Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD, vatandaşlarına İran’dan derhal ayrılma çağrısı yaptı

Yayınlanma

ABD’nin İran Büyükelçiliği, güvenlik riskleri ve olası internet kesintileri nedeniyle Amerikan vatandaşlarına ülkeden derhal ayrılmaları yönünde çağrıda bulundu. Trump’ın askeri müdahale tehditleri sürerken, iki ülke arasındaki nükleer müzakerelerin bugün Umman’da yapılması kararlaştırıldı.

ABD’nin İran Büyükelçiliği tarafından yayımlanan güvenlik uyarısında, Amerikan vatandaşlarının İran topraklarını derhal terk etmesi istendi.

Büyükelçilik basın birimi, vatandaşların ülkeden çıkış için Türkiye veya Ermenistan üzerinden kara yolu güzergahlarını değerlendirmeleri gerektiğini bildirdi.

Açıklamada, “İran’dan ayrılmak için ABD hükümetinin yardımına bağlı kalmayacak bir plan geliştirin” ifadesine yer verildi.

Diplomatik temsilcilik, ülke genelinde internet hizmetlerinde kesintiler yaşanabileceği konusunda da uyarıda bulundu. Amerikan pasaportu taşıyan veya ABD ile bağları bulunan kişilerin yüksek gözaltı riskiyle karşı karşıya olduğu belirtilen açıklamada, bu durumun tek başına tutuklanma gerekçesi teşkil edebileceği vurgulandı.

ABD hükümetinin İran ile herhangi bir diplomatik veya konsolosluk ilişkisi bulunmadığı hatırlatıldı.

Trump’tan askeri müdahale ve uçak gemisi mesajı

ABD Başkanı Donald Trump, İran’daki protestolarla bağlantılı olarak, Tahran yönetiminin “barışçıl protestocuları şiddet kullanarak öldürmeye başlaması” durumunda İslam Cumhuriyeti’ne yönelik “çok güçlü saldırılar” düzenleme tehdidinde bulundu.

Trump, bölgeye aralarında Abraham Lincoln uçak gemisinin de bulunduğu “devasa bir donanma” gönderildiğini ifade etti.

İran’ı yeni bir nükleer anlaşma imzalamaya çağıran Trump, uzlaşma sağlanamaması halinde bir sonraki askeri operasyonun kapsamına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Trump, “Tahran anlaşmaya yanaşmazsa, bir sonraki Amerikan saldırısı Haziran 2025’tekinden çok daha kötü olacak” diye konuştu.

Nükleer müzakerelerin adresi Maskat olarak belirlendi

Taraflar arasındaki nükleer program görüşmelerinin başlangıçta Orta Doğulu gözlemcilerin katılımıyla İstanbul’da yapılması planlanmıştı.

Fakat Tahran yönetimi 3 Şubat’ta bir talepte bulunarak, görüşmelerin Umman’a taşınmasını, yalnızca nükleer programa odaklanılmasını ve sürecin sadece iki ülke arasında yürütülmesini talep etti.

Axios tarafından yayımlanan haberde, format konusundaki anlaşmazlığın müzakereleri durma noktasına getirdiği, bölgedeki en az dokuz ülkenin liderinin ise ABD’den süreci sonlandırmamasını talep ettiği belirtildi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, gelinen aşamada görüşmelerin 6 Şubat’ta Umman’ın başkenti Maskat’ta gerçekleştirileceğini duyurdu.

Ortadoğu

İsrail ve Lübnan çekilme konusunda uzlaşamadı

Yayınlanma

Washington’da ABD arabuluculuğunda yürütülen diplomatik görüşmelerin üçüncü gününde ilerleme kaydedilmesine rağmen, İsrail ordusunun Güney Lübnan’dan çekilmesi konusunda uzlaşı sağlanamadı. ABD’nin baskısıyla müzakereler bir gün daha uzatılırken, tarafların geri çekilme haritaları üzerindeki anlaşmazlığı ve sahada devam eden askeri hareketlilik masadaki gerilimi koruyor.

İsrail ve Lübnan, ABD arabuluculuğunda Washington’da gerçekleştirilen diplomatik temasların üçüncü gününü geride bıraktı.

Perşembe günkü oturumlarda ilk iki güne kıyasla daha fazla mesafe katedildi.

İsrail Büyükelçiliği sözcüsü, The Times of Israel’e yaptığı açıklamada, müzakerelerin bugün de devam edeceğini ve heyetlerin ABD Dışişleri Bakanlığında yeniden bir araya geleceğini teyit etti.

ABD, bu turda İsrail’in Güney Lübnan’daki tampon bölgeden kısmen çekilmesini ve bu alanların Lübnan Silahlı Kuvvetlerine devredilmesini öngören bir çerçeve anlaşması hedefliyordu.

“Pilot bölgeler” olarak adlandırılan bu planda tam bir geri çekilme ise söz konusu değil. İsrailli kaynaklar, ordunun yaklaşık 6 mil derinliğindeki tampon bölgeyi koruyacağını, sadece Hizbullah unsurlarından temizlenen bazı köylerden çekileceğini belirtiyor.

İsrail ordusu, bu bölgelerdeki Hizbullah altyapısını yok etme gerekçesiyle sınır hattındaki birçok Lübnan köyünü tamamen yerle bir etmiş durumda.

Müzakerelerde tarafların geri adım atmamasının arkasında iç siyasi dengeler ve bölgesel güç savaşları yatıyor. ABD’nin Lübnan’ı İsrail anlaşmasına dahil eden tutumuna tepki gösteren İsrail, çekileceği alanları minimumda tutarak pozisyonunu sertleştirdi.

Başbakan Binyamin Netanyahu hükümeti üzerindeki iç siyasi baskılar da bu esnekliği sınırlandırıyor.

Diğer taraftan Lübnan hükümetinin ise, İran’ın gölgesinde kalmadığını ve kendi topraklarında tek söz sahibi olduğunu kanıtlamak için masada çok daha agresif bir çizgi izlediği ileri sürülüyor.

Aktarılan bilgilere göre Lübnanlı müzakereciler, İsrail’in kabul ettiğinden çok daha geniş bir alanı kapsayan geri çekilme haritaları sunarak baskıyı artırıyor. Perşembe günü taraflar arasındaki makas biraz daralsa da bu durum imza atmaya yetmedi.

Müzakere gününün başlarında Reuters haber ajansı, ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerine dayandırarak İsrail’in askerlerini çekmeye başlamadığını iddia etti.

Ancak bu haber kısa sürede hem İsrail hem de Lübnan tarafından kesin bir dille yalanlandı. ABD Dışişleri Bakanlığının konuyla ilgili sessiz kalması, Washington’ın tarafları bir anlaşmaya zorlamak amacıyla medyaya bilinçli ve asılsız bir sızıntı yapmış olabileceği yorumlarına yol açtı.

Washington’da diplomatik pazarlıklar sürerken, Güney Lübnan’da silahlar susmadı. İsrail, perşembe günü bölgede Hizbullah mensuplarını hedef alma gerekçesiyle saldırılarını sürdürüyor.

Hizbullah, Nebatiye bölgesine bağlı Mayfadun köyünde bir aracın İsrail İHA’sı tarafından vurulması sonucu üç sivilin öldüğünü duyurdu ve İsrail’i ateşkesi açıkça ihlal etmekle suçladı.

Hizbullah, bu saldırıyla birlikte İsrail’in geçen hafta ABD ve Katar arabuluculuğunda sağlanan kırılgan ateşkesi üçüncü kez ihlal ettiğini açıkladı.

İran ve Hizbullah, İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki varlığının tamamen sonlandırılmasını talep etmeye ve mevcut durumun Tahran ile Washington arasındaki mutabakata aykırı olduğunu savunmaya devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail Tabipler Birliğine karşı küresel boykot çağrısı

Yayınlanma

Dünya genelinde bin 150’den fazla sağlık çalışanı ve kurumu, Gazze’deki sağlık altyapısının yok edilmesine sessiz kaldığı gerekçesiyle İsrail Tabipler Birliğine karşı küresel boykot hareketi başlattı. Halk Sağlığı Hareketi, Doctors for Gaza ve Jewish Voice for Peace öncülüğünde yürütülen girişim kapsamında Dünya Tabipler Birliğine de üyelikten çıkarma çağrısı yapıldı.

Dünya genelinde bin 150’den fazla sağlık çalışanı ve kurumu, Gazze’deki sağlık altyapısının sistematik olarak yok edilmesine sessiz kaldığı ve bu yıkımı meşrulaştırdığı gerekçesiyle İsrail Tabipler Birliğine (IMA) karşı küresel bir boykot hareketi başlattı.

13 Haziran’da açılan imza kampanyasında, IMA tıp etiğini ayaklar altına almakla ve Filistin halkına yönelik soykırıma suç ortaklığı yapmakla suçlanıyor.

Halk Sağlığı Hareketi (PHM), Doctors for Gaza ve Jewish Voice for Peace (Barış İçin Yahudi Sesi) grubunun Sağlık Danışma Konseyi öncülüğünde yürütülen bu girişim, tıp dünyasının en saygın yayınlarından The Lancet dergisinde de yer buldu.

Kampanyayı başlatan kuruluşlar, Dünya Tabipler Birliğine (WMA) net bir çağrıda bulunarak İsrail Tabipler Birliğinin üyelikten çıkarılmasını talep etti.

IMA; Filistinli doktorların, hemşirelerin ve ilk yardım ekiplerinin öldürülmesine, kaçırılmasına ve işkence görmesine göz yummakla suçlanıyor.

Ayrıca yayımlanan bildiride, IMA’nın sadece Gazze’de değil; işgal altındaki Batı Şeria, Lübnan ve İran’ı da kapsayan kuşatma, insani yardım engelleri ve sağlık merkezlerine yönelik saldırılarda uluslararası hukuku çiğnediği vurgulandı.

Girişime, aralarında İspanya’dan Filistin İçin Sağlık Çalışanları, ABD merkezli Soykırıma Karşı Doktorlar ve Filipinler’deki Demokrasi İçin Sağlık İttifakı’nın da bulunduğu yüzlerce örgüt destek veriyor.

Hastanelerin vurulması kamuoyunda hiç eleştirilmedi

The Lancet dergisi, yaptığı incelemede İsrail Tabipler Birliğinin Gazze’deki sağlık sistemini hedef alan saldırıları kınayan, İsrail’in savaş politikasını eleştiren, ateşkes isteyen ya da Birleşmiş Milletler’in soykırım raporlarına değinen tek bir resmi açıklama bile yapmadığına dikkat çekti.

IMA, kağıt üstünde İsrail hükümetinden bağımsız bir sivil kuruluş olarak görünse de pratikte Tel Aviv yönetimiyle tamamen aynı dili konuşuyor. Birlik, Hamas’ın hastaneleri “üs” olarak kullandığı yönündeki kanıtlanmamış iddiaları tekrarlayarak sağlık tesislerinin bombalanmasına zemin hazırlıyor.

Doktorlar hastane bombalanmasını istedi birlik sessiz kaldı

2023 yılının sonlarında, aralarında aktif görevde olanların da bulunduğu bir grup İsrailli doktor, açık bir mektup yayımlayarak Gazze’deki Şifa Hastanesi’nin bombalanmasını istedi. Gazze’deki sağlık merkezlerini “meşru hedef” ilan eden bu doktorlar hakkında İsrail Tabipler Birliği hiçbir disiplin soruşturması açmadı ya da ceza uygulamadı. Bu süreçte Şifa Hastanesi, İsrail ordusu tarafından defalarca baskına uğrayan ve bombalanan düzinelerce tesisten biri oldu.

Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları İzleme Örgütünün (Euro-Med) Nisan 2026 tarihli raporu da bu duruşu gözler önüne seriyor:

“Bu kışkırtıcı eylemler, İsrail Tabipler Birliğinin kurumsal koruması altında yapıldı. IMA, sağlık sistemine yönelik saldırıları kınamadığı gibi, uluslararası ateşkes çağrılarını engellemek için kulis çalışmaları yürüttü. Yaşamı koruma görevini bir kenara bırakarak askeri ve siyasi duruşu ön plana çıkardı.”

Sağlık sistemi tamamen çöktü doktorlar işkence altında

İsrail’in Gazze’deki saldırıları, bölgedeki sağlık altyapısını tamamen durma noktasına getirdi. Hastaneler ve tıp merkezleri bombalanarak kullanılamaz hale getirildi.

Aralık 2024’te Gazze’nin kuzeyindeki Kemal Advan Hastanesi’ne düzenlenen askeri baskın, yıkımın boyutunu gösteren çarpıcı örneklerden biri.

Euro-Med’in verilerine göre, baskın sırasında hastaneye sığınan sağlık personeli ve yerinden edilmiş siviller olay yerinde infaz edildi.

Hastane Başhekimi Hüsam Ebu Safiye ise aynı baskında kaçırıldı. Safiye, halen İsrail’de gözaltında tutuluyor ve ağır işkence ile kötü muameleye maruz kalmaya devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Pentagon gizlese de uydu görüntüleri Bahreyn’deki ABD üssünün vurulduğunu kanıtladı

Yayınlanma

İran füzeleri ve insansız hava araçlarının Bahreyn’deki ABD deniz üssüne düzenlediği saldırıların, Pentagon tarafından kamuoyuna açıklanmayan büyük bir yıkıma yol açtığı Wall Street Journal gazetesinin incelediği uydu görüntüleriyle ortaya çıktı. Ortadoğu’daki tek Amerikan ana deniz üssünün ve bölgedeki en az 20 ABD tesisinin hedef alınması, Washington’ın askeri varlığını daha batıya taşıma dahil tüm bölgesel konuşlanmasını yeniden değerlendirmesine neden oluyor.

İran’a ait füze ve insansız hava araçlarının, ABD’nin Ortadoğu’daki deniz operasyonlarının sinir merkezini hedef aldığı saldırılarda bazılarının hedefine ulaştığı belirlendi.

Bahreyn’deki ABD deniz üssü, şubat ayının sonu ile haziran ayı arasında defalarca hedef alındı. The Wall Street Journal gazetesinin uydu görüntüleri üzerinde yaptığı analiz, sosyal medya videoları ve görevdeki ile eski askeri personelle gerçekleştirilen mülakatlar, savunma sistemlerini aşan saldırıların Pentagon’un kamuoyuna açıklamadığı büyük bir hasara yol açtığını ortaya koydu.

Saldırılarda komuta karargahı ve en az 12 diğer bina ile iki uydu iletişim terminali ağır hasar aldı.

Askeri yetkililer, Naval Support Activity Bahrain (NSA Bahreyn) olarak bilinen üste ölen olmadığını ve saldırıların operasyonları ciddi ölçüde etkilemediğini belirtti. ABD, personelin büyük kısmını tahliye ederken üste yalnızca küçük bir kurucu kadro bıraktı.

ABD’nin Ortadoğu’daki kuvvetlerini yöneten ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins, savaş süresince CENTCOM’un haklı olarak binalar yerine insanların korunmasına öncelik verdiğini ve insanları koruma stratejisinin başarılı olduğunu iddia etti.

Hawkins, İran’ın 8 binden fazla füze ve insansız hava aracı fırlattığını, ancak sadece iki isabetin ABD personelinde can kaybına yol açtığını kaydetti. ABD ordusunun İran’a aldığından çok daha fazla zarar verdiğini dile getiren Hawkins, ABD’nin 13 bin 500’den fazla hedefi vurduğunu ekledi.

Görüşmelere aşina olan ABD’li yetkililere göre, Amerika’nın Ortadoğu’daki tek deniz üssünde meydana gelen kapsamlı hasar ve bölgedeki askeri tesisler ile diplomatik misyonlar dahil en az 20 ABD noktasına yapılan isabetler, ABD’nin bölgedeki tüm varlığını yeniden değerlendirmesine yol açıyor.

ABD bölgedeki askeri yerleşim düzenini değiştirmeyi planlıyor

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi yetkililer, ordunun Bahreyn’deki üssü yenilemeyi, Kuveyt ve Suudi Arabistan’daki ABD varlığını azaltmayı ve bazı üsleri ya da üs işlevlerini İran füze ve dronlarının menzilinden uzaklaştırmak için batıya taşımayı değerlendirdiğini aktardı.

Yetkililer, saldırıya uğrayan yapıların yeniden inşa edilmeyebileceğini, komuta ve kontrol merkezlerinin yer altına taşınabileceğini ve askeri imkanların bölge genelinde daha dağınık hale getirilebileceğini kaydetti.

Ancak yetkililer, bu konuda henüz nihai bir karar alınmadığı konusunda temkinli konuştu.

İki yetkiliye göre, üslenme için değerlendirilen yerlerden biri de İsrail. Ülke, savaş sırasında savaş uçakları ve tanker uçakları da dahil olmak üzere düzinelerce ABD uçağına ev sahipliği yapmıştı.

ABD hükümeti, nisan ayında ticari uydu görüntüsü sağlayıcılarına baskı yaparak Amerikan üslerindeki yıkımı ve daha geniş çatışma bölgesini gösteren görüntülere erişimi kısıtlamalarını istedi.

Bu durum hasarın tam boyutunun görülmesini zorlaştırdı. Yetkililer, bu adımın ABD kuvvetlerini korumak amacıyla atıldığını ifade etti.

Saldırılar ayrıca Kuveyt’teki Ali el-Salim Hava Üssü ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki ed-Dafra Hava Üssü’nde de önemli yapısal hasara yol açtı. Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’nde ise Hava Kuvvetlerine ait E-3 Sentry erken ihbar uçakları imha edildi.

Mayıs ayındaki bir Kongre oturumunda maliyet tahmini konusunda sıkıştırılan Hegseth, “İran’ın nükleer silah elde etmesinin maliyeti nedir?” yanıtını verdi.

Pentagon Kontrolörü Jay Hurst, geçen ay Kongre’ye yaptığı açıklamada, bakanlığın o dönem 29 milyar dolar olarak tahmin ettiği savaş maliyetine ABD üslerine verilen hasarın dahil edilmediğini söyledi.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) salı günü yayımladığı raporda, savaşın toplam maliyetinin yaklaşık 40 milyar dolar olduğunu tahmin etti.

Bu tahmin, CSIS tarafından hasar gördüğü belirlenen yapılara dayanarak yapılan ve ABD üslerindeki hasarı 2,2 milyar ila 5,1 milyar dolar olarak hesaplayan verileri de içeriyor.

The Wall Street Journal, Bahreyn üssünde hangi binaların hasar gördüğünü belirlemek için uydu görüntülerini ve sosyal medya videolarını analiz etti. Bugün aynı tip binaların inşa edilmesinin ne kadara mal olacağını tahmin etmek için Savunma Bakanlığının kamuya açık maliyet modeli ve tedarik raporları incelendi.

Sadece inşaat maliyetlerini kapsayan bu tahminlere, binaların yeniden yapılması durumunda ortaya çıkacak enkaz kaldırma ve güçlendirme gibi diğer maliyetler dahil edilmedi.

NSA Bahreyn’deki tahmini inşaat maliyetleri toplamda yaklaşık 400 milyon doları buldu.

Bahreyn’deki deniz üssünde vurulan noktalar

İran’ın güney kıyısına 150 milden daha az bir mesafede bulunan NSA Bahreyn, otuz yılı aşkın bir süredir Ortadoğu’daki Amerikan deniz gücünün çıpasını oluşturuyor.

ABD filosundaki her türlü gemiyi ağırlayabilen üs, İran’ın silah kaçakçılığı, mayın dökme ve tanker saldırılarına karşı kritik bir rol oynadı.

Üs üç bölümden oluşuyor: Gemi operasyonlarına odaklanan rıhtım bölgesi, idari ve komuta binalarının bulunduğu ana üs ve ABD Donanması tarafından kiralanan depo ile ek bina kompleksi. İran her üç bölgeyi de vurdu.

  • 5. Filo Karargahı: İran, Ortadoğu’yu kapsayan 5. Filo karargahının bir kısmına hasar verdi. Bir ABD’li yetkiliye göre bina artık kullanılamaz durumda. Tahmini inşaat maliyeti 200 milyon dolar olarak hesaplandı.
  • Deniz Güvenlik Güçleri Eğitim Binası: Yaklaşık 300 fit kuzeybatıda yer alan Deniz Güvenlik Güçleri eğitim binası imha edildi. Bu birim üssün güvenliğini sağlıyor ve rutin olarak acil durum hazırlık tatbikatları düzenliyordu. Tahmini inşaat maliyeti 1 milyon dolar.
  • Acil Durum Yönetimi Deposu: Yaklaşık çeyrek mil doğuda yer alan ve ambulansları barındıran acil durum yönetimi deposu hasar gördü. Tahmini inşaat maliyeti 14 milyon dolar.
  • Su Tankı ve Depo: Rıhtım bölgesinde bir içme suyu tankı ve bitişiğindeki depo hasar gördü. Tahmini inşaat maliyeti 41 milyon dolar.
  • Yemekhane ve Kışla: Yaklaşık 300 fit güneydoğuda yer alan ana yemek salonu ile yaklaşık 450 personele ev sahipliği yapabilen kışla hasar aldı. Tahmini inşaat maliyeti 24 milyon dolar.
  • Banz Group Depo Kompleksi: Üssün diğer ucunda Bahreynli Banz Group tarafından işletilen ve Donanma tarafından kiralanan ek bina kompleksi yer alıyor. Bu alandaki bir depo grubunun üç bölümü en ağır hasarlardan bazılarını aldı. Donanmanın ilk insansız hava aracı ve yapay zeka birimi olan Görev Gücü 59, geçmişte insansız hava araçlarını bu kompleksin bir bölmesinde barındırıyordu. 2021’de kurulan Görev Gücü 59, Ortadoğu’daki kritik su yollarını izlemek için insansız hava araçları ve yapay zeka sistemlerini kullanmakla görevlendirilmişti. Tahmini inşaat maliyeti 34 milyon dolar.
  • Üç Ek Depo: En az üç komşu depo da hasar gördü. Tahmini inşaat maliyeti 75 milyon dolar.

Emekli Deniz Piyade Albay ve CSIS kıdemli danışmanı Mark Cancian, içeride ne olduğuna bağlı olarak bina inşaatının toplam maliyetin küçük bir kısmı olabileceğini ifade etti.

İran’ın misilleme saldırılarının ilk saatlerinde iki adet AN/GSC-52B uydu iletişim terminali ile bir iletişim yönetim tesisi imha edildi.

CSIS’e göre, gerçek zamanlı askeri iletişimi sağlayan bu terminallerin her birinin maliyeti yaklaşık 20 milyon dolar seviyesinde.

Kongre tarafından kurulan partiler üstü bir heyet olan Donanmanın Geleceği Ulusal Komisyonu’nun eş başkanı Mackenzie Eaglen, üs genelindeki hasarın her alanda zayıflıkları ve savunmasızlıkları ortaya koyduğunu belirtti.

Üssün eski yapısı modern tehditlere karşı yetersiz kaldı

NSA Bahreyn, İran’ın bugün sahip olduğu hassas güdümlü füze ve insansız hava aracı cephaneliğine sahip olmasından çok önce inşa edilmişti ve bu savaş üssün açıklarını görünür kıldı.

Ortadoğu’daki ABD deniz kuvvetlerine komuta etmiş olan emekli Koramiral John “Fozzie” Miller, “50 yılı aşkın süredir oradayız ve üs kendi doğal sürecinde büyüdü. Sanırım şimdi olsa bazı şeyleri farklı yapardık” dedi.

Ortadoğu’da ailelerin yaşayabildiği tek ABD yerleşkesi olan üs; beyzbol sahası, restoranları, askeri mağazası ve okuluyla küçük bir Amerikan şehri gibi faaliyet gösteriyordu.

Haftalarca denizde kalan denizciler, dinlenmek için Bahreyn’e yanaşıp üsse gidiyordu.

Ortadoğu’daki ABD deniz kuvvetlerine komuta etmiş olan emekli Koramiral Kevin Donegan, ABD’nin güçlü bir müttefik olarak kabul edilen Bahreyn’deki varlığını sürdürmesini beklediğini ifade etti.

Donegan, “Orada bir 5. Filo karargahı tutuyoruz, soru bunun ortadan kalkıp kalkmayacağı değil, bu süreç bittiğinde nasıl görüneceğidir” dedi.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Bahreyn Kralı ve diğer Ortadoğu liderleriyle bir araya gelerek ABD’nin onların güvenliğine olan bağlılığını teyit etti.

Rubio, sosyal medyada yaptığı paylaşımda, “Bölgesel istikrar, özgür ve açık bir Hürmüz Boğazı ve İran’ın nükleer silah edinmesinin önlenmesi konusunda birlik içindeyiz. İran’ın Bahreyn’e yönelik saldırıları kabul edilemezdi ve Birleşik Devletler, Bahreyn halkı ve hükümetinin yanındadır” ifadelerini kullandı.

Rubio ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’e de uğradı ancak savaş sırasında ABD üs ve hava sahası erişimini kısıtlayan Suudi Arabistan’ı ziyaret etmedi. Bu durum, Washington’ın buradaki konuşlanmasını yeniden değerlendirmesini hızlandıran görüş ayrılığını derinleştirdi.

Körfez ortakları ateşkesi memnuniyetle karşılasa da İran’ın uzun vadeli tehdidi ve Amerikan taahhütlerinin kalıcılığı konusunda endişeli olmaya devam ediyor.

Savaştan önce bazı askeri yetkililer Körfez’deki üslerin açık hedef olduğu konusunda uyarılarda bulunmuştu. Tesislerin daha batıya taşınması önerisi Donald Trump’ın ilk döneminde gündeme gelmiş ancak adım atılmamıştı.

Eski Hava Kuvvetleri Müsteşar Yardımcısı Dr. Ravi Chaudhary, “Tesislerimizi takdire şayan bir şekilde savunduk ancak savunmayı aşan mühimmatlar, operasyon yürütmemiz için gerekli olan altyapıyı vurdu. Bu durum, İran’ın vuruş teknolojilerini daha uzun menzil ve hassasiyet için adapte ettiği 10 yıllık sürecin bir sonucudur” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English