Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD ve müttefikleri, çok cepheli tatbikatlarla Çin’in etrafında güç gösterisi yapıyor

Yayınlanma

Analistler, Çin’in çevresinde yapılan neredeyse eş zamanlı tatbikatların, müttefiklerin bölgesel güvenlikte daha büyük rol oynamasını sağlayan ABD stratejisindeki bir değişimi yansıttığını söylüyor.

Japonya bu ayın başlarında Filipinler’in en kuzeydeki eyaletinde paraşüt tatbikatları için seçkin hava indirme tugayının mensuplarını sessizce konuşlandırdığında, tatbikat iki taraftaki yetkililer tarafından da güçlü biçimde kamuoyuna duyurulmadı.

Batanes eyaletindeki Batan Adası’nda yapılan tatbikatlar, Filipin ve ABD deniz piyadelerinin ortak ev sahipliğinde çarşamba gününe kadar süren ülke çapındaki Kamandag görevinin bir parçasını oluşturdu. Yaklaşık 2 bin askerin katıldığı tatbikat, hazırlık düzeyini, birlikte çalışabilirliği ve istihbarat paylaşımını geliştirmeyi amaçlıyordu.

Ancak analistlere göre, söz konusu sessiz Batanes atlayışı, Asya genelinde neredeyse eş zamanlı biçimde yürütülen ve çoğu Amerikan öncülüğündeki dört diğer askeri tatbikatla birlikte ele alındığında, ABD’nin caydırıcılık stratejisinde ve “birinci ada zinciri” savunma politikasında yeni bir aşamaya işaret eden daha yüksek sesli bir eğilimin habercisi olabilir.

Tokyo ve Washington ayrıca salı gününe kadar Kyushu ve Okinawa’da Resolute Dragon 2026 tatbikatını yürütüyor. Tatbikata, Japonya’nın güneybatı adalarının savunmasına odaklanan 9 bin asker katılıyor.

Daha doğuda, Guam, Kuzey Mariana Adaları ve çevre sularda çarşamba gününe kadar sürecek Valiant Shield 2026’ya yaklaşık 10 bin personel katılıyor. Bu tatbikat, ABD ordusunun Typhon orta menzilli füze sisteminin ilk tatbikat konuşlandırmasına sahne oluyor.

Hawaii’de ise 31 ülkeden 25 binden fazla personel, 31 Temmuz’a kadar sürecek iki yılda bir düzenlenen Rim of the Pacific tatbikatına katılıyor. Tatbikat, denizcilik işbirliğini güçlendirmeyi ve “özgür ve açık Hint-Pasifik”i korumayı amaçlıyor.

Tayvan ise bu hafta Taoyuan’da, 100 bin askerin hızlı seferberliği test ettiği kendi iç Immediate Combat Readiness Exercise tatbikatını düzenliyordu.

ABD stratejisi

Gözlemciler, neredeyse eş zamanlı tatbikatların koordineli bir girişimi yansıtıp yansıtmadığı konusunda bölünmüş durumda. Ancak Lowy Enstitüsü’nde Güneydoğu Asya Programı Direktörü ve Asya Güç Endeksi’nin lideri Hunter Marston, son operasyonlar dizisinin Washington’ın birinci ada zinciri politikasına verdiği önceliğe işaret ettiğini düşünüyor.

Birinci ada zinciri, Doğu ve Güney Çin denizlerinin doğu kenarını belirleyen ada yayını ifade ediyor. Bu yay, Japon takımadaları ve Ryukyu Adaları’ndan güneye, Tayvan ve Filipinler üzerinden Büyük Sunda Adaları’na uzanıyor. Pekin’in, iddialı bir deniz stratejisi yoluyla bu sularda hâkimiyet kurmaya çalıştığı yaygın biçimde düşünülüyor.

Marston, This Week in Asia’ya yaptığı açıklamada, “Amerika Birleşik Devletleri Pasifik Komutanlığı açısından, ABD’nin birinci ada zinciri boyunca müttefiklerinin güvenliğine bağlılığı kutsaldır,” dedi.

Marston, kritik deniz koridorları boyunca rakiplerin deniz ve hava kontrolünü engellemenin Asya’da uzun süredir Amerikan güvenliğinin temel hedeflerinden biri olduğunu söyledi. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nin de Pasifik’te Washington’ın birincil hedefi olarak engellemeyi tanımladığını belirtti.

“ABD, Japonya’nın daha fazla birlikte çalışabilirlik geliştirmesini ve daha aktif bir güvenlik rolü üstlenmesini teşvik etti. Dolayısıyla bu, Trump yönetiminin yük paylaşımına yaptığı vurguyla uyumlu,” dedi.

Araştırmaları uluslararası ilişkiler ve Doğu Asya jeopolitiğine odaklanan Britanya’daki University of Central Lancashire’dan siyaset analisti Sylwia Monika Gorska, erişimi önlemeden dağınık noktalarda sürdürülebilir operasyonel kontrole doğru bir kayma tespit etti. Ona göre bu değişim, mevcut ABD ve müttefik kuvvet geliştirme süreçlerine de yansıyor.

“Sürekli deniz ya da hava kontrolüne yoğunlaşmak yerine, son tatbikatlar kuvvetleri tespit etme, hedefleme, takviye etme ve sürdürebilme kabiliyetini korumaya odaklanıyor,” dedi.

Gorska, tatbikatların gelecekteki çatışmaların sürekli kesinti altında yaşanacağı varsayımını yansıttığını savundu. Bu durumda deniz kontrolü ve hava üstünlüğü, tüm bir harekât sahasında sürekli olmaktan ziyade geçici, yerel ve çekişmeli olacaktır.

Tayvan’ın en zorlu ihtimal olmaya devam ettiğini söyledi. Ancak Gorska’ya göre son ABD stratejisi bunu tek planlama senaryosu olarak ele almıyor; bunun yerine odak, müttefiklerin bölgesel güvenlikte daha büyük bir pay üstlenmesini sağlarken birinci ada zinciri boyunca engelleme yoluyla caydırıcılığa kayıyor.

Gorska, “Daha önemli değişim, planlama varsayımında… ABD planlaması giderek, tırmanmanın yeri, ölçeği ve yönünün önceden öngörülemeyeceğini varsayıyor,” dedi. “Dolayısıyla amaç, ittifakı tek bir senaryo için optimize etmekten ziyade farklı ihtimallerde uygulanabilir kalacak askeri kabiliyetler geliştirmek.”

Singapur’daki S. Rajaratnam School of International Studies’te araştırma görevlisi olan Muhammad Faizal Bin Abdul Rahman, ABD’nin Hint-Pasifik’teki müttefiklerini askeri hazırlıklarını ve tatbikatlarını güçlendirmeye ittiğini söyledi.

“Ancak bu, ABD’nin bu tatbikatları koordine ettiği anlamına gelmez,” dedi ve ekledi: “Aksine, müttefikler de Çin’le süregelen gerilimler ve daha geniş jeopolitik belirsizlikler ortamında kendi ulusal çıkarlarıyla hareket ediyor.”

Uzmanlara göre Washington kendi üslerini ve kuvvetlerini hâlâ vazgeçilmez görüyor; ancak kabiliyet, erişim, personel ve siyasi kararlılık bakımından müttefiklerin daha fazla katkı sunmasını giderek daha fazla istiyor.

Asia Pacific Foundation of Canada’da araştırma ve stratejiden sorumlu başkan yardımcısı Vina Nadjibulla, “Dolayısıyla ortaya çıkan model, Japonya, Filipinler, Avustralya ve diğer ortakların tamamlayıcı kabiliyetler getirdiği ve daha geniş bir coğrafi alanda erişim sağladığı daha dağınık bir koalisyondur,” dedi.

Caydırıcılık ve yük paylaşımı

Pekin’ de ABD ve müttefiklerinin tatbikatlarına karşı kendi askeri faaliyetlerini artırdı. Liaoning uçak gemisi grubu, Filipinler ve Tayvan’ın doğusundaki sular dahil olmak üzere batı Pasifik’te gerçek atışlı tatbikatlar yürütüyor.

Faizal’a göre, ABD öncülüğündeki tatbikatlar, “Çin’le askeri bir çatışma durumunda muharebeye sahne olabilecek” yerlerde “caydırıcılık ve karşılık için operasyonel hazırlıkları” yansıtıyor.

Gorska ise çakışmanın tesadüfi olma ihtimalinin düşük olduğunu söyledi ve tatbikatların son yıllarda hız kazanan aynı ittifak geliştirme modelini izlediğine dikkat çekti.

Marston daha ölçülüydü: “Bunların stratejide herhangi bir değişimi yansıttığından emin değilim. Ancak kesinlikle derinleşen ağ temelli güvenlik işbirliğinin ve Japonya gibi ABD müttefiklerinin yük paylaşımına daha fazla vurgu yapmasının bir resmini ortaya koyuyor.”

Nadjibulla’ya göre kolektif mesaj açık: Caydırıcılık, tek ve büyük bir ABD varlığına daha az; bölge genelinde bir rakibin planlamasını karmaşıklaştırmak üzere tasarlanmış dağınık, dirençli ve birlikte çalışabilir bir koalisyona daha fazla bağlı olacak.

“Bunlar, ABD’nin esasen merkez-çevre tipi bir ittifak sistemini daha ağ temelli bir güvenlik mimarisiyle değiştirmeye çalıştığını gösteriyor,” dedi.

Diplomasi

ABD ve müttefikleri Çin’in füze denemesine karşı ortak açıklama yaptı

Yayınlanma

Çin’in füze denemesinin ardından ABD ve müttefikleri, “Bir dahaki sefere 24 saat önceden haber verin” çağrısı yaptı. Pekin, Washington’u “siyasi manipülasyon” yapmakla suçladı.

ABD ve müttefiki 40 ülke, geçen ay Pasifik’te gerçekleştirilen ve kaza ile askeri yanlış hesaplama risklerine ilişkin kaygıları artırdığını belirttikleri nadir bir Çin füze denemesinin ardından, uzun menzilli balistik füze fırlatmalarından en az 24 saat önce bildirim yapılması çağrısında bulundu.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından salı günü yayımlanan ortak açıklamada hükümetler, ülkelere — özellikle de nükleer silaha sahip devletlere — kıtalararası balistik füzeler (ICBM), denizaltından fırlatılan balistik füzeler (SLBM) ve uzaya fırlatma araçlarının fırlatılmasından önce bildirimde bulunma çağrısı yaptı.

Açıklamada Çin’in adı verilmezken, “Pasifik bölgesindeki son füze deneme faaliyetlerinin” çoğu devlet tarafından benimsenen standart bildirim uygulamalarına uymadığı belirtildi.

Pekin ise açıklamayı reddetti ve Çinli bir büyükelçi Washington’u “siyasi manipülasyon” yapmakla suçladı.

41 ülke, en az 24 saat önceden bildirim yapılmasının yanı sıra füzenin genel sınıfı, planlanan fırlatma zaman aralığı, fırlatma bölgesi ve hedeflenen yön hakkında da bilgi verilmesini istedi. Hükümetlerin ayrıca uçak ve gemilere, beklenen düşüş veya iniş bölgeleri konusunda uyarıda bulunması gerektiği belirtildi.

Açıklamada, “Nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip balistik füze denemelerinin yeterli ön bildirim ve ayrıntı sağlanmadan gerçekleştirilmesi tehlikelidir” denildi ve bunun yanlış hesaplama riskini artırarak küresel istikrar ve güvenliği zayıflattığı ifade edildi.

Açıklamada ayrıca ABD’nin, 145 ülkenin gönüllü olarak taraf olduğu Balistik Füze Yayılmasına Karşı Lahey Davranış Kuralları doğrultusunda kendi füze fırlatmaları hakkında önceden bildirimde bulunduğu savunuldu.

Açıklamaya Avustralya, Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Filipinler’in yanı sıra Palau ve Marshall Adaları gibi ABD’nin müttefikleri ve ortakları da imza attı.

Açıklama, Çin’in 6 Temmuz’da gerçekleştirdiği denizaltından fırlatılan stratejik füze denemesinin ardından geldi. Sahte bir savaş başlığı taşıyan füze, Çin Halk Kurtuluş Ordusu Donanmasına ait nükleer enerjili bir denizaltıdan fırlatıldı ve Güney Pasifik Okyanusu’na düştü.

Pekin, denemenin yıllık askeri eğitim faaliyetlerinin bir parçası olduğunu ve ilgili ülkelerin önceden bilgilendirildiğini açıkladı.

Ancak uzmanlara göre eleştirilere yol açan asıl konu, bu uyarıların yapılma biçimiydi.

Parley Policy Initiative Direktörü Michael Bosack, Pekin’in yaptığı bildirimlerdeki eksikliklerin, 41 hükümetin yeterli ön bildirimin ne anlama geldiğine ilişkin daha açık standartlar talep etmesini açıklamaya yardımcı olduğunu söyledi.

Bosack’a göre Pekin, Japon yetkililere başlangıçta bildirimin uzay enkazıyla ilgili olduğunu söyledi ve farklı hükümetlere farklı koordinatlar verdi. Bazı hükümetler ise fırlatmadan yalnızca birkaç saat önce bilgilendirildi.

Bosack, “Ortak açıklamada beklentilerin bu kadar ayrıntılı biçimde tarif edilmesi önemli çünkü Çin hükümeti temmuzdaki fırlatma öncesinde gerçekten de bir tür ön bildirimde bulunmuştu” dedi.

Bosack, açıklamanın Çin’i kınayan “sembolik bir protesto mektubu” olmaktan ziyade “uygulanabilir bir beklentiler bütünü” ortaya koyduğunu savundu.

“Böyle bir şey gerilimin yüksek olduğu bir dönemde yaşanır ve birileri bir füze fırlatıldığını tespit ederse bunun yalnızca bir deneme olmadığını varsayarak karşılık verebilir” dedi.

Bosack, füzenin arızalanması ve parçalarının başka bir ülkenin topraklarına düşmesi halinde tehlikenin daha da artabileceğini söyledi.

Pekin: ABD olayı siyasallaştırıyor

Çin ise ortak açıklamayı reddederek Lahey Kuralları’na bağlı olmadığını savundu ve Washington’u, Pekin’in temmuzdaki deneme öncesinde gönüllü olarak yaptığı bildirimi siyasallaştırmakla suçladı.

Çin’in silahsızlanma işlerinden sorumlu büyükelçisi Li Chijiang, salı günü Cenevre’deki Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı açıklamada, Pekin’in fırlatmadan önce ABD’yi ve diğer ülkeleri bilgilendirdiğini ve başkalarının çıkarlarının zarar görmemesi için gerekli önlemleri aldığını söyledi.

Li, Washington’u “açıkça çifte standart uygulamakla” suçlayarak Çin’in Lahey Kuralları’na taraf bir devlet olmadığını ve bu nedenle kuralların bildirim yükümlülükleriyle bağlı bulunmadığını savundu.

Bosack ise, Çin’in daha ayrıntılı ön bildirim çağrılarına direnmesinin, bunun diğer ülkelerin Çin’in füze denemeleri hakkında istihbarat toplamasını kolaylaştırabileceği yönündeki kaygılardan kaynaklanabileceğini söyledi.

Bosack, “ABD ve müttefikleri bildirim sayesinde nereye bakmaları gerektiğini bilirlerse Çin’in füze sistemlerinin uçuş parametreleri ve kabiliyetleri hakkında veri toplayabilirler” dedi.

Açıklama, Pasifik Adaları Forumu’nun 18 üye ülkesini temsil eden dışişleri bakanları ve üst düzey yetkililerin, Fiji’nin Suva kentindeki bir toplantıda Çin’in denemesine karşı ortak bir tutum üzerinde anlaşamamasından birkaç gün sonra geldi. Görüş ayrılıkları, yayımlanacak açıklamanın özellikle Çin’in eylemlerini mi yoksa Pasifik’teki füze fırlatmalarını daha genel biçimde mi ele alması gerektiği konusunda ortaya çıktı.

Çin’in temmuzdaki fırlatması, Pekin’in Eylül 2024’te Pasifik’e bir kıtalararası balistik füze fırlatmasından iki yıldan kısa süre sonra gerçekleşti. Bu da Çin ordusu açısından alışılmadık bir başka uzun menzilli füze denemesi olmuştu.

Çin Pasifik’e füze denemesi yaptı, bölge ülkelerini alarma geçirdi

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kosova’dan Ukrayna’ya “bağımsızlık” tepkisi

Yayınlanma

Volodimir Zelenskiy’in Sırbistan’a yaptığı gezide Kosova’nın bağımsızlığını tanımayacaklarını söylemesi Priştine’de tepki yarattı.

Zelenskiy, geçen cumartesi günü ilk kez, AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırım rejimine katılmayı reddeden Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’i ziyaret etti.

Ardından, Ukrayna’nın Sırbistan’ın eski bir eyaleti olan Kosova’nın bağımsızlığını tanımamaya devam edeceğini açıklayarak bölgedeki temel gerilimin ortasına daldı.

Kosova’nın tepkisi gecikmedi. 2022 yılından beri Priştine’nin ana caddesinde asılı duran, bir bina büyüklüğündeki mavi-sarı renkli “Özgür Ukrayna” pankartı derhal indirildi.

Belediye Başkanı Përparim Rama, “savaş, şiddet ve zulümle karşı karşıya kalan halklara” sempati duyduğunu fakat “saygının karşılıklı olması gerektiğini” belirtti.

Zelenskiy’in ziyaretinden bu yana Vučić, Kosova’nın baraj gölü kıyısındaki Sırplara ait evleri yıkmasına misilleme olarak, Sırbistan’dan Kosova’ya akan İber Nehri’nin akış yönünü fiziksel olarak değiştirmekle tehdit etti.

Böyle bir hamle, Kosova’nın su ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan ve en büyük elektrik santraline hayati önem taşıyan soğutma kapasitesini sağlayan baraj gölünü kurutacak.

Buna ek olarak, Sırbistan Dışişleri Bakanı Marko Djurić ile Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, X üzerinden sert sözler sarf ettiler.

Rama, Sırbistan’ı “siyasi bir balonun içinde” olmakla ve “Sırbistan’ın Kosova’yı uzun zaman önce kaybettiği gerçeğini inkar etmekle” suçladı.

Kosova, 2008 yılında bağımsızlığını ilan etti ve bugüne kadar ABD, Birleşik Krallık ve 27 AB üye ülkesinden 22’si dahil olmak üzere 100’den fazla ülke tarafından tanındı.

Ayrıca, Aralık 2022’de üyelik başvurusunu sunan Kosova, potansiyel bir AB aday ülkesi.

Kosova Dışişleri Bakanı Glauk Konjufca, Zelenskiy’in görüşlerini “üzüntüyle” not aldığını ve bu tür söylemlerin “Rusya’nın Kosova’yı bir emsal olarak gösterme girişimlerini” yansıttığını belirtti.

Sırbistan hâlâ Sovyet standardı kalibrelerde önemli miktarda mühimmat üretiyor; bu mühimmatı, NATO standardını kullanan Kiev’in Batılı müttefiklerinden temin etmek imkânsız.

Ukrayna ise Donbas ve ötesindeki çatışmalarda kilit öneme sahip olan Sovyet döneminden kalma ağır obüsleri ve tankları elinde tutuyor.

Rusya ilişkilerini sürdürmesine rağmen Vučić, bunları Kiev’e sessizce sağlamaktan memnun.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Erdoğan: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik

Yayınlanma

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Krallığı ile ilişkilerinin “stratejik bir ilişki” olduğunu vurgulayarak, önümüzdeki dönemde “iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha yüksek seviyelere taşıyacak” adımların atılacağını söyledi.

Hürmüz Boğazı’nın küresel ekonominin hayati arterlerinden biri olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Umudumuz ve beklentimiz, mevcut gerginliğin bir an önce sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın uluslararası ticarete güvenli, istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde hizmet etme rolünü yeniden üstlenmesidir,” diye ekledi.

Erdoğan, geçen hafta Mekke’de Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile imzaladığı “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın ardından Şark’ül Evsat’ın sorularına yanıt verdi.

Cevaplarında Cumhurbaşkanı, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı ABD ile İran arasındaki gerginliğin ‘sadece duruma bağlı bir yansıması’ olarak görmenin bir hata olduğunu” savundu.

Erdoğan, “konunun yalnızca askeri bir bakış açısıyla değerlendirilmemesi gerektiğini; aksine, bu anlaşmanın temel amacının caydırıcılık boyutunu güçlendirmek, taraflar arasındaki dayanışma ruhunu pekiştirerek güvenlik teşvikini artırmak ve bölgesel istikrarı korumak olduğunu” söyledi.

Şahbaz Şerif: Üçlü pakt tamamen savunma amaçlı

Cumhurbaşkanı, anlaşmanın “Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde belirtilen savunma hakkını teyit etmek amacıyla yapıldığını” vurgulayarak, anlaşmanın “hiçbir ülkeyi hedef almadığını”, aksine “katılmak isteyen tüm kardeş ülkelere açık olduğunu” belirtti.

Erdoğan, Mekke anlaşması hakkında şunları söyledi:

“Mekke Ortak Savunma Anlaşması fikri, bölgemizdeki gelişmelerin dayattığı yeni koşullardan doğdu ve üç ülkenin ortak sorumluluklarının bilincinde olmalarından kaynaklandı. Bölgesel meselelerin, bölgenin kendi ülkeleri tarafından çözülmesi gerektiğine her zaman inandık. Bu meselelere çözüm bulma çabalarını tutarlı bir şekilde destekledik; bu, duruma yaklaşımımızın temelini her zaman oluşturmuştur. Bölgesel meseleler, bölgesel aktörler tarafından çözülmelidir ve bu adımla, bu hedefe ulaşma yolunda ilk adımı attığımızı düşünüyoruz.”

Erdoğan, “İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının derhal durdurulması gerektiğini” talep ederek, Suriye’nin “yeni bir aşamaya” girdiğini kaydetti ve “en önemli arzumuzun, bu aşamanın kalıcı barış, istikrar ve Suriye’nin yeniden inşasına zemin hazırlaması olduğunu” belirtti.

Erdoğan, ülkesinin “Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek hiçbir örgüt veya oluşumun Suriye’nin kuzeyinde ya da başka herhangi bir bölgesinde varlığına izin vermeyeceğini” taahhüt etti.

Erdoğan, üç ülkenin amacının “dışlayıcı bloklar oluşturmak” değil, “egemenliğe, toprak bütünlüğüne, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel işbirliği sistemi kurmak” olması gerektiğini savundu.

Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan savunma anlaşması: Birine yönelik saldırı tümüne yapılmış sayılacak

Körfez bölgesinin güvenliğinin yalnızca bölge ülkeleri için büyük önem taşımakla kalmadığını, aynı zamanda küresel ekonomi ve uluslararası ticaret açısından da hayati bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı, “Mekke Anlaşması’nın, bölgedeki ortak güvenlik ve dayanışma kavramının pekiştirilmesine önemli ölçüde katkıda bulunacağını ve bölgedeki mevcut yaklaşımda bir değişim getireceğini görüyoruz,” dedi:

“Ayrıca, Körfez bölgesinin istikrarı, aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki iktisadi bağların güvenliği açısından stratejik bir öneme sahiptir. Körfez’deki barış ve istikrarı, kendi güvenliğimiz ve bölgesel barışa ilişkin vizyonumuzdan ayrı bir konu olarak değerlendirmiyoruz. Bu nedenle, omuzlarımıza yüklenen tüm sorumlulukları yerine getirmeye devam edeceğiz ve yapıcı diplomatik çabalarımızı sürdüreceğiz.”

Erdoğan, Hürmüz Boğazı ile ilgili olarak da, hedefin boğazın “normal, güvenli ve istikrarlı durumuna geri dönmesi ve bu durumun sürdürülebilir ve kalıcı hale gelmesi olmalı” dedi.

Pakistan-Suudi Arabistan anlaşmasında neler vardı?

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English