Amerika
ABD nükleer santral çevre incelemelerini daraltmayı önerdi

ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu, Ulusal Çevre Politikası Yasası kapsamındaki çevresel incelemelerin daraltılmasını önerdi. Düzenleme, bazı mevcut ve yeni reaktörleri inceleme yükümlülüğünden muaf tutarken, kamuoyunun değerlendirme sürecine katılımını da sınırlandırmayı öngörüyor.
ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu (NRC), Ulusal Çevre Politikası Yasası (NEPA) kapsamındaki çevresel incelemelerin kapsamını daraltmayı önerdi. Kurumun çarşamba günü açıkladığı öneri, kamuoyunun sürece katılımını sınırlandırırken bazı nükleer reaktörleri çevresel değerlendirmeden tamamen muaf tutmayı öngörüyor.
Öneriye göre mevcut reaktörlerin yeniden lisanslanmasına ilişkin işlemler ile bazı yeni reaktör projeleri çevresel inceleme zorunluluğundan çıkarılacak.
İnceleme yapılmaya devam edecek diğer projelerde ise NRC radyolojik etkileri değerlendirmeyi sürdürecek. Buna karşılık kurum, kendi yetki alanının dışında kaldığını belirttiği toz, gürültü ve hava kirliliği gibi çevresel etkileri artık değerlendirmemeyi öneriyor.
“NRC’nin ele alabileceği etkilere odaklanıyoruz”
NRC Başkanı Ho Nieh, kurumun ayrıca çevresel incelemelerin taslak metinlerini yayımlamayı da bırakmayı önerdiğini açıkladı. Bu değişiklik, çevresel etkiler değerlendirildikten sonraki aşamada kamuoyunun görüş bildirme imkanını ortadan kaldıracak ve katılımı sürecin başlangıcıyla sınırlayacak.
Nieh yazılı açıklamasında, değişikliğin “NRC’nin ele alabileceği etkilere odaklanacağını” belirterek bunun “çevrenin korunmasını güçlendirirken lisans incelemelerini daha zamanında ve öngörülebilir hale getireceğini” ifade etti.
Buna karşılık, Union of Concerned Scientists kuruluşunun nükleer güç güvenliği direktörü Edwin Lyman, düzenlemenin kamuoyu için önemli bir bilgilendirme aracını ortadan kaldıracağını söyledi.
Lyman, “NEPA değerlendirmelerini yapmazsanız, kamuoyu işlerin ne kadar kötüye gidebileceğini bile bilmeyebilir ya da anlayamayabilir” dedi.
Öneri, Trump yönetiminin ABD’nin nükleer enerji üretim kapasitesini dört katına çıkarma hedefi doğrultusunda bağımsız NRC’nin yürüttüğü diğer düzenlemeleri sadeleştirme girişimleriyle aynı dönemde geldi.
NRC geçen hafta da nükleer santrallerin radyasyon seviyelerini “makul ölçüde ulaşılabilecek en düşük seviyede” tutmasını öngören uzun süredir yürürlükteki nükleer güvenlik ilkesini kaldırmayı önermişti.
Amerika
Trump silah şirketlerine milyonlarca dolarlık yatırım yapmış

Responsible Statecraft’ın haber analizine göre ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen hafta açıklanan mali bildirimleri, silah üreticileri ve askeri yükleniciler dahil yaklaşık 12 şirkete milyonlarca dolarlık yatırım yaptığını gösterdi. Analize göre Trump, kendisini temsil eden yatırım şirketleri aracılığıyla savunma sektöründeki şirketlerden toplam 9,7 milyon ila 24,3 milyon dolar arasında hisse satın aldı.
Yatırım yapılan şirketler arasında Palantir, Lockheed Martin ve General Dynamics de yer aldı.
Palantir yatırımı öne çıktı
Mali bildirimlere göre Trump’ın varlıklarını yöneten yatırım şirketleri, veri analitiği ve yapay zeka şirketi Palantir’e 1,6 milyon ila 3,9 milyon dolar arasında yatırım yaptı.
Analizde, Palantir’in ABD’nin İran savaşındaki operasyonlarında kullanılan Maven Smart System adlı yapay zeka destekli sistemi geliştirdiği belirtildi. Aynı analizde şirketin, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarında kullanılan “Big Daddy” adlı yazılımın geliştirilmesine de katkı sağladığı öne sürüldü.
Savunma şirketlerine yatırımlar
Trump’ın portföyünde Boeing hisseleri de bulunuyor. Analizde Boeing’in, Trump ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun İran’a yönelik ortak savaşı başlatmasından üç aydan kısa süre önce İsrail’e 8,6 milyar dolar değerinde F-15 savaş uçağı sattığı belirtildi.
Mali bildirimlere göre Trump ayrıca GE Aerospace, Lockheed Martin, General Dynamics ve Tomahawk füzelerinin üreticisi RTX’e de yatırım yaptı.
Analiz, bu şirketlerin ürettiği silahların İran savaşında yoğun biçimde kullanıldığını ve bunlar arasında ABD Hava Kuvvetleri’nin İran’ın Minab kentindeki bir ilkokula düzenlediği saldırıda kullanılan Tomahawk füzelerinin de bulunduğunu yazdı. Haberde bu saldırıda en az 168 çocuğun hayatını kaybettiği belirtildi.
Pentagon yeni sözleşmeler imzaladı
Responsible Statecraft’a göre söz konusu şirketlerin büyük bölümü, İran savaşı sırasında azalan ABD füze stoklarını yenilemek amacıyla Pentagon’dan yeni sözleşmeler aldı.
RTX, 23 adet Standard Missile-3 IB önleme füzesi için 373 milyon dolarlık sözleşme imzalarken, Lockheed Martin’in THAAD füze savunma sistemi üretimini dört katına çıkarmayı öngören 35 milyar dolarlık sözleşme aldığı aktarıldı.
Mali bildirimlerde Trump’ın yatırım şirketlerinin ayrıca Kratos Defense, Honeywell, Howmet Aerospace, L3Harris ve TransDigm hisselerine de yatırım yaptığı görüldü.
Responsible Statecraft, Trump’ın yeniden göreve gelmesinden sonraki bir yıl içinde bu şirketlerin hisselerinin önemli ölçüde değer kazandığını belirtti. Analize göre 2025 yılında Palantir hisseleri yüzde 135, Kratos hisseleri yüzde 188, GE Aerospace hisseleri yüzde 84 ve RTX hisseleri yüzde 61 yükseldi.
Trump’ın nisan ayında Truth Social’da yaptığı paylaşımda, “Palantir Technologies, savaş alanında çok güçlü kabiliyetlere ve ekipmanlara sahip olduğunu kanıtladı. Düşmanlarımıza sorun!” ifadelerini kullandığı, paylaşımın ardından şirket hisselerinin birkaç dakika içinde yaklaşık yüzde 3 yükseldiği kaydedildi.
Kripto yatırımları da öne çıktı
Mali kayıtlar Trump’ın 2025 yılında 2 milyar dolardan fazla gelir elde ettiğini gösterdi. Responsible Statecraft, bu tutarın görevdeki bir ABD başkanı açısından “eşi görülmemiş” olduğunu yazdı.
Habere göre gelirin büyük bölümü World Liberty Financial ve Binance gibi kripto para şirketleriyle bağlantılı yatırımlardan elde edildi. Trump’ın bu şirketler aracılığıyla piyasaya sürülen “memecoin”lerden yüz milyonlarca dolar kazandığı, ancak söz konusu kripto varlıkların daha sonra sert değer kaybettiği ve çok sayıda yatırımcının zarar ettiği aktarıldı.
Analizde, BAE Devlet Başkanı ve Dışişleri Bakanı’nın kardeşi Tahnun bin Zayid el-Nehyan’ın World Liberty Financial’a 500 milyon dolar, Binance’e ise 2 milyar dolar yatırım yaptığı belirtildi. Trump’ın daha sonra BAE’ye gelişmiş yapay zeka çiplerinin ihracatını onayladığı, analizde bu kararın kripto yatırımlarıyla bağlantılı olduğu yönünde bir izlenim oluştuğu ifade edildi.
Trump ailesinin savunma sektöründeki bağlantıları
Analize göre Donald Trump Jr. da insansız hava aracı ve savunma teknolojileri alanında faaliyet gösteren şirketlerle bağlantılı. Trump Jr.’ın, drone parçaları üreten Unusual Machines’te önemli hissedar ve danışma kurulu üyesi olduğu, yatırım şirketinin ayrıca Pentagon’la sözleşmeleri bulunan Powerus ve Vulcan Elements’te pay sahibi olduğu belirtildi.
Trump Jr.’ın, Körfez ülkelerine İran füzelerini önlemek amacıyla kullanılan drone sistemlerini pazarlayan Powerus’un yönetim kurulunda görev yaptığı, Eric Trump’ın da aynı şirkette mali çıkarı bulunduğu aktarıldı.
George W. Bush döneminde Beyaz Saray’ın baş etik hukukçusu olarak görev yapan Richard Painter, “Bu ülkeler başkanın oğullarından satın alma konusunda büyük baskı altında. Böylece başkan da onların istediğini yapacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly ise geçen yıl Trump’ın ticari faaliyetlerinden kaynaklanabilecek çıkar çatışmaları sorulduğunda, “Herhangi bir çıkar çatışması yok” yanıtını verdi. Trump da bu yılın başında New York Times’a verdiği röportajda çıkar çatışmalarının bulunduğunu kabul etti ancak bunların önemli olmadığını savunarak, “Kimsenin bunu umursamadığını fark ettim” dedi.
Amerika
ABD’de veri merkezlerine “dur” deme arayışı

Yapay zeka sektörüyle birlikte hızla büyüyen veri merkezlerinin yüksek enerji tüketimi ve faturalara etkisi, ABD’de Demokrat Partiyi karşı karşıya getirdi. Kongre üyeleri ve eyalet meclisleri inşaatları durdurma yönünde baskı yaparken, Demokrat valiler yatırımları kaçırmamak için yasak kararlarına direniyor.
ABD’de Demokratlar veri merkezlerinin bir sorun teşkil ettiğine inanıyor ancak bu konuda ne yapılması gerektiği hususunda fikir ayrılığı yaşıyor.
Demokratlar için bu merkezlerin hem elektrik faturalarını kabartan hem de iklim değişikliğini körükleyen yüksek enerji tüketimi, bir tür kısıtlamayı kaçınılmaz bir seçenek haline getiriyor. Bu tesislerin halk nezdinde giderek daha az popüler olması, bu yılki ara seçimlerde uygun yaşam maliyeti vaadiyle kazanmayı hedefleyen Demokratlar için bir çözüm bulma arayışındaki riskleri artırıyor.
Geçen ay, Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komisyonu’nun en kıdemli Demokrat üyesi Temsilci Frank Pallone Jr. veri merkezi inşaatlarına moratoryum uygulanması çağrısında bulundu ancak parti liderleri bu fikre sıcak bakmıyor.
Demokratlar arasındaki bölünmeler, Demokratların kontrolündeki en az iki eyalet meclisinin veri merkezlerine moratoryum kararı aldığı eyalet düzeyinde de kendini gösteriyor. Bu kararlardan biri veto edilirken, diğeri ise halen valinin imzasını bekliyor.
Veri merkezlerine yönelik moratoryum desteği ideolojik çizgilere tam olarak uymuyor. Düzen karşıtı bir grup Cumhuriyetçi de bu tür çabaları desteklerken, Cumhuriyetçi Parti içindeki diğer isimler ise yapay zeka patlamasına güç veren bu sunucu depolarının denetlenip denetlenmeyeceğini ve bunun nasıl yapılacağını tartışıyor.
Kongre’de ise Demokrat Parti liderleri, veri merkezlerinin artan enerji maliyetlerinden paylarına düşeni ödemeleri gerektiğini defalarca dile getirdi.
Bu yılın başlarında Senato Çoğunluk Lideri Demokrat Chuck Schumer, Demokratların “güçlü ve uygulanabilir tüketici korumaları” için bastıracağını söylemişti.
Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries de benzer şekilde inovasyonu desteklerken aynı zamanda “Amerikalı tüketiciyi koruduğumuzdan emin olmalıyız” ifadelerini kullanmıştı.
Ancak iki parti lideri de bu hedeflere ulaşmak için belirli bir öneriyi destekler görünmedi. Konuya ilişkin görüş almak üzere Schumer ve Jeffries’in ofislerine ulaşıldı.
Jeffries ayrıca Politico’ya yaptığı açıklamada, veri merkezlerinin durdurulmasının “şu an için dile getirdiği bir pozisyon kesinlikle olmadığını” belirtti.
Senatör Bernie Sanders ve Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez gibi nüfuzlu ilerici isimler ise veri merkezi inşaatlarına tamamen moratoryum uygulanması gerektiğini savunuyor.
Bu isimler mart ayında, yasa yapıcılar yapay zeka modellerinin hükümet tarafından incelenmesinden kitlesel işten çıkarmalara karşı korumalara kadar çeşitli yapay zeka güvenlik önlemlerini yasalaştırana dek yeni veri merkezlerinin inşasını yasaklayacak bir yasa tasarısı sundu.
Pallone, geçen ay veri merkezleriyle ilgili başka bir yasa tasarısının alt komisyon görüşmeleri sırasında bu öneriye büyük bir destek vererek, “ulusumuzun havasına, suyuna ve elektrik faturalarına zarar vermeyecek bir yol bulana kadar ulusal bir yapay zeka veri merkezi moratoryumunu” desteklediğini ifade etti.
Pallone konuşmasının ardından yaptığı açıklamada, “Gerçek şu ki, bu veri merkezleriyle ilgili her şey çok hızlı ilerliyor ve ben bunun elektrik tüketicileri ile çevre üzerindeki etkisinden endişe duyuyorum” dedi.
Birkaç büyük teknoloji şirketi tarafından destekleyen bir sektör kuruluşu olan Veri Merkezi Koalisyonu ise ulusal bir moratoryumun ABD’deki yatırımları caydıracağını, ekonomiye zarar vereceğini ve “diğer sektörlere yanlış bir mesaj göndereceğini” savundu.
Grup haziran ayı sonlarında yaptığı açıklamada, “Veri merkezi inşaatını durdurmaya yönelik federal bir talimat, bulut ve dijital hizmetlere erişimin kısıtlanması riskini doğurur, küresel rekabet gücümüzü zedeler ve Amerikalıların günlük yaşamları üzerinde önemli etkiler yaratır” ifadesine yer verdi.
Beacon Policy Advisors bünyesinde politika araştırma analisti olan Maxwell Shulman, son dönemdeki moratoryum baskısının arkasındaki temel gücün “yapay zekaya ve büyük teknoloji şirketlerine yönelik genel düşmanlık” olduğunu öne sürdü.
Shulman, “İnsanlar bu değişimlerin çoğunu görüyor. Yapay zekadan endişe duyuyorlar. Ekonomi ve işleri hakkında endişeliler. Ve bu konuda yapabilecekleri pek bir şey olmadığını hissediyorlar” dedi. Shulman ayrıca, “Veri merkezlerini sadece yapay zekanın fiziksel somutlaşmış hali olarak değil, aynı zamanda söz sahibi olabilecekleri veya karşı koyabilecekleri ender alanlardan biri olarak görüyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
Shulman, “Bence moratoryumlar, sadece veri merkezlerine değil genel olarak yapay zekaya yönelik bu muhalefeti veya endişeyi göstermek için kaba ama etkili bir araç” dedi.
Bu sırada Kongre’de daha dar kapsamlı ve iki partinin de desteklediği bir yasa tasarısı zemin kazandı.
Demokrat Temsilci Kathy Castor ve Cumhuriyetçi Temsilci Gabe Evans liderliğindeki Elektrik Tüketicilerini Koruma Yasası, eyalet enerji düzenleyicilerinin, veri merkezleri gibi büyük yük çeken tüketicileri desteklemek amacıyla inşa edilecek yeni elektrik üretimi ve iletim hatlarının maliyetini Amerikalıların ödememesini sağlayacak kurallar oluşturmasını şart koşuyor.
Yasa tasarısı haziran ayı sonlarında Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret alt komisyonundan geçti ve bir sonraki aşamada komisyonun tamamı tarafından değerlendirilecek.
Castor, Kongre’nin işe güvenlik sınırları koyarak başlaması gerektiğini söylerken, gelecekte bir durdurma kararına destek vermeyi de dışlamadı.
Castor geçen ay yaptığı açıklamada, “İnsanlar güvenlik sınırları istiyor. Elektrik faturalarının artmasını istemiyorlar, su konusunda endişeliler” dedi.
Moratoryum konusundaki düşünceleri sorulduğunda Castor, “Eğer bu güvenlik sınırlarının konulmadığı ve şirketlerin bunları hiçe saydığı bir noktaya gelinirse, o aşamaya geçmek zorunda kalacağız” diye ekledi.
Eyalet düzeyinde ise Demokrat valiler, milletvekillerinin veri merkezi inşaatlarına sınır getirme çabalarını engelledi veya yavaşlattı. Maine eyalet meclisi, yeni veri merkezi inşaatlarını 18 ay boyunca yasaklayacak bir tasarıyı kabul etti ancak Vali Janet Mills, halihazırda devam eden 550 milyon dolarlık bir proje için istisna tanınmaması nedeniyle önlemi veto etti.
New York eyalet milletvekilleri de benzer şekilde haziran ayında bir yıllık bir veri merkezi moratoryumunu kabul etti ve bu tasarı şu anda Vali Kathy Hochul’un imzasını bekliyor. Politico’nun haberine göre Hochul, bunun yerine veri merkezi projelerine yönelik daha kısa süreli, altı aylık bir durdurma öngören bir kararnameyi değerlendiriyor.
Diğer Demokrat valiler de veri merkezi moratoryumlarına karşı çıktı.
Demokrat Virginia Valisi Abigail Spanberger bu hafta Politico’ya yaptığı açıklamada, “Yayılmaya devam edecek bir teknolojiden uzaklaşmak, masadan kalkmak demektir” dedi.
California’nın Demokrat Valisi Gavin Newsom da inşa edilmesi planlanan veri merkezlerinin su kullanımlarını tahmin etmelerini zorunlu kılan bir yasa tasarısını veto etti.
Geniş kapsamlı moratoryumlar dirençle karşılaşırken, eyalet düzeyindeki Demokrat liderler, veri merkezi vergi kredilerini yeniden değerlendirmek gibi daha sınırlı çözümlere yöneliyor. Illinois’in Demokrat Valisi JB Pritzker, haziran ayında enerji ve su endişeleri nedeniyle eyaletin vergi teşviklerini durdurduğunu açıkladı.
Bazı Cumhuriyetçiler de bu yaklaşımı benimsiyor. Ohio’nun Cumhuriyetçi Valisi Mike DeWine, mayıs ayında eyalet yetkililerine, milletvekilleri eyaletteki veri merkezi büyümesini incelerken yeni vergi muafiyeti taleplerinin değerlendirilmesini geçici olarak durdurma talimatı verdi.
Virginia ise bütçenin onaylanması için meclisi özel oturuma götüren uzun tartışmaların ardından veri merkezi vergi teşviklerini yürürlükte tuttu. Spanberger bunun yerine elektrik tüketimine yönelik yeni bir vergi getirilmesini onayladı.
Bu sırada New Jersey Valisi Mikie Sherrill bu hafta veri merkezlerini ayrı bir elektrik tüketicisi kategorisine alan bir yasayı imzaladı. Valilik ofisi, bu düzenlemenin veri merkezlerinin kendi enerji kullanımlarının ve bununla bağlantılı altyapının bedelini ödemelerini sağlayacağını belirtti.
Shulman konuya ilişkin olarak, “Ortada büyük bir yatırım potansiyeli ve tehlikede olan çok sayıda potansiyel istihdam var. Ve gerçekten bu Demokrat valilerin, bu işleri kapma yarışında kendi eyaletlerinin ayağına kurşun sıkmak istemediklerini düşünüyorum” dedi.
Shulman ayrıca, “Demokrat bir valinin amacı, seçmenlere yapay zeka konusunda sert bir tavır sergilediğini hissettirirken ya da yapay zekanın olası olumsuz sonuçlarını ele alacak kadar etkili bir politika sinyali verirken, aynı zamanda mümkün olduğunca çok iş veya yatırım çekmeye çalışmaktır” değerlendirmesinde bulundu.
ABD’de yerel yönetimler, veri merkezi inşasına karşı harekete geçti
Amerika
ABD’de artan Obamacare maliyetleri ara seçimler öncesi kriz çıkardı

ABD’de Obamacare kapsamındaki sağlık sigortası primlerinin 2027’de ortanca yüzde 14 artması bekleniyor. Uzmanlar artışta yükselen sağlık harcamalarının yanı sıra süresi dolan prim destekleri ve federal politika belirsizliğinin etkili olduğunu belirtirken, Demokratlar gelişmeyi Cumhuriyetçilere karşı ara seçim kampanyalarının merkezine taşıyor.
ABD’de Obamacare olarak bilinen Uygun Fiyatlı Bakım Yasası (ACA) kapsamındaki sağlık sigortası primlerinin 2027 yılında çift haneli oranda artması bekleniyor. Bu durum, milyonlarca Amerikalının aylık sağlık sigortası maliyetlerinin yüzlerce dolar yükselmesi riskini doğururken, Demokratların Cumhuriyetçilere yönelik “hayat pahalılığı” eleştirilerine de yeni bir zemin sağlıyor.
KFF’nin sigorta şirketlerinin ön başvurularını inceleyerek hazırladığı analize göre, şirketler 2027 yılı için ortanca yüzde 14 prim artışı öngörüyor. Bu oran, 2026 yılında bir önceki yıla göre ortanca yüzde 20 artan primlerin üzerine gelecek.
2027 tarifeleri mevcut haliyle onaylanırsa, bu artış 2018’den bu yana görülen en yüksek ikinci prim yükselişi olacak. Böylece, Trump yönetimi döneminde sağlık sigortası borsalarında yeniden dalgalanma eğilimi sürerken, önceki yıllarda görülen kapsam genişlemesi ve görece istikrarın tersine dönmesi bekleniyor.
Prim artışlarının arkasında bu yıl da çift haneli zamları tetikleyen etkenler bulunuyor. Hastane hizmetleri ve reçeteli ilaçlar dahil sağlık harcamaları yükselmeye devam ediyor. Pahalı uzmanlık ilaçlarına ve GLP-1 sınıfı ilaçlara yönelik talep de artıyor.
Bazı sigorta şirketleri ise yüksek maliyet ve yoğun kullanım nedeniyle kilo verme amacıyla kullanılan bu ilaçların kapsamını daralttı.
Yükselen enflasyon da tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturarak sağlık hizmetleri dahil birçok alandaki maliyetleri artırıyor.
Politika değişiklikleri belirsizliği artırdı
Uzmanlara göre Kongre ile Trump yönetiminin hayata geçirdiği politika değişiklikleri de piyasayı olumsuz etkiliyor ve sigorta şirketleri açısından belirsizliği artırıyor.
Bu değişikliklerin başında, Kongre’deki Cumhuriyetçilerin geçen yıl sonunda süresinin dolmasına izin verdiği ACA kapsamındaki artırılmış prim destekleri geliyor.
2025 yılının sonlarında Demokratlar, bu desteklerin uzatılmasını sağlamak amacıyla federal hükümetin yeniden açılmasına ilişkin oylamayı destekleme karşılığında uzatma talep etti. Ancak hükümet 45 gün süren rekor kapanmanın ardından yeniden açılırken prim destekleri uzatılamadı.
Cumhuriyetçiler daha sonra desteklerin uzatılmasına ilişkin bir tasarının oylanacağı sözünü verdi ancak söz konusu teklif kabul edilmedi ve destekler bu yılın başında sona erdi.
Demokratlar ise ülke genelindeki seçim kampanyalarında bu konuyu ara seçim mesajlarının merkezine yerleştirerek, artan sağlık maliyetlerini doğrudan prim desteklerinin kaldırılmasına bağlıyor.
Jon Ossoff yakın zamanda düzenlenen bir seçim mitinginde Cumhuriyetçi rakibi Mike Collins’i hedef alarak, “Donald Trump ve onun kuklası Mike Collins, bir milyondan fazla Georgialının sağlık sigortası primlerini iki katına çıkardı ve 300 bin Georgialıyı tamamen sigortasız bıraktı. Bu iki kişinin çalışan insanları önemsediğini bir daha asla duymak istemiyorum.” dedi.
Demokrat Parti Ulusal Komitesi Hızlı Müdahale Direktörü Kendall Witmer da yazılı açıklamasında, “Sağlık hizmetleri milyonlarca Amerikalı için ulaşılamaz durumda çünkü Donald Trump ve Cumhuriyetçiler milyarderlere daha büyük vergi indirimleri sağlamak için halkı yüzüstü bıraktı. Amerikalılar için sağlık hizmetleri hiç bu kadar pahalı olmamıştı ve bunun sorumlusu doğrudan Trump ile Cumhuriyetçilerdir.” ifadelerini kullandı.
Prim desteklerinin sona ermesi kayıtları da etkiledi
Uzmanlar, artırılmış prim desteklerinin sona ermesinin yalnızca primleri yükseltmediğini, aynı zamanda sigortalıların poliçelerini karşılayabilmesini de zorlaştırdığını belirtiyor. Bunun sonucunda bazı kişilerin sigortalarını iptal ettiği ve piyasanın küçüldüğü ifade ediliyor.
Şubat ayı itibarıyla ACA kapsamındaki kayıtlı kişi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık 3 milyon azaldı.
Stacey Pogue, prim artışlarının tek nedeninin bu olmadığını ancak sigortayı karşılayamayan ve sistemden ayrılan kişilerin çoğunlukla sağlıklı bireyler olmasının uzun vadeli etkiler yaratacağını söyledi.
Sigorta şirketleri, genç ve sağlıklı kişilerin yüksek primler nedeniyle sistemden ayrılmasını bekliyor. Böylece sistemde kalan sigortalı kitlenin daha yaşlı ve daha yüksek sağlık harcaması yapan kişilerden oluşacağı, bunun da ortalama maliyetleri yükselteceği öngörülüyor.
Uzmanlara göre bu daha riskli sigortalı profili, 2026 primlerine yaklaşık 4 puan ek artış getirdi ve 2027’de de benzer bir etki yaratması bekleniyor.
Matthew McGough, sigorta şirketlerinin gelecek yılın primlerini hesaplarken federal politika kaynaklı önemli bir belirsizlikle karşı karşıya olduğunu belirterek, bu belirsizliğin maliyetinin sonunda tüketicilere yansıdığını söyledi.
Obamacare kapsamındaki sigortalıların büyük bölümü aylık primlerini düşüren desteklerden yararlanmaya devam etse de, bu destekleri alamayan orta gelirli kesimin maliyetlerinde ciddi artış yaşanıyor.
Demokratlara yakın Protect Our Care grubunun Başkanı Leslie Dach ise Cumhuriyetçilerin milyonlarca kişiyi uygun fiyatlı sağlık sigortasından mahrum bırakarak bunun karşılığında milyarderler ve büyük şirketler için vergi indirimlerini finanse etmeyi tercih ettiğini savundu. Dach, yeni prim artışlarının en kötü tablonun henüz yaşanmadığını gösterdiğini söyledi.
Cumhuriyetçiler ise artırılmış prim desteklerinin sona ermesini, vergi mükelleflerinin finanse ettiği bir sigorta şirketi desteğinin kaldırılması olarak savunuyor.
Parti ayrıca tüketicilerin büyük bölümünün hâlâ çeşitli sübvansiyonlardan yararlanabildiğini vurguluyor. Cumhuriyetçiler, kayıtlı kişi sayısındaki düşüşün büyük ölçüde dolandırıcılıktan kaynaklandığını öne sürse de, yönetim bu ilişkinin boyutunu ortaya koyan kanıt yayımlamadı.
Uzmanlar buna rağmen piyasanın bir “ölüm sarmalına” girmesini veya 2017’de siyasi belirsizlik, yükselen primler ve sigorta şirketlerinin piyasadan çekilmesi nedeniyle gündeme gelen “sigorta çölleri” endişelerinin yeniden yaşanmasını beklemiyor.
Ceci Connolly, piyasanın “şu anda” istikrarlı olduğunu ancak istikrarsızlığa doğru ilerlediğini söyledi.
Connolly, bireysel sağlık sigortası piyasasının güçlü ve sürdürülebilir hale gelmesinin uzun yıllar aldığını, hem sigortalılar hem de piyasada faaliyet gösteren şirketler açısından elde edilen bu kazanımların artık risk altında bulunduğunu ifade etti.
Söyleşi2 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Görüş6 gün önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Diplomasi2 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı










