Amerika
ABD İç Güvenlik Bakanlığı’ndan seçmen listelerinde yabancı seçmen iddiası

ABD İç Güvenlik Bakanlığı, California dahil dört eyaletteki seçmen listelerinde binlerce yabancı uyruklunun yer aldığının tespit edildiğini öne sürdü. Politico’nun incelediği basın açıklaması taslağına dayanan iddiada yabancı uyrukluların fiilen oy kullandığına dair bir kanıt sunulmadı.
ABD İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin, ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim güvenliğine odaklanacağı ulusa sesleniş konuşması öncesinde, California ve diğer üç eyaletteki seçmen listelerinde binlerce yabancı uyruklunun yer aldığını iddia etti.
Politico’nun incelediği bir basın açıklaması taslağına göre İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), yürüttüğü ön incelemede New Jersey, Nevada ve Pennsylvania’da on binlerce, California’da ise yaklaşık 200 bin yabancı uyruklu kişinin seçmen listelerinde yer aldığını öne sürdü.
Taslak metinde, bu kişilerin fiilen oy kullandığına dair herhangi bir kanıta yer verilmezken bakanlığın bu verilere nasıl ulaştığı da açıklanmadı.
Seçmen kayıtlarının bir kısmı kamuya açık olsa da Trump yönetimindeki Adalet Bakanlığı, bu tür verileri elde etmek için 24’ten fazla eyalete dava açtı. Şimdiye kadar bu davalarda karar veren 15 yargıcın tamamı, talepleri çok geniş kapsamlı ve net bir amaçtan yoksun bularak reddetti.
California Valisi Gavin Newsom’ın ofisi, konu hakkındaki sorulara yanıt olarak, Newsom’ın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamaya işaret etti. Newsom, Trump’ın seçimler hakkında defalarca asılsız iddialarda bulunduğunu vurguladı.
Newsom, X hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:
“California yasaları nettir: Eyalet seçimlerinde ve federal seçimlerde oy kullanabilmek için ABD vatandaşı olmanız şarttır. Seçim usulsüzlüğü son derece nadir görülür ve neredeyse her zaman ABD vatandaşları tarafından gerçekleştirilir.”
Demokratlar ve eyalet seçim yetkilileri, Trump’ın bu konuşmayı 2020 seçimlerinin çalındığı yönündeki asılsız iddialarını yinelemek için kullanabileceği ihtimaline karşı hazırlık yapıyor.
Beyaz Saray’ın, ABD seçim altyapısındaki açıklıklar ve Çin’in 2020 seçimlerindeki nüfuz çabalarına ilişkin istihbarat bilgilerinin gizliliğini kaldırmayı değerlendirdiği de belirtiliyor.
Dört eyaletteki veriler tartışma yarattı
Basın açıklaması taslağında yer alan verilere göre, dört eyaletin kayıtları üzerinde yapılan incelemelerde California’da 190 bin 832, New Jersey’de 35 bin 152, Nevada’da 15 bin 903 ve Pennsylvania’da 14 bin 576 yabancı uyruklu seçmen kaydı saptandı.
Ancak metinde, bu kişilerin oy kullandığına dair bir kanıt sunulmadığı gibi, önceki incelemelerden çok daha yüksek çıkan bu sayılara nasıl ulaşıldığı da belirtilmedi.
Bir federal yargıç, kısa süre önce federal hükümetin kurduğu vatandaşlık veri tabanının birçok vakada ABD vatandaşlarını hatalı şekilde oy hakkı olmayan kişiler olarak sınıflandırdığına hükmetti.
Taslak metinde, Bakan Mullin’ın bu dört eyalete göndermeyi planladığı mektuplara da değinildi. Mektuplarda, eyaletlerin en üst düzey seçim yetkililerinden iki hafta içinde yanıt vermeleri ve “serbest, adil ve doğru seçimlerin güvence altına alınması amacıyla DHS ile işbirliği yapma niyetlerini teyit etmeleri” talep ediliyor.
Nevada, New Jersey ve Pennsylvania eyaletlerinin en üst düzey seçim yetkilileri olan eyalet sekreterlerinin sözcüleri, konuya ilişkin açıklama taleplerine henüz yanıt vermedi.
California Eyalet Sekreterliği Sözcüsü Dedee Verdin ise ofisin, Adalet Bakanlığının eyalet genelindeki seçmen kayıtlarını talep etmesine karşı hukuki mücadele yürüttüğünü ve hiçbir veriyi teslim etmediğini bildirdi.
Eyaletin en büyük bölgesi olan Los Angeles County yetkilileri de eyalete herhangi bir veri aktarmadıklarını açıkladı.
Birçok seçim yasasının yazarı olan California Meclis Üyesi Demokrat Marc Berman, yaptığı açıklamada, İç Güvenlik Bakanlığının Trump’ın 2020 seçim yenilgisine ilişkin asılsız komplo teorilerine odaklanması gerektiğini belirtti.
Berman açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bakan Mullin Amerika’daki seçim usulsüzlüklerini araştırmak istiyorsa işe kendi patronundan başlamasını öneririm. Seçim görevlilerinden binlerce hayali oy üretmesini talep ederken yakalanan tek kişi, Georgia Eyalet Sekreteri’ne 2020 başkanlık seçimini çalabilmek için ’11 bin 780 oy bulmasını’ rica eden Başkan Donald J. Trump’tır.”
Yasalar ne söylüyor?
ABD’de yabancı uyrukluların seçimlerde oy kullanması yasalara aykırı olup bu tür vakalara son derece nadir rastlanıyor.
Eyalet seçmen listelerinde yabancı olduğundan şüphelenilen birçok kişinin daha sonra yapılan incelemelerde hatalı eşleşme kurbanı olduğu anlaşıldı.
DHS’nin ön bulguları ve eyaletlere yönelik adımları, Trump’ın seçimler üzerinde federal kontrolü artırma çabalarının yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor.
Trump, son haftalarda Kongre’deki Cumhuriyetçilere, seçmenlerin sandık başında fotoğraflı kimlik ve vatandaşlık belgesi sunmasını zorunlu kılan SAVE Yasası’nı geçirmeleri için baskı uyguluyor.
Senato’daki Cumhuriyetçiler ise posta yoluyla oy kullanmayı zorlaştıracak bu tasarının yasalaşması için yeterli oy desteğine sahip olmadığını belirtiyor.
Geçen hafta Trump, seçimlerin yönetimine ilişkin en iyi uygulamaları derleyen, oy makinelerinin güvenliğini onaylayan ve eyaletlere federal seçim güvenliği fonu dağıtan bağımsız federal kurum Seçim Yardım Komisyonunun tüm yönetim kadrosunu görevden aldı.
Trump’ın kendi istihbarat topluluğu tarafından hazırlanan ve gizliliği kaldırılan bir raporda, hiçbir yabancı gücün 2020 seçimlerinde oyları değiştirmediği veya değiştirmeye teşebbüs etmediği sonucuna varılmıştı.
Raporda ayrıca, Çin’in o yıl seçmen algısını etkilemeye yönelik girişimleri “değerlendirdiği ancak uygulamaya koymadığı” yüksek güven derecesiyle ifade edilmiş, buna karşın Pekin’in Trump karşıtı bir nüfuz kampanyası yürütüp yürütmediği konusunda kurum içinde bazı görüş ayrılıkları olduğu kaydedilmişti.
Amerika
ABD’nin seçim raporlarında Türkiye ve Almanya detayı

Donald Trump’ın seçim sistemine yönelik tehditler hakkındaki konuşmasının ardından Beyaz Saray, altyapı zafiyetlerini ve yabancı müdahale iddialarını içeren gizli belgeleri kamuoyuyla paylaştı. ABD istihbarat kurumlarının 2018-2024 dönemine ait değerlendirmelerinde Türkiye, Almanya, İran ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin tutumları ile seçim yazılımlarındaki teknik açıklar da yer alıyor.
Beyaz Saray, ABD Başkanı Donald Trump’ın ülkedeki seçim sistemine yönelik tehditlere ilişkin gerçekleştirdiği konuşmanın ardından, daha önce gizli tutulan bir dizi belgeyi kamuoyuna açıkladı.
Paylaşılan dosyalarda, Amerikan oylama altyapısının teknik zafiyetlerine dair tespitlerin yanı sıra Çin’in milyonlarca seçmenin verilerine erişim sağladığı yönündeki iddialar yer alıyor.
Belgeler arasında, Trump’ın mağlubiyetiyle sonuçlanan 2020 başkanlık seçimlerine yönelik olası müdahale tehditlerini betimleyen raporlar da bulunuyor. Bu bağlamda Rusya’ya yönelik suçlamalar da dosyalarda tekrar yer buluyor.
Çin’e yönelik suçlamalar
Belgelerdeki istihbarat verilerine göre, adı açıklanmayan bir hükümet ajansı, en az 18 eyaletteki seçmen listelerinin Çin tarafından ele geçirildiğini iddia ediyor.
Bu durumun toplamda 200 milyondan fazla seçmen kaydını etkilediği öne sürülüyor. Sızdırıldığı iddia edilen bilgiler arasında seçmenlerin isimleri, doğum tarihleri, ev adresleri, posta kodları, parti üyelikleri ve bazı durumlarda oy verme protokolleri ile yaptıkları bağışlara dair ayrıntılar bulunuyor.
Trump, gizliliği kaldırılan verilerde adı geçen Alaska, Arkansas, Colorado, Connecticut, Columbia Bölgesi, Florida, Georgia, Kansas, Michigan gibi eyaletlerin seçim altyapılarındaki kırılganlıklar konusunda uyarılarda bulundu.
Yayımlanan diğer belgeler arasında, Pekin’in 2018-2020 yılları arasında ABD seçimlerini etkileme çabalarına dair hazırlanan raporların sansürlenmiş kesitleri göze çarpıyor.
CIA tarafından hazırlanan bir bilgi notunda, Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) politikasının, dönemin ABD Başkanı Trump’a yönelik desteği zayıflatmak, yeniden seçilmesini engellemek veya onu istifaya zorlamak üzerine kurulduğu iddia ediliyor.
Belgelere göre Çin, Pekin’in çıkarları doğrultusunda üst düzey Amerikalı yetkililerle temas kurabilecek kişiler üzerinde nüfuz sahibi olmak için çeşitli yöntemlere başvurdu.
Bu çerçevede akademisyenler, eski devlet memurları ve düşünce kuruluşu uzmanları Çin’e davet edilerek kendilerine yüksek paralar ödendi, yol ve konaklama giderleri karşılandı.
CIA, Çin hükümetinin 2019 yılındaki stratejisinin de Trump’a yönelik iç güveni sarsmayı hedeflediğini öne sürüyor. İstihbarat raporlarında, büyük Amerikan şirketleriyle sözleşmeler yapılarak iş dünyası liderlerinin başkan aleyhine tavır almaya zorlandığı iddia ediliyor.
Ayrıca Çin’in, Trump karşıtı makalelerin sayısını artırmak amacıyla Amerikalı gazeteciler arasında işbirliği yapabileceği isimler aradığı öne sürülüyor.
Bununla birlikte, 1 Temmuz 2020 tarihli bir başka belgede, Çin destekli siber faaliyetlerin Biden’ın seçim kampanyasını da hedef aldığı ve bunun “muhtemelen istihbarat toplama amacı” taşıdığı ifade ediliyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı ise Beyaz Saray’ın yayımladığı belgelere dayanan bu iddiaları “tamamen uydurma” olarak nitelendirerek, Pekin’e yönelik asılsız karalama kampanyalarına son verilmesi çağrısında bulundu.
Rusya’nın “etkisi”
Ulusal İstihbarat Konseyi tarafından seçimlerden üç ay önce, 19 Ağustos 2020’de hazırlanan raporda, Rusya’nın Amerikan iç siyasetine müdahale ettiğine yönelik eski iddialar yineleniyor.
İstihbarat analizinde, Rusya’nın “eski Başkan Yardımcısı Joe Biden’ı, Demokrat Parti’yi ve ABD siyasi elitini karalamak, aynı zamanda ülkedeki kutuplaşmayı derinleştirmek amacıyla devlet medyasını, sosyal ağları ve diğer çevrimiçi platformları kullanmayı sürdürdüğü” iddia ediliyor.
Diğer suçlamalar arasında seçimlerde usulsüzlük yapıldığına dair iddiaların yayılması ve İngilizce yayın yapan haber platformlarında yapay siyasi içerikler üretilmesi yer alıyor.
Ulusal İstihbarat Konseyi’nin 15 Ocak 2020 tarihli daha erken bir raporunda ise Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore’nin 2020 başkanlık seçimleri sırasında ABD seçim altyapısına sızma kabiliyetine sahip olduğu yönünde görüş bildiriliyor.
Rusya, ABD seçimlerine müdahale ettiği yönündeki suçlamaları geçmişte de defalarca reddetmişti.
Belgelerin açıklanmasının ardından Kremlin, iddiaları yeniden kesin bir dille geri çevirdi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Rusya hiçbir zaman başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmemiştir. Kendi iç işlerimize de kimsenin müdahale etmeye çalışmamasını umuyoruz” dedi.
Listede yer alan diğer ülkeler
Gizliliği kaldırılan dosyalarda Çin ve Rusya’nın yanı sıra İran, Türkiye, Almanya ve Suudi Arabistan’a dair de ayrıntılı değerlendirmeler bulunuyor.
Ağustos 2020 tarihli istihbarat raporunda, İran’ın Trump’a yönelik güveni sarsmak amacıyla bir “etki kampanyası” yürüttüğü öne sürülüyor. Belgede, söz konusu kampanyanın doğrudan ülkenin dini lideri Ali Hamaney tarafından onaylandığı, internet üzerinden yürütülen örtülü operasyonlarla dezenformasyon yayıldığı ve Trump’a yönelik eleştirilerin körüklendiği iddia ediliyor.
Bu faaliyetlerin özellikle ABD’deki protestolar, mektupla oy verme tartışmaları ve koronavirüs pandemisinin sonuçları üzerine yoğunlaştığı savunuluyor.
Amerikan istihbaratının analizine göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dahil olmak üzere üst düzey Türk yetkililer, ABD hükümet mekanizması içinde “Türkiye karşıtı” bir tutum olduğunu düşünüyordu.
Bu sebeple Ankara’nın, Amerikalı siyasetçilerin ve adayların pozisyonlarını örtülü yollarla etkilemeye çalıştığı öne sürülüyor.
Raporda, bu yöntemler arasında “ABD’deki yerel seçim kampanyalarının gizlice fonlanması” gibi iddialar da sıralanıyor.
İstihbarat analizinde, dönemin Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in, kişisel görüş ayrılıkları ve Trump yönetiminin politikalarının Almanya, AB ve NATO’nun konumunu zorlaştırdığı yönündeki değerlendirmesi nedeniyle, 2020 seçimlerinde Donald Trump’ın kaybetmesini “neredeyse kesin olarak” tercih edeceği belirtiliyor.
Ayrıca raporda, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın 2019 yılında, Trump’ın kaybetmesi durumunda Riyad’ın kendisi için kritik konularda ABD desteğini kaybedebileceğinden endişe duyduğu aktarılıyor.
Prens, belgede Washington’a en dost yabancı liderlerden biri olarak tanımlanırken, krallığın seçimlere müdahale etmeye yönelik herhangi bir girişiminden bahsedilmiyor.
Eyaletlerin seçim sistemlerindeki açıklar
Açıklanan belgelerin ayrı bir bölümü, seçimlerde kullanılan yazılımlardaki teknik sorunlara odaklanıyor. ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA) tarafından hazırlanan rapor, 2019-2024 yılları arasında yerel yönetimlerin ağlarında ve yazılımlarında yapılan denetimlere dayanıyor.
Testler sırasında uzmanların bazı durumlarda “birkaç saat veya gün boyunca ağ üzerinde tam kontrol” sağlayabildiği belgelendi.
Seçimler öncesindeki sertifikasyon kurallarının haftalar veya aylar boyunca yazılımlarda değişiklik yapılmasını yasaklaması nedeniyle, tespit edilen açıkların düzeltilmeden “aylarca veya yıllarca” kalabildiği ifade ediliyor.
Bununla birlikte, ekipmanların internetten ve yerel ağlardan tamamen izole edildiği yönündeki iddiaların her zaman gerçeği yansıtmadığı, iş bilgisayarları veya e-posta üzerinden sistemlere erişim imkanının korunmuş olabileceği belirtiliyor.
Daha önce elektronik oy pusulalarının kaybolması, sisteme işlenmeyen oylar ve oylama makinelerindeki güncelliğini yitirmiş yazılımlar gündeme gelmişti.
Yeni raporlar, risklerin sadece makinelerle sınırlı olmadığını, bilgisayar korsanlarının son on yılda 50 eyaletin tamamında seçmen kayıt veri tabanlarına sızmaya çalıştığını ve en az 20 eyalette başarılı sızmaların gerçekleştiğini ortaya koyuyor.
Ancak bu verilerin, seçim sonuçlarına doğrudan müdahale edildiğini kanıtlamadığı vurgulanıyor.
CNN’in aktardığına göre, gizliliği kaldırılan veriler büyük ölçüde uzun yıllardır bilinen ve daha önce giderilmeye çalışılan teknik açıkları tarif ediyor.
Televizyon kanalı, yayınlanan bilgilerin, Trump’ın kaybettiği 2020 seçimleri dahil olmak üzere geçmişteki herhangi bir oylamada yabancı müdahale veya hile yoluyla sonuçların değiştirildiğine dair bir kanıt sunmadığını belirtiyor.
CNN’e konuşan bir istihbarat kaynağı, Beyaz Saray tarafından açıklanan bu belgelerin ve notların, aslında 2020 seçimlerine yönelik olası yabancı müdahaleleri ele alan kapsamlı ve tek bir rapor hazırlamak amacıyla toplandığını aktardı.
Ancak aynı kaynak, yapılan incelemelerin ardından bu verilerin nihai rapora dahil edilecek kadar önemli ya da güvenilir bulunmadığını ifade etti.
Amerika
Trump iddialarını yineleyerek yeni seçim yasasını talep etti

ABD Başkanı Donald Trump, ülke genelinde seçim güvenliğinin savunulamaz durumda olduğunu iddia ettiği ulusa sesleniş konuşmasında, tartışmalı Save America Act yasasının geçmesi için Kongre’ye yüklendi. 2020 yılındaki seçim yenilgisini kabul etmeyen Trump’ın açıkladığı yeni gizli belgelerin somut bir kanıt sunmadığı belirtilirken, büyük televizyon kanalları konuşmayı canlı yayınlamadı.
ABD Başkanı Donald Trump, perşembe akşamı gerçekleştirdiği ulusa sesleniş konuşmasında, ülkedeki seçim güvenliği sisteminin savunulamaz bir halde olduğunu ileri sürdü.
Bu hitabıyla Trump, desteklediği tartışmalı yasal düzenlemenin yasalaşması için kamuoyu desteği sağlamayı ve 2020 başkanlık seçimlerine yönelik hile iddialarını daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefledi.
Resmi verilere göre Trump, söz konusu seçimi eski Başkan Joe Biden’a karşı yaklaşık 7 milyon oy farkıyla ve Seçiciler Kurulu’nda 232’ye karşı 306 oyla kaybetmişti.
Başkan Trump konuşmasında ekonomi, göçmenlik ve suç oranları gibi farklı başlıklar hakkında da açıklamalarda bulunsa da hitabının merkezinde seçim güvenliği yer aldı.
Açıklanan belgelerde somut bir kanıt ortaya konulamadı
Konuşma öncesinde yaratılan büyük beklentiye rağmen, hitap sırasında tek başına gidişatı değiştirebilecek nitelikte somut bir bulgu paylaşılmadı.
Trump, kendine has dağınık üslubuyla gerçekleştirdiği konuşmasında, kamuoyuna sunulan yeni belge paketlerinin önemine vurgu yaptı.
Trump, bu belgelerin “hiç kimsenin savunamayacağı kadar bozuk ve savunmasız bir seçim sistemini gözler önüne serdiğini” ileri sürdü.
Trump’ın iddiaları genel olarak seçmen verilerinin Çin tarafından ele geçirilmesi, ABD’li siyaset ve güvenlik bürokrasisinin Çin müdahalesini gizlemeye yönelik planlar yaptığı suçlaması ve Amerikan halkına seçim güvenliği konusunda asılsız bir güven hissi verilmeye çalışıldığı savı üzerinde yoğunlaştı.
Ancak bağımsız kaynakların belgeleri incelemeye başlamasıyla birlikte, bu verilerin ne kadar yeni veya ikna edici olduğu konusunda soru işaretleri ortaya çıktı.
New York Times yazarı Maggie Haberman, Trump’ın zaman zaman gerçek dışı iddialarda bulunduğunu belirterek, belgelerin ulaştığı sonuçların çok daha ihtiyatlı ve sınırlı olduğunu aktardı.
CNN tarafından yayınlanan analizde ise belgelerin gizliliğinin yeni kaldırılmış olmasına rağmen, içerikte anlatılan güvenlik açıklarının yıllardır bilindiği ve seçim yetkililerinin bu açıkları kapatmak için zaten çalışmalar yürüttüğü kaydedildi. Associated Press de konuşmanın oylarla oynandığına ya da seçim sonuçlarının değiştirildiğine dair hiçbir kanıt sunmadığını bildirdi.
Büyük televizyon kanalları konuşmayı canlı yayınlamadı
Trump’ın konuşması, Amerikan televizyon kanalları açısından bir yayıncılık krizine yol açtı.
Büyük yayın kuruluşlarının, ABD başkanlarının ulusa sesleniş taleplerine yayın akışlarında yer ayırması yerleşik bir gelenek olsa da bu durum, başkanın gerçekten önemli bir açıklama yapacağı, konuşmasını kısa tutacağı ve taraflı bir siyasi propaganda yapmayacağı varsayımına dayanıyor.
Trump söz konusu olduğunda bu kriterlerin hiçbirinin garanti edilememesi ve olası hakaret içerikli ifadelerin hukuki risk yaratması kanalları temkinli olmaya itti. NBC ve ABC kanalları konuşmayı televizyondan canlı yayınlamazken, yayını yalnızca dijital platformları üzerinden izleyicilere ulaştırdı.
CNN ve MS NOW gibi kablolu kanallar ise konuşmayı doğrudan ve kesintisiz aktarmak yerine, sunucu ve yorumcuların analizleriyle destekleyerek vermeyi tercih etti.
Kanalların bu yayın kararı Trump’ın tepkisini çekti. Trump, bu kararın arkasında kötü niyetli siyasi motivasyonlar olduğunu öne sürerek şu ifadeleri kullandı:
“Bu konudan hoşlanmıyorlar çünkü sistemimizin ne kadar yozlaşmış olduğunu biliyorlar ve bunu ifşa etmek istemiyorlar. Onlar ve medyadaki diğer ortakları bu komplonun bir parçasıdır.”
Demokratlar iddialara tepki gösterirken siyasi durumdan memnun
Demokrat Parti cephesinde Trump’ın açıklamalarına yönelik iki farklı yaklaşım öne çıktı.
Bir yandan çok sayıda Demokrat siyasetçi, bu iddiaların halkın seçim sistemine olan güvenini sarsmasından ve Beyaz Saray’ın gelecekteki olası tek taraflı adımlarına zemin hazırlamasından duydukları endişeyi dile getirdi.
Senatör Mark Warner, konuşmanın hemen ardından yaptığı açıklamada, Trump’ın Amerikan halkının sistemine olan güvenini sarsmayı amaçlayan bir dizi asılsız iddia ve suçlamada bulunmasından utanç duyduğunu belirtti.
Warner, bu durumun normal bir siyasi tartışma olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak, konunun hafife alınmasının büyük bir risk oluşturacağını kaydetti.
Diğer yandan Demokrat stratejistler, seçmenlerin ekonomi ve yaşam maliyeti gibi somut sorunlarla ilgilendiği bir dönemde Trump’ın enerjisini geçmişe yönelik şikayetlere harcamasını siyasi bir fırsat olarak değerlendirdi.
Eski Obama danışmanı Dan Pfeiffer, kanalların yayını kesme kararını anladığını belirtirken, siyasi açıdan bu konuşmanın özellikle kararsız bölgelerdeki her seçmenin evinde izlenmesini tercih edeceğini ifade etti.
Trump tartışmalı Save America Act yasasının geçmesini istedi
ABD Başkanı konuşmasında, Cumhuriyetçi kongre üyelerine seslenerek Save America Act adlı yasa tasarısını kabul etmeleri yönündeki çağrısını yineledi.
Trump tarafından seçim sistemindeki açıkları kapatacak bir reform olarak sunulan bu tasarı, muhalifleri tarafından seçmen haklarını kısıtlamaya yönelik bir girişim ve yürütmenin yetkilerini artırma çabası olarak nitelendiriliyor.
Trump, konuya ilişkin olarak, “Bu seçim güvenliği krizi karşısında Kongre, Save America Act yasasını derhal geçirmelidir. Hile yapmak istemiyorsanız bunu kabul etmek son derece kolaydır” açıklamasında bulundu.
Ancak Trump’ın uyguladığı bu siyasi baskı, tasarının Senato’dan geçmesini sağlamaya yetmedi.
Açıklamalar, Trump yönetiminin seçim güvenliği konusunu gündemde tutmaya devam edeceğini gösteriyor. Trump, cuma günü İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin’in, elektronik seçim sistemlerindeki siber güvenlik açıkları hakkında kapsamlı bir bilgilendirme toplantısı düzenleyeceğini duyurdu.
Trump’a muhalif olan çevreler ise bu adımları, geçmişte kaybedilen ya da gelecekte kaybedilebilecek seçimlerin meşruiyetini şimdiden gölgeleme çabası olarak yorumluyor.
Amerika
ABD Temsilciler Meclisi yarışında Demokratlardan rekor bağış

ABD Temsilciler Meclisi seçimleri öncesinde rekabetin yoğun olduğu kritik bölgelerdeki Demokrat aday adayları, yılın ikinci çeyreğinde Cumhuriyetçi rakiplerini geride bırakarak yüksek miktarda bağış topladı. Federal Seçim Komisyonuna sunulan resmi veriler, en çok bağış toplayan 10 adaydan 7’sinin Cumhuriyetçi rakiplerinden daha fazla finansal kaynak sağlayan Demokratlardan oluştuğunu gösteriyor.
ABD Temsilciler Meclisi seçimleri için yarışan Demokrat aday adayları, ikinci çeyrekte yüksek miktarda bağış toplayarak kritik seçim bölgelerinde Cumhuriyetçi Partinin elinde tuttuğu finansal üstünlüğü önemli ölçüde azalttı.
Federal Seçim Komisyonuna sunulan resmi bildirimlerin incelenmesiyle, rekabetin en yoğun yaşandığı seçim bölgelerinde en çok bağış toplayan 10 adaydan 7’sinin Demokrat aday adayları olduğu tespit edildi.
Bu adayların tamamı, nisan ve haziran ayları arasındaki dönemde karşı karşıya geldikleri Cumhuriyetçi rakiplerinden daha yüksek bağış miktarlarına ulaştı.
Iowa eyaletinin 3. seçim bölgesinde yarışan Demokrat eyalet senatörü Sarah Trone Garriott, bu dönemde 2,2 milyon dolar bağış toplarken, görevdeki Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Zach Nunn 968 bin dolarda kaldı.
Pennsylvania eyaletinin 8. bölgesinde ise Scranton Belediye Başkanı Demokrat Paige Cognetti 2 milyon doların üzerinde bağış sağlarken, ilk dönemini geçiren Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Rob Bresnahan 1 milyon doları biraz aşan bir miktarda kaldı.
Cognetti ve Trone Garriott, elde ettikleri bu kaynaklarla nakit rezervi konusunda da Cumhuriyetçi rakiplerini geride bırakmayı başardı. Rekabetin yüksek olduğu Temsilciler Meclisi yarışlarında en çok bağış toplayan ilk 10 adayın 9’unu, ilk 50 adayın ise 30’unu Demokratlar oluşturdu.
Demokratların bu finansal performansı, kasım ayındaki seçimlerde Temsilciler Meclisinin kontrolünü ele geçirme hedefi doğrultusunda güçlü bir siyasi ivme yakaladıklarına işaret ediyor.
Seçmenlerin, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün ardından ekonomi konusundaki endişelerini dile getirmesi Demokratların bu yöndeki çabalarını destekliyor.
Ulusal anketler de Demokratların Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kazanma şansının yüksek olduğunu gösteriyor.
Cumhuriyetçilerin finansal avantajı sürüyor
Seçim sürecinin erken aşamalarında sağladıkları avantaj nedeniyle birçok Cumhuriyetçi adayın elinde halen yüklü miktarda nakit rezervi yer alıyor.
Hassas konumdaki 13 Cumhuriyetçi milletvekili ikinci çeyrekte en az 1 milyon dolar bağış toplarken, aynı durumdaki Demokrat milletvekillerinden sadece 8’i bu barajı aşabildi.
Buna karşın, açık koltuklar için yarışan Demokrat adaylar Cumhuriyetçi rakiplerinden daha yüksek performans gösterdi.
Görevdeki milletvekillerine rakip olan veya açık koltuklar için yarışan 17 Demokrat aday en az 1 milyon dolar bağış toplarken, Cumhuriyetçilerde bu sayı sadece 4’te kaldı. En düşük bağış toplayan 10 adayın 9’unun Cumhuriyetçi partiye mensup olması dikkati çekti.
Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Cory Mills, ikinci çeyrekte 60 bin doların altında kalarak kritik bölgelerdeki görevdeki milletvekilleri arasında en düşük bağışı toplayan isim oldu.
Hakkında Temsilciler Meclisi nezdinde etik soruşturması yürütülen Mills, Cumhuriyetçi parti içi rakibi Ryan Elijah’ın topladığı 300 bin doların ve Demokrat rakibi Bale Dalton’ın ulaştığı 500 bin doların gerisinde kaldı. Florida eyaletindeki ön seçimlerin 18 Ağustos tarihinde yapılması planlanıyor.
Komiteler ve Süper PAC düzeyindeki denge
Cumhuriyetçi Parti, ABD Anayasa Mahkemesinin kampanya finansmanı kısıtlamalarını gevşeten kararı sonrasında komiteler düzeyinde genel olarak daha büyük bir finansal üstünlüğe sahip durumda.
Ulusal Cumhuriyetçi Kongre Komitesi, mayıs ayı sonu itibarıyla Demokrat Kongre Kampanya Komitesinin yaklaşık 9 milyon dolar önünde yer aldı.
Cumhuriyetçi Ulusal Komite (RNC) ise kasasındaki 125 milyon dolar nakitle, 14,8 milyon dolar nakde karşılık 18,3 milyon dolar borcu olan Demokrat Ulusal Komiteye karşı net bir üstünlük taşıyor.
Cumhuriyetçiler, “Süper PAC” olarak adlandırılan siyasi eylem komitelerinde de finansal gücü elinde tutuyor.
Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’a yakınlığıyla bilinen Kongre Liderlik Fonu haziran sonu itibarıyla kasasında yaklaşık 142 milyon dolar bulunduruyor.
Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ile bağlantılı Temsilciler Meclisi Çoğunluk PAC’inin kasasındaki miktar ise 31 Mayıs itibarıyla 66,7 milyon dolar seviyesinde seyrediyor.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya1 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Dünya Basını2 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Diplomasi1 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti











