Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de bütçe çıkmazı sürerken DHS için uzun vadeli geçici çözüm gündemde

Yayınlanma

ABD Kongresi’nde Cumhuriyetçiler, İç Güvenlik Bakanlığının (DHS) finansmanına ilişkin Demokratlarla yürütülen müzakerelerin başarısız olacağı beklentisiyle uzun vadeli bir geçici bütçe seçeneğine odaklanıyor. Mevcut ödeneklerin 13 Şubat’ta sona erecek olması nedeniyle, Cumhuriyetçi liderler göçmenlik düzenlemelerindeki temel görüş ayrılıklarının kısa sürede giderilmesini uzak bir ihtimal olarak görüyor.

ABD Kongresi’nde Cumhuriyetçiler, 13 Şubat’ta süresi dolacak olan İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) finansmanı konusunda Demokratlarla önümüzdeki birkaç gün içinde göçmenlik reformları üzerinde bir anlaşmaya varılabileceği hususunda şüphe duyuyor.

Bu durum, pek çok milletvekilini bakanlık için uzun vadeli ve geçici bir çözüm arayışına itti.

Cumhuriyetçiler, Demokratların temel talepleri ile kendi kırmızı çizgileri arasındaki uçurumun bu kadar kısa bir süre içinde kapatılmasını imkansız olarak değerlendiriyor.

Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, adli arama kararı zorunluluğunun veya federal göçmenlik operasyonlarının kapsamının genişletilmesi ihtimalini kesin bir dille reddetti.

Adli arama kararlarını “uygulanamaz” ve “gereksiz” olarak nitelendiren Johnson, göçmenlik birimlerinin operasyonlarda maske kullanımını da savundu.

Johnson, olası bir uzlaşmanın federal birimlerle iş birliği yapmayan “sığınak şehirlerin” yasaklanmasını içermesi gerektiğini belirtti.

Liderler arasındaki görüş ayrılığı derinleşiyor

The Hill gazetesinin haberine göre Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, çarşamba günü yaptığı açıklamada Johnson’ın “mantıksız pozisyonlar ortaya koyduğunu” belirtti. Bu görüş ayrılığı, Cumhuriyetçilerin DHS’yi başlangıçta neden bir ila altı ay arasında fonlamak istediklerini de açıklıyor.

Beyaz Saray ise nihayetinde Temsilciler Meclisi’nin salı günü onayladığı iki haftalık geçici bütçe üzerinde mutabık kalmıştı.

Ancak Cumhuriyetçi Parti içindeki birçok isim, bir başka kısa vadeli “yara bandı” çözümüne sıcak bakmıyor.

Temsilciler Meclisi Özgürlük Grubu (Freedom Caucus) Başkanı Andy Harris, hızlı ve önemli bir ilerleme kaydedilmemesi durumunda bakanlığın mali yılın sona ereceği 30 Eylül’e kadar fonlanması gerektiğini kaydetti.

Bu adım, Trump’ın ikinci dönemine başlamasından bu yana yeni tam bütçe seviyeleri onaylanmayan DHS için bir başka tam yıllık geçici bütçe (CR) anlamına gelecek.

DHS bütçesi hükümetin finansman bekleyen son parçası

Minneapolis’te iki Amerikan vatandaşının göçmenlik memurları tarafından öldürülmesinin yarattığı siyasi tepkinin ardından DHS, hükümetin 30 Eylül’e kadar olan finansmanı onaylanmayan son bölümü olma özelliğini taşıyor.

Harris, “Gelecek haftanın ortasına kadar bu işi bitiremezsek bir geçici bütçe daha geçirmek zorunda kalacağız. Bu noktada, yılın geri kalanı için bir bütçe üzerinde durmalı ve bu konuyu artık geride bırakmalıyız” dedi.

Başkan Johnson ise müzakereler konusunda dışarıya karşı iyimserliğini koruyor.

Çarşamba günü yeni bir geçici bütçe ihtimali sorulduğunda Johnson, “Neden bir geçici bütçe hamlesi yapacağımı varsayıyorsunuz? İki taraf birbirinden oldukça uzak ancak üzerinde anlaşılan çok şey var; göreceğiz. Neden bir anlaşmaya varamıyoruz?” diye konuştu.

Senato Cumhuriyetçileri uzun vadeli seçeneğe açık

Senato Çoğunluk Lideri John Thune ise çarşamba günü gazetecilere yaptığı açıklamada, mali yıl sonuna kadar bir geçici bütçenin gerekli olabileceğini ve Cumhuriyetçilerin buna büyük ölçüde destek vereceğini ifade etti.

Thune, “Bunu ihtimal dışı bırakmam, bence bir seçenek. Asıl soru Demokratların bunu destekleyip desteklemeyeceği. Şu an için hiçbir şeyi desteklemek istemiyor gibi görünüyorlar” dedi.

Özgürlük Grubu üyelerinden Keith Self de benzer bir çağrıda bulunarak, “Eğer geçici bütçe yoluna gideceksek bunun tam bir yıl olması gerekiyor. Bu kısır döngüden çıkmalıyız” ifadesini kullandı.

Demokratlar taleplerinden ödün vermiyor

Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimi ile diğer federal göçmenlik kurumlarına kısıtlamalar getirilmesini isteyen Demokratlar, taleplerinin hiçbirini karşılamayan bir geçici bütçeyi kabul etmeye yanaşmıyor.

Jeffries, DHS finansmanı için ikinci bir geçici bütçenin “masada olmadığını” belirterek Cumhuriyetçileri müzakereye çağırdı.

Mevcut fonların sona ereceği 13 Şubat’a kadar bir anlaşmanın mümkün olup olmadığı sorulduğunda Jeffries, “Bu, Cumhuriyetçilerin iyi niyetle müzakere edip etmeyeceğine bağlı. Gereken cesur ve dönüştürücü değişikliklerin neler olduğunu belirttik. Top artık Cumhuriyetçilerin sahasında” dedi.

Taraflar birbirini art niyetle suçluyor

Bazı Cumhuriyetçiler ise Demokratları iyi niyetli davranmamakla itham ediyor. Temsilciler Meclisi’nin en büyük muhafazakar grubu olan Cumhuriyetçi Çalışma Komitesi Başkanı August Pfluger, “Dört yıl boyunca iyi niyetten uzak bir süreç yaşadık; ülkemizi çok kötü bir duruma soktular ve bunun sorumlusu onlar” dedi.

Pfluger, özellikle Demokratların adli arama kararı talebine dikkat çekerek, “Bu kararlar tek başına asayişin sağlanmasını engelleyecektir. Bu, iyi niyetli bir müzakere değil” diye konuştu.

John Thune da bu görüşe katılarak iki haftalık sürenin “hiçbir anlamı olmadığını” belirtti.

Thune, Jeffries ve Schumer için “İkisi de kendi gölgelerinden korkuyor. Soldan çok fazla tepki ve baskı alıyorlar. Jeffries’in bir anlaşma yapmak istediğini hiç sanmıyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Demokrat Parti saflarında strateji toplantısı ve bölünme emareleri

Temsilciler Meclisi ve Senato’daki Demokrat liderler, çarşamba günü önceliklerini ve yol haritalarını tartışmak üzere bir araya geldi.

Bu toplantı, Senato Demokrat liderlerinin müzakere edip desteklediği finansman paketine Temsilciler Meclisi’ndeki sadece 21 Demokratın “evet” oyu vermesinden bir gün sonra gerçekleşti. Temsilciler Meclisi Demokrat yönetiminin tamamı pakete karşı oy kullanmıştı.

Toplantı sonrası Jeffries ve diğer liderlerle düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer, “Aynı çizgideyiz” mesajı verdi.

Ancak Başkan Johnson, Demokrat taraftaki bölünmeye işaret ederek Jeffries ve Schumer arasında bir “güç savaşı” yaşandığını öne sürdü ve Cumhuriyetçi birliğinden övgüyle bahsetti.

Johnson, Demokratların hükümeti kapatmayı tercih etmesi durumunda Cumhuriyetçilerin elinin daha güçlü olacağına inanıyor.

Geçen yıl Trump tarafından imzalanarak yasalaşan “One Big Beautiful Bill” (Büyük Güzel Yasa) kapsamında ICE birimine dört yıl yetecek kadar, 75 milyar dolarlık bir kaynak sağlandığını hatırlatan Johnson, “Eğer Demokratlar hükümeti kapatmayı seçerlerse, engellemiş olacakları şey diğer tüm temel hizmetler olacaktır: FEMA, Sahil Güvenlik, TSA ve ulusal güvenliğin diğer unsurları” diye konuştu.

Trump’ın sınıf ittifakları: ICE operasyonları hangi şirketlere yarıyor?

Amerika

Trump yönetimi Çin menşeli veri merkezi cihazlarını yasaklamaya hazırlanıyor

Yayınlanma

Konuya yakın dört kişinin Reuters’a verdiği bilgiye göre Trump yönetimi, yapay zekâ alanındaki büyümeyi destekleyen altyapıyı koruma amacıyla Çin menşeli veri merkezi bileşenlerinin yeni modellerinin ABD’ye ithalatını yasaklayacak bir düzenleme hazırlıyor.

ABD telekomünikasyon sektörünü denetleyen Federal İletişim Komisyonu (FCC), verilerin veri merkezleri içindeki fiber optik kablolar üzerinden ışık hızında iletilmesini sağlayan yeni Çin menşeli optik alıcı-vericilerin ithalatını engelleyecek düzenleme üzerinde çalışıyor. Yetkililer, düzenlemenin bu yıl yayımlanmasını ve yayımlandığı anda yürürlüğe girmesini umuyor.

Daha önce kamuoyuna yansımayan bu adımın, Çinli şirketlerin veri çalmasını, kötü amaçlı yazılım yerleştirmesini veya yapay zekâ modellerinin eğitilmesi ve çalıştırılmasında kullanılan çipleri barındıran ABD’deki veri merkezlerinde hizmetleri aksatmasını önlemeyi amaçladığı savunuldu.

Hassas konuları görüşmek üzere isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuşan kaynaklar, FCC’nin kısıtlamayı hâlâ değiştirebileceğini ya da tamamen rafa kaldırabileceğini vurguladı. Ancak söz konusu düzenleme, Trump yönetiminin Çin teknolojisinin ileri düzey ABD sanayilerine tedarik zincirine yerleşmeden önce girişini sınırlandırma çabalarının son örneğini oluşturuyor.

Washington merkezli danışmanlık şirketi Beacon Global Strategies’da yapay zekâ politikaları uzmanı olan Divyansh Kaushik, “Alıcı-vericiler kesinlikle bir risk oluşturuyor” dedi.

Kaushik, “Veri merkezi yatırımları büyürken, veri merkezi tedarik zincirinin en başından itibaren güvenli olduğundan emin olmak gerekir” ifadelerini kullandı.

Düzenlemeden fayda sağlayacağı düşünülen ABD merkezli alıcı-verici üreticilerinin hisseleri haberin ardından yükseldi. Lumentum’un hisseleri yüzde 7, Coherent’in yüzde 11 ve Applied Optoelectronics’in hisseleri yüzde 18 değer kazandı.

Çin Büyükelçiliği: Gerekirse karşılık veririz

Beyaz Saray ve FCC, yorum taleplerine yanıt vermedi. Çin’in Washington Büyükelçiliği ise Pekin’in ABD’ye “iki ülkedeki iş çevrelerinin nesnel ve akılcı görüşlerine kulak verme” ve “Çinli şirketleri karalamayı ve yaptırım tehditlerinde bulunmayı bırakma” çağrısı yaptığını bildirdi.

Büyükelçilik, “Çin, çıkarlarına somut zarar veren her türlü adıma karşı gerekli bütün tedbirleri alacaktır” açıklamasında bulundu.

Çin menşeli veri merkezi cihazlarının yeni modellerine getirilecek bir ABD yasağının, dünyanın en büyük alıcı-verici satıcılarından biri olan Çinli Zhongji Innolight şirketini etkilemesi bekleniyor. Şirket, haziran ayında Pentagon’un Çin ordusu tarafından desteklendiği iddia edilen şirketler listesine eklenmişti. Bu liste, daha sert tedbirlerin habercisi olabiliyor.

Yasak, Amazon Web Services gibi ABD’li bulut bilişim şirketlerinin maliyetlerini de artırabilir. Çünkü bu şirketler, ABD merkezli Coherent ve Lumentum gibi başka üreticilere yönelmek zorunda kalabilir.

Counterpoint Research verilerine göre Çinli Innolight, küresel veri merkezi alıcı-verici pazarında yüzde 27’lik payla lider konumda bulunuyor.

Foundation for American Innovation tarafından hazırlanan bir rapora göre Coherent ve Lumentum rekabetçi teknolojilere sahip olsa da Çinli tedarikçilerin yerini alacak üretim ölçeğine sahip değil.

Raporda ayrıca Innolight’ın gelirlerinin yüzde 90’ını Çin dışındaki pazarlardan elde ettiği belirtildi.

Reuters’ın daha önce bildirdiği üzere FCC, Çin menşeli insansız hava araçları, yönlendiriciler, robotlar ve invertörlere yönelik benzer kısıtlamalar uyguladı.

Kaynaklardan üçünün verdiği bilgiye göre kurum, bu kısıtlamalara paralel olarak bütün yeni alıcı-verici modellerinin ithalatını yasaklayacak, ardından Çinli olmayan birçok tedarikçiyi kısıtlamalardan muaf tutacak.

Trump, ilk başkanlık döneminde Çinli şirketlerin fikrî mülkiyet hırsızlığı yaptığı ve Huawei’nin devlet destekli casusluk faaliyetlerine karıştığı yönündeki iddiaları gündeme taşımıştı. Huawei ise bu suçlamaları reddediyor.

Ancak Pekin’in geçen yıl nadir toprak minerallerine yönelik ihracat kontrollerini devreye sokmasının ardından Trump, ikinci döneminde daha az saldırgan bir yaklaşım benimsedi.

ABD Ticaret Bakanlığı geçen ekimde ticaret savaşında sağlanan yumuşamanın ardından Çin’e yönelik bir dizi ithalat kısıtlamasını rafa kaldırdığını bildirmişti. Bunlar arasında Çin menşeli veri merkezi ekipmanlarını hedef alan bir düzenleme de bulunuyordu.

Ancak FCC devreye girerek aralık ve mart aylarında sırasıyla insansız hava araçları ve yönlendiricilere yönelik yasakları açıkladı.

Bu yasaklar, ürünleri ulusal güvenlik riski taşıyan yabancı şirketlerin gelecekteki ekipman satışlarını engellemek amacıyla Kongre tarafından oluşturulan “Covered List” kapsamında hayata geçirildi.

Çin menşeli invertörler ve robotlara yönelik adımlar da geçen hafta atıldı.

Veri merkezi krizi

Okumaya Devam Et

Amerika

Tucker Carlson: MAGA ihanete uğradı

Yayınlanma

ABD’li muhafazakâr yorumcu Tucker Carlson, Marjorie Taylor Greene’in bir paylaşımına yanıt olarak “MAGA’ya ihanet edildi,” dedi.

Greene, X’te paylaştığı bir gönderide, “Artık yabancı ülkelerde savaş olmayacak demiştik ve bunu ciddiye almıştık; Donald Trump’ı da bu sözü verdiği için desteklemiştik. Ama o hepimize ihanet etti. Taahhüdümüz, sağ, sol ve merkezden tüm Amerikalılar için ‘Önce Amerika’dır. Hareket başladı,” diye yazdı.

Eski Temsilci Greene’in paylaştığı fotoğrafta Carlson ile kendisinin yanı sıra, istifa eden eski Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, Greene’in yakın zamanda evlendiği muhafazakâr gazeteci Brian Glenn, Temsilci Thomas Massie de yer alıyordu.

Bunu yeniden paylaşan Carlson ise şöyle yazdı:

“MAGA’ya ihanet edildi. Hepimize ihanet edildi. Artık yeni bir yol izlemenin zamanı geldi. Daha fazlası yarın akşam saat 18:00’da (ET) TuckerCarlson.com’da.”

Carlson daha önce, ABD Başkanı Trump’ı desteklemiş olması nedeniyle pişmanlığını dile getirmiş, hatta Trump yönetiminin siyasi yükselişindeki rolünden dolayı “acı çektiğini” itiraf etmişti.

Greene: MAGA tamamen bir yalandı

Carlson, bu açıklamaları nisan ayında, kardeşi Buckley Carlson ile podcast’inde gerçekleştirdiği bir sohbet sırasında yapmış ve Amerikan seçmenleri üzerindeki etkisi nedeniyle kamuoyuna özür dilemişti:

“Bence bu, kendi vicdanlarımızla yüzleşmemiz gereken bir an. Biliyorsunuz, bu durum uzun süre canımızı yakacak. Benim için de öyle olacak ve insanları yanlış yönlendirdiğim için özür dilemek istiyorum. Kasıtlı değildi. Söyleyeceklerim bu kadar.”

Carlson’ın Trump ile olan önceki ilişkisi, başkan için kişisel konuşma metinleri yazmak ve seçim kampanyası yürütmekten ibaretti.

Şimdi ise kendisi de dahil olmak üzere destekçilerin mevcut siyasi durumdan sorumluluk alması gerektiğini söyledi.

Haziran ayında Carlson, yakın zamanda katıldığı bir podcast programında Başkan Yardımcısı JD Vance’i kişisel bir dostu ve siyasi müttefiki olarak nitelendirmiş ve başkan yardımcısının Trump tarafından “açmaza” sokulduğunu eklemişti.

Carlson, başkan yardımcısının gerçek bir politika belirleme yetkisi olmadığını ve “kendi seçmenlerine tamamen ihanet etmiş” bir başkanın emrinde çalışmak zorunda kaldığını savunmuştu.

Joe Kent: İsrail, ABD hükümetinin elini zorlayarak bizi savaşa itti

Carlson, “Ve bu başkan, kendi seçmenlerine tamamen ihanet etti. Bu da, ben de dahil olmak üzere o seçmenlerin çoğunun umudu olan başkan yardımcısını korkunç bir durumda bırakıyor. Her gün JD Vance için üzülüyorum. Her gün onun için dua ediyorum. Onu her zaman bir dost olarak görüyorum,” demişti.

Greene, Massie, Kent ve Carlson, şubat ayında başlatılan İran savaşı nedeniyle Trump’a sırt çevirdiler ve bunun, “sonsuz savaşları” sona erdireceğine dair seçim vaadine bir ihanet olduğunu savundular.

Carlson, savaşı “iğrenç ve şeytani” olarak nitelendirirken, Trump’ın terörle mücadele şefi olarak görev yapan Kent ise, savaşa karşı çıkması nedeniyle mart ayında istifa etti.

Kent, X’te yayınlanan bir mektupta, “Vicdanım elverdiği sürece İran’da devam eden savaşı destekleyemem. İran, ülkemiz için acil bir tehdit oluşturmuyordu ve bu savaşı İsrail ile onun güçlü Amerikan lobisinin baskısı nedeniyle başlattığımız açık,” diye yazmıştı.

Greene ise, savaş başladığında Epstein dosyaları nedeniyle Trump ile çoktan yollarını ayırmıştı.

Trump’ın kendisine kamuoyu önünde saldırmasının ardından, “incitici ve nefret dolu bir ön seçim sürecine katlanmaktansa” Kongre’den istifa edeceğini söyledi.

MAGA, Gazze konusunda İsrail’e eleştirilerini artırıyor

Massie de Epstein dosyaları nedeniyle Trump ile yollarını ayırmış ve mayıs ayında ön seçimleri, Trump’a sadık emekli Navy SEAL üyesi Ed Gallrein’e karşı kaybetmişti.

Massie’nin mevcut görev süresi ocak ayında sona eriyor.

Temmuz sonunda Massie, Trump’ın İran savaşı başlatma yetkisini sınırlamayı amaçlayan bir savaş yetkileri karar tasarısı lehinde oy kullanan birkaç Cumhuriyetçi’den biriydi.

Tasarı, Temsilciler Meclisi’nde 214’e karşı 208 oyla kabul edildi.

Trump, kendisine sırt çeviren eski MAGA müttefiklerine sert saldırılar yöneltti. Greene’i “hain”, Kent’i “adi herif”, Carlson’u “düşük IQ’lu kişi” ve Massie’yi “zayıf ve acınası” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

S&P500 kazançları, “AI balonu”nu gizliyor olabilir

Yayınlanma

S&P 500 kârları, son 30 yılın en hızlı artış oranlarından biriyle büyüyor. S&P 500 ABD’nin en büyük 500 halka açık şirketinin hisse senetlerinden oluşan ve piyasa değeri ile ağırlıklandırılan bir borsa endeksi.

FactSet verilerine göre, S&P 500 şirketlerinin yaklaşık %62’sinin sonuçları açıklandığında, endeksin hisse başına kârı geçen yıla göre yaklaşık %47 daha yüksek.

Devasa kâr artışı, yatırımcılara yapay zeka (AI) patlamasının “spekülatif bir çılgınlıktan ibaret” olmadığını gösterdiği düşünülüyor.

Bununla birlikte, şu anki yapay zeka odaklı patlamanın bazı özellikleri rakamları çarpıtıyor ve kârlılığın gerçekte olduğundan daha yüksek gösterilmesine neden oluyor.

Axios’a göre genellikle bu tür bir büyüme yalnızca şiddetli resesyonların ardından görülür. Örneğin, S&P 500, 2008-9’da yaşanan krizin en kötü dönemine kıyasla, 2010 yılının birinci ve ikinci çeyreğinde yıllık bazda %40’lık bir kâr artışı kaydetti.

Aynı durum, COVID kaynaklı iktisadi çöküşün en kötü dönemini takip eden yıl için de geçerliydi. O dönemde S&P 500’ün kârı, 2021’in üçüncü çeyreğinde neredeyse %80 oranında sıçradı.

Yapay zeka: Finansal bir balon

FactSet verilerine göre, S&P 500 endeksinin bu çeyrekteki muazzam performansına en büyük katkı, hiper ölçekli şirketler Amazon ve Alphabet’ten geldi. Amazon’un ikinci çeyrek kârı %242 arttı. Alphabet’in kârı ise neredeyse %300 arttı.

Bununla birlikte, bu çılgın kazançlar büyük ölçüde, bu şirketlerin diğer teknoloji şirketlerinde sahip oldukları hisse paylarından kaynaklanan büyük, faaliyet dışı ve gerçekleşmemiş kazançların sonucuydu.

Amazon’un kârı, büyük ölçüde yapay zeka laboratuvarı Anthropic’teki hisse payıyla ilgili olan ve şirketin 53,4 milyar dolar olarak kaydettiği bu tür bir kazançtan olumlu etkilendi.

Alphabet ise, esas olarak Elon Musk’ın SpaceX’indeki hisse payıyla ilgili yaklaşık 99 milyar dolarlık devasa bir kazanç bildirdi.

Bazı analistler, kârların altında yatan eğilimi daha iyi kavrayabilmek için bu dev şirketlerin kârlarını hesaplamanın dışında bırakma gereği duydular.

FactSet analisti John Butters, “Alphabet ve Amazon.com hariç tutulduğunda, S&P 500 endeksinin 2026 yılının ikinci çeyreğine ait ağırlıklı kâr artış oranı %47,4’ten %28,8’e düşecektir. Fakat bu durum, endeks için yine de üst üste ikinci çeyrekte %20’nin üzerinde kâr artışı ve üst üste yedinci çeyrekte çift haneli kâr artışı anlamına gelecektir,” diye yazdı.

Ayrıca bu şirketlerin kârlılığını değerlendirirken akılda tutulması gereken bir başka unsur daha var.

Yapay zeka veri merkezlerine yönelik yatırım harcamalarındaki mevcut iktisadi balonun muhasebe kuralları, toplam kârları neredeyse otomatik olarak artıracak.

Şirketlerin yaptığı harcamaların çoğu –örneğin çalışanların maaşları gibi– maliyet veya gider olarak satış gelirlerinden düşülür. Geriye kalan ise şirketin kârıdır. 

Fakat sermaye harcamaları farklı şekilde değerlendirilir. Veri merkezlerine yapılan büyük harcamalar gibi sermaye harcamaları, şirketin bilançosunda “sabit kıymet” olarak kaydedilir.

Bu yatırımların maliyetleri, ancak zaman içinde, söz konusu sabit kıymetin değerinin azalmasıyla birlikte muhasebeleştirilir.

Buna karşılık, hiper ölçekli şirketlere, yeni nesil bulut hizmet sağlayıcılara veya büyük sermaye harcamaları yapan diğer kuruluşlara (örneğin yapay zeka alanında çip üreticileri gibi) ürün satan şirketler, gelirlerini hemen tahsil eder ve bu satışları ile kârlarını anında muhasebeleştirir.

Genel olarak bakıldığında, bu dinamik sistemin kârlılığını geçici olarak olduğundan fazla gösterebilir; zira tüm bu harcamaların faturası, bu harcamaların satıcılara sağladığı kâr kadar hızlı bir şekilde hesaplanmaz.

Dolayısıyla ilk bakışta bu durum, Amerikan şirketleri için “kârların altın çağı” gibi görünüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English