Amerika
ABD bazı göçmenlerden 250 bin dolara kadar teminat isteyecek

ABD yönetimi, mali açıdan kendisini geçindiremeyeceği gerekçesiyle daha önce vize reddi alan bazı göçmen vizesi başvuru sahiplerinden 250 bin dolara kadar teminat talep edilmesini öngören bir pilot program başlatıyor. Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülecek uygulama kapsamında, göçmenlerin Amerikan kamu yardım sistemine yük olmamasının garanti altına alınması hedefleniyor.
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, bazı göçmenlerin göçmenlik vizesi alabilmek için yüz binlerce dolar tutarında teminat yatırmasını gerektiren bir pilot programı hayata geçiriyor.
ABD Dışişleri Bakanlığının konuya ilişkin adımını The Washington Free Beacon gazetesi duyururken, Dışişleri Bakanlığı Resmi Sözcüsü Tommy Pigott da X sosyal medya hesabından habere bağlantı vererek bilgiyi doğruladı.
Pigott açıklamasında, “Dışişleri Bakanlığı, göçmen vizesine başvuran belirli kişilerden ilk kez kamuya yük olmaları ihtimaline karşı teminat vermelerini talep edecek. Bu adım, başvuru sahiplerinin finansal bağımsızlıklarını kanıtlamalarını ve kamu yardım sistemimizin tükenmesi pahasına Amerikan mükelleflerine fatura çıkarmamalarını garanti etmek amacıyla atılmaktadır” ifadelerini kullandı.
The Washington Free Beacon’ın aktardığına göre söz konusu önlem, kendilerini geçindiremeyecekleri ve vergi mükelleflerinin sırtına yük olacakları kaygısıyla daha önce “kamuya yük olma” kriteri çerçevesinde vize reddi alan kişileri kapsayacak.
Düzenlemeyle birlikte bu durumdaki başvuru sahiplerine, yatıracakları teminat vasıtasıyla mali yeterliliklerini ispatlama imkanı tanınmış olacak.
Miktar her dosya için özel belirlenecek
Teminat miktarı ABD konsoloslukları tarafından her başvuru sahibi için bireysel olarak tespit edilecek.
Dışişleri Bakanlığı, bu hafta incelenen bazı bireysel dosyalarda teminat tutarlarının 100 bin dolar veya 250 bin dolar seviyesinde belirlendiğini bildirdi.
Bakanlık bünyesinde yapılan değerlendirmede, yürürlüğe koyulan projenin sosyal yardım bütçelerini “yüksek sağlık giderleri veya sair ihtiyaçlarla ülkeye gelen yabancıların finansal yükünden” koruyacağı vurgulandı.
The Washington Free Beacon’a konuşan bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, “ABD’ye göç etmek bir hak değil, ayrıcalıktır. Bu ayrıcalığı elde etmek isteyenler, ülkemiz için bir yük değil, kazanç olacaklarını gösterebilmelidir” dedi.
Yetkili, ülkeye giriş yapan göçmenlerin “toplumdan aldıklarından daha fazlasını topluma katmaları gerektiğini” kaydetti.
Göç Çalışmaları Merkezinin verilerine dayandırılan haberde, ABD’deki yasal göçmen hanelerinin yüzde 51’inin en az bir büyük sosyal yardım programından yararlandığı, ABD doğumlularda ise bu oranın yüzde 37 seviyesinde kaldığı aktarıldı.
Yatırılan teminatlar, göçmenin geliri destekleyici nakdi yardım almaması ve devlet bütçesinden uzun süreli bir kurumda bakıma muhtaç kılınmaması halinde beş yılın ardından iade edilebilecek.
Pilot program ilk aşamada Dominik Cumhuriyeti’nden başvuran belirli kişilere uygulanacak.
Yayınlanan haberde, bu tercihin ABD’nin söz konusu ülkedeki büyükelçiliğinde yürütülen yoğun vize iş yüküyle bağlantılı olduğu kaydedildi.
Diğer vize türlerinde kalıcı teminat ve askıya alma kararları
ABD, 3 Ağustos tarihinden itibaren, kalış sürelerini ihlal eden diğer ülke vatandaşlarının turistik ve ticari vize başvurularında 20 bin dolara kadar teminat alınması uygulamasını kalıcı hale getirmişti.
Geçen yılın ağustos ayında pilot olarak başlatılan bu sistem, konsolosluklara takdir yetkileri dahilinde 5 bin, 10 bin veya 15 bin dolar teminat talep etme imkanı tanıyor ve bu meblağlar ABD’den çıkış yapıldığında iade ediliyor.
Diğer yandan ABD, 21 Ocak tarihinden itibaren 75 ülkenin vatandaşları için göçmen vizesi başvurularının işleme alınmasını süresiz olarak askıya aldı.
Kısıtlamalar, aile birleşimi vakaları da dahil olmak üzere ülkeye kalıcı yerleşim imkanı sağlayan vizeleri kapsıyor.
Amerika
FDA, Moderna’nın mRNA grip aşısını onayladı

ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), ilk mRNA grip aşısını onaylayarak, yaygın olarak görülen veya özellikle bulaşıcı virüs suşlarını hızla hedef almayı kolaylaştıracak bir teknolojinin kullanımının önünü açtı.
Moderna tarafından üretilen ve mFLUSIVA adı verilen aşının onaylanması, Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. tarafından yönlendirilen mRNA araştırmalarına yönelik bir dizi darbenin ardından geldi.
Bu darbeler arasında, hükümetin Biyomedikal İleri Araştırma ve Geliştirme Kurumu (BARDA) aracılığıyla mRNA teknolojisiyle aşı geliştirmek amacıyla yürütülen 22 projenin iptali de yer alıyordu.
FDA, bu yılın başlarında Moderna’nın onay başvurusunu incelemeyi bile reddetmişti ama kamuoyundaki tepkilerin ardından hızla kararını değiştirdi.
Grip, her yıl dünya çapında 300.000’den fazla kişinin ölümüne neden oluyor ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ne (CDC) göre, 2024-25 sezonunda özellikle şiddetli geçerek ABD’de tahmini 45.000 ölüm ile sonuçlandı.
Bu sayının içinde çocuklarda bildirilen en az 297 vaka da bulunuyor.
Yeni aşı, 50 ila 64 yaş arası kişiler için onaylandı. FDA, 65 yaş ve üstü yetişkinler için hızlandırılmış onay verdi.
Bu, aşının yaygın kullanımına olanak tanıyor ve takip çalışmasının sonuçları kabul edilebilir bulunursa tam onaya dönüştürülebilir.
Şirket, aşının 2026-27 solunum yolu virüs sezonu için hazır olmasını beklediğini belirtti.
Moderna CEO’su Stéphane Bancel yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Grip, hâlâ önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor ve mFLUSIVA, Amerika’daki yaşlılar için önemli bir yeni seçenek sunuyor. Bu onay, mRNA platformumuzun sürekli bilimsel yenilikler yoluyla önemli halk sağlığı sorunlarının çözümüne katkıda bulunma potansiyelini de yansıtıyor.”
mRNA teknolojisi, vücuda bir virüsün bir parçasını üretmesini söyler ve bu da vücudun bağışıklık tepkisini tetikler.
Bu teknoloji, dünya çapında yüz milyonlarca kişiye uygulanan Covid aşılarında kullanılan teknolojiydi.
İki bilim insanı, mRNA teknolojisi alanındaki çalışmaları nedeniyle 2023 yılında Nobel Ödülüne layık görüldü.
2021 yılında bir aşı aktivisti olarak Kennedy, FDA’ya mRNA Covid aşılarının piyasaya sürülmesinden altı ay sonra piyasadan çekilmesi için dilekçe vermişti.
Şirket, 50 ila 64 yaşları arasındaki yaklaşık 41.000 kişiyi, aşının etkili olduğunu ama eski teknolojiyle üretilen bir aşıya kıyasla daha fazla yan etkiye sahip olduğunu ortaya koyan büyük çaplı bir çalışmaya dahil etti.
Çalışmada, yaklaşık 21.000 kişi Moderna aşısını, yaklaşık aynı sayıda kişi ise karşılaştırma aşısını aldı.
Altı ay içinde, Moderna aşısı olanlardan 411’i gribe yakalanırken, diğer gri aşıyı olanlardan 557’si gribe yakalandı. Bu da yaklaşık yüzde 27’lik bir göreceli etkinlik oranına karşılık geliyor.
Fakat Moderna aşısını olanlarda daha fazla yan etki bildirildi: Katılımcıların yaklaşık üçte ikisi enjeksiyon yerinde ağrı, yüzde 45’i yorgunluk ve yüzde 38’i baş ağrısı bildirdi.
Bu oranlar, karşılaştırma grubuna kıyasla yaklaşık iki kat daha yüksekti.
Araştırmacıların Moderna aşısıyla ilişkili olduğunu değerlendirdiği ciddi olaylar arasında bir bayılma vakası, üç günlük hastaneye yatışa neden olan bir düşük tansiyon vakası ve bir perimiyokardit vakası, yani kalp zarının ve kalp kasının iltihaplanması yer aldı.
FDA’nın Moderna aşısını incelemeyi ilk başta reddetmesi, geniş çaplı ve genel olarak olumlu sonuçlar veren bir klinik deneme gerçekleştirmiş köklü bir şirkete yönelik son derece sıra dışı bir hamleydi.
Bu karar, o dönemde kurumun aşı bölümünün başkanı olan Dr. Vinay Prasad tarafından verildi.
Dr. Prasad, ilaç şirketleri ve FDA’ya yönelik keskin gözlü bir akademik eleştirmen olarak ün kazanmıştı. Daha sonra Kennedy’nin sesli bir destekçisi haline geldi.
Amerika
Hükümetler, “AI balonu” konusunda tehlikeli bir risk alıyor

Yapay zekaya (AI) yönelik yatırımlar hızla sürerken, tahvil piyasalarına hücum ve bu piyasalardaki faiz oranları alarm zillerinin çalmasına neden oluyor.
The Economist’te yer alan analize göre, bu yılki istikrarlı yükselişin ardından, Amerika, Fransa, Japonya ve İngiltere’deki 30 yıllık tahvil faizleri, 2007-09 küresel finans krizinden bu yana görülen en yüksek seviyelere yaklaşmış durumda.
Bu durum, 2022’deki mali panik sırasında kaydedilen en yüksek seviyelerin çoktan geride bırakıldığı İngiltere için özellikle dikkat çekici.
Pandemi sonrasında enflasyon düştüğünde tahvil getirilerinin 2010’lu yılların en düşük seviyelerine geri döneceği düşünülüyordu ama görünen o ki o seviyelere geri dönüş olmayacak.
The Economist’e göre tam aksine, getirilerin daha da yükselme olasılığı yüksek.
Dergiye göre bunun nedenleri arasında enflasyonun tam olarak yenilememesi ve bu durumun merkez bankalarını faiz indiriminden alıkoyması yer alıyor.
Japonya’nın bile, tereddütlü de olsa, gevşek para politikalarını geride bıraktığına işaret eden The Economist, “Zengin ülkelerin devasa bütçe açıklarının anlamlı bir şekilde daralacağına dair pek bir işaret görülmüyor; bu da hükümetlerin nihayetinde merkez bankalarını borçlarını enflasyon yoluyla eritmeye zorlama olasılığını artırıyor,” diye yazıyor.
İran savaşı ve gümrük vergileri gibi jeopolitik çalkantıların, yatırımcıların talep ettiği risk primini artırdığı hatırlatılıyor.
The Economist, tahvil piyasasına özellikle dikkat çekiyor:
“Yüksek tahvil getirileri, borçlu hükümetler için bir sorun. Örneğin, ABD’deki tahvil getirilerindeki her bir yüzde puanlık artış, on yıl içinde yıllık GSYİH’nın %1,3’ü kadar ek faiz ödemesine mal oluyor. Yine de hükümetlerin bu sıkışıklığı telafi etmek için kemerlerini sıkacaklarını ummak giderek zorlaşıyor. Amerika’da her siyasi parti, borç krizi gibi bir sıcak patatesin diğer tarafa düşmesini umuyor gibi görünüyor. Gelecek yıl Fransa’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi, aşırı sol ile aşırı sağ arasında bir mücadeleye dönüşebilir. Japonya ise, tuhaf bir şekilde, mali teşvik uyguluyor. Hükümetler ayarlamaları yapmak için ne kadar uzun süre beklerse, bu ayarlamalar o kadar büyük hale geliyor.”
Bu kapsamda hükümetler, faturaları ödemek için giderek daha fazla iktisadi büyümeye bahis oynuyor gibi görünüyor vei bu da günümüzde yapay zekaya (AI) bahis oynamak anlamına geliyor.
The Economist’e göre sorun şu: Normal şartlarda daha hızlı büyüme, yatırımı artırarak genellikle daha yüksek faiz oranları ve daha yüksek tahvil getirileri beraberinde getirir. Bugünlerde ise daha hızlı büyümeden önce piyasa faiz oranları yükseliyor.
Goldman Sachs tarafından bu yıl 1 trilyon dolar olarak tahmin edilen veri merkezi yatırımlarının muazzam boyutu, sermayeyi kıtlaştırıyor ve tahvil getirilerinin yükselmesine katkıda bulunuyor.
Ne var ki yapay zeka, teknolojinin yaygınlaşmasının tartışmasız en ileri düzeyde olduğu Çin’de bile henüz üretkenliği ölçülebilir bir şekilde artırmış değil.
Dergi, bu artışın gerçekleşmesinin “biraz” zaman alabileceğini kabul ediyor ve elektrik ve bilgi işlem sektörlerinde üretkenlik artışının gözle görülür hale gelmesinin onlarca yıl sürdüğünü hatırlatıyor.
Ayrıca tüm ekonomilerin eşit derecede iyi performans göstermeyeceğine de işaret eden The Economist, “Yapay zeka Amerika’ya daha fazla büyüme getirip küresel faiz oranlarını yukarı çeker fakat eski dünyada katı işgücü piyasaları ve yüksek enerji maliyetleri nedeniyle tıkanırsa, Avrupa’nın mali sıkıntıları daha da kötüleşebilir. Bu, daha fazla büyüme olmaksızın daha pahalı borç anlamına gelir,” diye yazıyor.
Diğer sorun ise istihdamla ilgili. Eğer yapay zekadan kaynaklanan verimlilik artışı, herhangi bir ülkenin mali hesaplamalarını derinden değiştirecek kadar büyükse, “muhtemelen büyük çaplı” bir iş kaybı da yaşanacak ve bu da işsizlere yönelik daha fazla harcama anlamına gelecek. Bu durumda gelir, işgücünden vergilendirmesi daha hafif olan sermayeye de kayabilir.
Yapay zeka bir silahlanma yarışını tetiklerse, ülkelerin savunma harcamalarını da artırması gerekecek. Yapay zeka destekli bilimsel ilerlemelerin beslediği daha uzun yaşam süresi gibi heyecan verici bir olasılık bile, devletin emeklilik harcamalarını artıracak.
Brookings Enstitüsü’nden iktisatçılar, bu faktörlerin yanı sıra yüksek faiz oranlarının, yapay zekanın tetiklediği büyümenin Amerikan bütçe açıkları üzerindeki olumlu etkisini yarıdan fazla azaltabileceğini tahmin ediyor.
Bu kapsamda The Economist, mali açıdan bu kadar “açılmanın” riskli olabileceğine işaret ediyor ve hükümetleri “bütçe açıklarına” karşı uyarıyor:
“Amerika ve İngiltere dahil olmak üzere zengin dünyanın büyük bir kısmının en son bütçe fazlası verdiği dönem, milenyumun başıydı. Bunun için hızlı bir verimlilik artışı gerekiyordu; o dönemde bu artış, bilgisayarlar ve internetin ilk dönemlerinden kaynaklanıyordu. Ancak bütçe açıklarının da azaltılması gerekiyordu. Mali ihtiyatlılık olmadan, tahvillere yatırım yapmak, istikrarsız teknoloji hisselerine bahis oynamak kadar riskli görünen bir yapay zeka bahsidir.”
Amerika
ABD’nin stratejik petrol rezervi 1983’ten bu yana en düşük seviyeye indi

Associated Press’in aktardığı Bank of America Global Research verilerine göre ABD’nin Stratejik Petrol Rezervi 1983’ten bu yana görülen en düşük seviyeye geriledi ve ülkenin elinde 43 günlük ham petrol arzı kaldı. Trump yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının enerji maliyetlerini artırmasının ardından rezervlerden petrol piyasaya sürerken, yönetim savaş sona erdiğinde fiyatların normale döneceği beklentisini koruyor.
Bank of America Global Research verilerine göre ABD’nin Stratejik Petrol Rezervi 1983’ten bu yana en düşük seviyesine geriledi.
Associated Press’in aktardığı verilere göre ülkede 43 günlük ham petrol arzı kaldı.
Trump yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının yol açtığı enerji maliyetlerindeki yükselişle mücadele etmek için stratejik rezervlerden petrol piyasaya sürüyor.
Dünya petrol taşımacılığının günlük olarak beşte birine kadar olan bölümünün geçtiği boğaz, beş aylık çatışma boyunca ticari trafiğe fiilen kapalı kaldı. Bu durum küresel enerji piyasalarını sarstı ve ham petrol fiyatlarında istikrarsızlığa yol açtı.
Başkan Donald Trump, 120 günlük teslimat dönemi içinde ülke rezervlerinden 172 milyon varil petrol çekilmesini taahhüt etti.
Federal verilere göre bugüne kadar yaklaşık 108,6 milyon varil ham petrol piyasaya sürüldü. Mevcut rezerv miktarı yaklaşık 304,8 milyon varil düzeyinde bulunuyor.
Trump buna karşılık haziran ayında, savaş sırasında ülkenin ayakta kalmasını sağlamak için stratejik rezervlere güvenilmemesi gerektiğini söyledi.
Başkan, 17 Haziran’da gazetecilere, “Rezervlerimiz yaklaşık dört hafta içinde tükenir. Gerçekten tükeniriz ve öyle bir zaman gelir ki artık petrol bulamazsınız. Peki ortalığın birbirine girmesini görmek ister misiniz?” dedi.
Trump aynı gün, bölgede barışa doğru ilerlemek amacıyla İran ile bir mutabakat zaptı imzaladı. Anlaşmanın, İran’ın nükleer silahlardan arındırılması için bir yol oluşturması ve uzun süreli bir ateşkes kapsamında gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli biçimde geçmesini sağlaması amaçlanıyordu.
Ancak anlaşma uzun ömürlü olmadı. Saldırılar 8 Temmuz’da yeniden başladı.
Ham petrol fiyatları 8 Temmuz’da yaklaşık yüzde 5 yükseldi. Brent petrol yüzde 5,2 artarak varil başına 78,02 dolardan kapanırken Batı Teksas türü ham petrol yüzde 4,4 yükselişle varil başına 73,52 dolara çıktı.
Güney Kore, Tayland, Vietnam ve Bangladeş, ortaya çıkan koşullarla başa çıkmak için acil enerji kısıntısı ve tasarruf politikaları uygulamaya koydu. Bunlar arasında klima kullanımının sınırlandırılması ve araçların dönüşümlü günlerde trafiğe çıkmasına yönelik kurallar da yer aldı.
Çin ise petrol ithalatını bir önceki yıla kıyasla günlük yaklaşık 3,5 milyon varil azalttı. Günlük ortalama 11 milyon varil düzeyindeki ithalat yaklaşık 7,8 milyon varile geriledi.
Çin’in, devlet yönetimindeki stoklarla ticari ve toplumsal stokların birlikte hesaplanması halinde toplamının yaklaşık 1,4 milyar varil olduğu tahmin edilen dünyanın en büyük acil ham petrol stok sistemine sahip olduğu belirtiliyor.
ABD ise dalgalanan petrol piyasasına uyum sağlamak için fazla değişikliğe gitmedi. Trump ve yönetimindeki yetkililer, savaştan çekilmek için belirlenmiş bir takvim bulunmamasına rağmen çatışma sona erdiğinde fiyatların kısa sürede normale döneceği konusunda büyük ölçüde iyimser tutumlarını koruyor.
Trump, yönetiminin normal şartlarda teşvik ettiği sondaj faaliyetleriyle savaş sırasında yüksek kâr elde ettiklerini söyleyerek ExxonMobil ve Chevron gibi Amerikan şirketlerini de eleştirdi.
Başkan pazartesi günü, “Çok fazla para kazanıyorlar. Çok fazla para” dedi ve şirketlerden akaryakıt istasyonlarındaki fiyatları düşürmelerini istedi.
Trump sözlerini, “Şaşırdınız mı? Bunu ben söylüyorum. Yüksek sesle ve açıkça söyleyeceğim” diye sürdürdü.
Buna karşın büyük petrol üreticileri, tek tek akaryakıt istasyonlarındaki fiyatların büyük bölümünü doğrudan kontrol etmiyor. Şirket yöneticileri, İran ile savaşın şekillendirdiği küresel ham petrol koşullarının perakende fiyatlarını yüksek tutacağı uyarısında bulunuyor.
Küresel ham petrol göstergeleri dalgalansa veya gerilese bile yerel akaryakıt istasyonlarındaki perakende fiyatların bu değişimi tarihsel olarak birkaç hafta gecikmeyle yansıttığı belirtiliyor.
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi1 hafta öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını2 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Dünya Basını4 gün önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı
Dünya Basını1 hafta önceABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan









