Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD, Rusya ve Avrupa, Ukrayna’da nasıl bir çözüm arıyor?

Yayınlanma

BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin öncülüğünde hazırlanan ve Rusya’nın kınanmasını içermeyen Ukrayna’daki çatışmanın çözümüne dair bir karar tasarısını kabul etti. Rusya ve Çin tasarıyı desteklerken, Fransa ve İngiltere çekimser kaldı. Bu gelişme, ABD ve Rusya arasında doğrudan görüşmelerin başlamasıyla birlikte, Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi için yeni bir diplomatik çabanın başladığına işaret ediyor. Ancak, Avrupa ülkeleri ve ABD arasında Ukrayna’nın geleceğine dair görüş ayrılıkları devam ediyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, 25 Şubat günü, ABD’nin hazırladığı ve Rusya’yı kınamayan Ukrayna konulu karar tasarısını kabul etti.

Rusya ve Çin’in desteklediği tasarı, Fransa ve İngiltere’nin çekimser oylarıyla kabul edildi.

Bu, BM Güvenlik Konseyi’nin Ukrayna konusunda üç yıl içinde aldığı ilk karar oldu. Tasarıda, Moskova’nın kınanmaması ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün vurgulanmaması dikkat çekti.

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Dorothy Shea, tasarının “zarif” ve “barışa doğru sembolik, basit bir adım” olduğunu söyledi.

Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vasiliy Nebenzya da, Moskova’nın sunduğu bazı değişikliklerin kabul edilmemesine rağmen, tasarıyı “dengeli” bulduklarını ifade etti.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise benzer bir şekilde ABD’nin hazırladığı belgenin “dengeli” olduğunu belirtti.

Buna karşılık, İngiltere’nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward, Avrupa’da son günlerde sıkça dile getirilen “güç yoluyla barış” ve “saldırganlığın cezalandırılması” gerektiği tezlerini yineledi.

Diğer yandan Fransa’nın BM Daimi Temsilcisi Nicolas de Rivière, kararın Rusya’nın Ukrayna’daki eylemlerini meşrulaştırdığı ve “hukuk tanımazlığı” teşvik ettiği gerekçesiyle eleştirdi.

BM Genel Kurulu da 24 Şubat’ta, Avrupa ülkelerinin hazırladığı ve Rusya’yı daha sert bir dille kınayan bir başka karar tasarısını kabul etti.

Bu tasarıya, Rusya’nın yanı sıra ABD, İsrail ve Macaristan da karşı oy kullandı. Washington yönetiminin bu tasarıya karşı oy kullanması, Avrupa ülkeleriyle arasında Ukrayna’nın geleceğine dair görüş ayrılıkları olduğunu gösterdi.

Valday Tartışma Kulübü Program Direktörü Timofey Bordaçev, Vedomosti gazetesine verdiği demeçte, BM Güvenlik Konseyi’nin kabul ettiği kararın, Ukrayna krizi etrafındaki uluslararası bağlamı değiştirebileceğini ve müzakere sürecini etkileyebileceğini söyledi.

Bordaçev, oylamanın ardından uluslararası toplumun, Rusya, ABD ve Çin’in Ukrayna’daki çatışmanın bir an önce çözülmesini istediğini gördüğünü belirtti.

Bordaçev ayrıca, “Bu sorunun çözümü, Çin tarafının bilgilendirilmesiyle Rus ve Amerikan temsilcileri arasında gerçekleşecek,” dedi.

BM’deki oylamalar, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Washington ziyareti ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesiyle aynı zamana denk geldi.

Macron, ABD ziyaretinden önce İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile de bir araya geldi. The Times gazetesi, iki Avrupalı liderin, Trump’ı Rusya ile ikili görüşmelerden vazgeçirmeye çalışacağını yazdı.

Washington ile Moskova arasındaki doğrudan diyalog, Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 12 Şubat’ta gerçekleşen bir telefon görüşmesiyle başladı.

Dışişleri bakanlıkları ve liderlerin yardımcıları düzeyindeki ilk yüz yüze görüşme turu ise 18 Şubat’ta Riyad’da gerçekleşti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, 25 Şubat’ta yeni bir görüşme turunun yapıldığına dair haberleri yalanladı. Falat, hafta sonuna kadar dışişleri bakanlıklarının ilgili departman başkanları arasında bir görüşme planlandığı, ancak bunun Riyad’da olmayacağı belirtildi.

Peskov, 25 Şubat’taki basın toplantısında, Moskova ile Washington arasındaki temasların Dışişleri Bakanlıkları aracılığıyla “uzman düzeyinde” gerçekleşeceğini söyledi.

Trump ile görüşmesinin ardından Fox News‘e konuşan Macron, Ukrayna’daki sorunun “önümüzdeki haftalarda” çözülebileceğini, ancak bunun Kiev’in “teslim olması” anlamına gelmemesi gerektiğini söyledi.

Macron, ateşkes sırasında barış, garantiler, toprak ve Ukrayna’nın yeniden inşası konularında müzakerelerin yapılabileceğini de sözlerine ekledi.

Macron ayrıca, ABD’nin Kiev ile Ukrayna’nın doğal kaynaklarının kullanımı konusunda bir anlaşma imzalayabileceğini ve bunun “en iyi garanti” olabileceğini savundu.

Le Figaro gazetesinin haberine göre, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Stefan Sejourne, AB’nin de Ukrayna ile doğal kaynaklar konusunda ABD’den ayrı bir anlaşma görüştüğünü bildirdi.

Sejourne, Ukrayna’da “Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu 30 kritik mineralden 21’inin” bulunduğunu söyledi.

Macron, Trump’ın Putin ile diyalog başlatması için “geçişli nedenleri” olduğunu da sözlerine ekledi. Ayrıca, Paris ve Londra’nın Kiev için garantiler üzerinde çalıştığını ve 30 ülkenin bu garantileri vermeye hazır olduğunu belirtti.

Fransa’dan gelen bu sinyaller, Politico‘nun, İtalya, Portekiz ve İspanya da dahil olmak üzere bir dizi AB ülkesinin, daha önce AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas tarafından duyurulan Ukrayna’ya 20 milyar avroluk askeri yardım paketini desteklemediği haberiyle aynı zamana denk geldi.

Rusya Devlet Başkanı Putin ise 24 Şubat’ta VGTRK muhabiri Pavel Zarubin’e verdiği mülakatta, Trump’ın Ukrayna’nın “iyileştirilmesine” yönelik “rasyonel” yaklaşımını övdü.

Putin, ABD’nin Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’i devlet başkanlığı seçimlerini yapmaya “teşvik etmesini” de buna dahil etti.

Putin ayrıca, Amerikalılara Rusya’nın doğal kaynaklarını, ABD’nin yasal olarak Ukrayna toprağı olarak tanıdığı yeni bölgeler de dahil olmak üzere, işletmelerini teklif etti.

Son olarak Putin, ABD’ye, muhtemelen Çin’in de katılımıyla, büyük çaplı bir karşılıklı silahsızlanma çağrısında bulundu.

Yüksek Ekonomi Okulu Dünya Ekonomisi ve Dünya Politikaları Fakültesi Doçenti Dmitriy Novikov, Vedomosti‘ye yaptığı açıklamada, Ukrayna meselesinin, ABD ile Rusya arasındaki diyaloğun ekonomiden stratejik istikrara kadar geniş bir yelpazede gelişmesini etkileyebilecek en önemli konu olduğunu söyledi.

Novikov, “Karşılıklı güveni güçlendirebilecek ‘paket’ bir çözümden bahsediyoruz,” değerlendirmesini yaptı.

ABD ve Kanada Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Pavel Koşkin ise, Putin’in açıklamalarının şimdilik geleceğe yönelik bir hazırlık olduğunu ve iktisadi işbirliğinin çatışmalarda caydırıcı bir faktör olabileceğini söyledi.

Koşkin, “ABD ve Çin ilişkileri buna bir örnek: Yakın iktisadi bağları sıklıkla gerilimin tırmanmasını engellemiştir. Rusya ve ABD arasında böyle bir işbirliğine daha çok var, ancak bir temel var,” ifadesini kullandı.

Putin ayrıca, Avrupa’nın Ukrayna çatışmasının özünü (Trump’ın aksine) “pek anlamadığını” ve ana bağışçı olan ABD’den daha “inatçı” bir şekilde Ukrayna’yı desteklediğini söyledi. Putin’e göre, bunun nedeni AB’nin Kiev’deki mevcut yönetimle yakın bağlar kurmak için yaptığı büyük yatırımlar.

Putin, Avrupa’nın bundan “yüz kaybetmeden” vazgeçemeyeceğini, özellikle de “iç siyasi seçim döneminde” bunu yapamayacağını düşünüyor.

Almanya’da 23 Şubat’ta yapılan erken seçimler, iktidardaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) ve Şansölye Olaf Scholz’un yakında iktidarın önemli kollarını kaybedeceğini gösteriyor.

Bunun yanı sıra Avrupa Enstitüsü Başkan Yardımcısı Vladislav Belov, AB’nin teorik olarak Ukrayna’daki müzakere sürecini, örneğin yeni yaptırım paketleriyle yavaşlatabilecek araçlara sahip olduğunu dile getirdi.

Trump’ın girişimlerine yanıt olarak Brüksel’in “stratejik özerklik” politikası izlediğini açıklamasına rağmen, Avrupalıların Ukrayna uğruna ABD ile temel ilişkilerini yeniden gözden geçirmeyeceğinden emin oldığunu kaydeden Belov, “Şu anda Avrupalılar, ABD ile Rusya arasında olası bir anlaşmanın neden olacağı itibar kayıplarını en aza indirmeye çalışıyorlar,” diye konuştı.

Şu an için en sorunlu konu, sadece Rusya ve ABD’yi değil, aynı zamanda Kiev’i, Avrupa başkentlerini ve NATO’nun merkezi olarak Brüksel’i de memnun edecek bir Ukrayna uzlaşması bulmak.

Koşkin’e göre, Washington’un bakış açısından, ABD ve Rusya arasındaki diyaloğu, Rusya’nın Pekin, Tahran ve Pyongyang ile yakınlaşmasını sağlayan anlaşmalarla daha da karmaşık hale getiriyor.

ABD, Rusya’yı kınayan BM tasarısına karşı oy kullandı

Diplomasi

Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Yayınlanma

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.

BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.

Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.

Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.

Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.

Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.

Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.

Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.

Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.

Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.

Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.

Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.

Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.

Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English