Amerika
Bölgedeki gerilim ABD başkanlık seçimlerine nasıl yansır?

Gideon Rachman, Financial Times
ABD’nin Orta Doğu politikası paramparça olurken, bölgedeki gerilimin başlıca faydalanıcısı Donald Trump olabilir
Geçtiğimiz yıl boyunca Biden yönetimi, ABD’yi içine çekebileceği ya da dünya ekonomisine zarar verebileceği endişesiyle Orta Doğu’da bölgesel bir savaşı önlemek için mücadele etti.
Bu politika artık başarısız olmaya çok yakın. İran bu yıl ikinci kez İsrail’e füze fırlattı ve ABD füzelerin düşürülmesi için İsrail’e yardım etti. ABD ulusal güvenlik danışmanı Jake Sullivan, İran için “ağır sonuçlar” olacağının sözünü verdi ve ABD’nin bunu sağlamak için “İsrail ile birlikte çalışacağını” söyledi. Bu, İran’a karşı ortak bir ABD-İsrail askeri harekatı tehdidine benziyor.
Nisan ayında İsrail, misillemesini İranlıların zımnen kabul edebileceği bir seviyeyle sınırlandırmaya ikna edilmiş ve kısasa kısas dönemi sona ermişti. Bu kez, İran ve İsrail arasındaki karşılıklı yumruklaşmanın daha da tırmanmasının engellenmesi çok daha az olası görünüyor.
İsrail, İran destekli militan gücü Hizbullah’a indirdiği yıkıcı darbelerin ardından Lübnan’a düzenlediği kara harekatıyla bölgesel düşmanlarıyla savaşında ikinci bir cephe açmış oldu. Benjamin Netanyahu hükümeti açıkça düşmanlarının kaçtığını düşünüyor. İslam cumhuriyetine ve belki de korkulan nükleer programına kalıcı zarar vermeyi umarak İran’a sert bir şekilde karşılık vermek isteyebilir.
İranlılar İsrail’in gerilimi tırmandırmasının risklerini kesinlikle anlamıştı ve Tahran’da bazıları İsrail’e bir kez daha füze fırlatarak bir tuzağa düşmekten korkuyor olabilirdi. Ancak İsrail’in Hizbullah’a yönelik saldırılarına (temmuz ayında Hamas lideri İsmail Haniye’nin Tahran’da öldürülmesinin ardından) karşılık vermemek de İran için ciddi bir risk olarak görülecekti.
Savaş ve caydırıcılığın acımasız mantığı, dostlarını savunamayan ya da başkentindeki saldırılara karşılık veremeyen bir gücün zayıf görüneceğini öne sürer. Zayıflık ise potansiyel olarak daha fazla saldırıya davetiye çıkarırken nüfuz ve prestij kaybına da yol açar.
Beyaz Saray, sert söylemlerinin ardında İsrail’i tepkisini ayarlamaya ve İran’ın kendini tekrar saldırmak zorunda hissedeceği kadar sert karşılık vermemeye teşvik ediyor olabilir. Afganistan’dan çekildikten sonra Biden yönetimi Orta Doğu’da yeni bir çatışmaya sürüklenmek istemiyor.
İsrail güçleri zaten Gazze ve Lübnan’da savaşırken, Netanyahu hükümetinin şu anda İran ile doğrudan çatışmayı tırmandırmamak için kendine göre nedenleri olabilir. Ancak İsrailliler çok daha sert bir doğrudan eylemde bulunmaya karar verirlerse, Biden yönetiminin itidal çağrılarını görmezden gelmekten son derece mutlu olduklarını zaten daha önce gösterdiler. Beyaz Saray, İsrail’le birlikte çalışarak İsrail’in vereceği tepkinin gücü ve niteliği üzerinde daha fazla etkide bulunabileceğini umuyor olabilir.
ABD aylardır İsrail’e Hizbullah’a saldırmaması için baskı yapıyordu. İsrail’in geçen ay çatışmaları başlatmasının ardından Biden yönetimi İngiltere, Fransa ve diğerlerine katılarak Lübnan’da derhal ateşkes yapılması çağrısında bulundu. Bu çağrı bir kez daha göz ardı edildi.
Netanyahu hükümetinin en yakın müttefiki ve güvenlik garantörünün isteklerini görmezden gelmeye hazır olması, ABD politikasının kalbindeki bir paradokstan kaynaklanıyor. Biden yönetimi İsrail’i Gazze ve Lübnan’da itidal göstermeye teşvik edebilir ve ediyor da. Ancak aynı zamanda İsrail’i İran ve diğer bölgesel düşmanlarına karşı koruma taahhüdüne atıfta bulunarak İsrail’i her zaman gerilimin tırmanmasının sonuçlarından koruyacaktır.
Sonuç olarak İsrail hükümeti, Biden yönetimine karşı çıkmanın neredeyse risksiz olduğunun farkında. Hatta ABD’yi İran’a karşı askeri gücünü kullanmaya çekmenin bazı faydaları bile olabilir.
Amerika’nın bir kriz anında İsrail’i desteklemeyi reddetme ihtimali -her zaman düşüktür- ABD başkanlık seçimlerine bir aydan biraz daha az bir süre kalmış olması nedeniyle daha da azalıyor. Kamala Harris Gazze konusunda Netanyahu’ya karşı daha sert bir tutum takınmakla flört ediyor. Ama aynı zamanda bu tehlikeli dönemde İsrail’e karşı tam destekçi görünmek isteyecektir. Ayrıca ABD’nin 1979-81 rehine krizine kadar uzanan uzun bir düşmanlık geçmişine sahip olduğu İran’a karşı yumuşak görünme riskini de göze alamaz.
Bununla birlikte, mevcut tehlikeli durum Harris için kötü haber olabilir. Donald Trump, kendi başkanlığı döneminde dünyanın barış içinde olduğunu, ancak Biden yönetiminin “zayıflığının” Avrupa ve Orta Doğu’da savaşlara yol açtığını iddia etmeyi seviyor. Bu son tırmanış onun anlatısına mükemmel bir şekilde uyuyor.
Amerika’da ne zaman bir başkanlık seçimi olsa, oylamaya sadece haftalar kala yarışı tersine çevirecek olası bir “Ekim sürprizi” hakkında spekülasyonlar yapılır. İsrail ve İran bu seçimin “Ekim sürprizini” gerçekleştirdiler ve Trump da bundan yararlanan taraf olabilir.
Amerika
ABD, Altın Kubbe füze savunma sistemini ilk kez test etti

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, “Amerika için Altın Kubbe” programı kapsamındaki ilk anahtar testin başarıyla tamamlandığını ve sistemin insansız hava araçları ile seyir füzelerini başarıyla imha ettiğini duyurdu. Hegseth, projenin eski ABD Başkanı Ronald Reagan’ın Stratejik Savunma Girişimi vizyonunu gerçeğe dönüştürdüğünü iddia etti.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, “Amerika için Altın Kubbe” programı kapsamındaki ilk anahtar testin başarıyla tamamlandığını bildirdi.
Hegseth, teste bizzat tanıklık etme onuruna eriştiğini kaydetti.
Test sürecinde ileri yönlendirilmiş enerji teknolojilerinin kullanıldığını aktaran Hegseth, sistemin insansız hava araçları ve seyir füzeleri de dahil olmak üzere yaklaşan hedefleri otonom olarak tespit edip imha ettiğini belirtti.
Bakan Hegseth, tüm hedeflerin vurulduğunu ve testin tamamen planlanan takvime uygun şekilde gerçekleştirildiğini ifade etti.
Askerlerin yeni nesil teknolojilerle entegrasyon sürecini yerinde incelediğini belirten ABD Savaş Bakanı, “Başkan Donald Trump, Ronald Reagan’ın Stratejik Savunma Girişimi vizyonunu gerçeğe dönüştürüyor. Altın Kubbe ile savunma bakanlığımız vatanımızı her zamankinden daha güçlü şekilde koruyacak. Altın Kubbe gerçektir, güçlüdür ve planlandığı gibi ilerlemektedir” değerlendirmesinde bulundu.
Altın Kubbe (Golden Dome), Amerika ana karasını balistik, seyir ve hipersonik füzeler dahil olmak üzere her türlü füze tehdidine karşı korumayı amaçlayan çok katmanlı bir füze savunma sistemi.
Nükleer silahları, seyir füzelerini, balistik ve hipersonik füzeler ile insansız hava araçlarını engellemek üzere tasarlanan proje, yaklaşan tehditleri tespit etmek, izlemek ve önlemek amacıyla kurulacak bir uydu ağına dayanıyor.
Bu savunma kalkanının, tespit ve takip işlemleri için yüzlerce uydudan oluşması öngörülüyor.
ABD Başkanı Donald Trump, küresel füze savunma sisteminin kurulmasına ilişkin başkanlık kararnamesini Ocak 2025’te imzalamıştı.
Rusya ve Çin ise projeyi küresel istikrara yönelik bir tehdit olarak nitelendirmişti.
İngiliz The Guardian gazetesinin daha önce yayımladığı haberde, Trump’ın iddialarının aksine, yeni füze savunma sisteminin ikinci başkanlık döneminin sona ereceği 2028 yılına kadar tamamen hazır olamayacağı belirtilmişti.
Sistemin tek bir aşamada değil, kademeli olarak devreye alınacağı; Pentagon’un ilk aşamada veri sistemlerinin entegrasyonuna odaklanacağı, ardından ise uzay konuşlu silahların geliştirilmesi üzerinde çalışacağı aktarılmıştı.
Amerika
ABD’de 6,5 milyar dolarlık sağlık dolandırıcılığı davası

ABD Adalet Bakanlığı, Trump yönetiminin dolandırıcılıkla mücadele politikası kapsamında, toplamda 6,5 milyar doları aşan sahte faturalandırma iddialarıyla ilgili olarak 450’den fazla şüpheliye dava açıldığını duyurdu. Operasyon kapsamında aralarında çok sayıda tıp uzmanının da bulunduğu sanıklar gereksiz tedaviler uygulamak, rüşvet ağları kurmak ve usulsüz kazançlarla lüks yaşam sürmekle suçlanıyor.
ABD Adalet Bakanlığı (DOJ), Trump yönetiminin dolandırıcılığı önleme konusundaki kararlılığı çerçevesinde, toplamda 6,5 milyar doları aşan sahte fatura iddialarıyla ilgili olarak 450’den fazla şüpheliye dava açıldığını duyurdu.
Yetkililer, bu girişimin sağlık sektöründeki dolandırıcılık operasyonları tarihinde dava konusu edilen en büyük ikinci meblağ olduğunu belirtti.
Açılan davalarda, aralarında yara bakımı, palyatif bakım (hospis), yetişkin gündüz bakımevleri ve opioid dağıtımı gibi alanlarda faaliyet gösteren 90 tıp uzmanı çeşitli dolandırıcılık yöntemleriyle suçlanıyor.
Adalet Bakanlığının yıllık sağlık dolandırıcılığıyla mücadele çalışmaları kapsamında yürütülen bu operasyon, kurum tarihinin en büyük Medicaid dolandırıcılığı davası olarak da kayıtlara geçti.
Bu çerçevede 295 sanık hakkında, Medicaid programını 518 milyon dolardan fazla sahte faturayla zarara uğrattıkları gerekçesiyle işlem yapıldı.
Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. Adalet Bakanlığında düzenlenen basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Bu dosyalardaki iddialar son derece endişe verici. Bazı sanıkların tıbbi açıdan gereksiz testler istediği, bazılarının ise hastaların ihtiyaç duymadığı ürünleri reçete ettiği iddia ediliyor. Bazılarının sadece kendi gelirlerini artırmak için opioid bağımlılığını körüklediği ileri sürülüyor. Belirli vakalarda ise hastaların, kendilerini sadece birer fatura fırsatı olarak gören sağlık çalışanlarından gerçek bir tedavi aldıklarına inanarak hayatlarını kaybettikleri iddia ediliyor” ifadelerini kullandı.
Yetkililer, eyaletlerden bu süreçte benzeri görülmemiş bir işbirliği desteği aldıklarını bildirdi.
Adalet Bakanlığının bugüne kadarki en büyük koordineli dolandırıcılıkla mücadele çalışması olarak nitelendirdiği operasyon kapsamında, ABD’nin 45 eyaleti ve idari bölgesindeki 56 federal bölgede davalar açıldı.
Adalet Bakanı Vekili Todd Blanche konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu sadece başlangıç. Dolandırıcılar artık Amerikan vergi mükelleflerini soyamayacak. Amerikalılara zarar vermeye veya onları dolandırmaya çalışan her kim olursa olsun, sizi bulacağız, mal varlıklarınıza el koyacağız ve yasaların izin verdiği en geniş sınırda yargılayacağız” dedi.
Yürütülen soruşturmalar kapsamında, aralarında bir şirket yöneticisi ve sekiz tıp uzmanının da bulunduğu 11 sanık hakkında, deri grefti (allograft) uygulamalarında milyarlarca dolarlık sahte fatura düzenledikleri iddiasıyla altı farklı bölgede dava açıldı.
Bu kapsamda Arizona’da bir şirket yöneticisi, şirkete ve uygulamayı yapan sağlık çalışanlarına haksız kazanç sağlayan yasa dışı bir rüşvet şeması yürütmekle suçlanıyor.
Adalet Bakanlığının aktardığı bilgilere göre, söz konusu şirket doku nakli malzemelerini kendisi üretmek yerine doku bankalarından temin edip üzerlerine yeni etiketler yapıştırarak, santimetrekaresi 1450 dolara varan fiyatlarla, yani yüzde 2000 oranında fahiş bir kâr marjıyla satışa sundu.
Sanığın bu tutarın yaklaşık yüzde 40’ını yasa dışı komisyon olarak ödediği, böylece pazarlamacıların ve sağlık çalışanlarının santimetrekare başına yaklaşık 500 ila 600 doları usulsüz şekilde cebe indirmelerine olanak sağladığı iddia ediliyor.
Adalet Bakanlığından yapılan açıklamada, “Bu kazançlı rüşvetlerin, sanık ve diğer ortaklarının palyatif bakım hastalarını hedef almasına yol açtığı; deri nakli malzemelerinin hastayı tedavi eden hekimlerle koordine edilmeden, enfeksiyon tedavisi düzgün yapılmadan, bu tedaviye ihtiyaç duymayan yüzeysel yaralara ve yara boyutunu çok aşan bölgelere uygulanmasına neden olduğu iddia edilmektedir” denildi.
Söz konusu sanığın şirketten 24 milyon dolardan fazla ödeme aldığı; bu parayı milyon dolarlık evler, milyon dolarlık hayat sigortası poliçeleri, 135 bin dolar değerinde bir Maserati dahil lüks araçlar ve lüks saatler satın almak için kullandığı belirtiliyor.
Teksas Güney Bölgesi’nde ise bir uzman, deri grefti uygulamalarında Medicare sistemine hasta başına ortalama 1 milyon dolardan fazla sahte fatura kesmekle suçlandı.
Hükümet kaynakları, sanığın dolandırıcılıktan elde ettiği gelirle yaklaşık 600 bin dolar değerinde bir Ferrari, 865 bin dolarlık bir Bulgari kolye ve Hawaii’de milyon dolarlık bir malikane satın aldığını aktardı.
Sanığın ayrıca Filipinler’de 4,6 milyon dolarlık bir plaj tesisi inşaatını finanse ettiği iddia ediliyor.
Amerika
ABD Senatosunda Trump’ın İran yetkilerine engel

ABD Senatosu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri yetkilerini sınırlandıran karar tasarısını kabul etti. Karar, başkanın İran’a karşı askeri eylemleri durdurmasını veya güç kullanımı için Kongre’den onay almasını şart koşuyor.
ABD Senatosu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri yetkilerini sınırlandıran karar tasarısını kabul etti.
CNN’in aktardığına göre kabul edilen karar tasarısı, Başkan Trump’ın İran’a yönelik askeri eylemleri durdurmasını ya da güç kullanımı için Kongre’den özel bir izin almasını zorunlu kılıyor.
Senatoda yapılan oylama 48 oya karşı 50 oyla sonuçlandı. Kararın kabul edilmesinde, Cumhuriyetçi senatörler Rand Paul, Susan Collins, Lisa Murkowski ve Bill Cassidy’nin tasarı lehine oy kullanması belirleyici oldu. Demokrat Senatör John Fetterman ise tasarıya karşı oy verdi.
Karar tasarısının onaylanmasında ayrıca bazı Cumhuriyetçi senatörlerin oylamaya katılamaması da etkili oldu.
Kentucky Senatörü Mitch McConnell teşhis edilmeyen bir hastalık nedeniyle hastaneye kaldırıldığı için, Pennsylvania Senatörü Dave McCormick ise oylamaya katılmadığı için oy kullanamadı. Bu durum Demokratların gerekli çoğunluğu sağlamasını kolaylaştırdı.
Senato azınlık lideri Demokrat Chuck Schumer, oylama sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, Amerikan halkının Trump’ın İran konusundaki tarihi hatasının bedelini ödediğini belirterek, “Bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin en başarısız dış politika girişimlerinden biri olarak tarihe geçecek” ifadelerini kullandı.
Tasarıyı destekleyen Kentucky Senatörü Rand Paul, Maine Senatörü Susan Collins, Alaska Senatörü Lisa Murkowski ve Louisiana Senatörü Bill Cassidy, Temsilciler Meclisi tarafından daha önce kabul edilen ve Trump’ı İran’a yönelik askeri saldırıları durdurmaya çağıran karar tasarısına destek vermiş oldu.
Tim Kaine’in de aralarında bulunduğu bazı Demokrat senatörler, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptı imzalanmış ve nihai barış anlaşması için müzakerelere başlanmış olsa bile, askeri yetkileri düzenleyen bu kararın kabul edilmesinin gerekli olduğunu savunuyor.
Senato, daha önce 20 Mayıs’ta yapılan oylamada tasarıyı 47 karşı oya karşılık 50 oyla desteklemiş, ancak 17 Haziran’da yapılan bir sonraki oylamada tasarı 47’ye karşı 48 oyla reddedilmişti.
Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senatoda tasarıyı ilerletmeye yönelik önceki girişimler sonuçsuz kalmıştı.
ABD Anayasası’na göre savaş ilan etme yetkisi yalnızca Kongre’ye ait bulunuyor.
Buna karşın birçok ABD başkanı, bu kuralın kısa vadeli operasyonlar veya ülkenin doğrudan tehdit altında olduğu durumlar için geçerli olmadığı görüşünü savunuyor.
Senatonun aldığı bu karar, ağırlıklı olarak sembolik bir nitelik taşısa ve tam bir hukuki bağlayıcılığı bulunmasa da hem Temsilciler Meclisi hem de Senatodaki bazı milletvekillerinin İran’a yönelik askeri harekata ve Trump’ın çatışmayı sona erdiren anlaşmasına duyduğu tepkiyi gösteriyor.
Oylama, Pentagon’un önemli bir kısmı İran harekatının masraflarını karşılamak ve silah ile mühimmat stoklarını yenilemek üzere Kongre’den 80 milyar dolarlık bütçe talep ettiği bir dönemde gerçekleştirildi.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4











