Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD, Rusya ve Avrupa, Ukrayna’da nasıl bir çözüm arıyor?

Yayınlanma

BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin öncülüğünde hazırlanan ve Rusya’nın kınanmasını içermeyen Ukrayna’daki çatışmanın çözümüne dair bir karar tasarısını kabul etti. Rusya ve Çin tasarıyı desteklerken, Fransa ve İngiltere çekimser kaldı. Bu gelişme, ABD ve Rusya arasında doğrudan görüşmelerin başlamasıyla birlikte, Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi için yeni bir diplomatik çabanın başladığına işaret ediyor. Ancak, Avrupa ülkeleri ve ABD arasında Ukrayna’nın geleceğine dair görüş ayrılıkları devam ediyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, 25 Şubat günü, ABD’nin hazırladığı ve Rusya’yı kınamayan Ukrayna konulu karar tasarısını kabul etti.

Rusya ve Çin’in desteklediği tasarı, Fransa ve İngiltere’nin çekimser oylarıyla kabul edildi.

Bu, BM Güvenlik Konseyi’nin Ukrayna konusunda üç yıl içinde aldığı ilk karar oldu. Tasarıda, Moskova’nın kınanmaması ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün vurgulanmaması dikkat çekti.

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Dorothy Shea, tasarının “zarif” ve “barışa doğru sembolik, basit bir adım” olduğunu söyledi.

Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vasiliy Nebenzya da, Moskova’nın sunduğu bazı değişikliklerin kabul edilmemesine rağmen, tasarıyı “dengeli” bulduklarını ifade etti.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise benzer bir şekilde ABD’nin hazırladığı belgenin “dengeli” olduğunu belirtti.

Buna karşılık, İngiltere’nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward, Avrupa’da son günlerde sıkça dile getirilen “güç yoluyla barış” ve “saldırganlığın cezalandırılması” gerektiği tezlerini yineledi.

Diğer yandan Fransa’nın BM Daimi Temsilcisi Nicolas de Rivière, kararın Rusya’nın Ukrayna’daki eylemlerini meşrulaştırdığı ve “hukuk tanımazlığı” teşvik ettiği gerekçesiyle eleştirdi.

BM Genel Kurulu da 24 Şubat’ta, Avrupa ülkelerinin hazırladığı ve Rusya’yı daha sert bir dille kınayan bir başka karar tasarısını kabul etti.

Bu tasarıya, Rusya’nın yanı sıra ABD, İsrail ve Macaristan da karşı oy kullandı. Washington yönetiminin bu tasarıya karşı oy kullanması, Avrupa ülkeleriyle arasında Ukrayna’nın geleceğine dair görüş ayrılıkları olduğunu gösterdi.

Valday Tartışma Kulübü Program Direktörü Timofey Bordaçev, Vedomosti gazetesine verdiği demeçte, BM Güvenlik Konseyi’nin kabul ettiği kararın, Ukrayna krizi etrafındaki uluslararası bağlamı değiştirebileceğini ve müzakere sürecini etkileyebileceğini söyledi.

Bordaçev, oylamanın ardından uluslararası toplumun, Rusya, ABD ve Çin’in Ukrayna’daki çatışmanın bir an önce çözülmesini istediğini gördüğünü belirtti.

Bordaçev ayrıca, “Bu sorunun çözümü, Çin tarafının bilgilendirilmesiyle Rus ve Amerikan temsilcileri arasında gerçekleşecek,” dedi.

BM’deki oylamalar, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Washington ziyareti ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesiyle aynı zamana denk geldi.

Macron, ABD ziyaretinden önce İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile de bir araya geldi. The Times gazetesi, iki Avrupalı liderin, Trump’ı Rusya ile ikili görüşmelerden vazgeçirmeye çalışacağını yazdı.

Washington ile Moskova arasındaki doğrudan diyalog, Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 12 Şubat’ta gerçekleşen bir telefon görüşmesiyle başladı.

Dışişleri bakanlıkları ve liderlerin yardımcıları düzeyindeki ilk yüz yüze görüşme turu ise 18 Şubat’ta Riyad’da gerçekleşti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, 25 Şubat’ta yeni bir görüşme turunun yapıldığına dair haberleri yalanladı. Falat, hafta sonuna kadar dışişleri bakanlıklarının ilgili departman başkanları arasında bir görüşme planlandığı, ancak bunun Riyad’da olmayacağı belirtildi.

Peskov, 25 Şubat’taki basın toplantısında, Moskova ile Washington arasındaki temasların Dışişleri Bakanlıkları aracılığıyla “uzman düzeyinde” gerçekleşeceğini söyledi.

Trump ile görüşmesinin ardından Fox News‘e konuşan Macron, Ukrayna’daki sorunun “önümüzdeki haftalarda” çözülebileceğini, ancak bunun Kiev’in “teslim olması” anlamına gelmemesi gerektiğini söyledi.

Macron, ateşkes sırasında barış, garantiler, toprak ve Ukrayna’nın yeniden inşası konularında müzakerelerin yapılabileceğini de sözlerine ekledi.

Macron ayrıca, ABD’nin Kiev ile Ukrayna’nın doğal kaynaklarının kullanımı konusunda bir anlaşma imzalayabileceğini ve bunun “en iyi garanti” olabileceğini savundu.

Le Figaro gazetesinin haberine göre, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Stefan Sejourne, AB’nin de Ukrayna ile doğal kaynaklar konusunda ABD’den ayrı bir anlaşma görüştüğünü bildirdi.

Sejourne, Ukrayna’da “Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu 30 kritik mineralden 21’inin” bulunduğunu söyledi.

Macron, Trump’ın Putin ile diyalog başlatması için “geçişli nedenleri” olduğunu da sözlerine ekledi. Ayrıca, Paris ve Londra’nın Kiev için garantiler üzerinde çalıştığını ve 30 ülkenin bu garantileri vermeye hazır olduğunu belirtti.

Fransa’dan gelen bu sinyaller, Politico‘nun, İtalya, Portekiz ve İspanya da dahil olmak üzere bir dizi AB ülkesinin, daha önce AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas tarafından duyurulan Ukrayna’ya 20 milyar avroluk askeri yardım paketini desteklemediği haberiyle aynı zamana denk geldi.

Rusya Devlet Başkanı Putin ise 24 Şubat’ta VGTRK muhabiri Pavel Zarubin’e verdiği mülakatta, Trump’ın Ukrayna’nın “iyileştirilmesine” yönelik “rasyonel” yaklaşımını övdü.

Putin, ABD’nin Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’i devlet başkanlığı seçimlerini yapmaya “teşvik etmesini” de buna dahil etti.

Putin ayrıca, Amerikalılara Rusya’nın doğal kaynaklarını, ABD’nin yasal olarak Ukrayna toprağı olarak tanıdığı yeni bölgeler de dahil olmak üzere, işletmelerini teklif etti.

Son olarak Putin, ABD’ye, muhtemelen Çin’in de katılımıyla, büyük çaplı bir karşılıklı silahsızlanma çağrısında bulundu.

Yüksek Ekonomi Okulu Dünya Ekonomisi ve Dünya Politikaları Fakültesi Doçenti Dmitriy Novikov, Vedomosti‘ye yaptığı açıklamada, Ukrayna meselesinin, ABD ile Rusya arasındaki diyaloğun ekonomiden stratejik istikrara kadar geniş bir yelpazede gelişmesini etkileyebilecek en önemli konu olduğunu söyledi.

Novikov, “Karşılıklı güveni güçlendirebilecek ‘paket’ bir çözümden bahsediyoruz,” değerlendirmesini yaptı.

ABD ve Kanada Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Pavel Koşkin ise, Putin’in açıklamalarının şimdilik geleceğe yönelik bir hazırlık olduğunu ve iktisadi işbirliğinin çatışmalarda caydırıcı bir faktör olabileceğini söyledi.

Koşkin, “ABD ve Çin ilişkileri buna bir örnek: Yakın iktisadi bağları sıklıkla gerilimin tırmanmasını engellemiştir. Rusya ve ABD arasında böyle bir işbirliğine daha çok var, ancak bir temel var,” ifadesini kullandı.

Putin ayrıca, Avrupa’nın Ukrayna çatışmasının özünü (Trump’ın aksine) “pek anlamadığını” ve ana bağışçı olan ABD’den daha “inatçı” bir şekilde Ukrayna’yı desteklediğini söyledi. Putin’e göre, bunun nedeni AB’nin Kiev’deki mevcut yönetimle yakın bağlar kurmak için yaptığı büyük yatırımlar.

Putin, Avrupa’nın bundan “yüz kaybetmeden” vazgeçemeyeceğini, özellikle de “iç siyasi seçim döneminde” bunu yapamayacağını düşünüyor.

Almanya’da 23 Şubat’ta yapılan erken seçimler, iktidardaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) ve Şansölye Olaf Scholz’un yakında iktidarın önemli kollarını kaybedeceğini gösteriyor.

Bunun yanı sıra Avrupa Enstitüsü Başkan Yardımcısı Vladislav Belov, AB’nin teorik olarak Ukrayna’daki müzakere sürecini, örneğin yeni yaptırım paketleriyle yavaşlatabilecek araçlara sahip olduğunu dile getirdi.

Trump’ın girişimlerine yanıt olarak Brüksel’in “stratejik özerklik” politikası izlediğini açıklamasına rağmen, Avrupalıların Ukrayna uğruna ABD ile temel ilişkilerini yeniden gözden geçirmeyeceğinden emin oldığunu kaydeden Belov, “Şu anda Avrupalılar, ABD ile Rusya arasında olası bir anlaşmanın neden olacağı itibar kayıplarını en aza indirmeye çalışıyorlar,” diye konuştı.

Şu an için en sorunlu konu, sadece Rusya ve ABD’yi değil, aynı zamanda Kiev’i, Avrupa başkentlerini ve NATO’nun merkezi olarak Brüksel’i de memnun edecek bir Ukrayna uzlaşması bulmak.

Koşkin’e göre, Washington’un bakış açısından, ABD ve Rusya arasındaki diyaloğu, Rusya’nın Pekin, Tahran ve Pyongyang ile yakınlaşmasını sağlayan anlaşmalarla daha da karmaşık hale getiriyor.

ABD, Rusya’yı kınayan BM tasarısına karşı oy kullandı

Diplomasi

Shell, Hindistan’daki enerji işini 1,8 milyar dolara satıyor

Yayınlanma

İngiltere merkezli çok uluslu petrol ve doğalgaz şirketi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi işini 1,8 milyar dolara satma kararı aldı. Şirket, ülkedeki iştiraki Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamını Aditya Birla Renewables firmasına devredecek. Financial Times gazetesinin haberine göre bu adım, Genel Müdür Wael Sawan liderliğinde kârlılığı yüksek doğalgaz ve petrol projelerine odaklanmayı hedefleyen strateji değişikliğinin bir parçası olarak gerçekleşiyor.

İngiltere merkezli petrol ve doğalgaz devi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi faaliyetlerini 1,8 milyar dolar karşılığında satmak üzere anlaşmaya vardı.

Şirketin internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, söz konusu varlıkların yeni sahibi Hindistan merkezli Aditya Birla Renewables firması olacak.

Satış işlemi, Shell’in iştiraki Shell Overseas Investment B.V. üzerinden yürütülüyor. Anlaşma kapsamında, bünyesinde Sprng Energy şirketler grubunu barındıran Hindistan merkezli Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamı devredilecek.

Sprng Energy, Hindistan genelinde güneş ve rüzgar enerjisi projeleri geliştiriyor. Şirket portföyünde halihazırda toplam 3,3 gigavat kapasiteye sahip faal enerji santralleri yer alıyor.

Bunun yanı sıra yapım aşamasında ve sözleşmeye bağlanmış olan 1,7 gigavatlık proje kapasitesi de bulunuyor.

Düşük kârlı projelerden çıkış

Shell yönetimi, satış kararıyla birlikte kârlılık oranı daha yüksek projelere odaklanma niyetinde olduklarını bildirdi. Şirket, bu doğrultuda yatırım bütçesini elektrik ticareti gibi daha yüksek getiri sağlayan alanlara kaydırmayı hedefliyor.

Financial Times gazetesinin haberine göre, Hindistan’daki enerji faaliyetlerinin satışı Shell’in yeni küresel stratejisinin bir halkasını oluşturuyor.

Wael Sawan’ın 2023 yılında genel müdürlük koltuğuna oturmasının ardından şirket, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımları kısarak en başta petrol ve doğalgaz olmak üzere yüksek kârlılığa sahip alanlara odaklanmaya başladı. Gazete, Shell’in farklı ülkelerdeki deniz üstü rüzgar santrali projelerini de elden çıkarmaya hazırlandığını aktardı.

Sawan, geçen yıl yatırımcılarla gerçekleştirdiği toplantıda şirketin enerji işini geliştirmeyi sürdüreceğini ancak bundan böyle düşük kârlı büyük ölçekli güneş ve rüzgar santralleri inşa etmek yerine gaz yakıtlı enerji santrallerine, büyük batarya sistemlerine ve dijital teknolojilere yoğunlaşacaklarını ifade etmişti.

Hindistan’daki satış işleminin, düzenleyici kurumların onaylarının alınmasının ardından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor.

Stratejik yönelimde değişim

Shell, Solenergi Power Private Limited şirketini 2022 yılında 1,55 milyar dolar bedelle satın almıştı. Şirket o dönemde bu satın almayı yenilenebilir enerji işini büyütme yolundaki en kritik adımlardan biri olarak nitelendirmişti.

Bu hamleyle Shell, rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesini yaklaşık üç katına çıkarmayı ve Hindistan pazarındaki konumunu güçlendirmeyi planlıyordu.

Buna karşın şirket, fosil yakıt üretimini uzun vadede artırma hedefi doğrultusunda satın alma bütçesini yeniden şekillendiriyor. Shell, bu yılın nisan ayında Kanada merkezli enerji üreticisi ARC Resources Ltd şirketini 13,6 milyar dolara satın almak üzere anlaşma sağladığını duyurmuştu.

CNBC televizyonunun aktardığı verilere göre bu satın alma, Londra Borsası’nda işlem gören Shell’in günlük üretim portföyünü yaklaşık 370 bin varil petrol eşdeğerine ulaştıracak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna’da ordu ile savunma bakanı karşı karşıya

Yayınlanma

Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un, ordu içindeki tedarik krizinin ardından Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’yi görevden aldırmaya çalıştığı ancak Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ikna edemediği belirtildi. The Economist dergisinin Kiev kaynaklarına dayandırdığı habere göre, 35 yaşındaki teknoloji kökenli bakan ile geleneksel askeri liderlik arasındaki gerilim, füze ve mühimmat tedariki konusundaki anlaşmazlıklarla derinleşti.

Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov ile Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy arasındaki görüş ayrılıkları ve nüfuz mücadelesi derinleşiyor.

The Economist dergisinin Kiev’deki kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Savunma Bakanı Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i görevden aldırmak için girişimlerde bulundu ancak Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’den bu konuda onay almayı başaramadı.

Temmuz ayı başında yapılan savaş konseyi toplantısında taraflar arasındaki gerilim belirgin şekilde dışa vurdu. Askeri liderlerin orta ve uzun menzilli insansız hava aracı (İHA) operasyonlarındaki başarıları aktardığı toplantıda generaller, füze ve mühimmat tedariki konusundaki aksaklıkları gündeme getirerek Savunma Bakanı Fedorov’u hedef aldı.

Fedorov ise sene başında bütçeden maaşlar için ayrılan kaynakları acil İHA alımlarına aktarmamış olması halinde Kırım operasyonlarının yürütülemeyeceğini belirterek kendisini savundu.

Toplantıya tanıklık eden bir kaynak, tarafların ortak bir dil bulamadığını ve iki farklı koordinat sisteminin karşı karşıya geldiğini ifade etti.

“Sırskiy sistemi daha iyi biliyor”

Ocak ayında savunma bakanlığı görevine getirilen 35 yaşındaki Fedorov, teknoloji odaklı reformcu kimliğiyle biliniyor.

Dijital Dönüşüm Bakanlığı döneminde devlet hizmetlerini akıllı telefonlara taşıyan “Diia” uygulamasını hayata geçiren Fedorov, Rusya’nın 2022’deki askeri müdahalesinnin ardından Ukrayna’nın “İHA ordusu” projesine öncülük etti. Ancak askeri tecrübesinin olmaması, ordunun geleneksel kanadı tarafından eleştirilmesine yol açıyor.

Üst düzey bir istihbarat kaynağı, Fedorov’un askeri liderlerle doğrudan bir güç mücadelesinde şansının düşük olduğunu değerlendirerek “Sırskiy deneyimli, sistemi Misha’dan (Mihaylo Fedorov) çok daha iyi biliyor ve onu alt edecektir” dedi.

Göreve geldikten sonra Savunma Bakanlığı ve askeri tugaylarda geniş kapsamlı bir denetim başlatan Fedorov, 300 milyar grivna (yaklaşık 6,6 milyar dolar) tutarında usulsüz harcama saptandığını duyurmuştu.

Bakanlık yetkililerini yalan makinesi testine tabi tutan ve açık ihale sistemine geçerek 155 mm’lik topçu mermilerinin maliyetini yüzde 16 düşürdüğünü savunan Fedorov’un adımları, askeri hiyerarşide dirençle karşılaşıyor.

Haziran ayında yürürlüğe giren yeni reform paketiyle cephedeki piyadelerin aylık maaşlarının artırılması, yabancı asker istihdamının kolaylaştırılması ve firar eden askerlere cezasız dönüş hakkı tanınması gibi adımlar atıldı.

Fedorov’un teknoloji ve dijitalleşme alanındaki katkılarını kabul eden bazı üst düzey generaller ise bakanı askeri tecrübeden yoksun olmakla eleştiriyor. Bir general, Fedorov’u başkalarının fikirlerini sahiplenmekle suçlayarak eski ABD Savunma Bakanı Robert McNamara’ya benzetti.

Generaller, bakanın geliştirdiği “puanlama” sisteminin, lojistik ve gözlem gibi hayati ama arka planda kalan görevler yerine sadece cephedeki doğrudan imhaları teşvik ettiğini savunuyor.

Buna karşın Fedorov’un ordu içinde, özellikle teknoloji yoğunluklu birliklerde ve genç subaylar arasında destekçileri de yer alıyor.

Taarruz birliği komutanlarından Oleksandr Nastenko, Fedorov’un kaynakları askerlerin hayatını kurtaran teknolojilere yönlendirmesini olumlu karşıladıklarını belirterek “Gerçek şu ki, hantallaştık ve değişmek zorundayız” değerlendirmesini yaptı.

Silikon Vadisi’nin Ukrayna’daki ‘altın çocuğu’ savunma koltuğunda: Mihail Fedorov kimdir?

Siyasi geleceği Zelenskiy’nin kararına bağlı

Fedorov, haziran ayında Ukrayna televizyonu TSN’ye verdiği demeçte de Sırskiy ile bütçe ve kaynak dağılımı konusunda görüş ayrılıkları yaşadıklarını kabul etmiş, ancak aynı takımda çalıştıklarını vurgulamıştı.

Ukrayna ordusunun bağımsız tedarik ajansının eski başkanı Maryna Bezrukova, Fedorov’un pozisyonunu koruduğunu ancak Devlet Başkanı Zelenskiy’den tam bir siyasi destek alamadığını belirtti.

Diğer yandan ülkede geniş takipçi kitlesi bulunan bazı sosyal medya mecralarında, bakanın denetimindeki İHA ihalelerinde yolsuzluk yapıldığına dair iddialar içeren ve siyasi yıpratma kampanyası olarak yorumlanan paylaşımlar yapılmaya başlandı. Fedorov ise bu iddiaları kesin bir dille reddetti.

Devlet Başkanı Zelenskiy’nin seçim kampanyalarını da yöneten ve başkana yakınlığıyla bilinen Fedorov’un adı, yakın zamanda boşalan başbakanlık koltuğu için de geçiyor. Siyasi analistler bu adımı, bakanlık makamındaki reform projesinin sonlandırılması ve bir geri çekilme olarak okuyor.

Baskılara rağmen görevinde kalacağını belirten Fedorov, “Başkan bana vicdanıma göre hareket etmemi söyledi. Birçok insan bana saldırıyor, evet bu beni endişelendiriyor ama ne yapabilirim? Birilerine boyun eğerek bu görevden ayrılmak istemiyorum” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

S-400’lerin devri yetmeyebilir

Yayınlanma

Türkiye’nin F-35 programına geri dönebilmek için Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemlerini Körfez ülkelerinden birine satma seçeneğini değerlendirmesi bölge istihbaratında güvenlik endişelerine yol açtı. Ankara’nın sistemleri Katar veya Birleşik Arap Emirlikleri’ne devretmeyi planladığı belirtilirken, Euractiv sitesine konuşan uzmanlar bu formülün de ABD askeri teknolojilerine dair veri sızıntısı riskini ortadan kaldırmayacağını savunuyor.

Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemlerini, ABD yapımı F-35 savaş uçağı programına yeniden katılabilmek amacıyla Körfez ülkelerinden birine satma olasılığı bölgesel istihbarat birimlerinde endişelere neden oluyor.

Euractiv internet sitesinin istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Ankara, S-400 sistemlerini Katar veya Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) satma seçeneğini değerlendiriyor.

Bölgedeki bir istihbarat servisinin temsilcisi, böyle bir anlaşmanın ABD askeri teknolojilerine ait hassas verilerin Rusya’ya sızması riskini tamamen ortadan kaldıracağına şüpheyle yaklaştığını ifade etti.

İstihbarat yetkilisi değerlendirmesinde, “Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, ABD askeri üslerine ev sahipliği yapıyor ve Amerikan silah sistemlerini kullanıyor. Bu durum, gizli bilgilerin Moskova’nın eline geçmesi riskini aynı şekilde taşımıyor mu?” sorusunu yöneltti.

Rus diplomatik kaynaklar da Euractiv’e yaptıkları açıklamada, S-400’lerin üçüncü bir ülkeye satılması ihtimalinin analiz edildiğini doğruladı ancak henüz çözülmemiş güvenlik sorunlarının yer aldığını kaydetti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise konunun kendi yetki alanlarında yer almadığını belirterek nihai kararın Kremlin tarafından verileceğine işaret etti.

Bir diğer bölgesel kaynak, Moskova’nın bu satışa onay vermek karşılığında Ankara’dan tavizler talep edebileceğini aktardı.

Bu tavizler arasında, Türkiye’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlar konusundaki mevcut tarafsız tutumunu korumasının da yer alabileceği belirtiliyor.

Euractiv’in haberinde ayrıca, Yunanistan ve İsrail’in, Türkiye’nin F-35 programına geri dönmesine karşı çıktığı da hatırlatıldı.

Kremlin Sözcüsü Dmitri yPeskov, Ankara’nın S-400 sistemlerini bir Körfez ülkesine satma olasılığına ilişkin daha önce yaptığı açıklamada konuyu “son derece hassas” olarak nitelendirmişti.

Peskov, Moskova’nın bu hususta Türk tarafıyla temas halinde olduğunu ve bu görüşmeleri sürdüreceklerini beyan etmişti.

Kremlin: Türkiye’nin S-400’leri satma konusu son derece hassas

ABD Başkanı Donald Trump, daha önce gerçekleştirilen NATO zirvesinde, S-400 alımı nedeniyle Türkiye’ye uygulanan yaptırımları kaldırmaya ve ülkeyi F-35 programına geri kabul etmeye hazır olduğunu ifade etmişti.

Türkiye, 2017 yılında Rusya ile yaklaşık 2,5 milyar dolar değerinde dört adet S-400 bataryası satın almak üzere anlaşma imzalamıştı.

ABD, bu alıma karşı çıkarak Türkiye’den Rus sistemleri yerine Amerikan Patriot sistemlerini tercih etmesini talep etmiş, Ankara’nın bunu reddetmesi üzerine Türkiye F-35 savaş uçağı ortak üretim ve teslimat programından ihraç edilmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, S-400 alımının Suriye kaynaklı tehditlere karşı ülkenin hava savunma ihtiyacını karşılamak amacıyla gerçekleştirildiğini açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English