Amerika
ABD başkan yardımcılarının münazarasından öne çıkanlar

ABD başkan yardımcısı adayları Tim Walz ve J.D. Vance, münazarada özellikle Orta Doğu’daki gerilimlere odaklandı. Walz, ABD’nin İsrail’e verdiği desteği vurgularken, Vance, İsrail’in kendi güvenlik kararlarını kendisinin vermesi gerektiğini savundu.
ABD başkan yardımcısı adayları Minnesota Valisi Tim Walz ve Ohio Senatörü J.D. Vance, kasım ayında yapılacak başkanlık seçimleri öncesindeki son münazarada dün gece karşı karşıya geldiler.
Demokratların adayı Harris’in, Cumhuriyetçi rakibi Trump’la eylül ayı başında yapılan münazarayı kazandığı düşünülüyordu; ancak anketlerde Harris lehine kayda değer bir değişiklik görülmedi. Tarihsel olarak başkan yardımcılığı münazaraları büyük fark yaratmasa da seçime bir aydan biraz fazla bir süre kalmışken ve anketler Harris ve Trump arasında kıyasıya bir yarış gösterirken, dün gece verilen sinyaller yine de önemli kabul ediliyor.
CBS News tarafından New York’ta düzenlenen münazara, ağırlıklı olarak üreme hakları, sağlık hizmetleri ve silah şiddeti gibi iç meselelere odaklandı. Fakat gecenin ilk sorusu dış politika ile ilgiliydi: Orta Doğu’da tırmanan çatışmaların ortasında ABD’nin İsrail’e verdiği destek. İki aday ayrıca Çin, göçmenlik ve ABD demokrasisi gibi konulara da değindi. Ancak Washington’un yakından desteklediği Ukrayna’nın Rusya’ya karşı savaşı ne adaylar ne de moderatörler tarafından ele alındı.
Foreign Policy dergisi, münazarada öne çıkan dış politika başlıklarını derledi:
İran ve Orta Doğu Krizi
Münazara, İran’ın İsrail’e yaklaşık 200 balistik füze fırlatmasından sadece birkaç saat sonra gerçekleşti. Bu, halihazırda çok cepheli bir savaşla karşı karşıya olan bölgede son yaşanan gelişmeydi. Münazaranın moderatörleri, bu nedenle geceye Orta Doğu’yla ilgili bir soruyla başladılar. Moderatörler, İran’ın son dönemde nükleer programını hızlandırdığına dikkat çekerek adaylara, İsrail’in İran’a yönelik ‘önleyici’ bir saldırısını destekleyip desteklemeyeceklerini sordular.
Walz, bu soruya doğrudan yanıt vermedi; bunun yerine Washington’un İsrail’i savunmadaki ve İran’ın Lübnan ve Gazze’deki vekillerine karşı koymadaki hayati rolünü vurguladı. Trump’ın 2018’de ABD’yi İran nükleer anlaşmasından çekme kararını eleştirerek eski başkanı ‘istikrarsız’ liderlik sergilemekle suçladı. Ayrıca Biden-Harris yönetiminin, bu yıl İsrail’in İran’ın iki füze saldırısını da başarıyla savuşturmasına yardımcı olmasındaki rolünü savundu.
Vance ise daha doğrudan bir yanıt vererek, ‘İsrail’in ülkesini korumak için ne yapması gerektiğine kendisinin karar vereceğini’ söyledi ve ABD’nin müttefiklerini ‘nerede olurlarsa olsunlar, kötü adamlara karşı savaşırken’ desteklemesi gerektiğini belirtti. Trump’ın, başkanlığı döneminde güçlü bir küresel caydırıcılık sağladığını ve görev süresince ABD’nin son 40 yılda savaş çıkmayan tek dönemi olduğunu iddia etti. Ayrıca İran’ı, ‘Harris yönetimi’ sayesinde 100 milyar dolardan fazla dondurulmuş varlıkla silah alımı yapmakla suçladı. Geçen yıl ABD Başkanı Joe Biden, Tahran’ın yaptırım dışı mallar satın alabilmesi için dondurulmuş elektrik gelirlerine erişimini sağlayan bir yaptırım muafiyetini uzatmıştı.
Orta Doğu’daki daha geniş gerilimler hakkında iki aday da kısaca konuştu. İkisi de Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e yaptığı saldırıyı kınadı. Walz, İsrail’in kendini savunma hakkını, Gazze’deki insani krizle başa çıkma gerekliliğini ve rehine değişim anlaşmalarına duyulan ihtiyacı vurguladı.
Çin
Her iki aday da münazara boyunca Çin politikası üzerinden birbirlerine sert eleştiriler yöneltti.
Ekonomi konusunda Vance, Trump ve kendisinin üzerinde çalıştığı Made in America platformunu savunarak, Trump’ın ticaret savaşını başlatıp Çin’e geniş çaplı gümrük tarifeleri uygulayarak serbest ticaret dönemini sona erdirdiğini övgüyle dile getirdi. Vance, “Donald Trump, bir nesil sonra ilk kez, iki partinin de kabul ettiği ‘Artık bunu yapmıyoruz’ diyecek kadar bilge ve cesur davrandı. Amerikan üretimini geri getiriyoruz,” dedi.
Vance, Trump ve Harris’in Çin’le ticaret politikaları arasında fark yaratmaya çalıştı. Trump, Çin’den gelen mallara uygulanan gümrük tarifelerinin yüzde 50’nin üzerine çıkarılmasını önermişti; Vance, Biden’ı Trump’ın uygulamaya koyduğu gümrük vergilerini büyük ölçüde koruduğu için övdü, ancak Harris’in bu tarifelere karşı olduğunu savunarak “Harris’in Joe Biden’ın ticaret sicilinden kaçtığı tek konu bu,” ifadesini kullandı. Ayrıca, Biden yönetiminin temiz enerji hamlesinin denizaşırı ülkelerde daha fazla üretime yol açtığını öne sürdü.
ABD’nin Çin’le ticaret politikasına genel olarak bakıldığında -Amerikan ekonomisinin ‘riskten arındırılması’ ve üretimin ABD’ye geri getirilmesi gerekliliği- Harris ve Trump’ın politikaları büyük ölçüde örtüşüyor ve Walz da bu konuda benzer bir tavır sergiledi. Ancak, Vance’in Harris’in bu konuda yeterince ileri gitmeyeceği suçlamalarına karşı çıkarak, “Ben sendikalı biriyim. İşleri denizaşırı ülkelere göndermek isteyen biri değilim. Adil ticaret ortaklarına ihtiyacımız var,” diye konuştu Walz. Harris, dört yıl önce başkanlık kampanyasında gümrük tarifelerine karşı olduğunu belirtmişti; ancak kampanyası kısa süre önce New York Times’a ‘hedefli ve stratejik gümrük vergilerini’ desteklediğini açıkladı. Walz ayrıca Trump’ın ticaret sicilini eleştirerek, onun başkanlığı sırasında Çin ile olan ticaret açığının rekor seviyelere ulaştığını vurguladı.
Walz, yönetimin iklim değişikliği yaklaşımını da destekledi. ABD’de temiz enerji üretimine yönelik vergi kredileri ve sübvansiyonlar sağlayan, Çin’e olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen Enflasyon Azaltma Yasası’nın yüz binlerce yeni istihdam yarattığını dile getirdi.
Vali Walz, moderatörlerin Çin ile olan kişisel geçmişine dair sorusu üzerine savunmaya çekildi. Walz, 1989 Tiananmen Meydanı olayından kısa bir süre sonra Guangdong eyaletinde öğretmenlik yaptığını ve hükümete girmeden önce Amerikalı öğrencileriyle birlikte Çin’e bir düzineden fazla seyahat düzenlediğini anlattı.
Walz, Tiananmen protestoları sırasında Hong Kong’da bulunduğunu iddia ettiği eski bir açıklamasının yanlış olduğunu kabul etti. Ancak, ‘demokrasi protestoları sırasında Hong Kong ve Çin’de olduğunu’ yineledi. (Walz, Ağustos 1989’da Çin’e gitmişti; protestolar ise 4 Haziran 1989’dan önceki haftalarda gerçekleşmişti.)
Walz, Çin’e yaptığı bu seyahatin kendisi için ufuk açıcı ve bilgilendirici bir deneyim olduğunu savundu: “Çin hakkında çok şey öğrendim. Bu eleştirileri duyuyorum; Donald Trump da bizimle bu gezilerden birine katılsaydı iyi olurdu. Size garanti ederim ki, Kovid konusunda Xi Jinping’e övgüler yağdırmazdı,” dedi. Cumhuriyetçiler, Walz’un Çin’e yaptığı seyahatler nedeniyle onu Çin Komünist Partisi’ne sempati duyan biri olarak göstermeye çalıştı, fakat Walz, Çin hükümetini ve insan hakları ihlallerini sürekli olarak eleştirdiğini vurguladı.
Göçmenler
Göçmenlik ve ABD sınır güvenliği konusundaki tartışmalar, Trump-Vance cephesinin ABD tarihindeki en büyük toplu sınır dışı etme planını hayata geçirme vaadi etrafında yoğunlaştı. Vance, bu vaadini yineleyerek suç geçmişi olan belgesiz göçmenleri sınır dışı ederek işe başlayacağını belirtti. Ayrıca Biden’ın, Latin Amerika’daki göçün ‘temel nedenlerini’ ele alma çabalarını denetlemekle görevlendirdiği Harris’i, Trump döneminde sınır güvenliğini artıran pek çok idari düzenlemeyi geri alarak ABD’ye ‘fentanil girmesine izin vermekle’ suçladı.
Vance, Harris’in göçmenlik konusundaki sicilini eleştirerek sınır duvarı inşaatının yeniden başlatılması gerektiğini savundu. Fakat Vance, Ohio’daki Springfield’de ‘Kamala Harris’in açık sınır politikası’ sayesinde yasal statü kazanan göçmenlerden bahsedince moderatörler mikrofonunu kapatmak zorunda kaldı. Vance ve Trump’ın Springfield’daki Haitili göçmenlerin komşularının evcil hayvanlarını yediğine dair yayılan yanlış ve ırkçı komplo teorisine atıfta bulunduğu görüldü.
Walz ise Harris’in fentanil ile mücadele çabalarına vurgu yaparak, Trump’ın göçmenlik politikasını eleştirdi ve sınır duvarı inşası için ‘Meksika’dan tek kuruş alınmadığını’ hatırlattı. Yanlış bir şekilde, Biden-Harris yönetimi döneminde sınır geçişlerinin Trump dönemine göre azaldığını belirtti. Ayrıca, Vance’in Harris’in yasa dışı göçmenlerin ülkeye girmesine kasıtlı olarak izin verdiği yönündeki asılsız iddialarını da yalanladı.
Walz, daha önce temel işçiler, Hayalperestler (DACA göçmenleri) ve geçici koruma statüsüne sahip göçmenler için vatandaşlık yolunu açan göçmenlik reformunu desteklemişti. Mart 2023’te, Minnesota’da herhangi bir statüdeki göçmenlerin ehliyet başvurusunda bulunabilmelerini sağlayan bir yasayı imzaladı.
Demokrasinin durumu
Gecenin en hararetli anlarından biri, iki adayın ‘ABD demokrasisinin’ sağlığı ve 2020 seçimlerinin geçerliliği üzerine tartıştığı bölümde yaşandı. Walz, 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınını defalarca kınadı ve Harris’i genel anlamda demokrasiyi savunan biri olarak tanıttı. Walz, “Demokrasi sadece seçim kazanmaktan ibaret değildir,” diyerek, Vance’in Amerikan halkına ve demokrasiye değil, Trump’a hizmet edeceği yönünde uyarıda bulundu.
Walz, Vance’e Trump’ın 2020 seçimlerini kaybettiğine inanıp inanmadığını sorduğunda, Vance sorudan kaçındı. Bunun üzerine Walz, “Bu tam bir sorudan kaçınma,” diyerek tepkisini gösterdi.
Vance, Biden yönetiminin, Meta gibi sosyal medya şirketlerine Kovid-19 hakkında yanlış bilgilerin platformlardan kaldırılması için baskı yaptığı iddialarına atıfta bulunarak Harris’i sansür uygulamakla suçladı. Vance, Harris’in bu konuda nasıl bir rol oynadığına dair somut bir örnek vermeden, ‘endüstriyel ölçekte sansür uyguladığını’ ileri sürdü. Ayrıca Trump’ın 6 Ocak ayaklanmasına verdiği desteği, 2020 seçim sonuçlarını tersine çevirmeye dönük çabasını, Demokratların 2016 seçimlerinde Rusya’nın müdahalesiyle ilgili iddialarıyla karşılaştırarak savunmaya çalıştı.
Moderasyon sırasında Vance, uzmanların anayasaya aykırı olduğunu belirttiği ve tüm ABD valilerinin onaylayacağı bir seçim sonucunu reddedip reddetmeyeceği sorusuna doğrudan yanıt vermedi. Bunun yerine tüm seçim meselelerinin ‘barışçıl’ bir şekilde tartışılması gerektiğini söyledi.
Amerika
JD Vance, Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi bağış tabanını oluşturuyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ev sahipliğinde düzenlenen bir bağış etkinliği, genç siyasetçinin Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi tabanını oluşturmaya çalıştığının bir gösterfgesi.
İlk olarak Axios tarafından haber yapılan bu etkinlik, Tucker Carlson’ın medya şirketinin önemli destekçilerinden biri olan İran asıllı Amerikalı yatırımcı Omeed Malik’in evinde düzenlendi.
Malik’in yanı sıra, bağış etkinliğine Vance’in ve Carlson’ın yakın müttefiki Donald Trump Jr. da katıldı.
Malik, Trump Jr. ile ortak oldukları 1789 Capital yatırım şirketinde iş ortağı. Bu şirket, Orta Doğu ve diğer yabancı yatırımcılardan önemli miktarda fon topladı ve Katar Yatırım Kurumu ile de iş yaptı.
Ocak ayında Malik, Trump Jr. ve Carlson ile birlikte Katar’daki Doha Forumu’nda göründü.
Trump Jr. ve Malik de Mayıs 2025 Katar Ekonomi Forumunda “Amerika’ya Yatırım” başlıklı ortak bir panelde konuşma yapmıştı.
Polymarket’in kurucusu Shayne Coplan, GRV Strategies’in kurucusu Garrett Ventry, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğlu Brandon Lutnick, Trump’ın danışmanı Steve Witkoff’un oğlu ve World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Zach Witkoff da etkinlikte yer aldı.
Vance’in önemli müttefiklerinden biri olan ve Rockbridge Network’ün başkanı Chris Buskirk, etkinliğin ev sahiplerinden biriydi.
Resepsiyonun ardından, yaklaşık 20 kişinin katıldığı daha samimi bir akşam yemeği düzenlendi. Resepsiyona katılanlar Cumhuriyetçi Ulusal Komite’ye 100.000 dolar bağışladı.
Akşam yemeğine katılanlar ise 250.000 dolar bağışladı.
Jewish Insider’a göre bu bağış etkinliği, Carlson’un İsrail hakkındaki görüşleri nedeniyle sert tepkilerle karşı karşıya kalmasına rağmen, Vance’in Carlson’un ağıyla devam eden bağlarını gözler önüne seriyor.
Carlson, İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile yollarını ayırdıktan sonra “üçüncü bir siyasi parti”nin kurulmasına ön ayak oluyor.
JD Vance’in de İran’a karşı savaşa özel konuşmalarında karşı çıktığı ileri sürülüyor.
5 milyon dolar toplandığı bildirilen bu bağış etkinliği, Vance’in, Trump sonrası dönemi şekillendirecek “popülist sağdaki” genç bağışçılardan oluşan bir koalisyon kurduğunu gösteriyor.
Jewish Insider, Vance’in faaliyetlerinin bazı “geleneksel Cumhuriyetçiler” arasındaki endişeleri artırdığına işaret ediyor.
Yahudi muhafazakârlar, davetiyenin perşembe günü internette ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada bu bağış etkinliğiyle ilgili endişelerini dile getirdiler.
Vance, son aylarda İsrail’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Örneğin, İsrail’in etki kampanyalarının ABD’nin İran savaşı hakkındaki görüşünü “manipüle ettiğini” iddia ederken, Tahran ile müzakerelere ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle İsrailli yetkilileri kamuoyu önünde suçladı.
2028’de kimin başkanlık yarışına gireceği ve Vance’in favori aday olup olmayacağına dair spekülasyonlar artarken, birçok Yahudi Cumhuriyetçi bağışçı Vance’e karşı temkinli davranmaya devam ediyor.
Başkan yardımcısı, Yahudi Cumhuriyetçilere bazı yakınlaşma girişimlerinde bulunmuş olsa da, çarşamba gecesi düzenlenen bağış etkinliği, İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler arasında memnuniyetsizlik yarattı.
Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor
Amerika
S&P: Avrupa’da petrol işleme kapasitesi 2035’e kadar yüzde 20 azalacak

Yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin üretim artırma çağrılarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki rafineri kapasitelerinin önümüzdeki on yılda küçülmeye devam etmesi bekleniyor. S&P Global Energy verilerine göre 2035 yılına kadar Avrupa’da petrol işleme hacmi yüzde 20, ABD’de ise yüzde 7 oranında daralacak.
Financial Times’ın haberine göre, yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin istikrarlı arz sağlama çabalarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki petrol rafinerilerinin kapasiteleri önümüzdeki on yılda daralmayı sürdürecek.
S&P Global Energy projeksiyonlarına göre, 2035 yılına kadar Avrupa’da ham petrol işleme hacmi yüzde 20 azalarak günlük 9 milyon varilin biraz üzerine gerileyecek.
ABD’de ise söz konusu gösterge yüzde 7 düşüşle günlük 16,7 milyon varile inecek. Buna karşılık Çin, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri kapasiteleri artmaya devam ediyor.
Avrupa ve ABD’deki rafineriler, Ortadoğu’daki savaş kaynaklı yakıt açığı nedeniyle bu yıl neredeyse tam kapasiteyle çalışıyor. Ancak analistler bu durumun, eski ve küçük ölçekli işletmelerin kapatılması yönündeki uzun vadeli eğilimi değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.
Avrupa’da yakıt talebinin azalmasındaki temel etkenlerden biri elektrikli araç satışlarındaki artış olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında elektrikli araç satışları Fransa’da yaklaşık yüzde 63, Almanya’da ise yüzde 48 arttı.
Uzmanlara göre bir diğer neden, hükümetlerin kapasite artırma çağrılarına rağmen yatırımcıların yeni projelere destek verme konusundaki isteksizliği oldu.
Reuters haber ajansı, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmalara bağlı küresel tedarik kesintilerinin yaşandığı bir ortamda Hindistan, ABD ve Çin’in yakıt ihracatını artırdığını aktardı.
Ajans ve görüşlerine yer verilen uzmanlar, fiyat artışları ile arz açığının bu ülkelere, daha önce Ortadoğu ve Rusya yakıtına bağımlı olan ülkelere sevkiyatı artırma imkanı tanıdığına işaret etti.
Reuters küresel petrol üretim hacimlerinde düşüş ihtimalini de dışlamadı. Temmuz ayında küresel yakıt işleme miktarı bir önceki yıla göre 5 milyon varil azalarak günlük yaklaşık 89 milyon varile geriledi; mevcut talep ise günlük 100 milyon varilin üzerinde seyrediyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı 7 Ağustos ile biten haftada günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
Endonezya’nın benzin ithalatı ise temmuz ayındaki 9-10 milyon varil seviyesinden ağustos ayında 11-12 milyon varile yükseldi.
Bu süreçlere paralel olarak Hindistan, Asya için kilit tedarikçi konumunu korurken bölgesel rakibi Çin temmuz ayında yakıt sevkiyatını hazirandaki 240,9 bin ton seviyesinden 1,1 milyon tona çıkardı.
Doğalgaz alanında ise Avrupa Komisyonu verilerine göre Avrupa Birliği’nin en büyük tedarikçisi Norveç oldu.
Amerika
Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.
Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.
Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.
Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.
Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.
Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.
Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.
Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.
Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.
Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.
Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.
Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.
Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.
Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.
Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.
Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.
Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.
O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.
Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.
Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.
Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.
Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.
Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.
AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.
Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.
PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.
Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.
JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi
JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.
JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.
Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.
Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.
Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.
Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.
Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı
Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.
Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.
ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.
Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.
Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.
BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:
“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”
Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.
Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.
Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.
Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.
Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.
Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.
O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.
COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.
2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.
Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.
Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.
Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.
Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.
Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı
Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.
Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.
Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.
St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.
Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.
Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.
Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.
Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.
Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.
ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.
Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.
Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.
Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.
Warsh “daha az müdahale”den yana
Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.
Warsh şöyle konuşmuştu:
“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”
Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.
Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.
Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.
Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya7 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını6 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı







