Bizi Takip Edin

Amerika

Trump’ın sınıf ittifakları: ICE operasyonları hangi şirketlere yarıyor?

Yayınlanma

ABD çapında göçmenlere yönelik Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimleri tarafından yapılan operasyonlar, Donald Trump’ın arkasındaki “sınıf ittifakları”na dair ipuçları sunuyor.

Palantir ve Deloitte gibi şirketlerin de aralarında bulunduğu kurumlar, Donald Trump’ın geçtiğimiz yıl uyguladığı agresif göçmenlik önlemlerinin merkezinde yer alan kurumlarla yaptıkları sözleşmelerden toplamda 22 milyar dolardan fazla kazanç elde etti.

Financial Times’ın (FT) bildirdiğine göre danışmanlar, teknoloji grupları, charter havayolları ve ABD başkanının müttefiki tarafından yönetilen bir duvar inşa şirketi, ICE ile Gümrük ve Sınır Koruma (CBP) kurumlarına yapılan harcamalardaki artıştan en çok yararlananlar arasında yer aldı.

Finansman patlaması, Trump’ın geçen ocak ayında ikinci kez göreve başlamasının ardından başladı ve temmuz ayında yasalaşan “büyük ve güzel yasa”nın kabul edilmesinden bu yana hızlandı.

FT’nin hükümet sözleşme verilerini analizine göre, veri istihbarat grubu Palantir, Ocak 2025’ten bu yana ICE’den 81 milyon dolarlık sözleşme aldı.

Danışmanlık firması Deloitte ise aynı dönemde ICE ve CBP’den toplam 100 milyon dolardan fazla yeni sözleşme elde etmiş.

Eyalet ölçeğindeki şirketler büyük sözleşmeler elde ediyor

Cumhuriyetçi bağışçı Tommy Fisher’ın başını çektiği ve ABD’nin güney sınırında bir duvarın bazı bölümlerini inşa etmek üzere sözleşme imzalayan Fisher Sand & Gravel grubu, CBP sözleşmelerinden en fazla kazanç elde eden şirket oldu ve temmuz ayından bu yana 6 milyar dolardan fazla gelir elde etti.

ICE sözleşmelerinden en fazla yararlanan tek şirket, kurum için charter uçuşları düzenleyen CSI Aviation oldu. Bu şirket, Trump’ın geçen ocak ayında göreve dönmesinden bu yana 1,2 milyar dolardan fazla iş aldı.

Bu kazançlar, Trump’ın tarihi yasasının kabul edilmesinden sonraki iki çeyrekte ICE’ın sözleşmelere yaptığı harcamaların önceki altı ayda 1,5 milyar dolardan 3,7 milyar dolara iki katından fazla artmasıyla geldi.

CBP’nin özel sektör şirketlerine yaptığı harcamalar 2025’in ilk ve ikinci yarısı arasında yedi kat arttı. Ajans, sadece bu ay içinde 2 milyar dolarlık yeni sözleşme işi bildirdi ki bu, meblağ 2025 yılının ilk yarısındaki toplamdan daha fazla.

Kurumların sözleşmelerinin çoğu, BT sistemlerinin modernizasyonu veya dış kaynaklı veri merkezi personeli sağlanması gibi rutin işler için ve genellikle önceki yönetimlerden kalma.

Palantir “kendi kendine sınır dışı etme takibi” sistemi oluşturuyor

Fakat diğerleri, Trump yönetiminin belgesiz göçmenleri tespit etmek, tutuklamak ve sınır dışı etmek veya onları “kendi kendilerini sınır dışı etmeye” teşvik etmek için kullandığı yeni taktiklerle ilgili.

On yıldan fazla bir süredir ajansla sözleşmesi bulunan Palantir, federal bir sözleşme duyurusuna göre, nisan ayında “kendi kendine sınır dışı etme takibi” için kullanılacak bir işletim sistemi oluşturmak üzere 30 milyon dolarlık bir anlaşma imzaladı.

Şirket ayrıca, “yasadışı yabancıların seçilmesi ve yakalanması operasyonlarını kolaylaştırmak” amacıyla araçlar sağlamak üzere sözleşme imzaladı.

Palantir CEO’su Alex Karp, daha önce grubun ABD hükümeti için yaptığı çalışmalarla ilgili endişeleri reddetmişti.

Karp geçen yıl şunlar söylemişti:

“Bu ülkenin göç konusunda şüpheci kalmasını ve caydırıcı bir kapasiteye sahip olmasını sağlamak için tüm nüfuzumu kullanacağım. Sınırların olması ahlaka aykırıymış gibi davranmak zorunda mıyız?”

Trumpizmin sınıfsal kökenleri sanıldığından daha karmaşık

AI tabanlı dil modelleri göçmen polisinin hizmetinde

ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) tarafından yayınlanan 2025 DHS AI Kullanım Örnekleri Listesine göre, ICE, geçen yılın mayıs ayından bu yana Palantir’in AI ürünlerini büyük hacimli sivil raporları işlemek için kullanıyor.

“AI-Enhanced ICE Report Processor” (“AI ile Güçlendirilmiş ICE Rapor İşlemcisi”) adlı bu araç, büyük dil modellerini (LLM) kullanarak alınan raporları özetliyor veya kategorilere ayırıyor ve İngilizce dışında alınan raporları İngilizceye çevirme işlevi sunuyor.

ICE’ın geçen yılın haziran ayından beri kullandığı “Gelişmiş İpucu Tanımlama ve Yaptırım Hedefi Seçimi” aracı da Palantir’den satın alınmıştı.

Kısaltması “ELITE” olan bu araç, yapay zeka kullanarak sınır dışı etme dahil olmak üzere yaptırım hedeflerinin adresleri gibi ipuçlarını tanımlıyor ve ajanların bunları paylaşmasına olanak tanıyor.

ICE’ın ayrıca, iç geliştiricilerin kod yazımı ve sistem yönetimi için Palantir tabanlı üretken yapay zeka kullandığı da ortaya çıktı.

“Büyük, harika yasa”da Anduril’in gözetleme kuleleri

Trump’ın yasası, tüm yeni sınır gözetleme kulelerinin “otonom” olarak sertifikalandırılmasını da gerektiriyor. Geçen temmuz ayında Intercept‘te yayımlanan bir habere göre yalnızca Anduril’in “kuleleri” bu şartı karşılıyor.

4 Temmuz’da Başkan Trump tarafından imzalanarak yasalaşan bu yasa, çeşitli sınır güvenliği teknolojileri için 6 milyar doların üzerinde olmak üzere, askeri ve kolluk kuvvetleri projelerine önemli ölçüde harcama artışı sağlıyor.

Bu girişimler arasında, ABD-Meksika sınırında sensörlerle donatılmış gözetleme kulelerinin oluşturduğu ve giderek genişleyen “sanal duvar”ın genişletilmesi de yer alıyor. Bu sınırda, göçmenleri tespit etme ve yakalama işini giderek daha fazla bilgisayarlar üstleniyor.

Anduril, CBP’ye yazılım destekli gözetleme kuleleri satarak faaliyetlerine başlamıştı. Şirket, “Sentry Tower” serisini, sensör verilerini izlemek için insan gücüne ihtiyaç duymadan, makine öğrenimi yazılımını kullanarak ufku sürekli tarayarak olası ilgi çekici nesneleri (örneğin sınırı geçmeye çalışan kişileri, araçları veya hayvanları) tespit eden “otonom” yetenekleri ile öne çıkarıyor.

Bilgisayarlı gözlerle sınırın kilitlenmesi vizyonuna iki partinin de destek vermesi sayesinde Anduril, Elbit ve General Dynamics gibi mevcut oyuncuları geride bırakarak sınır gözetimi alanında baskın bir oyuncu haline geldi.

Büyük teknoloji şirketlerinin dolaylı desteği

ABD’deki kamu sektörünün en büyük yüklenicilerinden biri olan Deloitte, “kanun uygulama sistemleri ve uygulama ve sınır dışı etme operasyonları için analiz” için daha fazla fon sağlayan son sözleşme güncellemelerini kabul etti.

Sözleşmeleri, ICE’ın hedef tespiti operasyonları bölümü için “internet araştırması ve veri analizi destek hizmetleri” için güncellenmiş hükümler de içeriyor.

Birçok büyük teknoloji şirketi federal hükümetle doğrudan sözleşme yapmıyor ama ürün ve hizmetleri satıcılar aracılığıyla sunulmaktadır, bu da fonlardaki artıştan elde ettikleri mali faydaları belirlemeyi zorlaştırıyor.

Dünyanın en büyük iki bulut grubu olan Amazon ve Microsoft, ABD kurumlarına sırasıyla en az 75 milyon dolar ve 93 milyon dolar değerinde hizmet sunuyor.

Bu hizmetler, esas olarak Dell Federal Systems gibi üçüncü taraf satıcılar aracılığıyla sağlanıyor.

ICE, eylül ayında Amazon’un bulut bölümünün sunduğu hizmetler için “barındırma desteği” sağlamak üzere bir üçüncü tarafa 24 milyon dolarlık bir sözleşme verdi.

Ayrıca Dell’e Microsoft kurumsal lisansları için 19 milyon dolar ödedi.

Motorola Solutions gibi daha küçük teknoloji grupları da ICE ile sözleşmeler imzaladı.

Illinois merkezli grup, kendi adına 19 milyon dolarlık sözleşmelere sahip, üçüncü taraf bir satıcı ise uygulama eylemlerinde görev alan personele Motorola telsizleri ve bataryalar sağlamak üzere 260 milyon dolarlık bir sözleşme kazandı.

Ayrıca, çeşitli büyük teknoloji şirketlerinin AI teknolojileri de kullanılıyor. ICE, işe alım için özgeçmişleri incelemek üzere OpenAI’nin GPT-4 tabanlı bir AI aracı kullandı.

Meta, Google, OpenAI ve Anthropic’in AI teknolojileri de kullanılıyor.

Yeni hapishaneler için arazi ve depolama alanları

ABD’nin küçük kasaba ve şehirlerinde protestolar olmasına rağmen, Trump yönetimi, ABD tarihindeki en büyük gözaltı kapasitesi genişlemesi olabilecek bir proje kapsamında, göçmen hapishanelerine dönüştürmeyi planladığı depoları satın almaya devam ediyor.

Bloomberg‘e göre sadece iki deponun satın alınması maliyeti 172 milyon dolardı. Teksas’ın El Paso kentinde bulunan üçüncü depo, planlandığı gibi tamamlandığında 8.500 yatak kapasitesiyle ülkedeki en büyük hapishanelerden biri olabilir.

Bu anlaşmalar, ICE’ın Minneapolis ve diğer şehirlerde federal ajanlar tarafından tutuklanan binlerce göçmeni gözaltında tutmak için 23 depo kullanma planındaki son gelişmeyi işaret ediyor.

16 Ocak’ta, yerel bir mahkeme dosyasına göre, yönetim Maryland’ın Hagerstown yakınlarındaki bir arazi için 102 milyon dolar ödedi. Bir hafta sonra, hükümet Arizona’nın Surprise kentinde bir depo için 70 milyon dolar nakit ödeme yaptı.

Depo piyasasının sektör ortalamasına yaklaşık olarak uygun olan fiyatlar, şu anda boş olan bu alanların satın alınmasını kapsıyor.

ICE, binaları tuvalet, duş, yatak, yemek ve dinlenme alanları ile donatmak ve ardından bunları gözaltı merkezleri olarak işletmek için şirketlere ödeme yapmak zorunda.

Çoğu başlangıçta e-ticaret dağıtım tesisleri olarak tasarlanmış ve pazarlanmış olan depolar, yönetimin 45 milyar dolarlık göçmen gözaltı tesisleri inşaatı için önemli.

Federal hükümet son haftalarda 20’den fazla şehirde potansiyel yerleri şirketlere gezdirmiş ve en az 15 yerin tercih edilen yerleşim planları da dahil olmak üzere tasarımlarını onlarla paylaşmış.

Bloomberg‘e konuşan kaynaklara göre, bu depoları hapishaneye dönüştürecek şirketlerin, Hagerstown’dan başlayarak ilk mekanlar için tekliflerini göndermeleri istendi.

Örüntü burada da görülüyor: Örneğin Salt Lake City’de, ICE’ın gelecekteki “mega merkez” hapishanesi olarak belirlediği deponun sahibi olan yerel bir aile şirketi olan Ritchie Group.

Şirket, protestocuların ofislerine gelerek baskı yapmasının ardından “söz konusu mülkü federal hükümete satma veya kiralama planı olmadığını” açıkladı.

Kansas’taki depoları gözetim merkezine dönüştürecek tasarımın ihalesini alan KPB Services isimli şirket ise paravan bir şirket gibi görünüyor.

ICE, CoreCivic ve Geo Group gibi özel hapishane şirketleriyle uzun süredir devam eden ilişkilerini kullanarak gözaltı kapasitesini artırdı. Bu şirketler, ICE’ye mevcut hapishanelerindeki ek yataklara erişim imkanı sağladı, yeni tesisler satın aldı ve kiraladı ve kapatılmış tesisleri yeniden açtı.

Bu şirketler, kasım ayında yapılan kazanç açıklamalarında, federal hükümetin talebi halinde toplam 30.000’den fazla yatağı kullanıma sunabileceklerini belirtti.

İngilizler de kazananlar arasında

Birkaç önde gelen İngiltere merkezli şirketin yan kuruluşları da bu kurumlarla aktif sözleşmeler yaptı. İngiliz özel güvenlik şirketi G4S, Ocak 2025’ten bu yana ICE ile 68 milyon dolar değerinde sözleşme imzalamış.

Bu sözleşmeler, esas olarak, gözaltında tutulan kişilere uygulama ve sınır dışı etme operasyonlarında “kara ulaşım hizmetleri” sunmayı kapsıyor.

Londra Borsasında işlem gören Smiths Group’un bir parçası olan ve sınır kontrolü için tarama ve tespit teknolojisi üreten Smiths Detection, Trump’ın ikinci döneminde CBP sözleşmeleriyle 62 milyon dolardan fazla kazanç elde etti.

Smiths, “yasadışı faaliyetleri sınırlayan liman ve sınırlar için tehdit tespiti ve güvenlik tarama teknolojileri sağladığını” söyledi.

Bölgesel aile şirketleri, Cumhuriyetçi bağışçılar, Silikon Vadisi ittifakı

Unpopular Front blogunda ICE ve CBP sözleşmelerinden faydalanan şirketleri daha yakından inceleyen John Ganz, Trump yönetiminin arkasındaki ittifaklara ilişkinde önemli ipuçları sunuyor.

Ganz’a göre halka açık ve risk sermayesi ile finanse edilen birkaç firma olsa da en büyük yararlanıcılar çarpıcı bir örüntü sergiliyor: Hepsi bölgesel, hanedanlık özellikleri sergileyen aile şirketleri ve Cumhuriyetçi Parti’nin önemli bağışçıları.

Ayrıca bu bölgesel şirketler, yasal açıdan şüpheli uygulamalara da karışmışlar. Örneğin, listenin en tepesinde yer alan Fisher Sand & Gravel şirketi, Kuzey Dakota’nın Dickinson kentinde yaşayan Fisher ailesine ait.

Fisher ailesi Cumhuriyetçilere cömert bağışlarda bulunuyor ve Başkan Tommy Fisher, muhafazakâr TV ve radyo programlarına konuk olarak katılıyor.

Fisher şirketinin geçmişinde çevre ihlalleri, şüpheli işgücü uygulamaları ve en önemlisi dolandırıcılık gibi suçlamalar yer alıyor.

2009 yılında, Fisher’ın o zamanki sahibi Micheal Fisher, dokuz adet vergi dolandırıcılığı suçlamasını kabul etti ve 37 ay hapis cezası ile 300.000 doların üzerinde tazminat cezasına çarptırıldı.

Şirketin eski finans müdürü Amiel Schaff ve eski denetçisi Clyde Frank da 2009 yılında ABD’yi dolandırmak için komplo kurmak suçlamasından birer kez suçlu bulundu.

2009 yılında Adalet Bakanlığı ile yapılan anlaşma gereği, şirket toplam 1,16 milyon dolar tazminat, ceza ve para cezası ödemek, şirkette gelecekte dolandırıcılığı önlemek için önlemler almak ve İç Gelir Hizmetleri (IRS) ile vergi beyannamelerinin denetiminde işbirliği yapmakla yükümlü kılındı.

Şirketin bir başka eski başkanı olan David William Fisher ise, 2005 yılında 10 yaşındaki bir çocuğun çocuk pornografisi bulundurmaktan suçlu bulundu ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Suçunu kabul etmesi karşılığında, reşit olmayanların cinsel istismarı suçlamaları düşürüldü ve 30 Nisan 2010 tarihinde serbest bırakıldı.

Ganz’a göre listenin devamındaki SLSCO, CSI Aviation ve Barnard Construction’ gibi şirketler de bu modele uyuyor: bölgesel, az hissedarlı şirketler ve “tabiri caizse ‘politik olarak entegre’” bir yapıya sahipler.

Ganz’ın atıf yaptığı akademisyen Melinda Cooper, özel, adi ortaklık ve aile temelli şirketler ile kurumsal, halka açık ve hissedarların sahip olduğu şirketler arasındaki gerilime işaret ediyor.

Cooper’a göre Trump ile birlikte Beyaz Saray’da da temsilini bulan “aile temelli” kapitalizm, en küçük aile işletmelerinden en geniş hanedanlara kadar uzanıyor ve esasen ikisi arasındaki ittifakla şekilleniyor.

Trump da bu “toplumsal sınıf” ait: iş yapma yöntemleri “gayri resmi”, daha açık bir ifadeyle, çoğu zaman düpedüz suç teşkil eden şirketlerin temsilcisi.

Ganz yazısını şöyle bitiriyor:

“Anduril gibi [Peter] Thiel destekli firmaların varlığını da eklediğinizde, Trump koalisyonunun maddi temelini anlamaya başlarsınız. Bu, aile temelli bölgesel hortumcu sermaye ile savunma ve güvenliğe odaklanan teknoloji sektörünün gerici bir kesiminin ittifakı. Buna ICE’ın Trumpenproleter çetesi ve tüm okuma yazma bilmeyen influencerlar için bir istihdam programı olarak işlevini de ekleyin ve voila, karakteristik olarak bir haraç çetesi olan, reel Amerikan faşizminin sınıf bileşimini elde edersiniz. Bu, tepeden tırnağa bir çete.”

Amerika

Musk ara seçimler için Cumhuriyetçilere 445 milyon dolar bağışladı

Yayınlanma

Milyarder Elon Musk, ABD’de düzenlenecek Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bütçesinin 158 milyon dolarını Teksas’taki Senato yarışına aktaran Musk, Demokrat finansör George Soros’un harcamalarını geride bıraktı.

Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı.

Bloomberg’in haberine göre bu harcama, Musk’ı seçim tarihinin en büyük siyasi bağışçılarından biri konumuna getirdi.

Federal Seçim Komisyonu verilerine göre Musk, yalnızca ekim ayının ilk iki haftasında Cumhuriyetçi adayları destekleyen America PAC adlı siyasi eylem komitesine 77 milyon dolar aktardı.

Musk’ın mali desteği, Demokrat Parti’ye kaynak sağlayan finansör George Soros gibi geleneksel bağışçıların harcamalarını geride bıraktı.

America PAC, Cumhuriyetçi adayların yarıştığı kritik eyaletlerdeki Senato seçimleri için 71 milyon dolar harcadı.

Bu kaynak Ohio, Michigan, Iowa ve Maine eyaletlerindeki yarışların yanı sıra Temsilciler Meclisi’ndeki 30’u aşkın çekişmeli bölgeye dağıtıldı.

En büyük harcama Teksas’taki Senato yarışı için yapıldı

Musk bütçesindeki en büyük payı Teksas eyaletindeki Senato seçimine ayırdı.

Eylül ayında Senate Leadership Fund adlı fona 158 milyon dolar aktaran Musk, bu kaynağın Texas PAC üzerinden Cumhuriyetçi Başsavcı Ken Paxton’a ulaştırılmasını sağladı.

Paxton’ın Demokrat rakibi James Talarico, seçim kampanyasında Musk’ın finansal gücünü gündeme taşıyarak milyarderi “Senato koltuğunu satın almaya çalışmakla” suçladı.

Seçim sonuçları, faaliyetleri federal düzenleyici kurumların denetimine bağlı şirketleri yöneten Musk için önem taşıyor.

SpaceX, Tesla, Boring Company ve Neuralink’in sahibi olan Musk’ın hükümet verimliliği birimindeki (DOGE) görevi, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda Kongre denetimine takılabilir.

The New York Times daha önce Musk’ı “tarihin en büyük Cumhuriyetçi bağışçısı” olarak nitelendirmişti.

Musk da ara seçimlerde partisinin adaylarına en az 100 milyon dolar harcayacağını açıklamıştı.

Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026’da yapılacak.

Seçmenler, 100 üyeli Senato’nun 35 koltuğunu ve 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamını yenilemek üzere sandık başına gidecek, ayrıca 36 eyalette vali seçecek.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

Yayınlanma

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.

ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.

Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.

DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.

Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.

Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.

Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.

Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.

Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.

Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.

McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.

McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.

McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.

Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.

Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.

Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.

Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.

The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.

Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.

The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.

Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.

Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.

Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.

İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.

Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.

ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.

Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.

Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.

Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.

Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.

Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.

Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.

Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.

Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.

Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.

Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.

Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Yayınlanma

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.

ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.

Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.

Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.

Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.

Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.

Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.

Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.

Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.

Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.

Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.

Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı

Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.

Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.

Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.

Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.

Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.

Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English