Diplomasi
Zelenskiy’nin kasası yargılanıyor: Ukrayna’daki yeni dalga yolsuzluk operasyonlarına bakış – 2

Ukrayna’da yüzyılın skandalı olarak nitelendirilen yolsuzluk soruşturmasının baş şüphelisine kaçış bileti verildi. Zelenskiy’in en yakın sırdaşlarından biri olan Timur Mindıç, merkezi Lviv’de bulıunan nakliyat şirketi Timelux’a ait bir Mercedes S350 ile elini kolunu sallayarak ülkeden çıktı.
Mindıç çok şey biliyor ve kronolojiye yakından bakılırsa, kendisine yönelik operasyondan bariz biçimde haberdardı. 10 Kasım gecesi saat 02.09’da, dairesine yapılacak baskından sadece birkaç saat önce sınırı geçti. İsrail pasaportuna sahip olduğu bilinen Mindıç’ın Tel Aviv’e kaçtığı tahmin ediliyor. Tıpkı suç ortağı, davanın ikinci sanığı Aleksandr Zukerman gibi. O da yeraltına çekildi.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) dedektifleri, bir adım önde olabilmek için yoğun bir çaba sarf etmişti. Özellikle de kendilerini korumak için; zira Zelenskiy’in kontrolündeki iç istihbarat teşkilatı SBU, hem NABU’yu hem de kardeş kuruluşu Yolsuzlukla Mücadele Özel Savcılığı’nı (SAP) mercek altına almıştı. Buna rağmen Zelenskiy’in en yakın çevresine dair ifşalar gün yüzüne çıktı.
SAP Başkanı Aleksandr Klimenko durumu şöyle özetliyordu: “Operasyon karmaşıktı ve tüm kaynaklarımızı seferber etmemizi gerektirdi. Bizim için kritik soru şuydu: Onlar beni ya da Semyon Krivonos’u yakalamadan önce biz bu işi başarabilecek miydik?”
Yazının ilk bölümünde detaylandırmıştık; iddianame, geçen sene yaz aylarında başlayan devasa bir dinleme operasyonuna dayanıyor. Ukrayna’nın enerji tesislerini korumak gibi bir iddiayla kamu ihalelerinde paraları iç eden suç şebekesinin binlerce saatlik özel görüşmeleri kayda alındı.
Buradaki başarı ise elde edilen ganimetin büyüklüğüyle ölçülüyordu. Üstelik bu vurgunlar, Zelenskiy’in ekibinin tüm dünyaya “Ukrayna’nın hayatta kalması için savaşıyoruz” propagandası yaptığı döneme rast geliyordu.
Mevzubahis suç örgütünün mensupları, yeraltı dünyasına has takma adlar kullanıyordu. Varlık Fonu Başkan Yardımcısı ve Enerji Bakanı Danışmanı olan şahıs “Roket”, ülkenin kullandığı elektriğin yarısını üreten Energoatom’un eski güvenlik müdürü ise “Tenor” kod adıyla anılıyordu.
NABU yetkilileri, bu yolsuzluk şebekesinin beyninin “Carlson” olduğuna emin. Bu, Zelenskiy’in yakın dostu ve Kvartal-95 stüdyosunun kurucu ortağı Timur Mindıç’tan başkası değil. Ve Mindıç’ın Kiev’in merkezindeki lüks dairesinde bulunan “altın klozet”, kısa bir zaman zarfında Ukrayna sınırlarını aşan bir şöhrete kavuştu.
NABU Soruşturma Birimi Başkanı Aleksandr Abakumov, “2024 yazında başlattığımız Midas Operasyonu 15 ay sürdü. Bugün operasyonun son aşamasını, yani 70 ayrı noktada aramayı gerçekleştiriyoruz” açıklamasını yaptı.
Zelenskiy’in de sık sık ziyaret ettiği, altın klozetli o lüks dairede yapılan görüşmelerin kaydı, NABU dedektiflerinin üst kattaki dairenin zeminine delik açarak yerleştirdikleri dinleme cihazlarıyla alındı. Son derece sofistike bir operasyondu.
“Carlson” lakaplı Mindıç’ın Ukrayna’da bilinen bir diğer lakabı ise “Zelenskiy’in kasası”. Ukrayna Parlamentosu eski üyesi Borislav Bereza bu ilişkiyi şöyle anlatıyor:
“Mindıç, onun en yakınındaki kişilerden biri. Sadece Kvartal-95’in yüzde 50 ortağı ya da Zelenskiy’i 1+1 kanalına sokan kişi değil; tüm süreçlerin içinde. Ona en yakın isim.”
Bu ilkel soygun düzeninin tıkır tıkır işlemesini sağlayan şey, şüphesiz devletin en üst kademesine kadar ulaşan ahbap-çavuş ağıydı. Energoatom ihalelerinde rüşvet tarifesi yüzde 10 ila 15 arasındaydı. Ödeme yapmayan yüklenicilerin başına gelenler ise dinleme kayıtlarında açıkça duyuluyordu:
“Ona söyle, firmanın tüm hattı düzecek ve herkes gibi kara listeye alınacak. Anasından emdiği süt burnundan getirilecek. Bütün çalışanları da askere alınacak.”
Ukrayna halkı elektriği sadece saatlik dilimlerle kullanabilirken, Enerji Bakanlığı’ndaki rüşvetler en çok halkı vurdu. Fakat çürüme orduya da sıçramıştı. Mindıç ile bağlantılı FirePoint şirketi -ki yakın zamana kadar Zelenskiy’in başrol oynadığı diziler için mekan arayan şirketti- bir anda Flamingo füzeleri ve uzun menzilli İHA’lar üretmeye başladı ve Savunma Bakanlığı’ndan yağlı ihaleler aldı. Sonra ortaya çıktı ki Mindıç, dönemin Savunma Bakanı Rüstem Umerov’a kalitesiz çelik yelekler alması için baskı yapmış, Umerov ise “Devlet Başkanı’nın dostuna” hayır diyememişti.
Ukrayna Savunma Bakanlığı Kamu Yolsuzlukla Mücadele Konseyi üyesi Tatyana Nikolayenko, televizyonda şunları anlattı:
“Konu Milikon firması ve çelik yelek tedarikiydi. Umerov’un ifadeleri var; görünüşe göre Mindıç onu haftada iki kez ziyaret edip, parası orada yatırıldığı için sözleşme olmazsa kötü şeyler olacağı konusunda baskı yapıyormuş.”
Bu ifadeler, şu anda Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Başkanı olan Umerov hakkında haliyle soru işaretleri yarattı. Skandal patlak verdiğinde, “şans eseri” Türkiye’de bulunan ve iş gezisinde olduğunu iddia eden Umerov, sosyal medyada yaklaşan esir takasıyla ilgili muğlak şeyler paylaştı, ardından Birleşik Arap Emirlikleri’ne geçti. Geri döner mi? Meçhul.
Kiev’deki kilit isimlerden biri günlerdir ortada yok. Ancak Umerov’un Amerikan pasaportuna sahip olduğu ve ailesinin uzun süredir ABD’de yaşadığına dair emareler var. Bir Tatar olarak onu Ukrayna’ya veya sorunlarına bağlayan pek bir şey yok gibi görünüyor.
Bir diğer örnek, Zelenskiy’in akıl hocası, eski Başbakan Yardımcısı Aleksey Çernişov. O da skandalın göbeğinde. Hatta Kiev’de neredeyse yan yana evler yaptırmışlardı.
Ses kayıtlarında, yeniden entegrasyondan sorumlu olan Çernişov, “Che Guevara” kod adıyla geçiyor. Suç ortakları rüşvetleri onunla cömertçe paylaşıyor ama kendi aralarında eski basım yüz dolarları ona itelemeye çalışıyorlar. Mavi şeritli yeni, gıcır gıcır banknotları ise kendilerine saklıyorlar:
“Vika’ya normalleri verelim, sorun değil. Ama Che Guevara’ya güzel banknotları verirsek yazık olur. Anlıyor musun? Tüm çirkinleri toplayalım.”
İz bırakmamak için her şey nakit üzerinden dönüyor. Kayıtlarda “Sugarman” olarak geçen finansör Zukerman (veya “Resçik”), bir milyon dolar veya daha fazlasını taşımanın ağır bir yük olduğundan yakınıyor. Ve yetkililer her yerde Ukraynacayı zorunlu kılarken, onlar kendi aralarında Rusça konuşuyorlar.
Kiev rejiminin lideri, dost meclisindeki bu hırsız çetesinden kendini aklamak için her yolu deniyor. Açıklamasının ardından, suç örgütü içinde “Kızıl” lakabıyla bilinen Enerji Bakanı Svetlana Grintsçuk ve Adalet Bakanı German Galuşçenko istifa etti. Sadece suç ortağı değil, aynı zamanda sevgili oldukları da ortaya çıktı; Enerji Bakanı defalarca geceyi Adalet Bakanı’nın evinde geçirmişti.
Zelenskiy, “Hükümet, devlete ait tüm şirketlerde bir denetim başlattı. Sonuçlar kolluk kuvvetleri ve yolsuzlukla mücadele kurumlarıyla paylaşılacak” diyerek durumu kurtarmaya çalıştı. Hatta skandaldan fiziksel olarak da uzaklaştı; yeni silahlar için Yunanistan’a, ardından Macron’dan koruma ve nakit yardımı dilenmek için Fransa’ya uçtu.
Fakat Avrupa’da rüzgar tersine dönüyor. Macaristan ve Slovakya, skandal karşısında finansmanı veto etti. Slovakya Başbakanı Robert Fico, “Slovakya’nın, önümüzdeki iki yıl içinde Ukrayna’ya savaş için 140 milyar avro sağlayacak herhangi bir finansmana veya programa katılmasına izin vermiyorum” diyerek kapıyı kapattı.
Genelde sorun çıkarmayan İtalya’da bile çatlak sesler var. Başbakan Yardımcısı Salvini, “Ukrayna hükümeti yolsuzluk skandallarına batmış durumda. İtalyan işçilerinin ve emeklilerinin parasının daha fazla yolsuzluk için çarçur edilmesini istemiyorum” diyerek desteğe karşı çıktı.
Avrupa medyası başlarda temkinliydi ancak artık Batı basını da oklarını Zelenskiy’e çeviriyor. İngiliz Financial Times, “Para Çuvalları ve Altın Klozet: Bir Yolsuzluk Krizi Zelenskiy Hükümetini Sardı” başlığıyla şunları yazdı:
“Bu yaz Zelenskiy ve danışmanları, başkanın yakın çevresine yönelik büyük çaplı bir soruşturma yürüten bağımsız yolsuzlukla mücadele kurumlarını zayıflatmaya çalıştı. Fakat Batılı ortakların öfkesi ve kitlesel protestolar sonucu geri adım atmak zorunda kaldılar.”
Sokaklarda yeni bir Maydan ve Zelenskiy’in istifası konuşuluyor. Sosyal medyada öfke ve şaşkınlık hakim.
NABU ve SAP’ın arkasında Avrupa istihbarat kurumlarının ve FBI’ın olduğu sır değil. NABU, medyayı ustaca kullanarak yolsuzluk ifşalarını bir dizi film gibi bölüm bölüm yayınlıyor. Belki de yakında başrolde Zelenskiy’i izleyeceğiz.
Beyaz Saray telefonlara çıkmıyor
Amerikan kamuoyu için “Kiev’deki palyaçonun” maskesinin düşmesi acı verici olsa da gerçekler inkar edilemez. ABD medyasında da “Para Dolu Çantalar ve Altın Klozet” manşetleri atılıyor. Şok içindeki Amerikalılara, dünün “kahraman liderinin”, Washington’un kendisini her zaman koruyacağı saflığıyla soruşturmaları nasıl engellemeye çalıştığı anlatılıyor.
ABC News şunu söylüyor: “Zelenskiy, daha birkaç ay önce bu soruşturmaları yürüten iki önemli yolsuzlukla mücadele kurumunun yetkilerini kısıtlamaya çalıştı. Ancak uluslararası toplumun baskısıyla boyun eğdi.”
Avrupalı liderlerin aksine, Beyaz Saray, panik halindeki Zelenskiy’in telefonlarına çıkmıyor. Daha da endişe verici olan, Washington makamlarının Kiev’deki soruşturmanın ilk bulgularına dair sessizliği. Zelenskiy, ABD’deki “Rusya düşmanı” dostlarının bu manidar sessizliğinin ne anlama geldiğini çözmeye çalışıyor.
Zelenskiy’in Senatörler Graham, Blumenthal ve Shaheen ile yaptığı ve yayınladığı acil görüntülü görüşme, siperdeki sadık askerlere ve kandırılmış halka “Amerika hala arkamızda” mesajı vermeyi amaçlıyordu. Senatör Lindsey Graham, “Tamamen size Putin’in savaş makinesini zayıflatacak askeri yetenekleri sağlamaya odaklanacağız” diye söz vermişti.
Aynı anda Kiev’de Zelenskiy’in sağ kolu Yermak, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Julie Davis’e yolsuzluk skandalını körüklemenin Rusya’nın işine yarayacağını anlatmaya çalışıyordu. Washington’da ise Ukrayna Büyükelçisi Olga Stefanisçina, canlı yayında vatandaşlarının kanı üzerinden para çalındığı iddialarına karşı çaresizce savunma yapıyordu:
“Kongre ve Senato ile temas halindeyiz. Bu kişiler doğrudan devlet başkanına bağlı değil. Ancak soruşturma gerçekten nahoş gerçekleri ortaya çıkardı.”
Biden döneminde geçerli olan “O bir o… çocuğu ama bizim o… çocuğumuz” formülü, Kiev ekibi tarafından sonsuza dek sürecek sanıldı. Oysa şimdiki Başkan Yardımcısı Vance, iki yıl önce “Dünyanın en yozlaşmış ülkesi Ukrayna’ya 130 milyar dolar gönderdik” diyerek alarm zillerini çalmıştı. FBI Direktörü Kash Patel de “Ukrayna ikinci bir Afganistan’a dönüşecek. Gönderdiğimiz paraları takip edemiyoruz, sadece Zelenskiy’in sözüne bel bağlıyoruz” demişti.
Fakat Patel artık o transferlerin makbuzlarını elinde tutuyor. Ukrayna yolsuzlukla mücadele birimleri, başından beri FBI’ın Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Departmanına entegreydi. 2016 tarihli memorandumda bu işbirliği açıkça belirtilmişti.
Merkez Bankası damgalı paketlerdeki Amerikan dolarları, bu nakdin “gri” bir sistemle Ukrayna’ya girdiğinin kanıtı olabilir. Belki de eski USAID Direktörü Samantha Power’ın, Vovan ve Leksus ile yaptığı telefon görüşmesinde itiraf ettiği paraların bir kısmıdır bu. Power o görüşmede, “Savaş boyunca Ukrayna’ya ayda 1,5 milyar dolar nakit gönderdik… Trump gelince bu bitti” demişti.
Konu Amerikan bütçesinden çalınan paralar olunca FBI’ın eli serbest. Sadece nakit değil, kripto paraları da takip etmek onlar için çocuk oyuncağı. ABD henüz bu soruşturmadaki rolünü resmen açıklamasa da, Batı medyasına sızan bilgiler, SAP ve NABU operasyonlarının kaynağının Washington olduğunu gösteriyor. Politico, Ukrayna Savunma Bakanlığındaki şişirilmiş sözleşmeleri konu alacak baskınların yolda olduğunu yazdı.
Zelenskiy’in dünya çapında dilendiği paraların nereye gittiğini bulmak için FBI’ın çok uzağa gitmesine gerek yok; zira Umerov’un villaları bizzat ABD’de. Eski Savunma Bakanı ve şimdiki Güvenlik Konseyi Başkanı Rüstem Umerov’un ailesi, Florida’da dört villa ve üç daire satın almış durumda. New York’ta da lüks bir daireleri var. Eşi Leyla, çocukları ve kardeşi bu mülkleri kullanıyor. Kendisinin de Amerikan pasaportu olduğu söylenen Umerov’un, Florida sakini ve Mar-a-Lago’nun sahibi Donald Trump’a komşu olması ve skandalın patlaması an meselesiydi.
Trump, mayıs ayında Abu Dabi’de şöyle demişti: “Onu dünyanın en iyi pazarlamacısı olarak görüyorum. Zelenskiy Washington’a geliyor ve yüz milyon dolarla ayrılıyor. Kongre soruyor: ‘Bütün para nereye gidiyor?’ Sadece çek ve nakit gönderiyoruz. Nerede bunlar?”
Şimdi Avrupalılar, Zelenskiy ile baş başa kaldı. Baskınlarda ele geçirilen avro desteleri, Washington Post‘un da belirttiği üzere, Avrupalı vergi mükellefleri için saflıklarının bir cezası gibi duruyor. Trump yönetimi desteği keserken, Avrupa Kiev’in ana finansörü haline gelmişti.
G7 Dışişleri Bakanları toplantısında Marco Rubio, “Rusya’ya yaptırım hususunda elimizde pek bir şey kalmadı” diyerek çaresizliği itiraf etti. Ayrıca Rusya’nın Ukrayna’ya gönderilen hava savunma sistemlerini sistematik olarak yok ettiğini de kabul etti.
Trump’ın ekibi, Moskova ile iktisadi işbirliği olasılığını masada tutarak çatışmayı bitirmeyi hedeflerken, yolsuzluğun boyutu ortaya çıktıktan sonra Kiev’e yapılacak her kuruş yardım Trump’ın itibarını zedeleyecek. Trump net konuştu: “350 milyar dolar harcadık, yeter.”
Napolyon’un sonu
Zelenskiy’in iktidara gelmesinde kilit rol oynayan oligark İgor Kolomoyskiy, mahkemede savcıların yüzüne karşı kameralar önünde o çarpıcı kehaneti dile getirdi:
“Generalissimus IV. Napolyon… Eh, Zelenskiy bir filmde Napolyon’u oynamıştı. Neredeydi o, Kaluga yakınlarında mı? Artık bunun bir önemi yok, çünkü yakında bu Napolyon gitmiş olacak.”
Zelenskiy ile kaçak dostu Mindıç arasındaki ilişkinin derinliğini anlamak önemli. Bugün internette ikisinin birlikte çekilmiş fotoğraflarını bulmak zor, hepsi temizlenmiş. Ancak gerçek şu: Zelenskiy ve Mindıç, Kiev’de, Gruşevskiy Caddesi 9a’daki aynı binada dairelere sahip. Oligark Kolomoyskiy’in dairesi de orada. Hatta Mindıç’ın o binada iki dairesi var ve biri, 2019’daki seçim kampanyası sırasında gayri resmi karargah olarak kullanıldı. Ocak 2021’de Zelenskiy’in doğum gününü o dairede kutladılar.
46 yaşındaki Timur Mindıç, hiçbir zaman resmi bir görev almadı ama 20 yıllık dostlukları baki. Mindıç, Zelenskiy’i 2008’de Kolomoyskiy ile tanıştıran kişiydi. Yani “Devlet Başkanı Zelenskiy” projesi, büyük ölçüde Mindıç’ın girişimidir. Hatta söylentilere göre Kolomoyskiy, kızıyla evli olmasa da Mindıç’a “damat” derdi.
Mindıç, Zelenskiy’in dürüst Devlet Başkanı Goloborodko’yu canlandırdığı Halkın Hizmetkarı dizisinin de yapımcısıydı. O dizideki Goloborodko şöyle diyordu: “Size söz veriyorum, çocukların ve ebeveynlerin gözüne bakarken utanmayacak şekilde yaşayacağım.”
Gerçek hayattaki yemin töreninde ise Zelenskiy şunları söylemişti: “Seçilmem, vatandaşların rüşvet, zenginleşme ve paylaşımdan ibaret bir ülke yaratan şişko politikacılardan bıktığını kanıtlıyor… Herkesin kanun önünde eşit olduğu bir ülke inşa edeceğiz.”
Tıpkı 2019’da Donbass’ta savaşı bitirme sözü verip savaşı körüklemesi gibi, bu da rol icabıydı. O zaman “Kahramanlarımız ölmesin diye her şeyi yapmaya hazırım. Gerekirse koltuğumu kaybetmeye hazırım” demişti.
Ve o konuşmanın sonunda: “Sevgili Ukraynalılar, önümüzdeki beş yıl boyunca bir daha ağlamamanız için her şeyi yapacağım” sözünü vermişti.
Batı bile artık gerçeği görmeye başlıyor. İngiliz The Spectator dergisinin şu ironisiyle bitirelim:
“Eski Devlet Başkanı Yanukoviç’in lüks malikanesinde bulunan altın klozet resmi, 2014 Maydan protestolarını ateşleyen yolsuzluğun sembolü olmuştu. Buradaki en büyük ironi şudur: Altın klozet sahiplerine karşı yapılan devrim, nihayetinde Rusya ile topyekûn bir savaşa yol açtı ve görünüşe göre bu savaştan elde edilen kârlar, daha fazla altın klozet satın almak için kullanıldı.”
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını4 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya5 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı








