Aynı yılın haziran ayında Ukrayna ve Moldova aday ülke statüsü almış, Gürcistan’ın başvurusu ise reddedilmişti.
Kasım 2023’te Avrupa Komisyonu, Ukrayna ve Moldova ile üyelik müzakerelerinin başlatılmasını, Gürcistan’a ise “gerekli uyum derecesine ulaşıldığında” aday statüsü verilmesini tavsiye etmişti.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, katılım sürecinin aday ülkelerin liyakatine dayanacağını ve “kısa yol” olmayacağını belirtmişti.
Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ise Ukrayna’nın 2030 yılına kadar AB üyesi olabileceğini dile getirmişti.
Barış planında ‘2027’ye kadar AB üyeliği’ hedefi
Ukrayna’nın AB’ye garantili üyeliği, halihazırda geliştirilen barış planının maddelerinden birini oluşturuyor.
The Washington Post‘un 10 Aralık’ta Amerikalı ve Ukraynalı yetkililere dayandırdığı haberine göre, plan Kiev’in 2027 yılına kadar AB’ye katılmasını öngörüyor.
Köşe yazarı David Ignatius, “Üyelik, ticaret ve yatırımın gelişmesine katkıda bulunacaktır. Ama belki de en önemlisi, Ukrayna’yı kamu işletmelerindeki zararlı yolsuzluk kültürünü kontrol altına almaya zorlayacaktır” değerlendirmesini yaptı.
Ukrayna’da yayımlanan Zerkalo Nedeli gazetesi de 11 Aralık’ta, Trump’ın barış planını oluşturan dört belgeye atıfta bulunarak benzer bilgiler aktardı.
Gazete, “İşte size müjde: Ukrayna 1 Ocak 2027’ye kadar AB üyesi olacak. En azından Washington’dan böyle görünüyor” diye yazdı.
Haberde, “AB’nin kendisinin bu konuda ne düşündüğü, özellikle de Trump’ın dostu Orbán’ın bu adıma hazır olup olmadığı belgede belirtilmiyor. Fakat Ukrayna’nın AB üyeliğini beklerken birliğin bu süre için Avrupa pazarına kısa vadeli tercihli erişim sağlayacağı vaat ediliyor” ifadeleri yer aldı.
Kiev, üyeliği güvenlik garantisi olarak görüyor
Vladimir Zelenskiy, AB üyeliğini Batılı ortakların barışçıl bir çözüm çerçevesinde Kiev’e sunabileceği güvenlik garantilerinden biri olarak nitelendirmişti. Bu pozisyon Brüksel’de de karşılık buluyor.
Komisyon Üyesi Kos, Lviv’de yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın bloğa katılımının kaçınılmaz olduğunu ve bunu “güvenlik garantilerinin siyasi temeli” olarak gördüğünü söyledi.
Brüksel ‘reforma bağlı’ diyor, Kiev ‘hızlanabilir’
Ukrayna yönetimi, uzun süredir Brüksel’in ülkenin birliğe kabulü için somut bir takvim belirlemesi konusunda ısrar ediyor.
Zelenskiy, 2 Aralık’ta İrlanda’da düzenlediği basın toplantısında, “Ukrayna’yı Avrupa Birliği’nde gördükleri için Avrupa’ya minnettarız ve bizim için bu, güvenlik garantilerinin bir parçası. Mesele, bu yüzyılda mı yoksa gelecek yüzyılda mı AB’de olacağımızdır. Ukrayna halkı için kesinlik, işte gereken bu” demişti.
Buna karşılık Avrupa Komisyonu, 10 Aralık’ta yaptığı açıklamada, AB’ye katılım için önceden belirlenmiş bir takvim olmadığını, her şeyin yalnızca reformların uygulanmasına ve bu alanda sürdürülebilir sonuçlar elde edilmesine bağlı olduğunu belirtti.
Komisyon Sözcüsü Guillaume Mercier, “Ukrayna hükümeti, katılım müzakerelerini 2028 sonuna kadar tamamlama niyetini açıkladı. Komisyon bu iddialı hedefi desteklemeye kararlıdır ancak bu hedefe ulaşmak için başta hukukun üstünlüğü olmak üzere temel konularda reform hızının artırılması gerektiğine inanıyor” diye konuştu.
Mercier, her adayın “hazır olduğunda, koşulları ve Kopenhag kriterleri dahil AB anlaşmalarında yer alan kriterleri yerine getirdiğinde katılabileceğini” vurguladı.
Ukrayna’nın Avrupa ve Avrupa-Atlantik Entegrasyonundan Sorumlu Başbakan Yardımcısı Taras Kaçka ise Lviv’deki toplantının ardından, teknik müzakerelerin önünün açılmasının süreci Avrupa Komisyonu’nun önerdiğinden daha hızlı tamamlamayı sağlayacağını söyledi.
Kaçka, “Bu sonbaharda Avrupa Komisyonu müzakerelerin 2028’de tamamlanması gerektiğini bildirdi. Bu, tüm ev ödevlerimizin önümüzdeki 24 ay içinde yapılması gerektiği anlamına geliyor. Üyeliğin gelecekteki barış müzakerelerinin ve güvenlik garantilerinin temel taşlarından biri olduğu düşünüldüğünde, bu süre 24 aydan bile daha kısa olabilir” dedi.
Brüksel, Ukrayna’nın hazırlık seviyesini nasıl görüyor?
Avrupa Komisyonu, düzenli olarak yayımladığı raporlarla AB’ye katılmak isteyen on ülkenin (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Gürcistan, Moldova, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Türkiye, Ukrayna, Karadağ ve kısmen tanınan Kosova Cumhuriyeti) ilerlemesini altı başlık altında değerlendiriyor. Komisyon, 1’den 5’e kadar bir ölçek kullanıyor; 1 başlangıç, 5 ise ileri seviyeyi temsil ediyor.
4 Kasım 2025’te yayımlanan son raporda Brüksel, Ukrayna’nın ilerlemesini pek çok alanda 5 üzerinden 2, yani “bir miktar hazırlık seviyesi” olarak değerlendirdi. Yolsuzlukla mücadele konusunda ise bu alandaki başarıların oldukça sınırlı olduğu kaydedildi.
Raporda, Temmuz 2025’te Zelenskiy’nin girişimiyle Rada’nın, yolsuzlukla mücadele kurumları NABU ve SAP’ın bağımsızlığını sınırlayan ve onları devlet başkanı tarafından atanan başsavcıya bağlayan bir yasayı kabul ettiği hatırlatıldı.
O dönemde AB temsilcileri, Ukrayna makamlarından açıklama talep etmiş ve ülkeye “şeffaflık, yargı reformu ve demokratik yönetişim alanlarında ilerleme kaydedilmesi koşuluyla önemli mali yardım” sağlandığını belirtmişti.
Bunun üzerine Rada, iki gün sonra devlet başkanının sunduğu ve NABU ile SAP’ın bağımsızlığını yeniden tesis eden yasayı kabul etmişti.
Geçen ayki raporda, “Bu gelişmeler, Ukrayna’nın yolsuzlukla mücadele programına olan bağlılığını sorgulatıyor. Ukrayna, yolsuzlukla mücadele sistemini iyileştirmeli ve reformlardaki kayda değer başarılarından geri adım atmamalıdır” denildi.
Enerji ve savunma alanındaki yolsuzluk skandalı
Avrupa Komisyonu’nun raporu, Ukrayna’da enerji ve savunma alanlarında ortaya çıkan büyük yolsuzluk skandalından önce yayımlandı.
Skandal, 10 Kasım’da Zelenskiy’nin eski bir iş ortağı ve Kvartal 95 stüdyosunun kurucularından Timur Mindiç’in evinde yapılan aramalarla başladı.
Yolsuzlukla mücadele kurumlarına göre Mindiç, üç nükleer santralin işletmecisi olan devlet şirketi Energoatom’da büyük bir yolsuzluk şebekesi kuran suç örgütünü yönetiyordu.
Yayımlanan belgelere göre, grup üyeleri devlet şirketinin yüklenicilerinden, onlarla yapılan sözleşmelerin değerinin yüzde 10 ila 15’i oranında rüşvet alıyordu.
NABU ve SAP, 10 Kasım’da yaptıkları açıklamada, “Toplamda, sözde aklama mekanizmasından yaklaşık 100 milyon dolar geçti” bilgisini paylaştı.
Skandal kapsamında eski Başbakan Yardımcısı Aleksey Çernişov ve eski Enerji Bakanı Danışmanı İgor Mironyuk’un da aralarında bulunduğu en az beş kişi gözaltına alındı. Adalet Bakanı German Galuşçenko ve Enerji Bakanı Svetlana Grinçuk’un yanı sıra daha sonra Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andrey Yermak da istifa etti.
Macaristan, Ukrayna’nın AB üyeliğine neden karşı çıkıyor?
Ukrayna’nın AB yolundaki en büyük engel şimdiye kadar Macaristan’ın tutumu oldu. Budapeşte, bu yılın baharından bu yana Ukrayna’nın Avrupa entegrasyonunun yeni aşamalarının başlatılmasını sürekli olarak engelliyor.
Lviv’deki toplantıya katılmayı reddeden Macaristan AB Bakanı János Bóka, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Macaristan hükümetinin Ukrayna’nın AB üyeliğini desteklemediğini yazdı.
Bóka, mevcut zirvenin “Macar hükümetinin katılmak istemediği siyasi bir şov” olduğunu belirtti.
Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, daha önce Ukrayna’nın yolsuzluk nedeniyle Avrupa Birliği’ne üye olma hakkı olmadığını söylemişti.
Orbán, “Ukrayna’nın altın illüzyonu çöküyor. Başkan Zelenskiy ile sayısız bağlantısı olan savaş zamanı mafya şebekesi ortaya çıkarıldı. Teşekkürler, ama biz buna katılmak istemiyoruz” demişti.
Orbán, Ukrayna’nın birliğe katılmasının AB ile Rusya arasında bir savaş durumuna yol açacağını da pek çok kez dile getirmişti.
Komisyon Üyesi Kos ise Lviv’de yaptığı açıklamada, Macaristan’ın artık Ukrayna’nın AB’ye katılım sürecini engelleyemeyeceğini söyledi.
Kos, “Genişleme prosedürleri, müzakere kümelerinin açılması için oybirliği gerektiriyor. Bu blokajı kaldıramadık ama farklı bir yaklaşım seçtik. Resmi olarak bir abluka olsa bile, yapılması gereken teknik çalışmalara devam edebiliriz. Ve sonra, abluka kaldırıldığında, müzakere kümelerini çok hızlı bir şekilde açıp kapatabiliriz” diye açıkladı.
Politico dergisinin ekim ayında aktardığına göre, Avrupa Komisyonu, Ukrayna’nın Avrupa entegrasyonu sürecinin önünü açmak için birlikteki üyelik kurallarını değiştirmeyi de değerlendiriyor.
Bu değişikliğe göre, yeni üyeler ilk aşamada tam oy hakkına sahip olamayacak ve birliğin kararlarını veto edemeyecek. Avrupalı yetkililere göre bu durum, Orbán’ı Ukrayna’nın birliğe katılması konusunda daha uzlaşmacı hale getirebilir.
Lviv’deki toplantıda Ukrayna ile yeni müzakere planının duyurulmasının ardından Bóka, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın AB üyeliğinin barış getirmeyeceğini, aksine birliğin Rusya ile savaşa girmesine yol açacağını yazdı.
AB’ye katılım süreci hangi aşamalardan oluşuyor?
- Aday statüsü alınması: Avrupa Komisyonu’nun bir ülkenin AB üyeliği başvurusu hakkında görüşünü sunmasının ardından birliği tüm üyeleri tarafından onaylanıyor.
- Resmi üyelik müzakereleri: Bu aşama, aday ülkenin mevzuatının taranmasını ve mevcut AB mevzuatına uyarlanmasını, ayrıca birliğin gerekliliklerini (Kopenhag kriterleri) karşılamak için gerekli olan adli, idari, iktisadi ve diğer reformların uygulanmasını içeriyor. Tüm süreç, 35 başlığa ayrılan altı müzakere kümesinden oluşuyor.
- Katılım: Müzakereler ve ilgili reformlar tamamlandığında ve sonuç her iki tarafı da tatmin ettiğinde, aday ülke AB’ye katılabilir. Yeni devletin üyeliğini onaylayan anlaşma, Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu’nun desteğini almak zorunda. Belge, aday ülke ve tüm AB üyesi ülkelerin temsilcileri tarafından imzalanıyor ve her üye ülke tarafından anayasal kurallara göre ayrı ayrı onaylanıyor. AB, müzakereleri tek taraflı olarak askıya alma veya sonlandırma hakkına sahip.
Avrupa
Lagarde: Avrupa, yapay zeka devrimini kaçırmayı göze alamaz

Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde, kıtanın büyüme modelinin giderek artan bir baskı altında olduğu bir ortamda, Avrupa’nın yapay zeka devrimini kaçırmayı göze alamayacağını belirtti.
ABD ve Çin, en gelişmiş büyük dil modellerini üreten ve hızla devasa yeni veri merkezleri kuran şirketleriyle yapay zeka yarışında öncü olarak görülüyor.
Cenevre’de düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu etkinliğinde konuşan Lagarde şöyle devam etti:
“Avrupa, ilk dijital devrimi büyük ölçüde kaçırdı; çünkü bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaşmasından elde edilen ticari kazançlar, orantısız bir şekilde başka yerlere aktı. İkinci dijital devrim olan yapay zeka konusunda aynı deneyimi tekrar yaşama lüksümüz yok.”
Avrupalı şirketler yapay zekaya yoğun yatırım yapsa da, Avro bölgesindeki engellerin faaliyetlerini genişletmelerini engellediğini belirtti.
Lagarde, Avrupa Birliği pazarlarının “parçalanmış” olmasının, şirketlerin Avro bölgesi genelinde yeterince rekabet edememelerine ve özellikle ABD’deki emsalleriyle karşılaştırıldığında fon bulmakta zorlanmalarına neden olduğunu söyledi.
ECB lideri, “Sonuç olarak, küresel ölçeğe ulaşan şirket sayısı azalıyor ve yeni teknolojilerin ekonomiye yayılması yavaşlıyor,” dedi.
Lagarde, Avrupa’nın savaş sonrası büyüme modelinin büyük zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, yapay zeka ve diğer yeni teknolojiler alanında rekabet edebilmesi için ölçeğin özellikle önemli olduğunu da ekledi.
Avrupa’nın uzun süredir “üç temel unsurdan” faydalandığını belirtti: ABD’nin güvenlik garantileriyle desteklenen kurallara dayalı küresel düzen, ucuz enerji ve genişleyen küresel ticaret.
Lagarde şöyle devam etti:
“Uluslararası ortam değiştikçe bu üç unsur da zayıflıyor. Bu değişimler, Avrupa’nın savaş sonrası büyüme modelinin aşındığını gösteriyor. Ve bu modelin bir zamanlar bildiğimiz haline geri dönmesi pek olası değil.”
Özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’a geri dönüşü, ABD ile Avrupa arasındaki ilişkileri sarsmıştı.
Trump, AB’den yapılan ithalata yüksek gümrük vergileri uygulamış ve kıtanın güvenliğine yönelik ABD’nin uzun süredir devam eden taahhütlerini sorguladı.
Avrupa
Kuzey Akım sabotajı soruşturmasında Hırvatistan’da bir Ukraynalı yakalandı

Almanya Federal Başsavcılığı, Kuzey Akım doğalgaz boru hatlarına yönelik sabotaj soruşturması kapsamında Ukrayna vatandaşı bir şüphelinin Hırvatistan’da yakalandığını açıkladı. Profesyonel dalgıç olan zanlının, Eylül 2022’de boru hatlarına patlayıcı yerleştiren ekipte yer aldığı belirtildi.
Almanya Federal Başsavcılığı, Kuzey Akım doğalgaz boru hatlarına düzenlenen sabotajlara ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında bir şüphelinin daha yakalandığını duyurdu.
Kurumun basın açıklamasında, Ukrayna vatandaşı Vladimir Z.’nin çarşamba sabahı Hırvatistan’ın Pula kentinde Hırvat polisi tarafından gözaltına alındığı bildirildi.
Gözaltı işlemi, Almanya Federal Adalet Mahkemesi sorgu hakiminin çıkardığı Avrupa genelinde geçerli tutuklama emrine istinaden yapıldı.
Savcılığın paylaştığı bilgilere göre profesyonel dalgıç olan Vladimir Z., hakkında haziran ayında iddianame düzenlenen ve ayrı bir kovuşturma yürütülen Sergey K.’nin liderliğindeki grupta yer alıyordu.
Savcılık, bu grubun Eylül 2022’de Bornholm Adası açıklarında Kuzey Akım ve Kuzey Akım-2 doğalgaz boru hatlarına patlayıcı düzenekler yerleştirdiğini ileri sürüyor.
Yakalanan şüphelinin dalış faaliyetlerine bizzat katıldığı aktarıldı.
Şüpheli ve suç ortaklarının, daha önce sahte belgeler kullanılarak aracılar vasıtasıyla bir Alman şirketinden kiralanan ve Rostock kentinden denize açılan bir yelkenli yatla hareket ettikleri tespit edildi.
Ukrayna vatandaşı; patlayıcı madde kullanarak patlama gerçekleştirmek (Almanya Ceza Kanunu Madde 308/1), sabotaj yapmak (Madde 88/1, Fıkra 3) ve bir yapıyı tahrip etmekle (Madde 305/1) suçlanıyor.
Der Spiegel dergisi, kaynaklarına dayandırdığı haberinde, haberinde Vladimir Ş. (Wolodymyr Sch.) olarak andığı şüphelinin daha önce de birkaç kez yakalanmaya çalışıldığını yazdı.
Zanlı, ilk olarak 2024 yazında Polonya’da yaşarken Alman kolluk kuvvetlerinden kaçmayı başardı. O dönemde Alman müfettişler yine bir Avrupa tutuklama emrine dayanarak şüphelinin Polonya polisi tarafından tutuklanmasını sağlamaya çalıştı; ancak Ş. Ukrayna’ya kaçtı.
Der Spiegel, zanlının sınırı Ukrayna’nın Varşova Askeri Ataşesi’nin makam aracıyla geçtiğini öne sürdü.
Daha sonra Polonya’ya dönen zanlı, Eylül 2025’te Varşova yakınlarındaki evinde polis tarafından gözaltına alındı. Ancak bir Polonya mahkemesinin boru hatlarının meşru bir askeri hedef olduğuna ve Ş.’nin bu sebeple serbest bırakılması gerektiğine hükmetmesi üzerine Almanya’ya iadesi gerçekleşmedi. Şüpheli, bu gelişmelerin ardından üçüncü denemede Hırvatistan’da yakalandı.
Geçen yılın ağustos ayında ise bir diğer Ukrayna vatandaşı Sergey Kuznetsov İtalya’da yakalanmıştı. 49 yaşındaki Kuznetsov, ailesiyle birlikte Adriyatik kıyısında tatil yaptığı sırada gözaltına alınmış ve sonbaharda Almanya’ya iade edilmişti.
Almanya Federal Savcılığı, Kuznetsov’u sabotaj grubunu yönetmekle ve boru hatlarına saldırının düzenlendiği “Andromeda” yatının kaptanlığını yapmakla suçladı. Soruşturma verilerine göre teknede heksojen ve oktogen karışımı patlayıcı maddelerin izleri bulundu.
Almanya Federal Adalet Mahkemesi, sabotajın kuvvetle muhtemel bir istihbarat operasyonu kapsamında “yabancı bir devlet adına” gerçekleştirildiği değerlendirmesinde bulundu.
Alman kamu televizyonu ZDF, iddianameye dayandırdığı haberinde “sabotaj eylemlerinin Ukrayna devlet organları adına ve onların talimatıyla gerçekleştirildiğine inanmak için yeterli gerekçelerin bulunduğunu” aktardı. Kanal, zanlının Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin eski bir subayı olduğunu kaydetti.
N-tv televizyonu ise Stern dergisinin ulaştığı iddianameye dayanarak, Kuznetsov’un dinlemeye takılan bir telefon görüşmesinde eşine, sabotaj sırasında Ukrayna ordusunda görev yaptığını ve Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) için çalıştığını söylediğini aktardı.
Kuzey Akım boru hatlarına yönelik patlamalar Eylül 2022’de meydana geldi. Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), olayı uluslararası terör eylemi olarak nitelendirdi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kuzey Akım’ın devre dışı kalmasının “Anglosaksonların” işine yaradığını belirterek boru hatlarının havaya uçurulmasından onları sorumlu tuttu. Putin, saldırının arkasında Ukraynalı sabotajcıların bulunduğuna dair haberleri ise “tamamen saçmalık” olarak niteledi.
Avrupa
Avrupalılar “yerli malı” istiyor

Çoğu AB üye ülkesindeki seçmenlerin verdiği mesaj, liderlerinin parayı yerel olarak üretilen ürünlere harcamaları gerektiği yönünde.
Public First tarafından yapılan yeni anket, Avrupa Komisyonu’nun bu yılın sonuna kadar kabul edilmesini istediği önerilen Sanayi Hızlandırıcı Yasası (IAA) kapsamında AB’de üretilen temiz teknolojilere ne kadar tercihli muamele gösterilmesi gerektiği konusunda Avrupalı politika yapıcıların tartıştığı bir dönemde ortaya çıktı.
AB’nin yürütme organı, birliğin iktisadi üretiminin yaklaşık yüzde 17’sini oluşturan kamu alımlarında Avrupa ürünlerine avantaj sağlayarak talebi şekillendirmeyi hedefliyor.
AB hükümetleri, Avrupa tercihini ülkelere değil ürünlere bağlayarak Komisyon’un önerisini yeniden düzenlemeyi çoktan teklif etti.
Öte yandan, Avrupa Parlamentosu henüz ortak bir tutum üzerinde anlaşmaya varmadı.
Anket sonuçlarına göre, Avrupa tercihi önerisi ve IAA kapsamında öngörülen yatırım kısıtlamaları, Çin’in ihracat hakimiyetine karşı Avrupa’nın sanayi savunmasını güçlendirmeyi amaçlıyor; fakat bunun getireceği potansiyel maliyetler seçmenler arasında hoşnutsuzluk yaratıyor.
Project Tempo düşünce kuruluşunun genel müdürü Luke Shore, POLITICO’ya yaptığı açıklamada, Public First tarafından ankete katılan 25 ülkeden 23’ünde, insanların Avrupa’nın diğer bölgelerinde üretilen ürünlere kıyasla kendi ülkelerinde üretilen ürünlere avantaj sağlayan kamu ihale kurallarına daha fazla destek verdiklerini belirtti.
Yerli ürünlere yönelik tercihe verilen destek ortalama olarak yüzde 50’nin biraz üzerindeyken, Avrupa tercihine verilen destek ise yarıdan biraz azdı.
Almanlar, yerli tedarikçilere mi yoksa AB’nin diğer bölgelerinden gelen tedarikçilere mi öncelik verilmesi konusunda “benzer tutumlar” sergiliyor. Her iki önlemeye yönelik net destek yüzde 20’nin altında kalarak nispeten zayıftı.
Öte yandan, POLITICO için anket sonuçlarını analiz eden Shore, “Avrupa’nın büyük bir kısmında, ülkenin sanayi tabanının büyüklüğü ne olursa olsun, Avrupa’dan önce milliyetçi bir duygu hakim” dedi.
Portekiz ve İspanya, ulusal ve AB tercihlerine en fazla destek veren ülkeler; ulusal menşeye yönelik net destek yüzde 50’nin üzerindeyken, daha geniş bir Avrupa tanımına yönelik destek ise yüzde 50’nin biraz altında.
Letonya ve Estonya ise bu tür kurallara en düşük net desteği gösteren ülkeler: “Avrupalı Ürünleri Satın Al” için destek yüzde 10’un altında, “Yerli Ürünleri Satın Al” için ise yüzde 10’lu seviyelerde.
Bu bulgular, Project Tempo’nun Mayıs ve Haziran aylarında 24 AB ülkesi ile Birleşik Krallık’ta 26.283 yetişkine yönelik olarak gerçekleştirdiği EuroPulse anketinden elde edildi.
AB üyeleri Kıbrıs, Lüksemburg ve Malta’da anket yapılmadı.
Sorular, Orta Doğu savaşının enerji fiyatları, enerji güvenliği ve yaşam maliyeti üzerindeki etkisine odaklandı.
Fiyat tavanları ve kamu alım kuralları en çok tercih edilen politika seçenekleri arasında yer aldı.
Ankete katılanların yarısından fazlası, yeşil geçişi yavaşlatacak olsa bile Avrupa’nın kendi temiz teknolojisini üretmesini isterken, yüksek fiyatlara yol açabileceği söylendiğinde ticaret koruma önlemlerine verilen destek düşüyor.
Shore, enerji ve sanayi politikalarına verilen desteğin “maliyete bağlı” olduğunu söyledi:
“Yaşam maliyeti kriziyle karşı karşıya kalan seçmenler, korumacı politikaları destekliyor fakat bu politikalar fiyatları artırmadığı sürece.”
Çin teknolojisine yönelik gümrük vergileri sorulduğunda, bunun fiyat artışlarına yol açabileceği söylendiğinde ankete katılanların yalnızca yüzde 35’i bu fikri destekledi.
IAA’yı sonuçlandırmak için kendi belirlediği yıl sonu son tarih yaklaşırken ve Komisyon’un Eylül başında Kamu İhale Yasası’nı sunması beklenirken, anket sonuçları Brüksel’in “Avrupa’dan Satın Al” politikasını kabul ettirmek için iki siyasi engelle karşı karşıya olduğunu gösteriyor: fiyat artışlarıyla birlikte seçmenler arasındaki destek zayıflıyor ve seçmenlerin ulusal tercihleri daha güçlü.
Ortadoğu1 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını1 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceYen müdahalesinin asıl mesajı: Doların rezerv para statüsü artık eskisi kadar güçlü değil
Rusya2 hafta önceRusya’nın buğday ihracatı temmuzda yüzde 17,7 geriledi
Dünya Basını2 hafta önceForeign Affairs: Amerika Ortadoğu’dan Vazgeçmeli
Rusya2 hafta önceRusya, yolları insansız hava aracı saldırılarına karşı koruyacak
Diplomasi1 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı











