Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD ve İran arasında geçici ateşkes sonrası doğalgaz fiyatları yüzde 20 düştü

Yayınlanma

ABD ve İran arasında varılan iki haftalık karşılıklı ateşkes mutabakatı üzerine Avrupa’da doğalgaz fiyatları yüzde 20 oranında geriledi.

Avrupa’da doğalgaz fiyatları, ABD ve İran arasında varılan ateşkes haberlerinin ardından çarşamba günü işlemlere keskin bir düşüşle başladı.

Hollanda merkezli TTF hub’ında işlem gören mayıs vadeli doğalgaz fiyatları yüzde 20,18 oranında gerileyerek megavat saat başına 42,5 avroya düştü. Bu rakam, güncel kurlar üzerinden bin metreküp başına 521,7 dolar seviyesine tekabül etti.

ICE Futures verilerine göre söz konusu sert düşüş saat 09.00 itibarıyla kaydedildi.

Doğalgaz fiyatlarındaki gerilemeye paralel olarak Rus enerji şirketlerinin hisselerinde de değer kayıpları gözlendi.

Saat 09.44 verilerine göre Gazprom hisseleri yüzde 1,27 düşüşle 131,61 rubleye, Novatek hisseleri ise yüzde 2,93 kayıpla 1254,4 rubleye geriledi.

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik iki hafta sürecek karşılıklı bir ateşkesi kabul ettiğini duyurdu.

Trump’ın açıklamasının ardından İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi de ateşkes mutabakatını doğruladı.

Ateşkesin Pakistan makamlarının talebi üzerine kabul edildiğini belirten Trump, Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı’nı tamamen açmasının temel şart olduğunu ifade etti.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, taraflar arasındaki müzakerelerin 10 Nisan’da İslamabad’da gerçekleştirileceğini bildirdi.

Donald Trump, kendisine sunulan 10 maddelik teklifin “müzakereler için kabul edilebilir bir temel” teşkil ettiğini, iki haftalık sürenin ise Ortadoğu’da barışın nihai tesisi için gerekli olduğunu kaydetti. İran, bu süre zarfında Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini yeniden başlatmayı planlıyor.

Buna karşın İran Güvenlik Konseyi, ülkenin halen “elinin tetikte olduğunu” ve ABD saldırganlığına karşı koymaya hazır bulunduğunu vurguladı. Tahran yönetimi ayrıca, ABD’nin İran tarafından sunulan 10 maddelik talepler listesinin tamamını kabul ettiğini belirtti.

Diplomasi

AB, Çin’e karşı gümrük vergileri koymaktan vazgeçti

Yayınlanma

AB, Çin’den yapılan ithalata karşı cezai gümrük vergileri ve diğer önlemleri uygulamaktan geçici olarak kaçındı.

Brüksel, Asya devi ile artan ticaret açığına ilişkin anlaşmazlık konusunda ekim ayına kadar Pekin ile bir çözüme ulaşmayı hedefliyor.

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, Brüksel’de Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao ile yaptığı yoğun görüşmelerin ardından pazartesi günü bu tutumu doğruladı.

Anlaşmazlık, Çin’in AB’ye yönelik ihracatını önemli ölçüde artırırken, aynı zamanda Almanya’nın ve AB’nin ihracat rekabet gücünün azalmasından kaynaklanıyor.

Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nün (IfW) yaptığı bir araştırmaya göre, bunun başlıca nedeni Almanya’da inovasyona yapılan yatırımların yetersizliği.

Öte yandan Berlin, Alman ekonomisinin Çin’in verdiği sübvansiyonların ve aşırı derecede düşük değer biçilmiş Çin para biriminin kurbanı olduğunu iddia ediyor.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz kısa süre önce Pekin’e karşı sert önlemler alma tehdidinde bulunsa da, uzmanlar AB’nin Çin’e karşı bir ekonomik savaşı muhtemelen kaybedeceği konusunda uyarıyor.

Brüksel savunma pozisyonuna geçti

German Foreign Policy’nin aktardığına göre AB üye devletlerinin Çin ile artan ticaret açığı, uzun süredir AB için bir endişe kaynağı.

Geçen yıl bu açık 360 milyar avroya ulaştı; bu, günde yaklaşık bir milyar avro demek. Bunun nedeni, Çin Halk Cumhuriyeti’nin yüksek teknolojili ürünleri giderek daha uygun maliyetle üretebilmesi.

Bu durumun başlıca nedenleri arasında iktisadi planlama ve Çin gibi devasa bir iç pazar için üretimden kaynaklanan ölçek ekonomisi yer alıyor.

Çin malları, Avrupa mallarıyla giderek daha fazla rekabet ediyor ve bu rekabette giderek daha başarılı oluyor.

Bu durum, özellikle güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ve elektrikli otomobiller gibi ürünler için geçerli

AB, endüstrisinin küresel pazarda lider konumunu güvence altına almak amacıyla Yeşil Mutabakat aracılığıyla bu ürünleri özellikle teşvik etmeye çalışmıştı.

Brüksel ve AB üye ülkeleri, artık AB içinde bile yerli şirketleri savunma pozisyonuna sokmaya başlayan artan Çin rekabetine karşı savunma önlemleriyle yanıt veriyor.

Örneğin, AB, Ekim 2024’te Çin menşeli elektrikli otomobil ithalatına yüzde 17 ile 35,3 arasında değişen gümrük vergileri uygulamaya başladı.

Güvenlik riski oluşturduğu iddia edilen Çin Halk Cumhuriyeti’nden gelen telekomünikasyon teknolojisine yönelik kısıtlamalar gibi başka önlemler de hazırlık aşamasında.

Çin’in ticaret fazlası üzerine tartışmalar

Bu önlemler çeşitli nedenlerle tartışmalı. İlk olarak, Çin’in ticaret fazlası hiçbir şekilde benzersiz bir durum değil.

Mevcut tahminlere göre, bu fazlalık Çin’in iktisadi üretiminin yüzde 4’ünün biraz altında. Bu rakam, geçen yıl AB’nin iktisadi üretiminin yüzde 1,9’u olan ortalama ticaret fazlasından daha yüksek olmakla birlikte, Federal Maliye Bakanlığı istatistiklerine göre 2025 yılında Almanya’nın gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 4,6’sına ulaşan Almanya’nın ticaret fazlasından önemli ölçüde daha düşük. 2024 yılında bu oran %5,8’e bile ulaşmıştı.

Dolayısıyla Almanya’nın Çin’in ihracat fazlasına yönelik eleştirisi, bir kez daha çifte standartlara dayanıyor gibi görünüyor.

Dahası, yakın zamanda yapılan bir analiz, özellikle Alman sanayisindeki mevcut zayıflığın öncelikle Çin ihracatının mevcut gücüne atfedilebileceği görüşüne ciddi şüpheler düşürüyor.

Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü (IfW) tarafından yürütülen araştırmaya göre, Almanya’nın üçüncü ülkelerdeki pazar payındaki düşüşün yalnızca yaklaşık üçte biri Çin’in genişlemesine atfedilebilir.

Bu durum, IfW’ye göre, bazı zorlukların iç kaynaklı olduğunu ve yalnızca Çin’in yükselişiyle açıklanamayacağını gösteriyor.

Enstitü kalıcı çözümün, “inovasyon ve yeni teknolojilere yapılan yatırımlarda” yattığını da söylüyor.

Çin’e karşı iktisadi yaptırım çağrılarının başını Fransa çekiyor

Bununla birlikte, AB içinde Çin’den yapılan ithalata yeni kısıtlamalar getirilmesi yönündeki çağrılar artıyor. Hem yüksek gümrük vergileri hem de ithalat kotaları tartışılıyor.

Şu ana kadar özellikle Fransa sert önlemler alınmasını talep ederken, özellikle İspanya son zamanlarda bu konuda fren yapıyor.

Madrid, oldukça uzun bir süredir Trump yönetimi ile çatışma rotasında ve dengeyi sağlamak için Pekin ile ilişkilerini iyileştirmeye çalışıyor.

Almanya, özellikle otomotiv ve kimya sektörlerinde çok sayıda Alman şirketinin Çin’de yaptığı önemli yatırımlar nedeniyle uzun süre temkinli bir tutum sergiledi.

Fakat 18–19 Haziran tarihlerinde Brüksel’de düzenlenen AB zirvesinde Şansölye Friedrich Merz de daha sert bir üslup kullandı.

Özellikle, Alman sanayisinin dezavantajlı durumda olmasının başlıca nedeninin Çin para biriminin yüzde 30 oranında düşük değerlenmiş olması olduğunu ileri sürdü.

Bu durumun, Çinli şirketlerin AB pazarlarını bile “istila etmesine” yol açtığını ve bunun “kabul edilemez” olduğunu söyledi.

Merz daha önce, G7 zirvesi sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile de bu konuyu görüştüğünü ve Trump’ın “aynı görüşte olduğunu” bildirmişti.

Yuanın değerinin düşük olduğu görüşü pek çok kişi tarafından paylaşılıyor. Fakat Merz’in bahsettiği “yüzde 30” rakamı bir savaş ilanı olarak görülebilir: Uluslararası Para Fonu (IMF), devalüasyon oranını en fazla yüzde 15 olarak tahmin ediyor.

Çin, yeni bir “Plaza Anlaşması”nı kabul etmeyecek

AB’nin Çin’i para birimini devalüe etmeye zorlamayı başarabileceği düşüncesi son derece olasılık dışı; özellikle de Merz’in yeni bir “Plaza Anlaşması”ndan söz ettiği göz önüne alındığında.

22 Eylül 1985 tarihli Plaza Anlaşması’nda ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve Japonya, ABD dolarının Alman markı ve yen karşısında hedefli bir şekilde devalüe edilmesini kararlaştırmıştı. Bunun amacı, ABD’nin ticaret açığını azaltmaktı.

Plaza Anlaşması yalnızca kısmen başarılı oldu: ABD’nin Batı Almanya ile olan ticaret açığı azaldı fakat Japonya ile olan ticaret açığı azalmadı.

Bunun yerine, anlaşma Japonya’da bir resesyona yol açtı ve bu da ülke ekonomisine uzun vadede ciddi zararlar verdi.

Çin’in, kendi sanayisi için potansiyel olarak benzer sonuçlar doğurabilecek benzer bir önlemi kabul edeceği düşünülmüyor.

Pekin’deki yetkililer, yeni bir Plaza Anlaşması çağrısının yalnızca siyasi baskıyı artırmayı amaçladığını belirtiyorlar.

Ticaret savaşı simülasyonu: AB, Çin’i yenemiyor

Bu durum, ticaret engellerinin getirilmesi kadar riskli olarak değerlendirilebilir.

Haziran ortasında Financial Times, düşünce kuruluşları ve akademiden uzmanların yürüttüğü, AB ile Çin arasındaki bir ticaret savaşına ilişkin masaüstü simülasyonunu haber yaptı. 

Senaryolarında, AB’nin tartışmasız en keskin silahı sayılabilecek bir önlem bile yer alıyordu: çip üretim makineleri üreten Hollandalı ASML şirketinin ürünlerine ambargo uygulanması. Çin, günümüzde hâlâ bu ürünlere bağımlı durumda. 

Fakat simülasyonda Çin, nadir toprak elementlerinin yanı sıra Avrupa’nın ilaç endüstrisi için hayati önem taşıyan hammaddelere de ambargo uygulama tehdidiyle karşılık verdi.

ASML ambargosunun aksine, bu iki önlem de nispeten hızlı bir şekilde yürürlüğe girecek ve AB sanayisine ciddi zarar verebilecekti.

Financial Times’ın da belirttiği gibi, AB simülasyonda Çin tarafına gerçek anlamda baskı uygulamayı başaramadı.

Sonuçta, kaybedeceği topyekûn bir iktisadi savaşı önlemek için Pekin’den sadece sembolik tavizlerle yetinmek zorunda kaldı.

AB, nadir toprak elementlerine kendi erişimini güvence altına almaya karar verdi, ama bu, on yıllar sürmese bile yıllar alacak.

Çözüm için hedef ekim ayı

Pazar günü Almanya Ekonomi Bakanı Katherina Reiche ile yapılan görüşmelerin ardından, Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao Pazartesi günü AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič ile bir araya gelerek yoğun görüşmeler gerçekleştirdi.

Šefčovič daha sonra “yapıcı” müzakerelerin yapıldığını ve hedefin ortak bir çözüme ulaşmak olduğunu belirtti.

Bunun Ekim ayına kadar gerçekleştirilmesi bekleniyor. Reiche daha önce de benzer açıklamalarda bulunmuştu.

Bu durum, Berlin ve Brüksel’in bir ticaret savaşını kaybedebileceklerini fark ederek şimdilik çatışmayı tırmandırmaktan kaçındıklarını gösteriyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO ve Avrupa orduları yeni savaş dönemine hazırlanıyor

Yayınlanma

Londra’da düzenlenen savunma konferansında bir araya gelen üst düzey Avrupalı askeri yetkililer, Rusya kaynaklı olası tehditler karşısında savunma yaklaşımlarının kökten değiştirilmesi gerektiğini açıkladı. Askeri liderler, yapay zekanın muharebe verilerini işlemedeki dönüştürücü rolüne dikkat çekerken, yüksek maliyetli askeri sistemler yerine daha ucuz ve hızlı üretilebilen teknolojilere geçilmesini talep etti.

Avrupa’nın, Rusya’dan gelebilecek olası tehditlerin de etkisiyle şekillenen “yeni savaş dönemine” hazırlanması ve askeri kabiliyetlerini bu doğrultuda gözden geçirmesi gerektiği belirtildi.

Londra’da düzenlenen savunma konferansında bir araya gelen üst düzey askeri yetkililer, kıtanın savunma yaklaşımında köklü değişiklikler yapılması yönünde çağrıda bulundu.

NATO’nun Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutan Yardımcısı Hava Orgeneral John Stringer, konferansta yaptığı konuşmada karşı karşıya kalınan sınamaları aktardı.

Stringer “Karşı karşıya olduğumuz tehdit, 360 derecelik bir genişliğe sahip. Rusya uzun menzilli havacılık unsurlarının yanı sıra belirgin bir şekilde Rusya Kuzey Filosu’ndan kaynaklanan güçlü su üstü ve su altı tehditleriyle mücadele etmek zorunda olduğumuz menziller açısından artık çok daha kuzeye bakmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Hava Orgeneral Stringer ayrıca, AB ülkelerine uzun üretim süreçlerine sahip yüksek maliyetli platformlara olan bağımlılığı azaltmaları çağrısı yaptı. Stringer, bunun yerine insansız hava araçları ve önleyici sistemler gibi kitlesel olarak üretilebilen, daha düşük maliyetli askeri teçhizata geçilmesini önerdi.

Stringer, öncelikli alanlar arasında derinlemesine hassas vuruş kabiliyetlerini, elektronik harp sistemlerini ve binlerce kilometre menzile sahip silahlara karşı hava savunmasının güçlendirilmesini de sıraladı.

Mevcut çatışmaların kara savaşlarının yapısını temelden değiştirdiğini belirten Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Christian Freuding ise harcamaların artırılması ve tedarik süreçlerinin hızlandırılmasının ötesine geçilmesi gerektiğini kaydetti.

Freuding, Avrupa’nın “savaşma yöntemlerini de kökten uyumlu hale getirmesi” gerektiğini ifade etti. Alman ordusunun tedarik süreçlerinde kritik açıkları kapatmak adına mevcut ve hızlı çözümlere odaklandığını aktaran Freuding, “beş yıl sonra mümkün olabilecek ancak teslimatı on yılı bulacak” sistemleri beklemek yerine bugünün imkanlarına yöneldiklerini ekledi.

Askeri liderler, muharebe verilerinin işlenmesinde yapay zekanın sunduğu imkanlara da dikkat çekti. İngiltere Genelkurmay Başkanı General Roly Walker, geçmişte 72 saat süren bir kolordu planlama döngüsünün yapay zeka sayesinde artık bir saate kadar indirilebildiğini kaydetti.

Bazı üst düzey Avrupalı yetkililer, Rusya’nın önümüzdeki birkaç yıl içinde askeri kapasitesini NATO topraklarına tehdit oluşturabilecek seviyeye yeniden ulaştırabileceğini öngörüyor.

ABD merkezli Foreign Affairs dergisinde yayımlanan analizde, Donald Trump’ın ABD Başkanı olarak ikinci dönemine başlamasının ardından Avrupa ülkelerinin kendi güvenlik politikalarını yeniden gözden geçirdiği, silahlanma faaliyetlerini hızlandırdığı ve askeri harcamaları artırma kararı aldığı belirtilmişti.

Dergi, Avrupa’daki yeniden silahlanma sürecinin en önemli yürütücü gücü olarak Almanya’yı işaret etmişti.

AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü tarafından Haziran ayında yayımlanan “Avrupa’yı Savunmak, Rusya’yı Caydırmak” başlıklı raporda da üye ülkelere NATO içinde daha fazla sorumluluk üstlenme çağrısı yapılmıştı.

Raporda askeri harcamaların, silah üretiminin, ortak tedarik süreçlerinin ve savunma sanayisinin güçlendirilmesi gerektiği vurgulanırken, Avrupa’nın artık ABD’nin eski seviyedeki askeri desteğine güvenerek hareket edemeyeceği kaydedilmişti.

ABD Başkanı Donald Trump, Avrupalı müttefiklerinden savunma harcamalarını gayrisafi yurt içi hasılalarının (GSYİH) yüzde 5’i seviyesine çıkarmalarını talep etmiş, NATO ülkelerini ABD’nin askeri harekatlarına yeterli destek vermedikleri gerekçesiyle eleştirmiş ve ittifakı Washington olmadan bir “kağıttan kaplan” olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Avrupa savunmada ABD olmadan yol almaya hazırlanıyor

Yayınlanma

Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü Avrupa ülkelerini kendi güvenlik mimarilerini yeniden şekillendirmeye yönlendirirken, askeri harcamalarda ve yerli savunma sanayisinde kapsamlı bir dönüşümü beraberinde getiriyor. Kamuoyu araştırmaları, Avrupa genelinde Washington’a olan güvenin çarpıcı biçimde gerilediğini ve askeri harcamaların artırılmasına yönelik desteğin yükseldiğini ortaya koyuyor.

Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü, Avrupa ülkelerini kendi güvenlik politikalarını köklü bir biçimde gözden geçirmeye sevk ederken, kıta genelindeki silahlanma ve savunma hazırlıklarına ivme kazandırdı.

Amerikan düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) yayını Foreign Affairs dergisinde yayımlanan analiz, Avrupa’nın olası bir tehdit anında ABD’nin askeri desteğine bütünüyle güvenemeyeceği yönündeki endişelerin derinleştiğini ortaya koyuyor.

Bu çerçevede Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler savunma bütçelerini artırırken, kendi askeri-endüstriyel altyapılarını güçlendiriyor ve Amerikan silah sistemlerine olan bağımlılıklarını kademeli olarak azaltıyor.

Yapılan kamuoyu araştırmaları, AB ülkelerinde yaşayanların yüzde 77’sinin Ukrayna’daki savaşı doğrudan Avrupa’nın güvenliğine yönelik bir tehdit olarak algıladığını gösteriyor.

Buna karşın, incelenen 15 Avrupa ülkesindeki katılımcıların yalnızca yüzde 11’i ABD’yi güvenilir bir müttefik olarak nitelendiriyor.

Katılımcıların büyük çoğunluğu, silahlı bir çatışma çıkması durumunda Washington’ın Avrupa’nın yardımına koşacağı konusunda şüphe taşıyor.

Bu toplumsal algı paralelinde, birçok Avrupa ülkesinde askeri harcamaların artırılması, yerli savunma sanayisinin geliştirilmesi ve Amerikan teçhizatı yerine Avrupa yapımı askeri donanımların tercih edilmesi yönündeki eğilim güç kazanıyor.

Bazı üye ülkelerde zorunlu askerlik hizmetine geri dönülmesi fikri de kamuoyunda zemin buluyor.

Analizde, Avrupa’nın yeniden silahlanma sürecindeki en önemli lokomotiflerden birinin Almanya olduğu belirtiliyor.

Berlin yönetimi, askeri harcamalarını 2022 yılına kıyasla yaklaşık üç katına çıkarmayı planlarken, Avrupalı savunma şirketleri insansız hava araçları, zırhlı araçlar, tanklar ve diğer mühimmatların üretim kapasitesini genişletiyor.

Uzmanlar, ABD’de gelecekte yönetim değişse bile Washington ile Avrupa arasındaki ilişkilerin eski seyrine dönmeyeceğini öngörüyor.

ABD’nin stratejik odağının her halükarda Çin ile rekabete kayacağı, bu nedenle Avrupa ülkelerinin kendi güvenliklerinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalacağı belirtiliyor.

Trump’ın yeniden seçilmesiyle birlikte Washington ile Avrupalı müttefikleri arasındaki ilişkiler daha karmaşık bir evreye girdi.

Beyaz Saray, Avrupalı ortaklarından savunma harcamalarını kararlılıkla artırmalarını talep ediyor.

Trump, geçmiş dönemlerinde de NATO müttefiklerini yeterli yük paylaşımı yapmamakla eleştirmiş ve ABD’nin ittifaktaki rolünü gözden geçirebileceği yönünde işaretler vermişti.

Bu gelişmelerin ışığında, Avrupa’da kendi savunma kapasitesini güçlendirme ve Washington’a olan bağımlılığı azaltma arayışları daha yüksek sesle dile getiriliyor.

AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü tarafından hazırlanan “Avrupa’yı Savunmak, Rusya’yı Caydırmak” başlıklı raporda da Avrupa ülkelerine NATO bünyesinde daha fazla sorumluluk üstlenme, askeri harcamaları artırma, ortak tedarik mekanizmalarını genişletme ve yerli savunma sanayisini geliştirme çağrısı yapıldı.

Raporda, Avrupa’nın artık ABD’den gelecek askeri desteğe eski düzeyde bel bağlayamayacağı vurgulandı.

Estonya Başbakanı Kristen Mihal de konuya ilişkin değerlendirmesinde, Avrupa’nın geçmişte silahsız bir barış projesi olarak tasarlandığını, ancak mevcut konjonktürde silahlı bir barış projesine dönüşmesi gerektiğini ifade etti.

Mihal, savunma alanındaki işbirliğinin geliştirilmesinin ve askeri kapasitenin artırılmasının, Avrupa ülkelerinin küresel sahnedeki nüfuzunu korumasının tek yolu olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English