Diplomasi
ABD, Rusya ve Avrupa, Ukrayna’da nasıl bir çözüm arıyor?

BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin öncülüğünde hazırlanan ve Rusya’nın kınanmasını içermeyen Ukrayna’daki çatışmanın çözümüne dair bir karar tasarısını kabul etti. Rusya ve Çin tasarıyı desteklerken, Fransa ve İngiltere çekimser kaldı. Bu gelişme, ABD ve Rusya arasında doğrudan görüşmelerin başlamasıyla birlikte, Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi için yeni bir diplomatik çabanın başladığına işaret ediyor. Ancak, Avrupa ülkeleri ve ABD arasında Ukrayna’nın geleceğine dair görüş ayrılıkları devam ediyor.
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, 25 Şubat günü, ABD’nin hazırladığı ve Rusya’yı kınamayan Ukrayna konulu karar tasarısını kabul etti.
Rusya ve Çin’in desteklediği tasarı, Fransa ve İngiltere’nin çekimser oylarıyla kabul edildi.
Bu, BM Güvenlik Konseyi’nin Ukrayna konusunda üç yıl içinde aldığı ilk karar oldu. Tasarıda, Moskova’nın kınanmaması ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün vurgulanmaması dikkat çekti.
ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Dorothy Shea, tasarının “zarif” ve “barışa doğru sembolik, basit bir adım” olduğunu söyledi.
Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vasiliy Nebenzya da, Moskova’nın sunduğu bazı değişikliklerin kabul edilmemesine rağmen, tasarıyı “dengeli” bulduklarını ifade etti.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise benzer bir şekilde ABD’nin hazırladığı belgenin “dengeli” olduğunu belirtti.
Buna karşılık, İngiltere’nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward, Avrupa’da son günlerde sıkça dile getirilen “güç yoluyla barış” ve “saldırganlığın cezalandırılması” gerektiği tezlerini yineledi.
Diğer yandan Fransa’nın BM Daimi Temsilcisi Nicolas de Rivière, kararın Rusya’nın Ukrayna’daki eylemlerini meşrulaştırdığı ve “hukuk tanımazlığı” teşvik ettiği gerekçesiyle eleştirdi.
BM Genel Kurulu da 24 Şubat’ta, Avrupa ülkelerinin hazırladığı ve Rusya’yı daha sert bir dille kınayan bir başka karar tasarısını kabul etti.
Bu tasarıya, Rusya’nın yanı sıra ABD, İsrail ve Macaristan da karşı oy kullandı. Washington yönetiminin bu tasarıya karşı oy kullanması, Avrupa ülkeleriyle arasında Ukrayna’nın geleceğine dair görüş ayrılıkları olduğunu gösterdi.
Valday Tartışma Kulübü Program Direktörü Timofey Bordaçev, Vedomosti gazetesine verdiği demeçte, BM Güvenlik Konseyi’nin kabul ettiği kararın, Ukrayna krizi etrafındaki uluslararası bağlamı değiştirebileceğini ve müzakere sürecini etkileyebileceğini söyledi.
Bordaçev, oylamanın ardından uluslararası toplumun, Rusya, ABD ve Çin’in Ukrayna’daki çatışmanın bir an önce çözülmesini istediğini gördüğünü belirtti.
Bordaçev ayrıca, “Bu sorunun çözümü, Çin tarafının bilgilendirilmesiyle Rus ve Amerikan temsilcileri arasında gerçekleşecek,” dedi.
BM’deki oylamalar, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Washington ziyareti ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesiyle aynı zamana denk geldi.
Macron, ABD ziyaretinden önce İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile de bir araya geldi. The Times gazetesi, iki Avrupalı liderin, Trump’ı Rusya ile ikili görüşmelerden vazgeçirmeye çalışacağını yazdı.
Washington ile Moskova arasındaki doğrudan diyalog, Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 12 Şubat’ta gerçekleşen bir telefon görüşmesiyle başladı.
Dışişleri bakanlıkları ve liderlerin yardımcıları düzeyindeki ilk yüz yüze görüşme turu ise 18 Şubat’ta Riyad’da gerçekleşti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, 25 Şubat’ta yeni bir görüşme turunun yapıldığına dair haberleri yalanladı. Falat, hafta sonuna kadar dışişleri bakanlıklarının ilgili departman başkanları arasında bir görüşme planlandığı, ancak bunun Riyad’da olmayacağı belirtildi.
Peskov, 25 Şubat’taki basın toplantısında, Moskova ile Washington arasındaki temasların Dışişleri Bakanlıkları aracılığıyla “uzman düzeyinde” gerçekleşeceğini söyledi.
Trump ile görüşmesinin ardından Fox News‘e konuşan Macron, Ukrayna’daki sorunun “önümüzdeki haftalarda” çözülebileceğini, ancak bunun Kiev’in “teslim olması” anlamına gelmemesi gerektiğini söyledi.
Macron, ateşkes sırasında barış, garantiler, toprak ve Ukrayna’nın yeniden inşası konularında müzakerelerin yapılabileceğini de sözlerine ekledi.
Macron ayrıca, ABD’nin Kiev ile Ukrayna’nın doğal kaynaklarının kullanımı konusunda bir anlaşma imzalayabileceğini ve bunun “en iyi garanti” olabileceğini savundu.
Le Figaro gazetesinin haberine göre, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Stefan Sejourne, AB’nin de Ukrayna ile doğal kaynaklar konusunda ABD’den ayrı bir anlaşma görüştüğünü bildirdi.
Sejourne, Ukrayna’da “Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu 30 kritik mineralden 21’inin” bulunduğunu söyledi.
Macron, Trump’ın Putin ile diyalog başlatması için “geçişli nedenleri” olduğunu da sözlerine ekledi. Ayrıca, Paris ve Londra’nın Kiev için garantiler üzerinde çalıştığını ve 30 ülkenin bu garantileri vermeye hazır olduğunu belirtti.
Fransa’dan gelen bu sinyaller, Politico‘nun, İtalya, Portekiz ve İspanya da dahil olmak üzere bir dizi AB ülkesinin, daha önce AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas tarafından duyurulan Ukrayna’ya 20 milyar avroluk askeri yardım paketini desteklemediği haberiyle aynı zamana denk geldi.
Rusya Devlet Başkanı Putin ise 24 Şubat’ta VGTRK muhabiri Pavel Zarubin’e verdiği mülakatta, Trump’ın Ukrayna’nın “iyileştirilmesine” yönelik “rasyonel” yaklaşımını övdü.
Putin, ABD’nin Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’i devlet başkanlığı seçimlerini yapmaya “teşvik etmesini” de buna dahil etti.
Putin ayrıca, Amerikalılara Rusya’nın doğal kaynaklarını, ABD’nin yasal olarak Ukrayna toprağı olarak tanıdığı yeni bölgeler de dahil olmak üzere, işletmelerini teklif etti.
Son olarak Putin, ABD’ye, muhtemelen Çin’in de katılımıyla, büyük çaplı bir karşılıklı silahsızlanma çağrısında bulundu.
Yüksek Ekonomi Okulu Dünya Ekonomisi ve Dünya Politikaları Fakültesi Doçenti Dmitriy Novikov, Vedomosti‘ye yaptığı açıklamada, Ukrayna meselesinin, ABD ile Rusya arasındaki diyaloğun ekonomiden stratejik istikrara kadar geniş bir yelpazede gelişmesini etkileyebilecek en önemli konu olduğunu söyledi.
Novikov, “Karşılıklı güveni güçlendirebilecek ‘paket’ bir çözümden bahsediyoruz,” değerlendirmesini yaptı.
ABD ve Kanada Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Pavel Koşkin ise, Putin’in açıklamalarının şimdilik geleceğe yönelik bir hazırlık olduğunu ve iktisadi işbirliğinin çatışmalarda caydırıcı bir faktör olabileceğini söyledi.
Koşkin, “ABD ve Çin ilişkileri buna bir örnek: Yakın iktisadi bağları sıklıkla gerilimin tırmanmasını engellemiştir. Rusya ve ABD arasında böyle bir işbirliğine daha çok var, ancak bir temel var,” ifadesini kullandı.
Putin ayrıca, Avrupa’nın Ukrayna çatışmasının özünü (Trump’ın aksine) “pek anlamadığını” ve ana bağışçı olan ABD’den daha “inatçı” bir şekilde Ukrayna’yı desteklediğini söyledi. Putin’e göre, bunun nedeni AB’nin Kiev’deki mevcut yönetimle yakın bağlar kurmak için yaptığı büyük yatırımlar.
Putin, Avrupa’nın bundan “yüz kaybetmeden” vazgeçemeyeceğini, özellikle de “iç siyasi seçim döneminde” bunu yapamayacağını düşünüyor.
Almanya’da 23 Şubat’ta yapılan erken seçimler, iktidardaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) ve Şansölye Olaf Scholz’un yakında iktidarın önemli kollarını kaybedeceğini gösteriyor.
Bunun yanı sıra Avrupa Enstitüsü Başkan Yardımcısı Vladislav Belov, AB’nin teorik olarak Ukrayna’daki müzakere sürecini, örneğin yeni yaptırım paketleriyle yavaşlatabilecek araçlara sahip olduğunu dile getirdi.
Trump’ın girişimlerine yanıt olarak Brüksel’in “stratejik özerklik” politikası izlediğini açıklamasına rağmen, Avrupalıların Ukrayna uğruna ABD ile temel ilişkilerini yeniden gözden geçirmeyeceğinden emin oldığunu kaydeden Belov, “Şu anda Avrupalılar, ABD ile Rusya arasında olası bir anlaşmanın neden olacağı itibar kayıplarını en aza indirmeye çalışıyorlar,” diye konuştı.
Şu an için en sorunlu konu, sadece Rusya ve ABD’yi değil, aynı zamanda Kiev’i, Avrupa başkentlerini ve NATO’nun merkezi olarak Brüksel’i de memnun edecek bir Ukrayna uzlaşması bulmak.
Koşkin’e göre, Washington’un bakış açısından, ABD ve Rusya arasındaki diyaloğu, Rusya’nın Pekin, Tahran ve Pyongyang ile yakınlaşmasını sağlayan anlaşmalarla daha da karmaşık hale getiriyor.
Diplomasi
Gürcistan’ın tek rafinerisi Rus petrolünü tamamen kesiyor

Gürcistan’ın tek petrol rafinerisi Kulevi, Rus ham petrolünü Kazakistan ve Libya menşeli hammaddelerle değiştirerek eylül sonuna kadar geçişi tamamlamayı hedefliyor. İşletmeci Black Sea Petroleum, Avrupa Komisyonu’nun tanıdığı altı aylık geçiş süresine uyduğunu açıkladı ve Libya petrolü için 2027 sonuna kadar geçerli sözleşme imzaladığını duyurdu.
Gürcistan’ın liman kenti Kulevi’deki tek petrol rafinerisi, Rus ham petrolünü Kazakistan ve Libya’dan gelecek hammaddelerle değiştirerek eylül ayı sonuna kadar tamamen Rus olmayan petrole geçmeyi planlıyor.
Tesisin işletmecisi Black Sea Petroleum (BSP), yayımladığı basın bülteninde bu stratejik değişimin takvimini ve yeni tedarik kaynaklarını resmen açıkladı.
Şirket, 1 Temmuz 2026 tarihinde yaptığı duyuruda, ağustos-eylül 2026 döneminde tamamen Rus olmayan ham petrol işleyeceğini ilan etmişti.
Kulevi Rafinerisi, temmuz ayı başında Kazakistan menşeli petrolü işlemeye başladı; kalan hacmin ise ağustos ayında işlenmesine devam edilecek.
Libya petrolü için uzun vadeli sözleşme
Black Sea Petroleum, 3 Temmuz’da uluslararası bir ticaret şirketiyle imzaladığı sözleşme kapsamında Libya’dan bir petrol sevkiyatının ağustos ayının ikinci yarısında Kulevi’ye ulaşacağını bildirdi.
Şirketten yapılan açıklamada, bu anlaşmanın 2027 yılı sonuna kadar geçerli olduğu ve uzatma seçeneği içerdiği belirtildi.
BSP, Avrupa Komisyonu’nun 24 Temmuz’da teyit ettiği altı aylık geçiş dönemine atıfta bulundu.
Komisyon, rafinerinin Rus hammaddesinden vazgeçmesi için tanınan süreyi doğruladı; şirket de attığı adımların “bu amaca ve zaman çizelgesine uygun” olduğunu kaydetti.
Şirket yetkilileri, tedarik çeşitlendirmesini sürdüreceklerini, düzenleyici kurumlarla yapıcı diyalog içinde olacaklarını ve Rus olmayan petrole geçiş sürecinde üretim istikrarını korurken “açık ve doğrulanabilir ilerleme kanıtları” sunacaklarını taahhüt etti.
Gürcü rafineri, Rus petrolünden vazgeçme kararını ilk kez 1 Temmuz’da duyurmuştu. BSP o tarihte, hammadde değişikliğinin tesise daha yüksek kâr marjlı pazarlara erişim imkanı sağlayacağını vurgulamıştı.
Şirketin verilerine göre tesis, 2026 yılının ilk yarısında 650 bin tondan fazla ham petrol işledi.
Black Sea Petroleum’un üretim planları arasında, 2027’nin ilk çeyreğinde yol bitümü ve ikinci çeyreğinde jet yakıtı üretmeye başlamak yer alıyor.
AB, Gürcistan’ın tek petrol rafinerisine yaptırım kararı aldı
AB yaptırımı ve artan Rus petrolü alımları
Avrupa Birliği’nin temmuz ayında üzerinde mutabık kaldığı 21. Rusya karşıtı yaptırım paketi, Kulevi Rafinerisi’ni de kapsadı.
Tesis, üç Rus ve bir Belarus rafinerisiyle birlikte yaptırım listesine alındı. Ancak Gürcü rafineriye yönelik AB yaptırımları önleyici nitelik taşıyor; bu önlemler, tesisin Rus petrolünü işlemeyi bırakmaması durumunda 25 Ocak 2027’de yürürlüğe girecek.
Moskova, söz konusu yaptırımları yasa dışı olarak nitelendiriyor.
Gürcistan’ın Rus petrolü alımları ise 2025 yılında belirgin bir artış gösterdi. Ulusal İstatistik Servisi’nin verilerine göre ülke, 2025’te Rusya’dan 95,8 milyon dolar karşılığında 225 bin 300 ton ham petrol satın aldı.
Bu rakam, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla 21 kattan fazla bir yükselişe işaret ediyor. Tedariklerin büyük bölümü, Kulevi Rafinerisi’nin faaliyete geçtiği 2025 sonbaharında gerçekleşti.
Diplomasi
Singapur’da Filistin bayrağı açan Massive Attack üyelerine süresiz giriş yasağı verildi

Singapur yönetimi, 29 Temmuz’daki konserlerinde Filistin bayrağı açan ve slogan atan İngiliz müzik grubu Massive Attack üyeleri Robert Del Naja ile Grant Marshall’a ülkeye giriş ve sahne alma yasağı getirdi. Grup üyeleri, gözaltına alındıklarını, sorgulandıklarını ve pasaportlarına el konulduğunu açıklayarak karara tepki gösterdi.
İngiliz müzik grubu Massive Attack, Singapur’daki konserinde Filistin’e destek mesajları vermesinin ardından ülke makamlarının kendilerine yönelik tutumu karşısında şaşkınlığa uğradıklarını ve hayal kırıklığı yaşadıklarını açıkladı.
Grubun iki üyesi Robert Del Naja ile Grant Marshall, 29 Temmuz’daki konserde sahnede Filistin bayrağı açtı ve izleyicilerle birlikte “Özgür Filistin” sloganı attı.
Singapur polisi önce olay hakkında soruşturma başlattı, ardından Del Naja ve Marshall’ın ülkeye yeniden girişinin ve burada sahne almalarının süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.
Massive Attack, pazar günü Instagram’da yayımladığı açıklamada üyelerinin polis tarafından gözaltına alındığını, birbirlerinden ayrıldığını ve ayrı ayrı sorgulandığını bildirdi. Gruba göre bazı üyelerin otel odaları arandı ve pasaportlarına geçici olarak el konuldu. Massive Attack, yaşananları “gerçeküstü bir deneyim” olarak nitelendirerek Singapur makamlarının tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
Iconic British band Massive Attack is under police investigation in Singapore for displaying a Palestinian flag at their July 29 concert. Videos show members holding the flag on stage, prompting "Free Palestine" chants from the crowd. The band, known for their outspoken activism… pic.twitter.com/8vu7jRa3Ne
— Eye on Palestine (@EyeonPalestine) July 31, 2026
Singapur polisi, 31 Temmuz’da yayımladığı ilk açıklamada konser sırasında Filistin bayrağı açılmasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Polis ve yerel medya, soruşturmanın “lisans koşullarının ihlal edilmiş olabileceği” gerekçesiyle yürütüldüğünü bildirmişti.
Singapur yasalarına göre yabancı ülkelere ait bayrak ve diğer ulusal sembollerin izin veya muafiyet olmaksızın halka açık alanlarda sergilenmesi yasaklanıyor.
Polis sözcüsü, daha sonra BBC’ye yaptığı açıklamada Del Naja ve Marshall’ın Singapur’a yeniden girmelerine ve ülkede sahne almalarına izin verilmeyeceğini söyledi. İki müzisyene, yabancı bayrakların kamusal alanda sergilenmesini kısıtlayan ve halka açık etkinliklerde siyasi ifadeleri düzenleyen iki yasa kapsamındaki olası ihlaller nedeniyle “sert uyarı” verildi.
Massive Attack, konser başlamadan önce ve konserin sonunda salondaki izleyicilerin büyük bölümünün kendiliğinden “Özgür Filistin” sloganları attığını belirtti. Grubun açıklamasında, “Muhtemelen bu kendiliğinden ifadenin tek başına hükümetlerinin sansür yasalarını ihlal edebileceğinin farkındaydılar. Ancak bu onları caydırmadı” ifadelerine yer verildi.
Massive Attack, Singapur’un yasak kararına doğrudan değinmedi ancak “157 ülkenin tanıdığı egemen bir devletin bayrağını yalnızca havaya kaldırmanın herhangi bir yasayı ihlal edebileceğini düşünmediklerini” bildirdi. Grup üyeleri, Singapur’daki hayranlarıyla birlikte bu plansız dayanışma mesajını vermekten gurur duyduklarını söyledi. Açıklamada, izleyicilerin “Filistin halkıyla dayanışma göstermek için açıkça ahlaki bir sorumluluk hissettiği” kaydedildi.
Massive Attack’ın Instagram paylaşımı 146 bin kullanıcı tarafından beğenildi ve grubun hayranlarından çok sayıda destek mesajı aldı. Singapurlu bir Instagram kullanıcısı, “Singapur’da çoğumuz ne söylediğimize ne kadar yüksek sesle söylediğimize ve ne zaman susmanın daha güvenli olduğuna dikkat etmeyi öğrenerek büyüdük. Filistin’in yanında durduğunuz ve ahlaki tutarlılığın hâlâ sahnenin merkezinde yer alabileceğini gösterdiğiniz için teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.
Konseri izleyen Singapurlu içerik üreticisi Crystal Lim-Lange ise konunun “karmaşık” olduğunu belirtti. Lim-Lange, “Sanatçıların sahne aldıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermeleri gerektiğine inanıyorum” dedi. Bununla birlikte sanatın tarih boyunca düşüncelere meydan okuduğunu, toplumu yansıttığını ve zorlu tartışmaları tetiklediğini vurgulayan Lim-Lange, “Sanatı siyasetten ayırmaya çalışmak hiçbir zaman kolay olmadı” değerlendirmesinde bulundu.
Filistin bayrağı, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik saldırıları ve Singapur’daki kayda değer Müslüman nüfus nedeniyle ülkede hassas bir konu olarak değerlendiriliyor. Singapur yönetimi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla ilgili kitlesel açıklamalara ve sembollere karşı tutum izliyor. Çok kültürlü ülkenin yetkilileri, bu yaklaşımın etnik, dini ve toplumsal uyumun korunması için gerekli olduğunu savunuyor.
Singapur İçişleri Bakanlığı, 2023’te yayımladığı duyuruda yabancı ülkelere ait ulusal semboller de dâhil olmak üzere Filistin ve İsrail’deki gelişmelerle bağlantılı eşyaların sergilenmemesi veya giyilmemesi uyarısında bulunmuştu. Bakanlığın açıklamasında, “Devam eden İsrail-Hamas çatışması güçlü duygular uyandıran bir meseledir. Artan hassasiyetler göz önüne alındığında, çatışmayla bağlantılı unsurların kamuya açık alanlarda sergilenmemesini ve giyilmemesini tavsiye ediyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.
Singapur makamları, bu yılın başında Filistin’e destek amacıyla izinsiz yürüyüş düzenleyen bazı kişilere de para cezası verdi.
Massive Attack, Gazze savaşı dahil çeşitli konulardaki siyasi tutumunu açıkça dile getirmesiyle tanınıyor. Robert Del Naja, bu yılın başında Londra’daki bir protesto sırasında yasaklı Palestine Action örgütüne destek verdiği şüphesiyle gözaltına alınmıştı. 61 yaşındaki müzisyen, üzerinde “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazılı bir pankartla yüzlerce göstericinin katıldığı oturma eyleminde yer almıştı.
Massive Attack konseri, Filistin’le dayanışma gösterilmesi nedeniyle hukuki işlem başlatılan ilk olay niteliği taşımıyor. Gazze’deki saldırıların Ekim 2023’te başlamasından bu yana Filistin’e destek eylemleri geniş çaplı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.
ABD’de yetkililer ve üniversite yönetimleri, Gazze’yle dayanışma gösterilerine gözaltılar, uzaklaştırma kararları ve öğrencilerle öğretim üyelerine yönelik ceza davalarıyla karşılık verdi. Federal yetkililer ise Filistin yanlısı eylemleri hedef alan soruşturmalar açmak ve üniversitelere sağlanan fonları kesmekle tehdit etti.
İngiltere hükümeti, terörle mücadele yasaları ile kamu düzenine ilişkin yetkileri kullanarak bazı grupları yasakladı, gösterilere katı koşullar getirdi ve Filistin’e destek açıklamalarında bulunan binlerce protestocu, aktivist ve akademisyeni gözaltına aldı.
Fransa’da İçişleri Bakanlığının talimatları doğrultusunda Filistin yanlısı gösteriler ülke genelinde defalarca yasaklandı. Polis, toplanan grupları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı, çok sayıda kişiye para cezası verildi. Savcılıklar da eylemleri düzenleyenler ve katılımcılar hakkında ceza davaları açtı.
İsrail’in destekçilerinden Almanya’da ise eyalet makamları, yaygın Filistin yanlısı sloganları suç kapsamında değerlendirdi. Gösteriler yasaklandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı veya para cezasına çarptırıldı. Dayanışma eylemlerine katılan yabancı aktivistler hakkında sınır dışı ve diğer göçmenlik işlemleri de uygulandı.
Dünya turnesini sürdüren Massive Attack, Asya ayağının tamamlanmasının ardından gelecek hafta Avustralya’da konserler verecek.
Diplomasi
Infantino üzerindeki baskı artıyor

Avrupa ülkeleri, FIFA’nın Gianni Infantino liderliğinde bir dönemini daha destekleyen mektupları toplu olarak geri çekerek ona yönelik baskıyı artırmayı planlıyor.
Infantino’nun başkanlığı, Dünya Kupası’nın bazı bölümlerini satmaya yönelik özel sektör destekli planının çöküşünün ardından ciddi tehlike altında.
Bu plan, UEFA üye federasyonlarının gelecekteki FIFA müsabakalarını boykot etme tehdidinde bulunmasıyla büyük ölçüde suya düştü.
The Guardian’a göre ortam hâlâ gergin ve Avrupa genelinde onun görevinden bir an önce uzaklaştırılmasını isteyen yaygın bir istek var.
Şu anda çok sayıda ulusal futbol federasyonu, Infantino’nun istifasını hızlandırmak amacıyla ona verdikleri desteği resmen geri çekmeyi tartışıyor ve önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili açıklamalar yapılması bekleniyor.
Geçen haftaki krizin patlak vermesinden önce, Almanya, Romanya, Norveç, Danimarka ve İsveç hariç UEFA’nın 55 üyesinin tamamı, Mart 2027’de Infantino’nun adaylığını destekleyen mektuplar yazmıştı.
Hatta İsviçreli başkanın dördüncü dönemine başlaması ise kaçınılmaz bir gerçek olarak görülüyordu.
Eşzamanlı bir geri çekilme gündeme getirilmiş olsa da, üye federasyonların desteğini tek tek geri çekme olasılığı da bulunuyor.
Böyle bir hareket, fiilen bir güvensizlik oyu anlamına gelir ve Infantino’nun istifası yönündeki baskıyı artırır.
Örneğin İngiltere Futbol Federasyonu (FA), Gianni Infantino’nun FIFA başkanlığına yeniden seçilmesine verdiği desteği resmen geri çekecek.
FA, daha önce Infantino’ya destek vermiş olmasına rağmen, artık onun dördüncü dönem başkanlığı için destek vermediğini teyit eden bir mektubu FIFA’ya gönderecek.
FA, daha önce Infantino’nun arkasında saf tutmuştu. Infantino, kasım ayında Birleşik Krallık’ın 2035 Kadınlar Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacağını teyit edecek olağanüstü FIFA kongresine başkanlık edecek.
Cumartesi günü FA, “FIFA’nın liderlik ve yönetişim yapısının kapsamlı ve titiz bir şekilde gözden geçirilmesi” çağrısında bulunmuştu.
Bu hamle, Galler Futbol Federasyonu’nun Infantino’nun adaylığından desteğini çekmesinin ardından geldi.
Galler futbolu ve temsilcileri, Infantino’ya karşı çıkma çabalarında kilit bir rol oynadılar.
Geçen Perşembe günü üye federasyonların katıldığı bir toplantıda, UEFA başkan yardımcısı ve eski Galler milli futbolcusu Laura McAllister, Infantino’nun FFE planını rafa kaldırmaması halinde FIFA turnuvalarına Avrupa öncülüğünde bir boykot uygulanmasını savundu.
Bu, planı fiilen uygulanamaz hale getiren ortak bir mutabakata yol açtı.
Finlandiya Futbol Federasyonu, geçen hafta desteğini çeken ilk ülke olmuştu.
FIFA, mektubunu geri çekmek isteyen her ülke tarafından bilgilendirilmek zorunda. Diğer konfederasyonlardaki ülkelerle görüşmeler devam ediyor.
“FIFA Forward Enterprise” önerisinin başarısız olmasına rağmen, Asya Futbol Konfederasyonu’ndaki (AFC) bazı ülkeler hafta sonu Infantino’ya açıkça destek verdi.
Avrupa futbol camiasındaki kaynaklar, bu federasyonların Infantino’nun karşı karşıya olduğu muhalefetin boyutundan tam olarak haberdar olup olmadıklarını sorguluyor.
Cumartesi günü finansal açıdan güçlü Katar’ın Infantino’ya destek vermesinin ardından, pazar günü daha küçük Asya federasyonları olan Sri Lanka ve Kuveyt de kamuoyu önünde desteklerini açıkladı.
Fakat AFC nadiren toplu olarak oy kullanır ve Infantino’dan memnun olmayan bazı federasyonların Avrupalıların safına katılma ihtimali de bulunuyor.
FIFA’nın 211 üyesinden 200’den fazlası Infantino’ya destek mektupları sunmuştu. O dönemde görev süresinin tehlike altında görünmemesine rağmen, FIFA’nın tereddüt edenler üzerinde yoğun baskı uyguladığı anlaşılıyor.
Birçoğu, başkanlığı konusunda özel olarak endişelerini dile getirmesine rağmen onu desteklemişti.
Infantino’nun yerine geçecek bir aday belirleme çabaları hız kazanıyor. Seçim için öne sürülecek herhangi bir adayın, Avrupa dışında, özellikle Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Konfederasyonu (CONCACAF) tarafından önemli düzeyde destek alması gerekecek.
Uygun bir adayın etrafında hızla birleşmek, Infantino’yu konumunun savunulamaz olduğuna ikna etmenin anahtarı olabilir.
Infantino görevde kalmaya kararlı görünüyor ve desteğini sürdürmek için dünyanın dört bir yanındaki üye federasyonlara baskı uyguladığı düşünülüyor.
Bununla birlikte, hem Afrika Futbol Konfederasyonu hem de Güney Amerika Konfederasyonu (Conmebol) Infantino’ya tam destek veriyor.
Bu durum, UEFA üyeleri FIFA’da yeni bir liderlik arayışındayken Asya ve Kuzey Amerika’yı kritik mücadele alanları haline getiriyor.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü









