Bizi Takip Edin

Diplomasi

Zelenskiy’nin kasası yargılanıyor: Ukrayna’daki yeni dalga yolsuzluk operasyonlarına bakış – 2

Yayınlanma

Ukrayna’da yüzyılın skandalı olarak nitelendirilen yolsuzluk soruşturmasının baş şüphelisine kaçış bileti verildi. Zelenskiy’in en yakın sırdaşlarından biri olan Timur Mindıç, merkezi Lviv’de bulıunan nakliyat şirketi Timelux’a ait bir Mercedes S350 ile elini kolunu sallayarak ülkeden çıktı.

Mindıç çok şey biliyor ve kronolojiye yakından bakılırsa, kendisine yönelik operasyondan bariz biçimde haberdardı. 10 Kasım gecesi saat 02.09’da, dairesine yapılacak baskından sadece birkaç saat önce sınırı geçti. İsrail pasaportuna sahip olduğu bilinen Mindıç’ın Tel Aviv’e kaçtığı tahmin ediliyor. Tıpkı suç ortağı, davanın ikinci sanığı Aleksandr Zukerman gibi. O da yeraltına çekildi.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) dedektifleri, bir adım önde olabilmek için yoğun bir çaba sarf etmişti. Özellikle de kendilerini korumak için; zira Zelenskiy’in kontrolündeki iç istihbarat teşkilatı SBU, hem NABU’yu hem de kardeş kuruluşu Yolsuzlukla Mücadele Özel Savcılığı’nı (SAP) mercek altına almıştı. Buna rağmen Zelenskiy’in en yakın çevresine dair ifşalar gün yüzüne çıktı.

SAP Başkanı Aleksandr Klimenko durumu şöyle özetliyordu: “Operasyon karmaşıktı ve tüm kaynaklarımızı seferber etmemizi gerektirdi. Bizim için kritik soru şuydu: Onlar beni ya da Semyon Krivonos’u yakalamadan önce biz bu işi başarabilecek miydik?”

Yazının ilk bölümünde detaylandırmıştık; iddianame, geçen sene yaz aylarında başlayan devasa bir dinleme operasyonuna dayanıyor. Ukrayna’nın enerji tesislerini korumak gibi bir iddiayla kamu ihalelerinde paraları iç eden suç şebekesinin binlerce saatlik özel görüşmeleri kayda alındı.

Buradaki başarı ise elde edilen ganimetin büyüklüğüyle ölçülüyordu. Üstelik bu vurgunlar, Zelenskiy’in ekibinin tüm dünyaya “Ukrayna’nın hayatta kalması için savaşıyoruz” propagandası yaptığı döneme rast geliyordu.

Mevzubahis suç örgütünün mensupları, yeraltı dünyasına has takma adlar kullanıyordu. Varlık Fonu Başkan Yardımcısı ve Enerji Bakanı Danışmanı olan şahıs “Roket”, ülkenin kullandığı elektriğin yarısını üreten Energoatom’un eski güvenlik müdürü ise “Tenor” kod adıyla anılıyordu.

NABU yetkilileri, bu yolsuzluk şebekesinin beyninin “Carlson” olduğuna emin. Bu, Zelenskiy’in yakın dostu ve Kvartal-95 stüdyosunun kurucu ortağı Timur Mindıç’tan başkası değil. Ve Mindıç’ın Kiev’in merkezindeki lüks dairesinde bulunan “altın klozet”, kısa bir zaman zarfında Ukrayna sınırlarını aşan bir şöhrete kavuştu.

NABU Soruşturma Birimi Başkanı Aleksandr Abakumov, “2024 yazında başlattığımız Midas Operasyonu 15 ay sürdü. Bugün operasyonun son aşamasını, yani 70 ayrı noktada aramayı gerçekleştiriyoruz” açıklamasını yaptı.

Zelenskiy’in de sık sık ziyaret ettiği, altın klozetli o lüks dairede yapılan görüşmelerin kaydı, NABU dedektiflerinin üst kattaki dairenin zeminine delik açarak yerleştirdikleri dinleme cihazlarıyla alındı. Son derece sofistike bir operasyondu.

“Carlson” lakaplı Mindıç’ın Ukrayna’da bilinen bir diğer lakabı ise “Zelenskiy’in kasası”. Ukrayna Parlamentosu eski üyesi Borislav Bereza bu ilişkiyi şöyle anlatıyor:

“Mindıç, onun en yakınındaki kişilerden biri. Sadece Kvartal-95’in yüzde 50 ortağı ya da Zelenskiy’i 1+1 kanalına sokan kişi değil; tüm süreçlerin içinde. Ona en yakın isim.”

Bu ilkel soygun düzeninin tıkır tıkır işlemesini sağlayan şey, şüphesiz devletin en üst kademesine kadar ulaşan ahbap-çavuş ağıydı. Energoatom ihalelerinde rüşvet tarifesi yüzde 10 ila 15 arasındaydı. Ödeme yapmayan yüklenicilerin başına gelenler ise dinleme kayıtlarında açıkça duyuluyordu:

“Ona söyle, firmanın tüm hattı düzecek ve herkes gibi kara listeye alınacak. Anasından emdiği süt burnundan getirilecek. Bütün çalışanları da askere alınacak.”

Ukrayna halkı elektriği sadece saatlik dilimlerle kullanabilirken, Enerji Bakanlığı’ndaki rüşvetler en çok halkı vurdu. Fakat çürüme orduya da sıçramıştı. Mindıç ile bağlantılı FirePoint şirketi -ki yakın zamana kadar Zelenskiy’in başrol oynadığı diziler için mekan arayan şirketti- bir anda Flamingo füzeleri ve uzun menzilli İHA’lar üretmeye başladı ve Savunma Bakanlığı’ndan yağlı ihaleler aldı. Sonra ortaya çıktı ki Mindıç, dönemin Savunma Bakanı Rüstem Umerov’a kalitesiz çelik yelekler alması için baskı yapmış, Umerov ise “Devlet Başkanı’nın dostuna” hayır diyememişti.

Ukrayna Savunma Bakanlığı Kamu Yolsuzlukla Mücadele Konseyi üyesi Tatyana Nikolayenko, televizyonda şunları anlattı:

“Konu Milikon firması ve çelik yelek tedarikiydi. Umerov’un ifadeleri var; görünüşe göre Mindıç onu haftada iki kez ziyaret edip, parası orada yatırıldığı için sözleşme olmazsa kötü şeyler olacağı konusunda baskı yapıyormuş.”

Bu ifadeler, şu anda Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Başkanı olan Umerov hakkında haliyle soru işaretleri yarattı. Skandal patlak verdiğinde, “şans eseri” Türkiye’de bulunan ve iş gezisinde olduğunu iddia eden Umerov, sosyal medyada yaklaşan esir takasıyla ilgili muğlak şeyler paylaştı, ardından Birleşik Arap Emirlikleri’ne geçti. Geri döner mi? Meçhul.

Kiev’deki kilit isimlerden biri günlerdir ortada yok. Ancak Umerov’un Amerikan pasaportuna sahip olduğu ve ailesinin uzun süredir ABD’de yaşadığına dair emareler var. Bir Tatar olarak onu Ukrayna’ya veya sorunlarına bağlayan pek bir şey yok gibi görünüyor.

Bir diğer örnek, Zelenskiy’in akıl hocası, eski Başbakan Yardımcısı Aleksey Çernişov. O da skandalın göbeğinde. Hatta Kiev’de neredeyse yan yana evler yaptırmışlardı.

Ses kayıtlarında, yeniden entegrasyondan sorumlu olan Çernişov, “Che Guevara” kod adıyla geçiyor. Suç ortakları rüşvetleri onunla cömertçe paylaşıyor ama kendi aralarında eski basım yüz dolarları ona itelemeye çalışıyorlar. Mavi şeritli yeni, gıcır gıcır banknotları ise kendilerine saklıyorlar:

“Vika’ya normalleri verelim, sorun değil. Ama Che Guevara’ya güzel banknotları verirsek yazık olur. Anlıyor musun? Tüm çirkinleri toplayalım.”

İz bırakmamak için her şey nakit üzerinden dönüyor. Kayıtlarda “Sugarman” olarak geçen finansör Zukerman (veya “Resçik”), bir milyon dolar veya daha fazlasını taşımanın ağır bir yük olduğundan yakınıyor. Ve yetkililer her yerde Ukraynacayı zorunlu kılarken, onlar kendi aralarında Rusça konuşuyorlar.

Kiev rejiminin lideri, dost meclisindeki bu hırsız çetesinden kendini aklamak için her yolu deniyor. Açıklamasının ardından, suç örgütü içinde “Kızıl” lakabıyla bilinen Enerji Bakanı Svetlana Grintsçuk ve Adalet Bakanı German Galuşçenko istifa etti. Sadece suç ortağı değil, aynı zamanda sevgili oldukları da ortaya çıktı; Enerji Bakanı defalarca geceyi Adalet Bakanı’nın evinde geçirmişti.

Zelenskiy, “Hükümet, devlete ait tüm şirketlerde bir denetim başlattı. Sonuçlar kolluk kuvvetleri ve yolsuzlukla mücadele kurumlarıyla paylaşılacak” diyerek durumu kurtarmaya çalıştı. Hatta skandaldan fiziksel olarak da uzaklaştı; yeni silahlar için Yunanistan’a, ardından Macron’dan koruma ve nakit yardımı dilenmek için Fransa’ya uçtu.

Fakat Avrupa’da rüzgar tersine dönüyor. Macaristan ve Slovakya, skandal karşısında finansmanı veto etti. Slovakya Başbakanı Robert Fico, “Slovakya’nın, önümüzdeki iki yıl içinde Ukrayna’ya savaş için 140 milyar avro sağlayacak herhangi bir finansmana veya programa katılmasına izin vermiyorum” diyerek kapıyı kapattı.

Genelde sorun çıkarmayan İtalya’da bile çatlak sesler var. Başbakan Yardımcısı Salvini, “Ukrayna hükümeti yolsuzluk skandallarına batmış durumda. İtalyan işçilerinin ve emeklilerinin parasının daha fazla yolsuzluk için çarçur edilmesini istemiyorum” diyerek desteğe karşı çıktı.

Avrupa medyası başlarda temkinliydi ancak artık Batı basını da oklarını Zelenskiy’e çeviriyor. İngiliz Financial Times, “Para Çuvalları ve Altın Klozet: Bir Yolsuzluk Krizi Zelenskiy Hükümetini Sardı” başlığıyla şunları yazdı:

“Bu yaz Zelenskiy ve danışmanları, başkanın yakın çevresine yönelik büyük çaplı bir soruşturma yürüten bağımsız yolsuzlukla mücadele kurumlarını zayıflatmaya çalıştı. Fakat Batılı ortakların öfkesi ve kitlesel protestolar sonucu geri adım atmak zorunda kaldılar.”

Sokaklarda yeni bir Maydan ve Zelenskiy’in istifası konuşuluyor. Sosyal medyada öfke ve şaşkınlık hakim.

NABU ve SAP’ın arkasında Avrupa istihbarat kurumlarının ve FBI’ın olduğu sır değil. NABU, medyayı ustaca kullanarak yolsuzluk ifşalarını bir dizi film gibi bölüm bölüm yayınlıyor. Belki de yakında başrolde Zelenskiy’i izleyeceğiz.

Ukrayna parlamentosunda kavga: Poroşenko kürsüyü işgal etti

Beyaz Saray telefonlara çıkmıyor

Amerikan kamuoyu için “Kiev’deki palyaçonun” maskesinin düşmesi acı verici olsa da gerçekler inkar edilemez. ABD medyasında da “Para Dolu Çantalar ve Altın Klozet” manşetleri atılıyor. Şok içindeki Amerikalılara, dünün “kahraman liderinin”, Washington’un kendisini her zaman koruyacağı saflığıyla soruşturmaları nasıl engellemeye çalıştığı anlatılıyor.

ABC News şunu söylüyor: “Zelenskiy, daha birkaç ay önce bu soruşturmaları yürüten iki önemli yolsuzlukla mücadele kurumunun yetkilerini kısıtlamaya çalıştı. Ancak uluslararası toplumun baskısıyla boyun eğdi.”

Avrupalı liderlerin aksine, Beyaz Saray, panik halindeki Zelenskiy’in telefonlarına çıkmıyor. Daha da endişe verici olan, Washington makamlarının Kiev’deki soruşturmanın ilk bulgularına dair sessizliği. Zelenskiy, ABD’deki “Rusya düşmanı” dostlarının bu manidar sessizliğinin ne anlama geldiğini çözmeye çalışıyor.

Zelenskiy’in Senatörler Graham, Blumenthal ve Shaheen ile yaptığı ve yayınladığı acil görüntülü görüşme, siperdeki sadık askerlere ve kandırılmış halka “Amerika hala arkamızda” mesajı vermeyi amaçlıyordu. Senatör Lindsey Graham, “Tamamen size Putin’in savaş makinesini zayıflatacak askeri yetenekleri sağlamaya odaklanacağız” diye söz vermişti.

Aynı anda Kiev’de Zelenskiy’in sağ kolu Yermak, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Julie Davis’e yolsuzluk skandalını körüklemenin Rusya’nın işine yarayacağını anlatmaya çalışıyordu. Washington’da ise Ukrayna Büyükelçisi Olga Stefanisçina, canlı yayında vatandaşlarının kanı üzerinden para çalındığı iddialarına karşı çaresizce savunma yapıyordu:

“Kongre ve Senato ile temas halindeyiz. Bu kişiler doğrudan devlet başkanına bağlı değil. Ancak soruşturma gerçekten nahoş gerçekleri ortaya çıkardı.”

Biden döneminde geçerli olan “O bir o… çocuğu ama bizim o… çocuğumuz” formülü, Kiev ekibi tarafından sonsuza dek sürecek sanıldı. Oysa şimdiki Başkan Yardımcısı Vance, iki yıl önce “Dünyanın en yozlaşmış ülkesi Ukrayna’ya 130 milyar dolar gönderdik” diyerek alarm zillerini çalmıştı. FBI Direktörü Kash Patel de “Ukrayna ikinci bir Afganistan’a dönüşecek. Gönderdiğimiz paraları takip edemiyoruz, sadece Zelenskiy’in sözüne bel bağlıyoruz” demişti.

Fakat Patel artık o transferlerin makbuzlarını elinde tutuyor. Ukrayna yolsuzlukla mücadele birimleri, başından beri FBI’ın Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Departmanına entegreydi. 2016 tarihli memorandumda bu işbirliği açıkça belirtilmişti.

Merkez Bankası damgalı paketlerdeki Amerikan dolarları, bu nakdin “gri” bir sistemle Ukrayna’ya girdiğinin kanıtı olabilir. Belki de eski USAID Direktörü Samantha Power’ın, Vovan ve Leksus ile yaptığı telefon görüşmesinde itiraf ettiği paraların bir kısmıdır bu. Power o görüşmede, “Savaş boyunca Ukrayna’ya ayda 1,5 milyar dolar nakit gönderdik… Trump gelince bu bitti” demişti.

Konu Amerikan bütçesinden çalınan paralar olunca FBI’ın eli serbest. Sadece nakit değil, kripto paraları da takip etmek onlar için çocuk oyuncağı. ABD henüz bu soruşturmadaki rolünü resmen açıklamasa da, Batı medyasına sızan bilgiler, SAP ve NABU operasyonlarının kaynağının Washington olduğunu gösteriyor. Politico, Ukrayna Savunma Bakanlığındaki şişirilmiş sözleşmeleri konu alacak baskınların yolda olduğunu yazdı.

Zelenskiy’in dünya çapında dilendiği paraların nereye gittiğini bulmak için FBI’ın çok uzağa gitmesine gerek yok; zira Umerov’un villaları bizzat ABD’de. Eski Savunma Bakanı ve şimdiki Güvenlik Konseyi Başkanı Rüstem Umerov’un ailesi, Florida’da dört villa ve üç daire satın almış durumda. New York’ta da lüks bir daireleri var. Eşi Leyla, çocukları ve kardeşi bu mülkleri kullanıyor. Kendisinin de Amerikan pasaportu olduğu söylenen Umerov’un, Florida sakini ve Mar-a-Lago’nun sahibi Donald Trump’a komşu olması ve skandalın patlaması an meselesiydi.

Trump, mayıs ayında Abu Dabi’de şöyle demişti: “Onu dünyanın en iyi pazarlamacısı olarak görüyorum. Zelenskiy Washington’a geliyor ve yüz milyon dolarla ayrılıyor. Kongre soruyor: ‘Bütün para nereye gidiyor?’ Sadece çek ve nakit gönderiyoruz. Nerede bunlar?”

Şimdi Avrupalılar, Zelenskiy ile baş başa kaldı. Baskınlarda ele geçirilen avro desteleri, Washington Post‘un da belirttiği üzere, Avrupalı vergi mükellefleri için saflıklarının bir cezası gibi duruyor. Trump yönetimi desteği keserken, Avrupa Kiev’in ana finansörü haline gelmişti.

G7 Dışişleri Bakanları toplantısında Marco Rubio, “Rusya’ya yaptırım hususunda elimizde pek bir şey kalmadı” diyerek çaresizliği itiraf etti. Ayrıca Rusya’nın Ukrayna’ya gönderilen hava savunma sistemlerini sistematik olarak yok ettiğini de kabul etti.

Trump’ın ekibi, Moskova ile iktisadi işbirliği olasılığını masada tutarak çatışmayı bitirmeyi hedeflerken, yolsuzluğun boyutu ortaya çıktıktan sonra Kiev’e yapılacak her kuruş yardım Trump’ın itibarını zedeleyecek. Trump net konuştu: “350 milyar dolar harcadık, yeter.”

Napolyon’un sonu

Zelenskiy’in iktidara gelmesinde kilit rol oynayan oligark İgor Kolomoyskiy, mahkemede savcıların yüzüne karşı kameralar önünde o çarpıcı kehaneti dile getirdi:

“Generalissimus IV. Napolyon… Eh, Zelenskiy bir filmde Napolyon’u oynamıştı. Neredeydi o, Kaluga yakınlarında mı? Artık bunun bir önemi yok, çünkü yakında bu Napolyon gitmiş olacak.”

Zelenskiy ile kaçak dostu Mindıç arasındaki ilişkinin derinliğini anlamak önemli. Bugün internette ikisinin birlikte çekilmiş fotoğraflarını bulmak zor, hepsi temizlenmiş. Ancak gerçek şu: Zelenskiy ve Mindıç, Kiev’de, Gruşevskiy Caddesi 9a’daki aynı binada dairelere sahip. Oligark Kolomoyskiy’in dairesi de orada. Hatta Mindıç’ın o binada iki dairesi var ve biri, 2019’daki seçim kampanyası sırasında gayri resmi karargah olarak kullanıldı. Ocak 2021’de Zelenskiy’in doğum gününü o dairede kutladılar.

46 yaşındaki Timur Mindıç, hiçbir zaman resmi bir görev almadı ama 20 yıllık dostlukları baki. Mindıç, Zelenskiy’i 2008’de Kolomoyskiy ile tanıştıran kişiydi. Yani “Devlet Başkanı Zelenskiy” projesi, büyük ölçüde Mindıç’ın girişimidir. Hatta söylentilere göre Kolomoyskiy, kızıyla evli olmasa da Mindıç’a “damat” derdi.

Mindıç, Zelenskiy’in dürüst Devlet Başkanı Goloborodko’yu canlandırdığı Halkın Hizmetkarı dizisinin de yapımcısıydı. O dizideki Goloborodko şöyle diyordu: “Size söz veriyorum, çocukların ve ebeveynlerin gözüne bakarken utanmayacak şekilde yaşayacağım.”

Gerçek hayattaki yemin töreninde ise Zelenskiy şunları söylemişti: “Seçilmem, vatandaşların rüşvet, zenginleşme ve paylaşımdan ibaret bir ülke yaratan şişko politikacılardan bıktığını kanıtlıyor… Herkesin kanun önünde eşit olduğu bir ülke inşa edeceğiz.”

Tıpkı 2019’da Donbass’ta savaşı bitirme sözü verip savaşı körüklemesi gibi, bu da rol icabıydı. O zaman “Kahramanlarımız ölmesin diye her şeyi yapmaya hazırım. Gerekirse koltuğumu kaybetmeye hazırım” demişti.

Ve o konuşmanın sonunda: “Sevgili Ukraynalılar, önümüzdeki beş yıl boyunca bir daha ağlamamanız için her şeyi yapacağım” sözünü vermişti.

Batı bile artık gerçeği görmeye başlıyor. İngiliz The Spectator dergisinin şu ironisiyle bitirelim:

“Eski Devlet Başkanı Yanukoviç’in lüks malikanesinde bulunan altın klozet resmi, 2014 Maydan protestolarını ateşleyen yolsuzluğun sembolü olmuştu. Buradaki en büyük ironi şudur: Altın klozet sahiplerine karşı yapılan devrim, nihayetinde Rusya ile topyekûn bir savaşa yol açtı ve görünüşe göre bu savaştan elde edilen kârlar, daha fazla altın klozet satın almak için kullanıldı.”

The Economist: Zelenskiy için hesaplaşma saati yaklaşıyor

Diplomasi

Emekli Yarbay Daniel Davis: Artık 1992’de değiliz, ABD askeri üstünlüğünü kaybetti

Yayınlanma

Editörün notu: ABD ordusundan emekli Yarbay Daniel Davis, 26 Eylül’de İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamındaki sunumunda Washington’ın 1992 sonrasına ait tek kutuplu askeri üstünlüğünü kaybettiğini belirtti. Amerikan yönetiminin ve Avrupalı müttefiklerin yeni askeri gerçeklikleri okuyamadığını belirten Davis; Çin, Rusya ve İran’ın değişen dengelerin tamamen bilincinde olduğunu ifade etti. Karabağ Savaşı ve Ukrayna cephesinde Bayraktar TB2 gibi İHA sistemlerinin geleneksel zırhlı harp doktrinlerini geçersiz kıldığını, ABD’nin ise insansız sistemler yarışında rakiplerinin çok gerisinde kaldığını vurguladı. İran’ın dağ altı tesisleri ve balistik füze kapasitesiyle güçlü bir savunma hattı kurduğunu dile getiren kıdemli subay, askeri dayatmalar yerine gerçekçi diplomasiye dönülmesi gerektiğini kaydetti.


Size son dakika bir haberim var: Artık 1992 yılında yaşamıyoruz. Anlaşılan bu haberi benim vermem gerekiyor; zira hem Washington’da hem de Avrupa’da bunu henüz idrak edememiş görünenler var. Oysa 1992’de Amerika Birleşik Devletleri, kurduğu koalisyonla Irak ordusunu rekor sürede darmadağın ettiği Çöl Fırtınası Harekâtı’ndan henüz yeni çıkmıştı.

Sovyetler Birliği dağılmış, Varşova Paktı tarihe karışmıştı. Ayakta kalan Rus ordusunun donanması limanlarda paslanmaya terk edilmişti; konvansiyonel düzeyde hiçbir varlık gösteremiyordu. Elbette nükleer silahları mevcuttu ancak konvansiyonel sahada koca bir sıfırdan ibaretti. Çin ise esasen piyadeye dayalı bir ordu niteliği taşıyordu.

İşte o tarihe kadar ABD, küresel sahnede kesin biçimde mutlak askeri güç konumundaydı. Güç intikalini herkesten daha iyi icra edebiliyor, bunu konvansiyonel olarak sahaya yansıtabiliyorduk; üstelik nükleer cephanemiz de arkamızdaydı.

Oysa artık 1992’de değiliz. ABD ise sanki hâlâ 1992 yılındaymışız, hâlâ tek kutuplu dünyanın rakipsiz askeri gücü bizmişiz gibi hareket ediyor. Fakat bu konuda ne Çin’in kafası karışık ne de Rusya’nın. Artık İran da durumun gayet farkında. Gezegendeki en kudretli askeri kuvvet olmadığımızı hepsi çok iyi biliyor.

Karşınızda Başkan Trump, Savaş Bakanı Pete Hegseth ve Temsilciler Meclisi Başkanı Johnson gibi isimler var. Durmaksızın, tarihin ve gezegenin gelmiş geçmiş en güçlü askeri kuvveti olduğumuzu, hiç kimsenin yanımıza bile yaklaşamayacağını yineliyorlar. Doğrusu bize yaklaşan pek çok aktör var; üstelik hemen yanı başımıza değil, tam karşımıza dikilecek kadar yakınlar.

Yirmi birinci yüzyılda askeri harekâtları hâlâ yirminci yüzyıl kafasıyla yürütmeye çalışıyoruz. Çağın fersah fersah gerisinde kaldık ve bunun sonuçları son derece ağır oluyor.

Arkanızda bunu icra edecek askeri kudret yoksa tek kutuplu bir güç olamaz, insanlara ne yapacaklarını dikte edemez ve üzerlerinde hâkimiyet kuramazsınız. Biz artık öyle bir orduya sahip değiliz. Bu gerçek, bizim dışımızdaki herkes için gün gibi ortada.

İşin en tehlikeli yanı da liderlerimizin söylediklerine sahiden inanması; en güçlü ordu olduğumuzu ve canımızın istediği her şeyi yapabileceğimizi düşünmeleri.

Ne yazık ki bu yanılsamanın doğru göründüğü en talihsiz örneklerden biri Venezuela oldu. Bir meslektaşımın deyişiyle Başkan Trump orada “yıkıcı bir başarı” elde etti. Birçok kişi kendisini türlü sorunlar çıkabileceği konusunda uyarmıştı; nitekim Venezuela halkı gerçekten direnseydi bu sorunlar yaşanırdı da.

Ancak içeriden istihbarat aldığımız ve iş birliği yapan bazı unsurlar bulunduğu için neredeyse kansız bir darbe gerçekleşti. Yine de 80 civarında insan hayatını kaybetti; yani onlar açısından hiç de kansız sayılmazdı, fakat Trump için büyük bir başarı oldu.

Böylece meselenin sarpa saracağını, zorlaşacağını ya da yeni bir Vietnam’a dönüşeceğini öne süren bütün o muhaliflerin aklını kaçırdığı sonucuna vardı. Artık atacağı her adımın tutacağını sanıyor.

İran’a girebileceğimiz, belki Küba’ya, hatta yakın zamana kadar Grönland’a bile uzanabileceğimiz inancıyla hareket ediyor. Kısacası yapamayacağımız hiçbir şey olmadığını zannediyor.

Oysa durumun hiç de öyle olmadığını tüm çıplaklığıyla kanıtlamış bulunuyoruz. Zaten birkaç gün önce sizinle de tam olarak bunu konuşuyorduk.

Eski bir tank subayı olarak Çöl Fırtınası’nda bizzat savaştım. Bilginiz olsun diye söylüyorum; İkinci Dünya Savaşı’ndan o güne kadarki en büyük tank çarpışması olan 70 Easting Muharebesi’nde yer aldım. 2000’li yıllarda Almanya’daki ABD 1. Zırhlı Tümeni bünyesinde zırhlı süvari taburunun ikinci komutanıydım; personelin eğitiminden ve muharebeye hazırlanmasından sorumluydum. O dönem modern savaş buydu.

Bu görev, yine konvansiyonel yöntemlerle yürüttüğümüz 2003 Irak Savaşı’nın sonrasına denk geliyordu. Yeri gelmişken belirteyim, artık 2003 yılında da değiliz. Çünkü o çatışmalarda hava kuvvetlerine, İHA gücüne ya da balistik füze cephanesine sahip bir düşmanla karşılaşma endişemiz yoktu; bu tür tehditlerin hiçbirini dert etmek zorunda değildik.

İran’ın açıkça gözler önüne serdiği üzere, füzelerin sahadaki varlığı sebebiyle, 1991’de Çöl Fırtınası ile başlayıp sonraki yıllarda yürüttüğümüz türden bir savaşı bugün vermemiz imkânsız.

2020 yılındaki Ermenistan-Azerbaycan Savaşı ve Bayraktar TB2 İHA’larının kullanımı, konvansiyonel harbin ebediyen ve kökten değiştiğini kanıtladı. Amerikan ordusunda, özellikle de kara kuvvetlerimizde köklü bir dönüşüm yaşanacağını; hatta dünya genelindeki tüm kara unsurlarının bunu göreceğini düşünmüştüm.

Oysa artık karada, daha 2003’te Bağdat’ta yaptığımız gibi savaşamazsınız; bunu tekrarlamak mümkün değil. Sahaya toplu birlikler ve zırhlı araçlar yığdığınız an, tanklarınız ne kadar gelişmiş olursa olsun havaya uçacaktır. Aynı durum zırhlı birlikler için de geçerli; artık toplu halde intikal edemezsiniz. Dolayısıyla savaşmak için yeni yöntemler geliştirmek zorundasınız.

Şaşırtıcı biçimde Rusya da bu dersi hemen kavrayamadı; 2022’de Ukrayna’ya yönelik ilk harekâtlarında çağın gerisindeydiler. O aşamada Ukrayna aslında daha ilerideydi; nitekim ilk safhalarda Bayraktar TB2 İHA’larını kayda değer bir etkiyle kullandılar.

Fakat Rusya toparlandı, vaziyeti kesin olarak çözdü ve bana göre şu anda küresel ölçekte lider konuma yerleşti. Ukrayna da bu konuda çok yakın ve son derece yetkin; ancak Rusya özellikle hacim ve ölçek bakımından onların önüne geçti. Biz ise fersah fersah gerideyiz. Hâlâ yirminci yüzyılda çakılı kaldık, arayı kapatamadık bile. Durumu özetlemek gerekirse: 2027 sonuna kadar muhtelif türlerde yaklaşık 300 bin İHA edinmeyi planlıyoruz.

Rusya bu miktarı ne kadar sürede üretiyor dersiniz? İki haftada, belki de daha kısa bir sürede. Kısıtlı imkânlarına rağmen Ukrayna da öyle; üstelik katbekat daha ucuza mal ediyorlar. Asıl can alıcı nokta da bu. Bizim zihniyetimiz ise hâlâ salyangoz hızıyla ilerliyor; olup biteni kavrayamıyoruz.

Artık herkese ne yapacağını dikte edemeyiz fakat hâlâ bunu deniyoruz. Bu yüzden Başkan Trump, elindeki nüfuzu Rusya-Ukrayna savaşını sonlandırmak için kullanmaya yanaşmıyor.

Ukrayna’nın Rusya’nın içlerini vurmasına yardım etmeyi sürdürebileceğimize ve işleri zorlaştırarak bir hayal dünyasında Rusya’ya “Pekala, ne haliniz varsa görün, Ukrayna ne istiyorsa yapalım, savaşı onların şartlarıyla bitirelim” dedirtebileceğimize dair bir kuruntuya sarılıyor. Bunu dile getirmek bile abes, ancak tam olarak bu hayal doğrultusunda hareket ediyoruz.

Belirli bir açıdan bakıldığında, İran’a karşı yürüttüğümüz savaş çok daha anlamsız. Daha savaş başlamadan önce bas bas bağırıyor, askeri yollarla bir zafer kazanılamayacağını haykırıyordum.

İran’ın savunma düzenine, balistik füzeleri ve İHA’larıyla kurduğu taarruz sistemlerine ve Rusya’dan alıp geliştirdikleri -ki Rusya da bu teknolojileri ilerletip muhtemelen bir kısmını geri aktarmıştır- donanıma bakmanız yeterli.

İran bu kabiliyete sahip; 2003’te yürüttüğümüz savaştan ders çıkardılar. Bütün fabrikalarınızı Amerikan füzelerinin kolayca vurabileceği açık hedefler halinde yer üstünde tutmayın, erişemeyeceğimiz dağların altına gömün dediler ve bunu harfiyen uyguladılar.

Sonuç olarak, PAC-3 veya THAAD önleme sistemlerimizle kurduğumuz savunma gücü ne olursa olsun, ateşledikleri her hedefi vurabileceklerini gösterdiler. Savunmamız yetersiz kalıyor; İran nişan aldığı yeri vuruyor.

İran’ın bugüne kadar sergilediği itidal hayret verici; zira isteselerdi Orta Doğu’yu çoktan ateşe verebilirlerdi. Bu durum hem ulusal güvenliğimizi hem de küresel ekonomik dengeleri yerle bir ederdi. Şimdilik bunu yapmadılar.

Fakat görüyorsunuz, Başkan Trump geçen gün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda o cafcaflı konuşmasını yaptı. Belki aranızdan görenler olmuştur; hemen ertesinde buna dair bir değerlendirme yayımladım.

Bir Amerikalı olarak hem utandım hem de öfkelendim. Çünkü aklıma John F. Kennedy ve Eisenhower gibi, insanlarla ortak bir zemin bulmayı, barış için çabalamayı telkin eden o büyük Amerikalı liderler ve yaptıkları unutulmaz konuşmalar geliyor.

Oysa Trump burada kendini adeta tanrı yerine koyup İran’a ya barış ve güvenlik bahşedeceğini ya da ülkeyi haritadan sileceğini söylüyor. Elbette bunu konvansiyonel silahlarla başaramayacağınıza göre, kastettiği neredeyse kesin olarak nükleer silahlar.

Bunu açıkça telaffuz etmedi belki; fakat zihninden ne geçerse geçsin, bunu yapabileceğimizi varsayıyor. Oysa yapamayız. Çok sayıda İranlıyı katledebiliriz, bundan şüphe yok; ancak ne askeri kapasitelerini yok edebilir ne de diğer bölgelerde yaratacakları yıkıcı etkinin önüne geçebilirsiniz.

Tanrı’ya dua ediyorum, dilerim Amerika Birleşik Devletleri aklıselime kavuşur ve artık 1992’de yaşamadığımızı, insanlara öylece buyruk veremeyeceğimizi nihayet idrak eder.

Hâlâ bir çıkış yolu var. Aklımızı başımıza toplarsak, hem Rusya-Ukrayna savaşında hem de İran krizinde bir çıkış kapısı mevcut. Üstelik teslim olmak zorunda da değiliz; yalnızca gerçekleri kabul etmemiz yeterli.

Ancak bunu yapmaz, hâlâ tek hâkim güç olduğumuz, takvimlerin 1992’yi gösterdiği ve herkesin emirlerimize boyun eğmek zorunda kaldığı zannıyla bu yolda körü körüne ilerlersek, neticesi herkes adına bir felaket olacak.

Amerikalılardan ziyade Avrupalıların tavrına şaşıyorum. Birçok Amerikalı liderin tutumu midemi bulandırıyor; fakat Avrupalılar beni asıl hayrete düşüren taraf, çünkü bütün bu gerçekler gün gibi ortada. Görmek hiç de zor değil.

Ne yapmaya kalkıştığımızı, nerede çuvalladığımızı görüyorsunuz. Rusya-Ukrayna savaşında geçen neredeyse beş yıllık süreçten, İran’da harcanan onca yıldan bahsediyorum; askeri açıdan hiçbir şey sonuç vermiyor. Buna rağmen bir sonraki seferde işe yarayacağını iddia edip duruyoruz.

Trump kalkıp “Şunu yapmazlarsa ben de bunu yapmam” diyor. Yapamazsınız. Bakın, Suudi Arabistan bu işin yürümeyeceğini anladı; son gerilimde Trump’a saldırmaması için yalvardılar, zira namlunun ucunda olduklarını ve yerle bir edilebileceklerini biliyorlardı. Petrol üretim altyapılarını kaybettiklerinde ayakta kalıp kalamayacakları meçhul.

Artık vaktimiz geldi. Buradaki buluşmanın beni bu denli heyecanlandırmasının, daveti tereddüt etmeden kabul etmemin sebebi de bu: İstediği her şeyi anında yapabilecek baskın bir askeri güç olmadığımızı kabullenmek zorundayız.

Bu kabulleniş hayırlı bir şey; zira her şeyi yapabileceğinizi sandığınızda, “Dediğimi yapmazsan seni öldürürüm” kibrine kapılıyorsunuz ve çok fazla insan canından oluyor. Oysa bunun adı diplomasi değil.

İran’a karşı sergilediğimiz tavırların çoğu diplomasiyle uzaktan yakından uyuşmuyor. “Şartlarımızı kabul ederseniz canınızı bağışlarız” diyoruz; diplomasi bu değil.

Artık onların da direnme kabiliyeti var ve direnecekler. Rusya da bu baskıya boyun eğip “Madem bizi vuracaksınız, o halde her dediğinizi yapalım” demeyecektir. Bunu asla yapmazlar; çünkü bu durum onlar için de varoluşsal bir tehdit teşkil ediyor.

Bütün bu hakikatler apaçık ortada. Tanrı’dan tek dileğim, iş işten geçmeden önce yeniden akıl ve mantık çizgisine dönecek bir yol bulabilmemiz.

Zira hem Orta Doğu’da hem de Avrupa’da nükleer eşiğin aşılma ihtimali haddinden fazla yüksek. Nereden kaynaklanırsa kaynaklansın, böyle bir gelişme tüm insanlık adına felaket anlamına gelir.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

Yayınlanma

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.

“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.

Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.

Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.

Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.

Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.

Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.

Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.

On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.

Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.

Greer şöyle konuştu:

“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.

Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.

ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.

Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya. 

Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.

Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.

Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.

Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.

Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.

Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).

Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor. 

Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.

CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.

Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.

Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.

İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.

Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.

Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.

Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.

Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.

Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.

Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.

Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.

İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.

17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.

Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.

Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.

Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.

South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.

14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.

Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English