Bizi Takip Edin

Amerika

ABD, Çin’e karşı, Japonya’ya lazer donanımlı gemi konuşlandırıyor

Yayınlanma

En yeni lazer silahıyla donatılmış bir ABD destroyeri, donanmanın 2027 yılına kadar Çin’le mücadeleye hazır olmaya odaklanan yıllık navigasyon planını yayınlamasından birkaç gün sonra pazar günü Japonya’nın Yokosuka kentine gitmek üzere San Diego’dan ayrıldı.

Bir donanma sözcüsü, USS Preble’ın ABD Donanması’ndaki 73 Arleigh Burke sınıfı destroyer arasında insansız hava araçları ve füzeleri vurmak için kullanılabilecek yüksek enerjili lazer silahı taşıyan tek gemi olduğunu söyledi.

Preble, Lockheed Martin tarafından geliştirilen Helios’u (entegre optik göz kamaştırıcı ve gözetleme özellikli yüksek enerjili lazer) kullanıyor.

Sözcü, “Helios denizde test aşamasındadır ve ileri konuşlandırılmış bir birim olarak testlere devam edecektir” dedi.

Bu hamle donanmanın en üst düzey yetkilisi olan Deniz Harekat Başkanı Amiral Lisa Franchetti’nin ilk kez donanmanın stratejik hedefinin “2027 yılına kadar Çin Halk Cumhuriyeti ile savaş olasılığına” hazır olmak olduğunu belirten 2024 Seyrüsefer Planını açıklamasından dört gün sonra geldi.

Gemi lazerlerinin ya da yönlendirilmiş enerji silahlarının ABD’nin gelecekteki savaşlarında, özellikle de insansız hava araçları ve gemi savar füzelerine karşı çok önemli olması bekleniyor.

Maliyeti düşürme planı

Uzmanlar, donanmanın insansız hava araçlarını düşürmek için kullandığı mevcut yöntemin sürdürülemez olduğunu, çünkü ucuz insansız hava araçlarını yok etmek için milyonlarca dolarlık karadan havaya füzeler kullanıldığını, bunun da savaş uzadıkça daha da ağırlaşan bir maliyet getirdiğini söylüyor.

Ağustos ayında güncellenen bir Kongre Araştırma Servisi raporu, gemideki lazerlerin güçlerini geminin elektrik kaynağından aldığını ve atış başına tahmini 10 dolardan daha az bir maliyetle “süresiz olarak tekrar tekrar ateşlenebileceğini” belirtmişti ki bunun büyük bir kısmı atışta kullanılan elektriği üretmek için gereken yakıtın maliyeti.

CRS raporuna göre, insansız hava araçları ve füzeleri etkisiz hale getirmenin bu tür maliyet dostu yolları, Çin gibi sadece çok sayıda insansız hava aracı ve gemisavar füzeye değil, aynı zamanda “çok daha fazlasını inşa etme veya edinme kapasitesine” sahip bir ülkeye karşı savaş senaryolarında gerekli olacak.

En büyük gemi inşa kapasitesi Çin’de

Franchetti’nin Navigasyon Planı 2024, Çin’in savunma sanayi üssünün “savaş zamanı temelinde” olduğunu ve dünyanın en büyük gemi inşa kapasitesinin şu anda Halk Kurtuluş Ordusu Donanması’nın elinde bulunduğunu belirtti.

CRS, Helios’u 150 kW’a çıkma potansiyeli olan 60 kilovat sınıfı yüksek enerjili bir lazer olarak tanımlıyor. Dronlar, alçaktan uçan uçaklar ve bazı durumlarda gelen füzeler üzerinde bir delik açabilir. Araştırma servisi, lazerin daha önceki bir versiyonunun, gelen bir nesnenin üzerindeki sensörleri yalnızca “kamaştırabildiğini” veya körleştirebildiğini ve onu rotasından çıkardığını söyledi.

Preble, Yokosuka’ya kasım ayı ortasında varması beklenen uçak gemisi USS George Washington da dahil olmak üzere Yokosuka’da ileri görevde bulunan diğer 12 ABD savaş gemisine katılacak.

Preble, Everett, Washington’a taşınacak olan USS Benfold destroyerinin yerini alıyor.

Deniz İstihbarat Ofisi’nin eski komutanı ve halen Mitre araştırma kuruluşunda ulusal güvenlik uzmanı olarak görev yapan emekli Tuğamiral Mike Studeman Nikkei Asia’ya verdiği demeçte bu tür teknolojileri kullanabilen ve sahaya sürebilen her ordunun önemli bir avantaja sahip olacağını söyledi.

“Sadece çok pahalı füzeler kullanmayı göze alamayacağınız herkes için çok açık. Çok sayıda ölümcül şeyi mümkün olduğunca verimli ve ucuz bir şekilde ortadan kaldırabilecek bir şeye ihtiyacınız olacak,” diyerek Ukrayna savaşında öne çıkan insansız hava aracı filolarına dikkat çekti.

Studeman, Helios tam olarak faaliyete geçmemiş olsa da, “onu operasyonel alana sokmak ve gerçekten iyi veriler elde etmek planın bir parçası” dedi.

Washington eyaletinden bir Demokrat ve Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi’nin kıdemli üyesi olan Temsilci Adam Smith, mayıs ayında Amerikan Girişimcilik Enstitüsü’ndeki bir seminerde lazer silahıyla ilgili çekincelerini dile getirdi ve mikrodalga teknolojisi gibi diğer yönlendirilmiş enerji silahlarının daha iyi bir bahis olacağını savundu.

“Lazerler, bu tür bir doğrudan enerji ile muhtemelen işe yaramayacaktır” dedi ve silahın menzil eksikliğine dikkat çekti: “Yağmur yağıyorsa ya da toz fırtınası varsa işe yaramayabilir.”

Amerika

Yüksek Mahkeme’den Trump’a bir iyi, bir kötü haber

Yayınlanma

Pazartesi günü ABD’de Yüksek Mahkeme, Başkan Donald Trump için hem olumlu hem de olumsuz kararlar aldı.

Yargıçlar, bağımsız kurum başkanlarının görevden alınabileceğine hükmederek başkanın yürütme yetkisi üzerindeki kontrolünü güçlendirirken, posta yoluyla oy kullanmayı kısıtlamayı amaçlayan Trump’ın siyasi gündeminin önemli bir ayağını reddettiler.

Mahkeme ayrıca Federal Rezerv üyesi Cook’un görevden alınabilmesi için ona adil yargılama hakkı tanınması gerektiğine hükmettiler ve bir hukuk davasında başkanın temyiz başvurusunu reddettiler.

Başkanlık yetkisinde büyük genişleme

6’ya 3 oyla alınan karar, Trump’ın Federal Ticaret Komisyonu (FTC) üyesi Rebecca Slaughter’ı görevden almasına izin vererek, başkanın görevden alma yetkisinde önemli bir genişlemeyi tetikledi.

Bu karar, belirli kurumlara Beyaz Saray’dan bir dereceye kadar bağımsızlık sağlayan 91 yıllık içtihat geleneğini bir kenara bırakarak, muhafazakâr hukukçuların uzun süredir peşinde olduğu hedefi gerçekleştiriyor.

Trump, bunu bir asırdır başkanlık yetkilerinde görülen “en büyük artış” olarak nitelendirdi.

Muhafazakâr çoğunluk, bu kararı başkanlığı olması gereken şekline geri döndürmek olarak değerlendirdi.

Başyargıç John Roberts, Trump’ın genişletilmiş görevden alma yetkisinin sistemin doğasında olduğunu söyledi:

“Yetki iyi kullanıldığında halk kime teşekkür edeceğini bilir; yetki kötü kullanıldığında ise kimi suçlayacağını ve kimi görevden alacağını bilir . İşte bu, hükümet sistemimizin temel dayanağıdır.”

Karar, başkanın FTC’nin ötesinde çok sayıda kurumdaki yetkilileri görevden almasına olanak tanıyor.

Yürütme kolu genelinde bir düzineden fazla başka kurum da benzer korumalardan yararlanıyor. 

Bu kurumlar nükleer enerjiyi, uçak kazalarını, ürün geri çağırmalarını, kredi birliklerini ve daha fazlasını denetliyor.

Liberal yargıçlar, bu kararın Trump’a “İngiliz Krallığı’nın bile bilmediği” bir yetki verdiğini savunuyorlar.

Yargıç Sonia Sotomayor, “Bugün Mahkeme, çoğunluğun tekelci ve mutlak yürütme kontrolü teorisine uydurmak için hükümetin yapısını çarpıtan bir rejim lehine bu demokratik rejimi bir kenara atıyor. Sonuç, daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir yetkiyle ortaya çıkan bir başkan,” diye yazdı.

Yargıç Neil Gorsuch’un ifadesine göre ise Kongre bunu düzeltebilir:

“Yeni düzenleyici suçlar tanımlama yetkisi hâlâ var ama artık kalem nihai olarak başkanın elinde. Anlaşmazlıkları kurum [house] içinde yargılama yeteneği devam ediyor fakat artık o saray [house] artık beyaz.”

Bunun başkanlık gücünü yoğunlaştırdığını kabul eden Gorsuch, çözümün, yasama organının kurumların Amerikan yaşamını düzenleme konusundaki kapsamlı yetkilerini kaldırarak onları daha az güçlü hale getirmesi olduğunu söyledi.

Roberts, 1 gün içinde hem Trump lehine hem de aleyhine karar verdi

Roberts, muhafazakar yargıç arkadaşlarını, başkanın belirli bağımsız kurum başkanlarını sebepsiz yere görevden alma yetkisine yeşil ışık yakmaya yönlendirirken, mahkeme henüz aynı yetkiyi başkanın Federal Rezerv’e ilişkin olarak genişletmedi.

Yine başyargıç tarafından kaleme alınan 5’e 4’lük bir kararda, çoğunluk, Trump’ın Federal Rezerv yönetim kurulu üyesi Lisa Cook’u ipotek dolandırıcılığı iddiaları nedeniyle görevden almaya çalışmadan önce ona yeterli hukuki süreç sağlamadığını tespit etti.

Roberts, bu adımı göz ardı etmenin, başkanın bir Federal Rezerv yönetim kurulu üyesini “herhangi bir zamanda, herhangi bir nedenle, önceden herhangi bir bildirimde bulunmaksızın ve sonrasında herhangi bir yargı denetimi olmaksızın” görevden almasına olanak tanıyacağını savundu.

Bu karar, Roberts’ın merkezinde yer aldığı, Trump’ın yetkileriyle ilgili çelişkili bir günün yaşanmasına neden oldu.

Roberts, mahkemeyi siyasi çekişmelerin dışında tutmaya çalışmasıyla tanınıyor. 

Fakat mahkemeye yönelik kamuoyu desteği rekor düzeyde düşük seviyelere gerilerken, Trump’ın gündemi yargıçları yoğun bir şekilde meşgul etmeye devam etti.

Roberts, Fed davasında Trump aleyhine karar verirken, kararın dar kapsamlı olduğunu özellikle vurguladı.

Kararın, Cook’un görevden alınıp alınamayacağına dair nihai soruyu çözmediğini vurguladı.

Bu karar, Trump’ın hâlâ kendinden emin görünmesine neden oldu. Kararın açıklanmasından kısa bir süre sonra Cook’un görevden alınması için baskı yapan Trump, Truth Social’da yaptığı bir paylaşımda, kararın yalnızca “tamamen usule dayalı” olduğunu özellikle belirtti.

Trump, posta yoluyla gönderilen oy pusulalarında da yenilgiye uğradı

Trump’a vurulan bir diğer büyük darbe, seçim gününden sonraki beş gün içinde ulaşan posta yoluyla gönderilen oy pusulalarının sayılmasına izin veren Mississippi yasasını onayan Yüksek Mahkeme’nin 5’e 4’lük kararı oldu.

Yargıç Amy Coney Barrett, çoğunluk adına yazdığı kararda Mississippi yasasının federal seçim yasasıyla çelişmediğini belirterek, Cumhuriyetçi Ulusal Komite’nin Seçim Günü sonrası oy sayım uygulamasını durdurma girişimini boşa çıkardı.

Barrett, ABD’nin kurucu babalarının yazdığı Federalist Makaleler’den alıntı yaparak şunları söyledi:

“Anayasa’yı hazırlayanlar, ‘ülkenin durumundaki her olası değişikliğe uygulanabilir’ seçim yasaları hazırlamanın zorluğunun farkındaydı. Bu nedenle, seçim yasasını anayasal hale getirmek yerine, ‘seçimler üzerinde takdir yetkisi’nin ‘bir yere’ verilmesi gerektiğine karar verdiler. Şunu söylemek yeterlidir ki, bu yetki bu mahkemeye verilmemiştir.”

Yargıç Samuel Alito, mahkemenin diğer üç muhafazakâr yargıcıyla birlikte muhalefet görüşünü yönetti.

Alito, “Günümüzde, tüm oylamalar Seçim Günü’nde şahsen gerçekleşmiyor. Hem posta yoluyla oylama hem de erken oylama yaygınlaşmıştır ve davalılar bu modern uygulamaların yasallığını tartışmamaktadır. Ben de tartışmıyorum. Fakat bu uygulamaların kabul edilmesi, federal yasa uyarınca seçmenlerin toplu tercihinin hâlâ Seçim Günü’nde yetkili bir şekilde ifade edilmesi gerektiği gerçeğini değiştiremez,” diye yazdı.

Trump, yenilgiye tepki olarak bir kez daha baskı yaparak “Amerikalı Seçmen Uygunluk Koruma Yasası”nın Kongre’den geçmesini sağlamaya çalıştı.

Birkaç saat sonra, tasarının kabul edilme ihtimalinin düşük olduğunu kabul etti: “Çünkü dört, belki de beş Cumhuriyetçi senatörümüz var ve bunlar tasarıya kesinlikle oy vermeyecek. Bu çılgınlık.”

Trump’ın atadığı yargıçlar belirleyici oylar verdi

Trump tarafından atanan muhafazakar yargıçlardan ikisi, ayrı davalarda ona karşı belirleyici oylar kullandı; bu kararlar, Yargıçlar Brett Kavanaugh ve Barrett’ı Trump’ın eleştirilerine açık hale getirebilir.

Trump, ikinci döneminde hoşuna gitmeyen Yüksek Mahkeme kararlarına yönelik memnuniyetsizliğini ifade etmekten çekinmedi; özellikle de bu kararlara, kendisinin mahkemeye atadığı yargıçların da dahil olması durumunda.

En kıdemsiz muhafazakar yargıç olan Barrett, posta yoluyla oy kullanma konusundaki görüşü kaleme aldı. Barrett ve Roberts, üç liberal yargıçla birleşerek çoğunluğu oluştururken, mahkemenin diğer dört muhafazakâr yargıcı muhalefet şerhi koydu.

Karar, Başkan’ın destekleyici kanıt olmamasına rağmen yaygın sahtekarlığa katkıda bulunduğunu defalarca iddia ettiği bu oy kullanma uygulamasına karşı Trump yönetiminin baskı kurma çabalarına bir darbe niteliğinde.

Bu arada Kavanaugh, Fed davasında Trump’a karşı çıkan 5-4’lük çoğunluğa katıldı. Kavanaugh, Roberts ve üç liberal yargıçla birlikte oy kullandı.

Kısa bir mutabakat görüşünde, merkez bankasının benzersiz konumuna özellikle dikkat çekti ve mahkemeyi, bankanın bağımsızlığını resmen korumaya çağırdı.

Kavanaugh, “Federal Rezerv’in statüsüyle ilgili geçici bir belirsizlik bile, başkanın birden fazla yönetim kurulu üyesini istediği zaman derhal görevden alıp alamayacağına dair kafa karışıklığı da dahil olmak üzere siyasi kargaşaya yol açabilir; ayrıca ABD ve dünya ekonomilerinde de çalkantıya neden olabilir. Ben o yola girmezdim,” diye yazdı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de destek kesilince milyonlarca kişi sigortadan çıktı

Yayınlanma

ABD’de federal hükümetin sağlık sigortası prim desteklerini uzatmaması üzerine yaklaşık 4 milyon kişi Uygun Fiyatlı Bakım Yasası kapsamındaki sigorta planlarından ayrıldı. Resmi veriler, ödeme yapılmaması durumunda tanınan üç aylık ek sürenin dolmasıyla birlikte sigortalı sayısının yüzde 16’dan fazla azaldığını ortaya koyuyor.

ABD’de federal hükümetin Uygun Fiyatlı Bakım Yasası (ACA) kapsamında sağladığı ek prim desteklerini sonlandırmasının ardından, bu yıl yaklaşık 4 milyon kişinin sağlık sigortasından vazgeçtiği açıklandı.

Kongre’deki Cumhuriyetçilerin geçen yılın sonunda prim desteklerini uzatmaması, maliyetlerin hızla yükselmesine yol açtı.

Federal Medicare ve Medicaid Hizmetleri Merkezinin cuma günü geç saatlerde yayımladığı veriler, ödeme yapılmaması halinde tanınan üç aylık ek sürenin dolmasıyla birlikte sistemdeki değişimi yansıtıyor.

Rapora göre, şubat ayı itibarıyla ACA planlarına kayıtlı kişi sayısı yaklaşık 19,2 milyon seviyesinde kalıyor. Bu veri, kayıt döneminin sonunda 23 milyon olan sigortalı sayısına kıyasla yüzde 16’yı aşan gerilemeye işaret ediyor.

ABD Sağlık ve İnsani Hizmetler Bakanlığı, kayıtlı üye sayısındaki bu ani düşüşün sahte ya da hayali üyeliklere karşı yürütülen federal denetimlerden kaynaklanabileceğini bildirdi.

Ancak sağlık sektörü analistleri, asıl gerekçenin artan maliyetler olduğunu vurguluyor.

Prim desteklerinin kesilmesinin ardından pek çok kişinin aylık ödemelerinde çift haneli artışlar meydana geldiği ve yeni kayıt verilerinin Amerikalıların karşılaştığı fiyat artışlarının yarattığı etkiyi yansıttığı belirtiliyor.

KFF adlı düşünce kuruluşunun ACA programı direktörü ve başkan yardımcısı Cynthia Cox, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Sigortalı sayısındaki bu kayıp, milyonlarca kişinin prim ödemelerinde iki, hatta üç katı bulan artışlarla karşılaştığı döneme denk geldi” ifadelerini kullandı.

Sigorta şirketleri ve sağlık politikası uzmanları, ilk prim faturalarının gönderilmesiyle birlikte üye sayısında hızlı gerileme yaşanabileceği yönünde uyarılarda bulunuyordu.

Son yıllarda ardı ardına gelen hızlı büyüme ve rekor üye sayısının ardından yaşanan bu gelişme, ilk Trump yönetimi döneminden bu yana ACA pazarında kaydedilen ilk düşüş olarak kayıtlara geçiyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD, 40 yıl sonra ilk kez yeni bir nükleer harp başlığı üretiyor

Yayınlanma

ABD, yaklaşık 40 yıldır ilk kez yeni bir nükleer harp başlığı geliştirmek üzere çalışmalara başladı. ABD Deniz Kuvvetleri ve Ulusal Nükleer Güvenlik Dairesi ortaklığında üretilecek W93/Mk7 kodlu harp başlığı, denizaltılardan fırlatılan yeni nesil füzelerle uyumlu olacak.

ABD, yaklaşık 40 yıldır ilk kez yeni bir nükleer harp başlığı geliştirmek üzere çalışmalara başladı. Interesting Engineering yayın organının aktardığı bilgilere göre, ABD Deniz Kuvvetleri ve Ulusal Nükleer Güvenlik Dairesi (NNSA), mevcut cephanelikteki eskiyen unsurların yerini alması amacıyla W93/Mk7 adı verilen yeni bir nükleer harp başlığı tasarlıyor.

Yeni başlığın, gelecekte hizmete girmesi planlanan denizaltı konuşlu füzelerle uyumlu şekilde çalışması öngörülüyor.

Proje, ABD nükleer üçlemesinin deniz ayağını yenilemeye yönelik kapsamlı bir planın parçası olarak yürütülüyor.

Bu süreçte donanmanın mevcut Ohio sınıfı denizaltılardan yeni nesil Columbia sınıfı denizaltılara geçiş yapması hedefleniyor.

Bu kapsamda, halihazırda kullanılan Trident II D5 füzelerinin ömrünü uzatmayı amaçlayan Trident II D5 Life Extension 2 (D5LE2) programı üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.

1990 yılından bu yana envanterde bulunan Trident II D5, denizaltı konuşlu en güvenilir balistik füzeler arasında yer alıyor.

Daha önce uygulanan ömür uzatma programları füzenin 2040’lı yıllara kadar kullanılabilmesine olanak tanımıştı.

Ancak parçaların eskimesi ve değişen güvenlik gereksinimleri nedeniyle parça bazlı iyileştirmelerin artık yeterli olmadığı belirtiliyor. Bu duruma çözüm olarak geliştirilen D5LE2, kendini kanıtlamış tahrik sistemlerini güncel aviyonik, yönlendirme sistemleri ve yeni bir yapısal gövdeyle birleştiren hibrit bir tasarıma sahip olacak.

Programın 2025 yılında mühendislik ve üretim geliştirme aşamasına geçtiği, ilk füzelerin ise 2039 bütçe yılında hizmete girmesinin planlandığı bildirildi.

ABD Deniz Kuvvetleri Stratejik Sistemler Programı Tedarik Planlama Dairesi (PAE SSP) tarafından 25 Haziran tarihinde açıklanan modernizasyon planı, Birleşik Krallık’ın Dreadnought sınıfı denizaltılarını da kapsıyor. Bu durum, iki ülke arasındaki stratejik nükleer işbirliğinin devamı niteliğini taşıyor.

SIPRI raporu uyardı: Dünya yeni bir nükleer silahlanma yarışına girdi

Deniz unsurlarının yenilenmesi, ABD’nin karadaki kıtalararası balistik füzelerini, stratejik bombardıman uçaklarını ve nükleer denizaltılarını kapsayan üçlü nükleer yapısının daha geniş çaplı modernizasyon sürecinin bir parçasını oluşturuyor.

Su altında uzun süre gizlenebilme yetenekleri sayesinde denizaltılar, bu üçlü yapının hayatta kalma kabiliyeti en yüksek unsuru olarak değerlendiriliyor. Columbia sınıfı denizaltıların hizmete giriş hazırlıkları kapsamında donanma, altyapı yatırımlarına da hız verdi.

Karadaki stratejik silah sistemleri test alanı 2024 yılının sonunda tam operasyonel kapasiteye ulaştı. Florida, Georgia ve Washington’daki tesislerde ise D5LE2 programını desteklemek üzere üretim kapasitesi artırılıyor.

PAE SSP ayrıca, hipersonik silahlara yönelik Conventional Prompt Strike projesi ve denizden fırlatılan SLCM-N seyir füzesi gibi geleceğe yönelik savunma sistemleri üzerindeki çalışmalarını da sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English