Bizi Takip Edin

Amerika

ABD Temsilciler Meclisinde Johnson’a bütçe isyanı

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisindeki Cumhuriyetçi vekiller, İran savaşı ve tarım yardımlarını içeren 95 milyar dolarlık bütçe çerçevesine karşı oy kullanma tehdidiyle Meclis Başkanı Mike Johnson’a meydan okuyor. Meclis liderliği yarın başlayacak kongre tatili öncesinde tüm grupların desteğini almaya çalışırken, kıl payı çoğunluğa sahip partide fire sınırının en fazla iki vekil olduğu belirtiliyor.

ABD Temsilciler Meclisindeki önemli sayıdaki Cumhuriyetçi milletvekili, Meclis Başkanı Mike Johnson’a meydan okuyarak partinin önceliklerini içeren bütçe çerçeve tasarısına karşı oy kullanma tehdidinde bulunuyor.

Meclis Başkanı Johnson, parlamentodaki kıl payı çoğunluğu elinde bulunduran partisini İran savaşı ve tarım yardımları için hazırlanan 95 milyar dolarlık finansman planını desteklemeye yönlendirmeye çalışıyor. Cumhuriyetçi parti yönetimi, yarın başlayacak kongre tatili öncesinde gruptaki tüm kesimlerin desteğini kazanmak için çabalarken, tam katılımın sağlanacağı varsayımıyla Johnson’ın bugün en fazla iki oy kaybetme lüksü bulunuyor.

Beyaz Saray ve parti liderleri, Donald Trump’ın önceliklerinden biri olan “SAVE America Act” seçim güvenliği hükümlerine ilişkin planın ayrıntılarını sunarak henüz kararını vermemiş Cumhuriyetçileri ikna etmek için yoğun bir mesai harcıyor. Yönetim ayrıca, mevcut bütçe planında yer almayan ve üyelerin talep ettiği diğer maddeleri kapsayacak dördüncü bir bütçe uzlaşı tasarısının da sözünü veriyor.

Cumhuriyetçi liderlerin kararını değiştirmeyi neredeyse imkânsız gördüğü isimlerin başında ise Milletvekili Thomas Massie geliyor.

Massie konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu tasarı, yetkilendirilmemiş İran savaşı için kurulmuş bir örtülü ödenektir. Savaşın yanı sıra Trump’ın ticaret politikaları nedeniyle artan yakıt ve gübre fiyatlarından zarar gören çiftçilere yönelik bir rüşvettir” ifadelerini kullandı.

Milletvekili Warren Davidson da bütçe planına karşı oy kullanmayı planladığını bildirerek, tasarıyı desteklemek için bütçe açıklarını kapatacak kaynakların gösterilmesi gerektiğini kaydetti.

Kararı beklenen diğer isimler arasında Milletvekilleri Tim Burchett ve Kevin Kiley de bulunuyor. Kiley, tasarıya destek verme ihtimalinin “çok düşük” olduğunu ve fikrinin değişmeyeceğini ifade etti. Bu yıl Demokratların öncülük ettiği çok sayıda İran savaş yetkileri tasarısına destek veren Milletvekili Tom Barrett ise “Göreceğiz” demekle yetindi.

Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçi liderleri, plandaki “SAVE America Act” hükümleri kapsamında yer alan vatandaşlık ve seçmen kimliği zorunluluklarının uygulanmasını denetlemek amacıyla önerilen 1 milyar dolardan fazla bütçeli teklifin ayrıntılarını üyelerle paylaşarak desteği artırmaya çalışıyor.

Ancak özel görüşmeler hakkında bilgi veren ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen dört kaynağa göre, bu “denetim ve uygulama” mekanizmasının nasıl işleyeceği, muhalif vekiller ile Cumhuriyetçi yönetim arasındaki sert tartışmaların odağını oluşturuyor.

Dün akşam bu denetim politikasının nasıl yapılandırılmasını istediği sorulan Meclis Başkanı Johnson, “Bilmiyorum. Önümüzde müzakere edilmesi gereken çok konu var” yanıtını verdi.

Çoğunluk Lideri Steve Scalise de konuya ilişkin olarak “Tüm bunlar üzerinde çalışmalar halen devam ediyor” dedi.

Yönetimin müzakerelerde koz olarak kullandığı bir diğer taktik ise üyelere dördüncü bir bütçe uzlaşı tasarısı sözü verilmesi olarak öne çıkıyor.

Birçok Cumhuriyetçi vekil, ara seçimlerin ardından dördüncü bir bütçe uzlaşı tasarısının gerçekten hayata geçirilebileceği konusunda şüphe duyuyor. Vekiller, mevcut taslakta yer almayan ve kendi istedikleri düzenlemelerin bu yeni tasarıya dahil edileceği yönündeki vaatlere de şüpheyle yaklaşıyor.

Temsilciler Meclisi Bütçe Komisyonu Başkanı Jason Smith, liderliğin dördüncü tasarı vaadi hakkındaki sorulara, “Bütçe uzlaşısı hakkında hiç konuşmayacağım; 3, 4, 10 veya 17 fark etmez” karşılığını verdi. Smith’in komisyonunun son planların dışında bırakılması dikkat çekti.

Bugün oylanacak bütçe planına destek verip vermeyeceği sorulan Smith, “Size bütçe uzlaşısı hakkında konuşmayacağımı söylemiştim” diyerek pozisyonunu yineledi.

Temsilciler Meclisinde yoğun oylama trafiği

Temsilciler Meclisi; yıllık savunma politikası tasarısını, partiler üstü bütçe uzlaşı tasarısına yönelik bütçe kararını ve Kongre üyelerinin hisse senedi ticareti yapmasını yasaklayan düzenlemeyi içeren yasa tasarılarını oylayacak. Demokratlar ise bugün kadar erken bir tarihte İran savaş yetkileri oylaması talep edebilir.

Senato ise Benjamin M. Flowers’ın Altıncı Daire yargıçlığını onaylamak ve Michael C. Martin’in Michigan Doğu Bölgesi yargı adaylığını ilerletmek üzere toplanacak. Öğleden sonra yapılacak oturumda Martin’in adaylığının kesinleşmesi ve Antonio M. Pozos’un Pennsylvania Doğu Bölgesi yargı adaylığının oylanması bekleniyor. Akşam saatlerinde ise Daniel Mack Traynor’ın Sekizinci Daire yargı adaylığının ilerletilmesi oylanacak.

Senato Çoğunluk Lideri Chuck Schumer, Pentagon’un, Katar tarafından ABD başkanına hediye edilen 400 milyon dolarlık lüks uçağın modifikasyonu, restorasyonu veya bakımı için vergi mükelleflerinin parasını harcamasını engelleyecek yasa tasarısını oybirliğiyle geçirmeyi deneyecek.

Ayrıca bugün Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu, BM Büyükelçisi Mike Waltz’ın katılımıyla Birleşmiş Milletler’in hesap verebilirliği ve reformu konulu bir oturum düzenleyecek. Senato Finans Komisyonu ise ABD Ticaret Temsilcisi Jameison Greer’ın tanıklığında Trump’ın ticaret politikası gündemini ele alacak.

Darline Graham Senatoda kendi yolunu çizecek

Hayatını kaybeden ağabeyi Lindsey Graham’ın mirasını sürdürmesi için Senato koltuğuna atanan Darline Graham’ın, ağabeyinin izlediği siyasi çizgiyi birebir takip etmesi beklenmiyor.

Trump’ın desteğiyle tam dönem senatörlük için adaylığını açıklayan Graham, bir yandan ağabeyinin önem verdiği projeleri geçirmeye çalışırken diğer yandan kendi siyasi profilini oluşturmak için hassas bir denge kurmak zorunda kalacak.

İsimlerinin açıklanmasını istemeyen bazı Cumhuriyetçi meslektaşları, Politico’ya yaptıkları açıklamada, Graham’ın hangi politikaları savunacağını veya tam olarak neyi temsil ettiğini henüz bilmediklerini ifade etti. Buna karşın Graham, ağabeyinin en önemli önceliklerini hızla sahiplendi. Rusya’ya yönelik iki partili yaptırım tasarısına destek toplamak için Cumhuriyetçi liderlerle arka planda çalışmaya başlayan Graham, mevcut yasalar arasında ilk olarak “SAVE America Act” tasarısına ortak sponsor oldu.

Graham ayrıca dış politikadan ziyade iç politikaya odaklanacağının sinyalini verdi. Cumartesi günü seçmenlerine yönelik kaleme aldığı açık mektupta Graham, “Ben Lindsey değilim. Benim işleri yapma yöntemim kendime has” ifadesini kullandı.

Temsilciler Meclisi, Cumhuriyetçilerin savunma tasarısını daha muhafazakâr bir çizgiye çekmesinin ardından Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nı (NDAA) oylamaya hazırlanıyor.

Milletvekilleri savunma tasarısına sunulan 320 değişikliği ele almaya başladı.

Cumhuriyetçilerin bazı muhafazakâr değişiklikleri tasarıya dahil etmesi, kararsız Demokratların savunma bütçesi tasarısına destek verme ihtimalini azalttı. Buna karşın, Trump’ın trans bireylerin orduda görev yapmasını yasaklayan başkanlık kararnamesini yasalaştırmayı öngören düzenleme gibi en çok tartışılan bazı teklifler oylamalarda reddedildi.

Diğer taraftan Demokratlar, bugün Temsilciler Meclisi genel kurulunda bir İran savaş yetkileri oylaması yapılması için baskı kurmaya devam ediyor.

Thune tatil öncesi geçici bütçe oylaması sözü verdi

Senato Çoğunluk Lideri John Thune, ağustos tatili öncesinde kendi kamarasının hazırladığı kısa vadeli geçici bütçe tasarısını genel kurula getireceğini açıkladı.

Thune, Senato Ödenek Komisyonu Başkanı Susan Collins’in, hükümetin kasım ayındaki seçimlerin sonrasına kadar fonlanmasını sağlayacak iki partili bir anlaşma için Demokratlarla görüşmeler yürüttüğünü aktardı.

Bu sırada Temsilciler Meclisi üyeleri, hükümet fonlamasını 4 Aralık tarihine kadar uzatacak geçici bütçe düzenlemesini 205 karşı oya karşı 220 oyla kabul etti. Oylamada büyük oranda parti çizgileri korundu.

Cruz yapay zekâ ajandasını açıklayabilir

Senato Ticaret Komisyonu Başkanı Ted Cruz, yapay zekâ mevzuatına ilişkin gelecek hafta yapılacak komisyon toplantısının ajandasını bugün kamuoyuna duyurabilir.

Cruz, Senatör Marsha Blackburn’ün çocukların çevrimiçi güvenliğini korumaya yönelik tedbirleri eyaletlerin yapay zekâ yasalarının önüne geçecek hükümlerle birleştiren yasa teklifini, 29 Temmuz’daki toplantıya kadar sunulması halinde ajandaya dahil edeceğini belirtti. Ancak Cruz, söz konusu paketin Senatodan geçme şansı konusunda şüphelerini dile getirdi.

Cumhuriyetçi ve Demokrat komisyon üyeleri konuyla ilgili bilgilendirilmediklerini belirtirken, Komisyonun kıdemli Demokrat üyesi Maria Cantwell, hangi tasarıların gündemde yer alacağını bilmediğini söyledi.

Komisyon kuralları gereği ajandanın bir hafta önceden duyurulması gerekiyor. Cruz’un bugün gündemi açıklamaması durumunda, toplantının planlanan tarihte yapılmayabileceği belirtiliyor. Ayrıca hayatını kaybeden Senatör Lindsey Graham’ın önümüzdeki hafta yapılacak cenaze töreninin de planları etkileyebileceği ifade ediliyor.

Cornyn büyükelçi oylamalarını PEPFAR fonuna bağladı

Senatör John Cornyn, Trump’ın iki büyükelçi adayının bugün komisyondan geçmesi için yönetime şart koştu.

Cornyn, yönetimin yoksul ülkelerde milyonlarca hayat kurtardığı belirtilen HIV ve AIDS programı PEPFAR için ayrılan fonları serbest bırakacağına dair kendisine kesin güvence vermesini talep ediyor.

Senato Dış İlişkiler Komisyonu bugün Trump’ın Jamaika ve Slovakya büyükelçi adayları Kari Lake ve Doug Mastriano için oylama yapmaya hazırlanırken, Cornyn’in tek bir karşı oyu, partiler düzeyinde destek görseler dahi bu iki adaylığı engelleyebilir.

Dört dönemdir senatörlük yapan Cornyn, Trump’ın Teksas Başsavcısı Ken Paxton’ı desteklemesi nedeniyle kaybettiği ön seçimlerin ardından bir hafta içinde ikinci kez Beyaz Saray’a karşı tavır alıyor.

Son haftalarda Beyaz Saray’ı kendi tercih ettiği politikalara zorlamak amacıyla oyunu bir koz olarak kullanması sorulan Cornyn, “Bu bir bakıma eğlenceli” değerlendirmesini yaptı.

Milletvekilleri ve personel arasındaki ilişki yasağına destek

Temsilciler Meclisinde milletvekilleri ile kongre personeli arasındaki tüm cinsel ilişkilerin yasaklanması yönündeki girişim iki partinin de desteğini alıyor.

Temsilciler Meclisi İdari İşler Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Joe Morelle, Demokrat Lider Hakeem Jeffries’in kendisinden Milletvekilleri Kat Cammack ve Teresa Leger Fernandez ile bu konudaki çalışmaları yürütmek üzere ortak hareket etmesini istediğini açıkladı. Cammack ve Leger Fernandez, Kongre’deki cinsel taciz iddialarının ele alınış biçimini yeniden yapılandırmak için ortak bir çaba yürütüyor.

Meclis Başkanı Johnson da milletvekillerinin sadece kendilerine bağlı çalışanlarla değil, tüm kongre personeliyle cinsel ilişki yaşamasının yasaklanması yönündeki mevcut kuralın genişletilmesini desteklediğini açıkladı.

Leger Fernandez yaptığı açıklamada liderliğin kendilerine çok destek olduğunu ve Cammack’ın ekibiyle bu çalışmayı tamamlamayı sabırsızlıkla beklediklerini belirtti.

Demokratlardan Jeffrey Epstein baskısı

Demokratlar, Adalet Bakanlığı liderliği için Todd Blanche’ın adaylığı değerlendirilirken, bakanlığın Jeffrey Epstein dosyalarının açıklanması sürecindeki hatalarını gündemde tutmaya çalışıyor.

Senatör Cory Booker, bu öğleden sonra eski bakanlık yetkilileri, bir Epstein mağduru ve hukuk uzmanlarının katılımıyla bir forum düzenleyecek.

Booker, tanıklıkların bu adaylığın üzerine gölge düşüreceğini ve Blanche’ın neden bu görevde kalmaması gerektiğini ortaya koyacağını ifade etti. Blanche, Adalet Bakanlığındaki dosyaların kamuoyuyla paylaşılması sürecini yönetmişti.

Cornyn ile doğrudan bir görüşme yapmadığını belirten Booker, Teksaslı Cumhuriyetçi senatörün, Adalet Bakanlığı’nı Donald Trump’ın taleplerini yerine getirmek için kullandığı iddia edilen bir ismin onaylanmasının sonuçlarını değerlendirmesini umduğunu ekledi.

Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonunun kıdemli üyesi Jamie Raskin de Epstein’ın yabancı bir devlet adına kayıt dışı ajanlık yapıp yapmadığına yönelik başlattığı inceleme kapsamında federal hükümetten kayıtları talep ediyor.

Graham için Kongre’De tören düzenlenecek

Hayatını kaybeden eski Senatör Lindsey Graham’ın naaşı salı günü Capitol Rotunda’da katafalka konulacak.

Kız kardeşi tarafından organize edilen cenaze merasimi çerçevesinde Washington Ulusal Katedrali’nde Trump’ın da katılacağı ve sadece davetlilerin yer alacağı bir tören gerçekleştirilecek.

Naaş, buradaki törenin ardından Güney Carolina’ya götürülecek ve ertesi gün Columbia’daki İlk Baptist Kilisesi’nde bir anma töreni daha düzenlenecek.

Arizona ön seçim sonuçları

Arizona’da yapılan ön seçimlerde Trump’ın desteklediği Milletvekili Andy Biggs, kasım ayındaki valilik seçiminde Demokrat Vali Katie Hobbs’un rakibi olmaya hak kazandı.

Phoenix bölgesindeki 5. Bölge’de ise eski Pinal County Şerifi Mark Lamb, ön seçimleri kazanarak Biggs’ten boşalacak koltuk için aday oldu. Lamb, hakkındaki iddialara rağmen Trump’ın desteğini arkasına alarak rakibini mağlup etti.

Bölge’de ise yine Trump’ın desteklediği eski Arizona Cardinals oyuncusu Jay Feely ön seçimlerden galip çıktı. Bu bölgenin mevcut temsilcisi David Schweikert, valilik ön seçiminde Biggs’e karşı kaybetmişti.

Bölge’de ise Demokrat Milletvekili Greg Stanton, ilerici bir aktivistin meydan okumasını aşarak ön seçimleri kazandı.

Amerika

“Brezilya seçimleri rejim değişikliği operasyonuna dönüştü”

Yayınlanma

Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi Kurucu Eş Direktörü Dr. Mark Weisbrot, Washington yönetiminin Brezilya seçimlerine doğrudan müdahale ettiğini belirtti. Bölgedeki ekonomik yaptırımların yıkıcı sonuçlarına değinen Weisbrot, Venezuela ekonomisinin yaptırımlar sürecinde dörtte üç oranında küçüldüğünü ve Arjantin’e tek günde sağlanan 42 milyar dolarlık dış desteğin siyasi amaçlar taşıdığını ifade etti.

ABD’nin başkenti Washington’da bulunan Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi Kurucu Eş Direktörü ve Kıdemli Ekonomist Dr. Mark Weisbrot, Doçent Doktor Pascal Lottaz’ın Tarafsızlık Çalışmaları adlı programına konuk oldu.

Weisbrot, Brezilya’da yaklaşan devlet başkanlığı seçimi ikinci turu ile Güney ve Orta Amerika genelinde Washington yönetiminin yürüttüğü siyasi ve ekonomik müdahaleleri değerlendirdi.

Brezilya’da İşçi Partisi lideri mevcut Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva ile Senatör Flavio Bolsonaro arasındaki yarışa işaret eden Weisbrot, “Şu anda en büyük mesele, bir hafta sonra yapılacak Brezilya seçimleridir. Aslında bu, 2003 ile 2010 yılları arasında ilk kez seçilen ve üçüncü dönemi için geri gelen görevdeki Lula da Silva ile Flavio Bolsonaro arasındaki ikinci turdur” dedi.

Flavio Bolsonaro’nun konumuna babası sayesinde ulaştığını kaydeden Weisbrot, “Flavio Bolsonaro şu anda Brezilya’da senatördür ancak bulunduğu yere büyük ölçüde, Lula’nın 2022 seçimlerinde mağlup ettiği devlet başkanının oğlu olması sayesinde geldi. O seçimde babası, Trump’ın yaptığını yaptı. Sonucu kabul etmeyi reddetti ve oradaki insanlar buradakinden çok daha fazla isyan çıkardı” ifadelerini kullandı.

Eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun mahkumiyetine değinen Weisbrot, “Babası Jair Bolsonaro, orduyu sürece dahil etmeye çalıştığı için askeri darbe girişiminde bulunmaktan mahkum edildi. Yeterince generali ikna edemedi ve Brezilya’da hukukun üstünlüğünü yok etmeye teşebbüs etmekten hüküm giydi. Devlet başkanlığına aday olan oğlu da ona çok yakındır. Kendisini ‘Bolsonaro 2.0’ olarak adlandırıyor ve kendisini önceki rejimin devamı şeklinde tanıtıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Lula da Silva’nın geçmişine de işaret eden Weisbrot, şunları kaydetti:

“Lula ise bambaşka bir geçmişe sahiptir. İlk görev döneminden yüzde 83 onay oranıyla, dünyanın en popüler devlet başkanlarından biri olarak ayrıldı. Aday olamamasının tek sebebi, daha sonra mahkemelerce iptal edilen suçlamalar nedeniyle 580 gün hapis yatmasıydı. Bolsonaro ailesiyle karşı karşıya kalmasının nedeni budur.”

“Merkez bankasının hesap verebilirliğini kaldırdığınızda felakete davetiye çıkarırsınız”

Lula da Silva’nın cezaevinde olduğu süreçte dahi anketlerde 20 puan önde olduğunu hatırlatan Weisbrot, üçüncü dönemindeki iktisadi başarılara rağmen yaşanan zorlukları anlattı.

Weisbrot, “Üçüncü döneminde yoksulluğu yüzde 27, aşırı yoksulluğu yüzde 40 oranında azaltarak ve reel ücretlerde büyük artış sağlayarak başarılı oldu. Bütün bu ölçütlere göre iyi iş çıkardı. Ona zarar veren şey ise kendi hatası değildi. Brezilya Merkez Bankası kısa vadeli politika faizini yüzde 13,75 seviyesinde tutuyor, enflasyon ise yüzde 4,2 civarındadır. Bu, dünyadaki en yüksek reel faiz oranlarından biridir” dedi.

Brezilya’nın son kırk yılda bu sorunla yaşadığını ve kurum olarak geçmişte bu hususta rapor hazırladıklarını belirten Weisbrot, yüksek faizin toplumsal etkilerini şöyle aktardı:

“Bu durum alt gelir grupları için korkunç bir tablodur. Hanehalkı borçlarına ortalama yüzde 100 civarında faiz ödüyorlar. Reel ücretleri ve hane gelirleri belirgin şekilde artmış olsa da, Lula’nın Bolsonaro yönetiminde bulunmayan sosyal programları yer alsa da, özellikle alt gelir grupları bu borç geri ödemelerini derinden hissediyor. Bu aslında önceki dönemde merkez bankasına yürütme organından tam bağımsızlık tanıyan Flavio Bolsonaro’nun kabahatidir.”

Neoliberal iktisatçıların merkez bankası bağımsızlığını olağan ve olumlu gördüğünü belirten Weisbrot, şu ifadeleri kullandı:

“Pek çok iktisatçı bunu iyi bir şey olarak değerlendirir. Ancak bizim gibi düşünenler, bir merkez bankasının hesap verebilirliğini ortadan kaldırdığınızda felakete davetiye çıkardığınızı bilir. Çünkü merkez bankaları istihdamı ya da halkın ücretlerini gözetmez. Lula, işsizliği yüzde 9’lardan yüzde 5,4 seviyesine kadar düşürmeyi başarmış olsa bile, bu devasa faiz oranları ve borç yükü halkı, bilhassa alt gelir gruplarını ağır şekilde yıpratıyor.”

Ekonomik büyüme ve reel ücret artışı açısından durumun kötü olmadığını ifade eden Weisbrot, “Ekonomi büyüme ve reel ücretler bakımından iyi performans gösterdi. Asıl büyük şikayet konusu borç servisidir. Büyük faiz oranları nedeniyle borç ödemeleri çok yüksektir ve dar gelirliler kazançlarının büyük kısmını borç faizine ayırıyor” dedi.

“Yaptırımlar gerçek bir ekonomik şiddettir”

Brezilya seçimlerinin uluslararası dengeler ve BRICS açısından önemine değinen Weisbrot, Trump yönetiminin Flavio Bolsonaro’yu desteklediğini hatırlattı.

Jair Bolsonaro ve oğlunun geçmişteki ifadelerini anımsatan Weisbrot, “Bolsonaro aşırı sağcıdır. Bu insanların sarf ettiği korkunç sözler ürkütücüdür. Jair Bolsonaro bir kadın milletvekiline, ‘fazla çirkin olduğu için ona tecavüz etmeyeceğini’ söylemişti. Her ikisi de 1980’lerin sonunda biten askeri diktatörlüğü övdü. Jair, diktatörlüğün tek hatasının ‘yeterince insan öldürmemek’ olduğunu dile getirdi” bilgisini paylaştı.

Donald Trump ve çevresinin söylemlerinin benzerliğine işaret eden Weisbrot, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Trump, İran halkını yok etmekten iki kez söz etti ve tehditler savurdu. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, birkaç hafta önce Ekvador’a gitti ve oranın devlet başkanına ‘Oraya gelip birçok kötü insanı öldürmenize yardım etmeyi dört gözle bekliyorum’ dedi. Kendisini kasten ‘savaş bakanı’ olarak nitelendiriyor ve sürekli ölümcüllükten bahsediyor. Güney Amerika kıyılarında tekneleri havaya uçurdular. Flavio Bolsonaro da bunu ve İran’a karşı savaşı destekliyor. Trump’ın Jair Bolsonaro hakkındaki yargı sürecini durdurmaya çalışması ve Flavio’nun talebiyle Brezilya’ya yeni gümrük tarifeleri getirmesi nedeniyle bu seçim bir tür rejim değişikliği operasyonuna dönüştürüldü.”

Yargı sisteminin siyasi amaçlarla kullanılması tartışmalarına da değinen Weisbrot, Brezilya’daki durumun bu kapsamda değerlendirilemeyeceğini söyledi:

“Bolsonaro konusunda hükümeti devirmeye çalıştıkları gerçeği ortadadır ve suçlama konusu da buydu. Hukukun üstünlüğünün yıkılması girişimi tamamen somut delillere dayanıyordu. Flavio Bolsonaro ise Brezilya tarihinin en büyük dolandırıcılığıyla suçlanan bankacı Daniel Vorcaro’dan milyonlarca dolar aldı. Tasarruf sahiplerine ödenmesi gereken 8 milyar dolarlık bir dolandırıcılık vakası söz konusudur. Dolayısıyla mevcut hükümet cephesinde yargının kötüye kullanılması durumu yoktur.”

“Krediyi ve dövizi keserek ekonomileri yerle bir ediyorlar”

ABD’nin Latin Amerika ülkelerine yaklaşımını ve Arjantin örneğini inceleyen Weisbrot, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin seçim kampanyasında merkez bankasını kapatmayı vadettiğini hatırlattı.

Milei yönetiminin ABD desteğiyle ayakta kaldığını kaydeden Weisbrot, “Milei tam bir aşırılık yanlısıdır. Bir günde IMF, Dünya Bankası ve Amerika Kıtası Kalkınma Bankası üzerinden 42 milyar dolarlık kredi ayarlandı ve ABD Hazine Bakanlığı para birimine destek verdi. ABD, kendi dış politikasını destekleyecek ve diğer sol hükümetlere saldıracak sağcı yönetimleri bu şekilde tahkim ediyor” dedi.

Arjantin’in kamu borcunun büyük kısmının çöp seviyesinde derecelendirildiğini belirten Weisbrot, “Yatırımcılar bir şeyler ters gittiğinde kaçmak için bekliyor. Döviz kurunu, ekonomiyi ve enflasyonu istikrara kavuşturmak için o devasa parayı vermek zorundaydılar. Para birimi çöktüğünde enflasyon hızla yükselir” tespitini yaptı.

Uluslararası finans sistemindeki dolar hakimiyetinin ekonomik yaptırımlara zemin hazırladığını vurgulayan Weisbrot, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Uluslararası finansal sistemdeki dolar egemenliği, ABD’nin küresel tahakkümüne yol açıyor. Bu sayede dünyadaki çoğu ülkeye yaptırım uygulayabiliyorlar ve bunu tüm Latin Amerika’yı korkutmak için kullanıyorlar. Yaptırımlarla tarihte en çok yıkıma uğratılan ekonomi Venezuela oldu. 2012’den 2020’ye kadar ekonomisinin dörtte üçünü kaybetti. Bu yıkımın büyük kısmı 2015’te başlayan yaptırımlar altında gerçekleşti ve bizim Büyük Buhran dönemimizin üç katı büyüklüğündeydi. Savaş olmadan böyle bir buhran yaşanmamıştı.”

Ekonomik yaptırımların siyasi seçimleri doğrudan etkilediğini vurgulayan Weisbrot, şunları kaydetti:

“Trump, kasım seçimlerinde Honduras’ı, kendi adayı Nasry Asfura’ya oy vermezlerse cezalandırılacakları yönünde tehdit etti ve o seçim yüzde 1’den az farkla bitti. Nisan ayında Kolombiya’yı da tehdit etti; oradaki seçim de bir puandan az farkla sonuçlandı. Yaptırımlar onlara muazzam bir güç sağlıyor ve bu gerçek bir ekonomik şiddettir. Yabancı para akışını kesiyorlar, krediye erişimi engelliyorlar ve ekonomiyi tamamen çökertebiliyorlar.”

“Bolivya’da yüzde 60’lık son oylar Morales’i destekleyen kırsal bölgelerden geldi”

Latin Amerika’da 21. yüzyılın başında 15 ülkede sol eğilimli hükümetlerin işbaşına geldiğini ve kıtada bağımsız politikaların uygulandığını hatırlatan Weisbrot, 1960 ile 1980 yılları arasında kişi başına büyümenin yetersiz kaldığı dönemin ardından büyük bir toplumsal dönüşüm yaşandığını ifade etti.

Kıtadaki yoksulluk oranının 2000 ile 2014 yılları arasında yüzde 46’dan yüzde 28’e gerilediğini belirten Weisbrot, “Önceki 20 yılda yoksulluk hiç düşmemişti. Ancak ABD, Bolivya, Honduras ve Haiti gibi ülkelerde hükümetleri devirdi” dedi.

Bolivya’da 2019 yılında Evo Morales’e yönelik darbe sürecine ilişkin detayları paylaşan Weisbrot, şu bilgileri verdi:

“Morales 2005’te seçildiğinde Bolivya, önceki 20 yılın 19’unda IMF anlaşmaları altındaydı ve hiç büyümemişti. Morales göreve geldiğinde IMF anlaşmasını yenilemedi. 2019 seçimlerinde Morales ilk sayımlarda öndeydi ancak ikinci tura kalmamak için gereken 10 puanlık farkın altındaydı. Sayılmayan son yüzde 16’lık oy sisteme girdiğinde fark yüzde 10,2 seviyesine ulaştı. Sağ muhalefet ve Amerikan Devletleri Örgütü Genel Sekreteri Luis Almagro hile iddialarını ortaya attı ve medya bunu büyüttü.”

Yapılan incelemelerin iddiaları çürüttüğünü vurgulayan Weisbrot, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu tamamen yalandı ve bunu temel aritmetikle kanıtlamak mümkündü. Ertesi gün bunu kanıtladık. Son yüzde 16’lık oylar, Morales’i daha fazla destekleyen kırsal bölgelerden geldi. Amerikan Devletleri Örgütü hile iddiasında ısrar etti ve ordu müdahale ederek hükümeti devirdi. Guardian gazetesinde 150 iktisatçı ve istatistikçinin imzaladığı bir metin yayımladık. Veriler durumu net şekilde gösteriyordu. Luis Almagro, Trump yönetiminden ikinci dönem genel sekreterlik desteği alabilmek için bu yalanı sürdürdü.”

New York Times gazetesinin 7 Haziran 2020’de yayımladığı haberle sayımların temiz olduğunu ve kamuoyuna sahte bir anlatı sunulduğunu yazdığını aktaran Weisbrot, “Amerikan Devletleri Örgütü sekreterliği, New York Times’ı Hitler, Stalin ve Castro’yu desteklemekle suçlayan akıl dışı bir metin kaleme aldı. Ancak gazetenin haberi sonrasında yeni seçim yapılmak zorunda kalındı” dedi.

“Haiti’de olduğu gibi Brezilya’yı şiddetle dönüştüremezler”

Haiti tarihine ve ABD’nin ada ülkesindeki müdahalelerine değinen Weisbrot, ilk demokratik devlet başkanı Jean-Bertrand Aristide’in 1991, 2000 ve 2004 yıllarında üç kez darbeyle görevden uzaklaştırıldığını hatırlattı.

Weisbrot, “Aristide’i bir uçağa bindirip Afrika’ya kaçırdılar. Kongre içindeki Siyah Parlamenterler Grubu, Bill Clinton’ı orduyu gönderip Aristide’i geri getirmeye zorlamıştı ancak daha sonra orduyu ve kırsal baskı düzenini dağıttığı için yine hedef oldu” değerlendirmesinde bulundu.

Brezilya ve Latin Amerika’nın genel geleceğine ilişkin öngörülerini aktaran Weisbrot, “Brezilya’da bunu yapmak daha zor olacaktır çünkü Haiti’de uyguladıkları şiddet düzeyini Brezilya’da uygulayamazlar. Bu değişiklikleri kalıcı hale getirmek kolay değildir. Arjantin’deki sağcı hükümetin de uzun süre dayanacağını sanmıyorum” dedi.

Ekvador’daki duruma da dikkat çeken Weisbrot, Rafael Correa döneminde ülkenin büyük iktisadi ve sosyal kazanımlar elde ettiğini, cinayet oranının yüz binde 5’e kadar indiğini hatırlattı.

Sonraki yönetimlerle birlikte cinayet ve intihar oranlarının rekor seviyelere çıktığını ifade eden Weisbrot, “Ekvador’da şu anda iktidar, ülkenin en büyük siyasi partisinin kasım ayındaki seçimlere katılmasına dahi izin vermiyor ve uluslararası kamuoyundan hiçbir tepki gelmiyor” ifadelerini kullandı.

Bölgedeki sağ dalganın kalıcı olmayacağını vurgulayan Weisbrot, “Brezilya’da anketler hata payı sınırında, fark yüzde 2’den azdır. İşçi Partisi ve Lula bu seçimi kazanabilir. Kıta genelinde sağ yönetimlerin kalıcı gücü bulunmuyor çünkü halkın yararına sunabilecekleri hiçbir iktisadi planları yoktur” diyerek sözlerini tamamladı.

Brezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları

Okumaya Devam Et

Amerika

Demokratlardan Trump’ın Rusya ile dizel yakıt mutabakatına tepki

Yayınlanma

ABD’de Demokrat parlamenterler, Başkan Donald Trump’ın İran operasyonları ve Ukrayna savaşı ortamında küresel akaryakıt sıkıntısını gerekçe göstererek Rus petrolüne uygulanan yaptırımları kaldırma kararına karşı çıktı. Mutabakat kapsamında Rusya’nın ABD ve küresel piyasaya ilk etapta 300 bin ton motorin tedarik etmesi öngörülüyor.

ABD Kongresindeki Demokrat Partili milletvekilleri, Başkan Donald Trump’ın ABD ordusunun İran’a yönelik askeri operasyonları ve Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde yaşanan küresel akaryakıt sıkıntısı gerekçesiyle Rus petrolüne yönelik yaptırımları kaldırma kararına cuma günü tepki gösterdi.

Söz konusu uzlaşı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yönetiminin ABD’ye ve küresel piyasaya 300 bin ton dizel yakıt tedarik etmesine olanak tanıyor.

Trump, Truth Social adlı sosyal medya platformunda cuma günü paylaştığı iletide, Putin ile yaptığı görüşmeye işaret ederek şu ifadeleri kullandı:

“Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile son derece başarılı bir görüşmeyi az önce tamamladım; bu görüşmede Rusya’nın Amerikan ve küresel pazarına derhal 300 bin tondan fazla motorin tedarik etmesi, kasım ayı boyunca 500 bin ton daha sağlaması ve bundan hemen sonra da 1 milyon ton yakıt vermesi hususunda mutabakata varıldı.”

Gelişme, Cumhuriyetçi Partinin kasım ayında yapılacak seçimlerde Kongre kontrolünü elinde tutma mücadelesi verdiği ve Amerikan kamuoyunda Trump yönetimi altındaki artan yaşam maliyetlerine yönelik hoşnutsuzluğun yükseldiği bir dönemde kaydedildi.

Demokrat liderlerden Rusya ile anlaşmaya sert tepki

Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer, cuma günü sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Trump’ı “bocalayan siyasi geleceğini” kurtarmak amacıyla “şeytanla anlaşma yapmakla” suçladı.

Schumer iletisinde, “Bu kirli anlaşma, Orta Doğu’daki Amerikan askerlerini hedef almak ve öldürmeye çalışmak konusunda İranlılara yardım eden ve müttefikimiz Ukrayna’yı yasa dışı ve vahşice işgal eden aynı Putin’e yardım ve yataklık etmekten başka bir işe yaramayacaktır” değerlendirmesini yaptı.

Kongre Ortak Ekonomi Komisyonunun kıdemli Temsilciler Meclisi Demokrat üyesi Don Beyer ise sosyal medyada paylaştığı kısa açıklamada kararı “öfke verici” olarak nitelendirdi.

Virginalı parlamenter paylaşımında, “Fakat bizi dinleyen herkesi bu konuda uyarmıştık: Konu Rusya olduğunda Trump’a zerre kadar güvenilmez” dedi. Beyer, “Ukrayna’ya yardım edeceği umuduyla kendisine genişletilmiş tarife yetkileri vermek bir hataydı. Şimdiyse Rus fosil yakıtlarına uygulanan yaptırımları kaldırıyor” sözlerini kaydetti.

Senato Yargı ile Silahlı Hizmetler komisyonları üyesi Senatör Richard Blumenthal, peş peşe yayımladığı paylaşımlarda Trump’ın dizel yakıt yaptırımlarını kaldırma kararını kınayarak başkana “bu anlaşmayı derhal iptal etmesi” çağrısında bulundu.

Blumenthal, X platformundaki iletisinde, “Trump’ın İran’daki yasa dışı savaşının yol açtığı tahribatı hafifletmeye yönelik bu üstünkörü gizlenmiş girişim, yalnızca Çin ve Rus ekonomilerine fayda sağlayacak ve Ukrayna’da daha fazla masumun katledilmesine yol açacaktır” görüşünü aktardı.

Rusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı

“Yaptırımların kaldırılması Putin’in savaş makinesini besler”

Demokrat Parti Grup Disiplin Amiri ve Senato Yargı Komisyonu Kıdemli Üyesi Dick Durbin, Trump’ı “Rusya’nın Ukraynalı sivilleri katletmesini finanse etmeyi düşünmekle” itham etti.

Durbin sosyal medya paylaşımında, “Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılması yalnızca Putin’in savaş makinesini besleyecek ve Ukrayna’daki çatışmayı uzatacaktır” açıklamasında bulundu.

Senato İstihbarat Seçilmiş Komisyonu Üyesi Senatör Ron Wyden da uzlaşıyı eleştirerek Trump’ın Putin’i “fiyatları dahi düşürmeyecek beklenmedik bir kazanç anlaşmasıyla ödüllendirdiğini” öne sürdü.

Pennsylvania Temsilcisi Madeleine Dean ise Trump’ın bu hamlesini “başarısız İran savaşının sonuçlarından kaçmak” adına atılmış “çaresiz” bir adım olarak nitelendirdi.

Dean, “Trump, Ukrayna’yı sırtından bıçaklamaya ve Putin’den dizel yakıt satın almaya hazırlanıyor. Müttefiklerimiz bunun bedelini öderken, kendisi Rusya’nın savaş makinesini finanse etmeye yardım ediyor” dedi.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Kıdemli Üye Vekili Gabe Amo da sosyal medya paylaşımında anlaşmayı hedef aldı.

Amo iletisinde, “Rusya’ya yönelik yaptırımları artıracak yasayı imzaladıktan sonra Trump, kendi tercihi olan İran savaşı nedeniyle fırlayan benzin fiyatlarıyla başa çıkmak için Putin’e petrol parası mı ödüyor? Bu Putin’i cezalandırmak değil, ona kâr sağlamaktır” ifadelerini kullanarak bu adımın mantıklı hiçbir yanı olmadığını vurguladı.

Okumaya Devam Et

Amerika

San Francisco’da yapay zeka sermayesi kiraları artırdı

Yayınlanma

San Francisco’da yapay zeka sektörünün tetiklediği kira artışları nedeniyle kent genelinde tahliye tebligatları yüzde 44 yükseldi. Ortalama tek yatak odalı daire kirasının 4 bin 400 dolara ulaştığı kentte Belediye Başkanı Daniel Lurie acil durum ilan etti.

ABD’nin San Francisco kentinde yapay zeka sektörünün yarattığı sermaye akışı konut kiralarını rekor seviyelere taşırken, tahliye tebligatları geçen yıla kıyasla yüzde 44 arttı.

Yüksek maaşlar ve teknoloji şirketlerinin halka arz beklentileri kentteki konut piyasasında maliyetleri hızla yukarı çekiyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre kentte tek yatak odalı bir dairenin ortalama aylık kirası geçen yıla göre yüzde 25’in üzerinde artışla 4 bin 400 dolara çıktı.

Bu tutar ABD genel ortalamasının yaklaşık üç katına denk geliyor. İki yatak odalı dairelerde ortalama kira 6 bin doları bulurken, merkezi noktalardaki dört odalı aile konutlarında rakam 10 bin doları aşıyor.

Nüfusunun yaklaşık üçte ikisi kiracı olan San Francisco’da 160 binden fazla konut kira denetimi kapsamında yer alıyor.

Mülk sahipleri ise yüksek karlı satışlar ya da piyasa rayicinden yeni sözleşmeler yapabilmek için yasal boşluklardan faydalanıyor.

San Francisco Belediye Başkanı Daniel Lurie, yapay zeka sektörünün tetiklediği maliyet artışları gerekçesiyle eylül ayında “kira acil durumu” ilan etti.

Lurie, tahliye davaları için adli yardım bütçesi ayrılmasını, yerinden edilen kiracılara yapılan ödemelerin artırılmasını ve boşalan kira kontrollü konutlardaki zam oranlarına tavan getirilmesini önerdi.

Tahliye bildirimleri ve yasal boşluklar kiracıları zorluyor

Sektör şirketlerinden Anthropic ve OpenAI gibi kuruluşların merkezlerinin yer aldığı SoMa ile Mission Bay bölgelerinde baskı belirginleşiyor.

Turizm ve hizmet sektörü sendikası Unite Here temsilcisi Anand Singh, son aylarda yüzde 40’a varan kira artışlarıyla karşılaşıldığını aktardı.

Ev sahipleri, 1979 yılından önce inşa edilen binalardaki uzun süreli kiracıları çıkarmak için eyalet yasalarındaki Ellis Yasası gibi düzenlemelerden yararlanıyor.

Düzenleme, kiralama faaliyetini sonlandıran mülk sahiplerine tüm binayı boşaltma ve ardından mülkü satma hakkı tanıyor.

Yapay zeka sektöründe çalışan alıcıların gayrimenkullere talep edilen fiyatın 1 milyon dolara kadar üzerinde teklif vermesi, bu yolla yapılan tahliyeleri artırıyor.

North Beach bölgesinde onlarca yıldır aynı kiracıların yaşadığı yedi birimli bir yapının yeni sahipleri, daireleri birleştirerek lüks konutlara dönüştürmeyi amaçlıyor.

Mülk sahipleri ayrıca kira tahsilat yöntemlerini tek taraflı değiştirerek kiracıları ödeme kusuruna düşürme ya da tadilat süreçlerini rahatsızlık verici hale getirerek tahliyeye zorlama yöntemlerini kullanıyor.

San Francisco Konut Hakları Komitesi Direktörü Maria Zamudio, onarımlarla bağlantılı anlaşmazlıklarda geçen yıla göre yüzde 23 artış yaşandığını, yardım hatlarına haftada ortalama 200 çağrı geldiğini kaydetti.

Göçmenler ve dar gelirliler kentten uzaklaşıyor

Özellikle kentin Çin Mahallesi bölgesinde yaşlı ve sınırlı İngilizce konuşan sakinlerin tahliye baskısıyla karşılaştığı bildiriliyor.

San Francisco Tahliye Karşıtı Koalisyon Direktörü Molly Goldberg, bazı ev sahiplerinin kiracıları sınırdışı edilme tehdidiyle sindirmeye çalıştığını aktardı.

Yerinden edilen çalışanlar, 80 ila 140 kilometre mesafedeki Central Valley, Tracy veya Modesto gibi uzak yerleşimlere taşınarak kente gidiş geliş yapmak zorunda kalıyor.

San Francisco İşçi Konseyi Direktörü Kim Tavaglione, hemşire, öğretmen ve itfaiyecilerin de dahil olduğu sendika üyelerinin yalnızca yüzde 7’sinin son zamlardan önce kent sınırları içinde yaşayabildiğini dile getirdi.

Kentteki demografik çeşitliliğin daraldığına işaret eden Ulusal Konut Hukuku Projesi Üst Yöneticisi Shamus Roller, 1970’te yüzde 13 seviyesinde olan siyah nüfus oranının bugün yüzde 5 civarına gerilediğini belirtti.

UCSF Benioff Evsizlik ve Konut Girişimi Direktörü Margot Kushel ise aşırı kalabalık yaşam koşullarının ruh sağlığını bozduğunu, bazı kişilerin kirayı ödeyebilmek için gıda harcamalarından ve temel tedavilerinden feragat ettiğini bildirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English