Bizi Takip Edin

Amerika

ABD İç Güvenlik Bakanlığı’ndan seçmen listelerinde yabancı seçmen iddiası

Yayınlanma

ABD İç Güvenlik Bakanlığı, California dahil dört eyaletteki seçmen listelerinde binlerce yabancı uyruklunun yer aldığının tespit edildiğini öne sürdü. Politico’nun incelediği basın açıklaması taslağına dayanan iddiada yabancı uyrukluların fiilen oy kullandığına dair bir kanıt sunulmadı.

ABD İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin, ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim güvenliğine odaklanacağı ulusa sesleniş konuşması öncesinde, California ve diğer üç eyaletteki seçmen listelerinde binlerce yabancı uyruklunun yer aldığını iddia etti.

Politico’nun incelediği bir basın açıklaması taslağına göre İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), yürüttüğü ön incelemede New Jersey, Nevada ve Pennsylvania’da on binlerce, California’da ise yaklaşık 200 bin yabancı uyruklu kişinin seçmen listelerinde yer aldığını öne sürdü.

Taslak metinde, bu kişilerin fiilen oy kullandığına dair herhangi bir kanıta yer verilmezken bakanlığın bu verilere nasıl ulaştığı da açıklanmadı.

Seçmen kayıtlarının bir kısmı kamuya açık olsa da Trump yönetimindeki Adalet Bakanlığı, bu tür verileri elde etmek için 24’ten fazla eyalete dava açtı. Şimdiye kadar bu davalarda karar veren 15 yargıcın tamamı, talepleri çok geniş kapsamlı ve net bir amaçtan yoksun bularak reddetti.

California Valisi Gavin Newsom’ın ofisi, konu hakkındaki sorulara yanıt olarak, Newsom’ın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamaya işaret etti. Newsom, Trump’ın seçimler hakkında defalarca asılsız iddialarda bulunduğunu vurguladı.

Newsom, X hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“California yasaları nettir: Eyalet seçimlerinde ve federal seçimlerde oy kullanabilmek için ABD vatandaşı olmanız şarttır. Seçim usulsüzlüğü son derece nadir görülür ve neredeyse her zaman ABD vatandaşları tarafından gerçekleştirilir.”

Demokratlar ve eyalet seçim yetkilileri, Trump’ın bu konuşmayı 2020 seçimlerinin çalındığı yönündeki asılsız iddialarını yinelemek için kullanabileceği ihtimaline karşı hazırlık yapıyor.

Beyaz Saray’ın, ABD seçim altyapısındaki açıklıklar ve Çin’in 2020 seçimlerindeki nüfuz çabalarına ilişkin istihbarat bilgilerinin gizliliğini kaldırmayı değerlendirdiği de belirtiliyor.

Dört eyaletteki veriler tartışma yarattı

Basın açıklaması taslağında yer alan verilere göre, dört eyaletin kayıtları üzerinde yapılan incelemelerde California’da 190 bin 832, New Jersey’de 35 bin 152, Nevada’da 15 bin 903 ve Pennsylvania’da 14 bin 576 yabancı uyruklu seçmen kaydı saptandı.

Ancak metinde, bu kişilerin oy kullandığına dair bir kanıt sunulmadığı gibi, önceki incelemelerden çok daha yüksek çıkan bu sayılara nasıl ulaşıldığı da belirtilmedi.

Bir federal yargıç, kısa süre önce federal hükümetin kurduğu vatandaşlık veri tabanının birçok vakada ABD vatandaşlarını hatalı şekilde oy hakkı olmayan kişiler olarak sınıflandırdığına hükmetti.

Taslak metinde, Bakan Mullin’ın bu dört eyalete göndermeyi planladığı mektuplara da değinildi. Mektuplarda, eyaletlerin en üst düzey seçim yetkililerinden iki hafta içinde yanıt vermeleri ve “serbest, adil ve doğru seçimlerin güvence altına alınması amacıyla DHS ile işbirliği yapma niyetlerini teyit etmeleri” talep ediliyor.

Nevada, New Jersey ve Pennsylvania eyaletlerinin en üst düzey seçim yetkilileri olan eyalet sekreterlerinin sözcüleri, konuya ilişkin açıklama taleplerine henüz yanıt vermedi.

California Eyalet Sekreterliği Sözcüsü Dedee Verdin ise ofisin, Adalet Bakanlığının eyalet genelindeki seçmen kayıtlarını talep etmesine karşı hukuki mücadele yürüttüğünü ve hiçbir veriyi teslim etmediğini bildirdi.

Eyaletin en büyük bölgesi olan Los Angeles County yetkilileri de eyalete herhangi bir veri aktarmadıklarını açıkladı.

Birçok seçim yasasının yazarı olan California Meclis Üyesi Demokrat Marc Berman, yaptığı açıklamada, İç Güvenlik Bakanlığının Trump’ın 2020 seçim yenilgisine ilişkin asılsız komplo teorilerine odaklanması gerektiğini belirtti.

Berman açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bakan Mullin Amerika’daki seçim usulsüzlüklerini araştırmak istiyorsa işe kendi patronundan başlamasını öneririm. Seçim görevlilerinden binlerce hayali oy üretmesini talep ederken yakalanan tek kişi, Georgia Eyalet Sekreteri’ne 2020 başkanlık seçimini çalabilmek için ’11 bin 780 oy bulmasını’ rica eden Başkan Donald J. Trump’tır.”

Yasalar ne söylüyor?

ABD’de yabancı uyrukluların seçimlerde oy kullanması yasalara aykırı olup bu tür vakalara son derece nadir rastlanıyor.

Eyalet seçmen listelerinde yabancı olduğundan şüphelenilen birçok kişinin daha sonra yapılan incelemelerde hatalı eşleşme kurbanı olduğu anlaşıldı.

DHS’nin ön bulguları ve eyaletlere yönelik adımları, Trump’ın seçimler üzerinde federal kontrolü artırma çabalarının yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor.

Trump, son haftalarda Kongre’deki Cumhuriyetçilere, seçmenlerin sandık başında fotoğraflı kimlik ve vatandaşlık belgesi sunmasını zorunlu kılan SAVE Yasası’nı geçirmeleri için baskı uyguluyor.

Senato’daki Cumhuriyetçiler ise posta yoluyla oy kullanmayı zorlaştıracak bu tasarının yasalaşması için yeterli oy desteğine sahip olmadığını belirtiyor.

Geçen hafta Trump, seçimlerin yönetimine ilişkin en iyi uygulamaları derleyen, oy makinelerinin güvenliğini onaylayan ve eyaletlere federal seçim güvenliği fonu dağıtan bağımsız federal kurum Seçim Yardım Komisyonunun tüm yönetim kadrosunu görevden aldı.

Trump’ın kendi istihbarat topluluğu tarafından hazırlanan ve gizliliği kaldırılan bir raporda, hiçbir yabancı gücün 2020 seçimlerinde oyları değiştirmediği veya değiştirmeye teşebbüs etmediği sonucuna varılmıştı.

Raporda ayrıca, Çin’in o yıl seçmen algısını etkilemeye yönelik girişimleri “değerlendirdiği ancak uygulamaya koymadığı” yüksek güven derecesiyle ifade edilmiş, buna karşın Pekin’in Trump karşıtı bir nüfuz kampanyası yürütüp yürütmediği konusunda kurum içinde bazı görüş ayrılıkları olduğu kaydedilmişti.

Amerika

Google, yapay zeka yönetimini Londra’dan Kaliforniya’ya taşıyor

Yayınlanma

Google, yapay zeka birimlerini kapsamlı biçimde yeniden düzenleyerek geliştirme çalışmalarının denetimini Londra’dan Kaliforniya’daki merkezine taşıyor. Financial Times’a göre değişiklik, Gemini modellerinin geliştirilmesine etkin biçimde katılan kurucu ortak Sergey Brin’in etkisini güçlendirirken Demis Hassabis, Google DeepMind’ın yönetiminden ayrılıyor. Şirket, OpenAI ve Anthropic’e yetişmeye çalışıyor.

Google, yapay zeka birimlerinde kapsamlı bir yeniden yapılanmaya giderek geliştirme çalışmalarının denetimini Londra’dan Kaliforniya’daki merkezine taşıyor.

Financial Times’ın (FT) haberine göre bu değişiklik, Gemini modellerinin geliştirilmesine etkin biçimde katılan Google kurucu ortağı Sergey Brin’in etkisini güçlendiriyor. Şirket, OpenAI ve Anthropic’e yetişmeye çalışıyor.

Demis Hassabis, Google DeepMind’ın yöneticiliğinden ayrılarak operasyonel yönetimi yeni kıdemli başkan yardımcısı Koray Kavukçuoğlu’na devrediyor.

Hassabis, Alphabet’ın baş bilim insanı olarak görevini sürdürecek ve uzun vadeli araştırmalara yoğunlaşacak. Şirket yönetimi, bu düzenlemenin Hassabis’in potansiyelinden daha etkili biçimde yararlanılmasını sağlayacağı görüşünde.

Financial Times’ın kaynaklara dayandırdığı haberine göre görev değişiklikleri yalnızca yöneticilerin yer değiştirmesinden ibaret değil.

DeepMind’ın on yıldır süren araştırma kültürü yerini daha katı bir ticari anlayışa bırakıyor. Google’ın amiral gemisi Gemini modellerinin geliştirilmesi artık Mountain View’da merkezileştirilmiş durumda.

Hassabis yeni görevinde, ticari sorumluluklardan ayrılarak uzun vadeli araştırmalar ile genel yapay zeka (AGI) meselelerine odaklanacak.

Sergey Brin Gemini çalışmalarında daha etkin rol üstleniyor

Uzun yıllar şirketin günlük yönetiminde yer almayan Sergey Brin, OpenAI’ın ChatGPT’yi piyasaya sürmesinden sonra yeniden Google’ın yapay zeka stratejisindeki başlıca isimlerden biri haline geldi.

Brin, Gemini’nin geliştirilmesine etkin biçimde müdahil oluyor. Yapay zeka çalışmalarının denetiminin Kaliforniya’ya dönmesiyle Brin’in etkisi artık kurumsal yapıya da yerleşiyor.

Haziran başında, Google’ı bünyesinde barındıran ABD’li Alphabet Inc.’in 80 milyar dolar tutarında hisse ihraç etmeyi planladığı açıklanmıştı.

Bu kaynağın büyük bölümünün yapay zeka altyapısını güçlendirmek ve hesaplama kapasitesini artırmak için kullanılması planlanıyor.

Reuters’ın aktardığına göre Alphabet, son bir yılda altı para birimi üzerinden 85 milyar dolardan fazla borçlanma sağladı. Bunun sonucunda şirketin toplam borcu 100 milyar doları aştı.

Okumaya Devam Et

Amerika

FDA, Moderna’nın mRNA grip aşısını onayladı

Yayınlanma

ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), ilk mRNA grip aşısını onaylayarak, yaygın olarak görülen veya özellikle bulaşıcı virüs suşlarını hızla hedef almayı kolaylaştıracak bir teknolojinin kullanımının önünü açtı.

Moderna tarafından üretilen ve mFLUSIVA adı verilen aşının onaylanması, Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. tarafından yönlendirilen mRNA araştırmalarına yönelik bir dizi darbenin ardından geldi.

Bu darbeler arasında, hükümetin Biyomedikal İleri Araştırma ve Geliştirme Kurumu (BARDA) aracılığıyla mRNA teknolojisiyle aşı geliştirmek amacıyla yürütülen 22 projenin iptali de yer alıyordu.

FDA, bu yılın başlarında Moderna’nın onay başvurusunu incelemeyi bile reddetmişti ama kamuoyundaki tepkilerin ardından hızla kararını değiştirdi.

Grip, her yıl dünya çapında 300.000’den fazla kişinin ölümüne neden oluyor ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ne (CDC) göre, 2024-25 sezonunda özellikle şiddetli geçerek ABD’de tahmini 45.000 ölüm ile sonuçlandı.

Bu sayının içinde çocuklarda bildirilen en az 297 vaka da bulunuyor.

Yeni aşı, 50 ila 64 yaş arası kişiler için onaylandı. FDA, 65 yaş ve üstü yetişkinler için hızlandırılmış onay verdi.

Bu, aşının yaygın kullanımına olanak tanıyor ve takip çalışmasının sonuçları kabul edilebilir bulunursa tam onaya dönüştürülebilir.

Şirket, aşının 2026-27 solunum yolu virüs sezonu için hazır olmasını beklediğini belirtti.

Moderna CEO’su Stéphane Bancel yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Grip, hâlâ önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor ve mFLUSIVA, Amerika’daki yaşlılar için önemli bir yeni seçenek sunuyor. Bu onay, mRNA platformumuzun sürekli bilimsel yenilikler yoluyla önemli halk sağlığı sorunlarının çözümüne katkıda bulunma potansiyelini de yansıtıyor.”

mRNA teknolojisi, vücuda bir virüsün bir parçasını üretmesini söyler ve bu da vücudun bağışıklık tepkisini tetikler.

Bu teknoloji, dünya çapında yüz milyonlarca kişiye uygulanan Covid aşılarında kullanılan teknolojiydi.

İki bilim insanı, mRNA teknolojisi alanındaki çalışmaları nedeniyle 2023 yılında Nobel Ödülüne layık görüldü.

2021 yılında bir aşı aktivisti olarak Kennedy, FDA’ya mRNA Covid aşılarının piyasaya sürülmesinden altı ay sonra piyasadan çekilmesi için dilekçe vermişti.

Şirket, 50 ila 64 yaşları arasındaki yaklaşık 41.000 kişiyi, aşının etkili olduğunu ama eski teknolojiyle üretilen bir aşıya kıyasla daha fazla yan etkiye sahip olduğunu ortaya koyan büyük çaplı bir çalışmaya dahil etti.

Çalışmada, yaklaşık 21.000 kişi Moderna aşısını, yaklaşık aynı sayıda kişi ise karşılaştırma aşısını aldı.

Altı ay içinde, Moderna aşısı olanlardan 411’i gribe yakalanırken, diğer gri aşıyı olanlardan 557’si gribe yakalandı. Bu da yaklaşık yüzde 27’lik bir göreceli etkinlik oranına karşılık geliyor.

Fakat Moderna aşısını olanlarda daha fazla yan etki bildirildi: Katılımcıların yaklaşık üçte ikisi enjeksiyon yerinde ağrı, yüzde 45’i yorgunluk ve yüzde 38’i baş ağrısı bildirdi.

Bu oranlar, karşılaştırma grubuna kıyasla yaklaşık iki kat daha yüksekti.

Araştırmacıların Moderna aşısıyla ilişkili olduğunu değerlendirdiği ciddi olaylar arasında bir bayılma vakası, üç günlük hastaneye yatışa neden olan bir düşük tansiyon vakası ve bir perimiyokardit vakası, yani kalp zarının ve kalp kasının iltihaplanması yer aldı.

FDA’nın Moderna aşısını incelemeyi ilk başta reddetmesi, geniş çaplı ve genel olarak olumlu sonuçlar veren bir klinik deneme gerçekleştirmiş köklü bir şirkete yönelik son derece sıra dışı bir hamleydi.

Bu karar, o dönemde kurumun aşı bölümünün başkanı olan Dr. Vinay Prasad tarafından verildi. 

Dr. Prasad, ilaç şirketleri ve FDA’ya yönelik keskin gözlü bir akademik eleştirmen olarak ün kazanmıştı. Daha sonra Kennedy’nin sesli bir destekçisi haline geldi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Hükümetler, “AI balonu” konusunda tehlikeli bir risk alıyor

Yayınlanma

Yapay zekaya (AI) yönelik yatırımlar hızla sürerken, tahvil piyasalarına hücum ve bu piyasalardaki faiz oranları alarm zillerinin çalmasına neden oluyor.

The Economist’te yer alan analize göre, bu yılki istikrarlı yükselişin ardından, Amerika, Fransa, Japonya ve İngiltere’deki 30 yıllık tahvil faizleri, 2007-09 küresel finans krizinden bu yana görülen en yüksek seviyelere yaklaşmış durumda.

Bu durum, 2022’deki mali panik sırasında kaydedilen en yüksek seviyelerin çoktan geride bırakıldığı İngiltere için özellikle dikkat çekici.

Pandemi sonrasında enflasyon düştüğünde tahvil getirilerinin 2010’lu yılların en düşük seviyelerine geri döneceği düşünülüyordu ama görünen o ki o seviyelere geri dönüş olmayacak.

The Economist’e göre tam aksine, getirilerin daha da yükselme olasılığı yüksek.

Dergiye göre bunun nedenleri arasında enflasyonun tam olarak yenilememesi ve bu durumun merkez bankalarını faiz indiriminden alıkoyması yer alıyor.

ABD’de tahvil getirileri sıçradı, hisse senetleri düştü

Japonya’nın bile, tereddütlü de olsa, gevşek para politikalarını geride bıraktığına işaret eden The Economist, “Zengin ülkelerin devasa bütçe açıklarının anlamlı bir şekilde daralacağına dair pek bir işaret görülmüyor; bu da hükümetlerin nihayetinde merkez bankalarını borçlarını enflasyon yoluyla eritmeye zorlama olasılığını artırıyor,” diye yazıyor.

İran savaşı ve gümrük vergileri gibi jeopolitik çalkantıların, yatırımcıların talep ettiği risk primini artırdığı hatırlatılıyor.

The Economist, tahvil piyasasına özellikle dikkat çekiyor:

“Yüksek tahvil getirileri, borçlu hükümetler için bir sorun. Örneğin, ABD’deki tahvil getirilerindeki her bir yüzde puanlık artış, on yıl içinde yıllık GSYİH’nın %1,3’ü kadar ek faiz ödemesine mal oluyor. Yine de hükümetlerin bu sıkışıklığı telafi etmek için kemerlerini sıkacaklarını ummak giderek zorlaşıyor. Amerika’da her siyasi parti, borç krizi gibi bir sıcak patatesin diğer tarafa düşmesini umuyor gibi görünüyor. Gelecek yıl Fransa’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi, aşırı sol ile aşırı sağ arasında bir mücadeleye dönüşebilir. Japonya ise, tuhaf bir şekilde, mali teşvik uyguluyor. Hükümetler ayarlamaları yapmak için ne kadar uzun süre beklerse, bu ayarlamalar o kadar büyük hale geliyor.”

Bu kapsamda hükümetler, faturaları ödemek için giderek daha fazla iktisadi büyümeye bahis oynuyor gibi görünüyor vei bu da günümüzde yapay zekaya (AI) bahis oynamak anlamına geliyor.

The Economist’e göre sorun şu: Normal şartlarda daha hızlı büyüme, yatırımı artırarak genellikle daha yüksek faiz oranları ve daha yüksek tahvil getirileri beraberinde getirir. Bugünlerde ise daha hızlı büyümeden önce piyasa faiz oranları yükseliyor.

Tahvil piyasalarında yapay zeka çılgınlığı

Goldman Sachs tarafından bu yıl 1 trilyon dolar olarak tahmin edilen veri merkezi yatırımlarının muazzam boyutu, sermayeyi kıtlaştırıyor ve tahvil getirilerinin yükselmesine katkıda bulunuyor.

Ne var ki yapay zeka, teknolojinin yaygınlaşmasının tartışmasız en ileri düzeyde olduğu Çin’de bile henüz üretkenliği ölçülebilir bir şekilde artırmış değil.

Dergi, bu artışın gerçekleşmesinin “biraz” zaman alabileceğini kabul ediyor ve elektrik ve bilgi işlem sektörlerinde üretkenlik artışının gözle görülür hale gelmesinin onlarca yıl sürdüğünü hatırlatıyor.

Ayrıca tüm ekonomilerin eşit derecede iyi performans göstermeyeceğine de işaret eden The Economist, “Yapay zeka Amerika’ya daha fazla büyüme getirip küresel faiz oranlarını yukarı çeker fakat eski dünyada katı işgücü piyasaları ve yüksek enerji maliyetleri nedeniyle tıkanırsa, Avrupa’nın mali sıkıntıları daha da kötüleşebilir. Bu, daha fazla büyüme olmaksızın daha pahalı borç anlamına gelir,” diye yazıyor.

Diğer sorun ise istihdamla ilgili. Eğer yapay zekadan kaynaklanan verimlilik artışı, herhangi bir ülkenin mali hesaplamalarını derinden değiştirecek kadar büyükse, “muhtemelen büyük çaplı” bir iş kaybı da yaşanacak ve bu da işsizlere yönelik daha fazla harcama anlamına gelecek. Bu durumda gelir, işgücünden vergilendirmesi daha hafif olan sermayeye de kayabilir.

“Ucuz para dönemi sona erdi”

Yapay zeka bir silahlanma yarışını tetiklerse, ülkelerin savunma harcamalarını da artırması gerekecek. Yapay zeka destekli bilimsel ilerlemelerin beslediği daha uzun yaşam süresi gibi heyecan verici bir olasılık bile, devletin emeklilik harcamalarını artıracak.

Brookings Enstitüsü’nden iktisatçılar, bu faktörlerin yanı sıra yüksek faiz oranlarının, yapay zekanın tetiklediği büyümenin Amerikan bütçe açıkları üzerindeki olumlu etkisini yarıdan fazla azaltabileceğini tahmin ediyor.

Bu kapsamda The Economist, mali açıdan bu kadar “açılmanın” riskli olabileceğine işaret ediyor ve hükümetleri “bütçe açıklarına” karşı uyarıyor:

“Amerika ve İngiltere dahil olmak üzere zengin dünyanın büyük bir kısmının en son bütçe fazlası verdiği dönem, milenyumun başıydı. Bunun için hızlı bir verimlilik artışı gerekiyordu; o dönemde bu artış, bilgisayarlar ve internetin ilk dönemlerinden kaynaklanıyordu. Ancak bütçe açıklarının da azaltılması gerekiyordu. Mali ihtiyatlılık olmadan, tahvillere yatırım yapmak, istikrarsız teknoloji hisselerine bahis oynamak kadar riskli görünen bir yapay zeka bahsidir.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English