Ortadoğu
ABD, Gazze planının ikinci aşamasını duyurmaya hazırlanıyor

ABD Başkanı Trump yönetimi, Gazze’de savaş sonrası yönetim ve güvenlik yapısını belirleyecek planın ikinci aşamasını yıl sonuna kadar ilan etmeyi hedefliyor. Hamas’ın silahsızlanması ve Türkiye’nin oluşturulacak uluslararası güce katılımı konusundaki anlaşmazlıklar ise sürecin önündeki en büyük engeller olarak öne çıkıyor.
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İsrail ile Hamas arasında yaklaşık iki ay önce sağlanan kırılgan ateşkesi korumayı amaçlayan Gazze barış planının ikinci aşamasına geçişi yaklaşık iki hafta içinde duyurmayı planlıyor.
Bu yeni aşama, savaş sonrası Gazze’nin Hamas’ın yerine hangi yönetim ve güvenlik mekanizmaları tarafından idare edileceğinin belirlenmesini kapsıyor.
The Times of Israel gazetesine konuşan ABD’li bir yetkili, Trump’ın yapacağı açıklamada söz konusu yönetim ve güvenlik yapılarında yer alacak kişi ve ülkeleri de kamuoyuna duyuracağını söyledi.
Yetkili, katılımcılarla ilgili görüşmelerin sürdüğünü, duyurunun yıl sonuna kadar yapılmak istendiğini ancak sürecin tamamlanmayabileceğini ifade etti.
Hamas’ın silahsızlanması ve yönetim devri müzakereleri sürüyor
Sürecin uzamasının temel nedeni olarak, ABD ile bölgesel arabulucular Katar, Mısır ve Türkiye’nin, Hamas’ın yönetimi bırakması ve silahsızlanmasına ilişkin müzakereleri henüz tamamlamamış olması gösteriliyor.
Hamas, Gazze’nin yönetimini Filistinli teknokratlardan oluşacak bir hükümete devretmeye açık olduğunu belirtse de Barış Konseyi gibi dış aktörlerin yönetimde rol almasına karşı çıkıyor.
Örgüt ayrıca, silah bırakmayı reddederek İsrail’e karşı silahlı direniş hakkından vazgeçmeyeceğini kamuoyuna açıklamış durumda.
Arabulucular, Hamas’ı önce roket ve füze gibi ağır silahları, daha sonra ise hafif silahları teslim etmeyi içeren kademeli bir silahsızlanma planına ikna etmeye çalışıyor.
CNN araştırması: İsrail ordusu öldürdüğü Filistinlileri sığ mezarlara gömdü
İsrail ordusunun çekilmesi için silahsızlanma şartı
İsrail tarafı ise ordusunun Gazze’den çekilmesinden önce “tam ve hızlı” bir silahsızlanma sürecinde ısrar ederek kademeli yaklaşımı reddediyor.
ABD planı, Hamas’ın arabulucuların silahsızlanma önerisini kabul etmesi ve İsrail’in de buna onay vermesi üzerine şekilleniyor.
Bu iki temel engelin aşılması halinde, ABD yönetimi 2026 yılı başında Gazze’ye Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) konuşlandırmayı hedefliyor.
Trump, çarşamba günü yaptığı açıklamada ikinci aşamanın “yakında” başlayacağını söyledi ancak net bir takvim vermedi.
Uluslararası güç için Türkiye formülü masada
Planlanan Uluslararası İstikrar Gücü’nün (ISF), ilk etapta Gazze’yi kuzeyden güneye ikiye bölen ve doğusu İsrail, batısı ise fiilen Hamas kontrolünde olan Sarı Hat boyunca konuşlandırılması öngörülüyor.
ABD’li yetkiliye göre ISF, Sarı Hat İsrail sınırına doğru çekildikçe İsrail ordusunun yerini kademeli olarak alacak ve nihayetinde Gazze’nin tamamında güvenlikten sorumlu hale gelecek.
Endonezya ve Azerbaycan gibi bazı ülkeler, Gazze’deki zor koşullara rağmen ISF’ye asker göndermeye istekli olduklarını bildirdi. Ancak bu ülkeler, Türkiye’nin ISF’den dışlanmasına yönelik İsrail itirazı nedeniyle resmî açıklamalarını ertelemiş durumda.
Ortadoğulu bir diplomat, birlik göndermeyi düşünen ülkelerin Türkiye’nin ISF’de yer almasının ateşkese güvence sağlayacağı görüşünde olduğunu aktardı.
Diplomatlara göre, Hamas’ın garantör ülke Türkiye’nin askerlerinin de içinde bulunduğu bir güce ateş açma ihtimalinin daha düşük olduğu düşünülüyor.
İsrail ise Hamas ile yakın ilişkileri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın savaş boyunca İsrail’e yönelik eleştirileri nedeniyle Türkiye’nin güçte yer almasına kesin olarak karşı çıkıyor.
ABD’li yetkili, Trump yönetiminin İsrail’i Türkiye’nin savaş sonrası Gazze yönetiminde rol almasına ikna etmeye çalıştığını, Endonezya ve Azerbaycan dahil birçok ülkenin asker katkısı sunmaya istekli olduğunu söyledi.
Tony Blair başkanlığında uluslararası denetim
ISF’nin sınır güvenliğini sağlama, insani yardım dağıtımını koruma ve Hamas’ın silahsızlanmasını ilerletme görevleri üstlenmesi beklenirken; Hamas veya Fetih ile bağlantısı olmayan Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin geçiş döneminde Gazze yönetimini üstlenmesi planlanıyor.
ABD’li yetkili, Trump’ın açıklamasında bu teknokrat komitesinin 12 ila 15 üyesinin isimlerini duyurmasının beklendiğini belirtti.
Komitede, Gazze’de yaşayan veya Gazze kökenli, iş ve yönetim alanlarında uzman Filistinlilerin yer alacağı ifade edildi.
Teknokrat hükümetin üstünde ise eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’ın başkanlık edeceği uluslararası bir yönetim kurulu bulunacak. Bu kurulda Trump’ın üst düzey danışmanları Jared Kushner ve Steve Witkoff’un yanı sıra başka isimler de yer alacak.
Blair, Kushner ile birlikte Trump’ın 20 maddelik Gazze planının hazırlanmasında öncü rol oynamıştı.
Söz konusu yönetim kurulu da Trump’ın liderliğini yapacağı ve yaklaşık bir düzine dünya liderinden oluşacak Barış Konseyi tarafından denetlenecek.
Trump, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın da bu konseyde yer alacağına inandığını ifade etmişti.
İsrail televizyonu Kanal 12’ye konuşan ABD’li bir yetkili sürece ilişkin “Önümüzdeki haftalarda gerçekle yüzleşeceğiz. Hamas, İsrail ordusunun çekilmesi karşılığında iktidarından vazgeçip silahsızlanmaya mı başlayacak, yoksa reddedip sonuçlarına mı katlanacak” dedi.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’












